Moskova'da Yanlış Anlama - Simone de Beauvoir
     ANASAYFA TÜMÜ ROMAN ÖYKÜ DENEME FELSEFE ŞİİR TİYATRO BİYOGRAFİ 4.4.2018




     Editörün Notu:  Beauvoir'ın anlattığı Nicole ve André çifti, hem politik hem felsefi hem de gayet saf biçimde insani tartışmalarıyla hepimizi günün birinde başımıza geleceklerle ve girişebileceğimiz kavgalarla yüzleştiriyor. Gençlik günleri geride kalmış, fiziken değişmiş ve artık daha fazla sorgulamaya girişen ikili, bir dolu umutla SSCB'ye giderken yanlarında belki de önceden birbirlerine açmadıkları soruları da alıyor. (Ali Bulunmaz)
 


Moskova' da Yanlış Anlama
Simone de Beauvoir

'Katıksız bir şimdiki zaman'
Ali Bulunmaz

http://www.cumhuriyet.com.tr/

Simone de Beauvoir'a popülist biçimde yaklaşanlar, onun Jean-Paul Sartre'la yaşadığı büyük aşkı ve aralarındaki tarihi dostluğu öne çıkarır. Ama gelin görün ki Beauvoir, Kıta Avrupası varoluşçuluğunun edebiyat kanadındaki en önemli isimlerinden biri olmasının yanında feminist hareketin de öncüsü bir kalem.

İkinci Cins, Başkalarının Kanı, Mandarinler, Uzun Yürüyüş ile Pyrrhus ve Cineas, Bir Genç Kızın Anıları, Kadınlığımın Hikâyesi ve Sessiz Bir Ölüm'le tüm dünyayı sallayan Beauvoir'ın hayli ilginç bir yapıtı artık Türkçede: Moskova'da Yanlış Anlama. Kitap, Beauvoir'ın uzun bir öyküsü ve yaşlılığa, iletişimsizliğe ve kadın-erkek ilişkilerine yoğunlaşıyor.

"ÇOK GENÇSİNİZ"

Beauvoir'ın 1966'da yazmaya başlayıp ertesi yıl tamamladığı Moskova'da Yanlış Anlama, ani bir karar değişikliğiyle Yıkılmış Kadın derlemesinden çıkarılır ve ilk kez 1992'de yayımlanır. Beauvoir'ın ağırlıklı olarak kadın-erkek ilişkisini anlattığı bu metin, iki cinsin bakış açısı arasındaki farkları yansıtması bakımından da önemli. Hal böyle olunca devreye o yıllardaki politik ortam, sosyal algı ve kimlik kavrayışı da giriyor. İnsanın aklına hemen Beauvoir'ın, 1962-1966 arası Sartre'la beraber sürekli davet edildiği SSCB'ye yaptığı seyahatlerden esinlenmiş olabileceği geliyor. Aslında kitaptaki SSCB eleştirileri, karşı cinse bakış ve yorum farkları bunu destekliyor.

Beauvoir'ın anlattığı Nicole ve André çifti, hem politik hem felsefi hem de gayet saf biçimde insani tartışmalarıyla hepimizi günün birinde başımıza geleceklerle ve girişebileceğimiz kavgalarla yüzleştiriyor. Gençlik günleri geride kalmış, fiziken değişmiş ve artık daha fazla sorgulamaya girişen ikili, bir dolu umutla SSCB'ye giderken yanlarında belki de önceden birbirlerine açmadıkları soruları da alıyor.

André'nin geleceğe ümitli bakmasını sağlayan ayak bastıkları SSCB, aynı zamanda yakın geçmişe dek ona güven vermiş bir ülke. Nicole ise daha çok varoluşsal kaygılar taşıyor; yaşının getirdiği ve kafasında dönüp duran "gelecek" öngörüleri hep hissediliyor. Üstelik André'nin önceki evliliğinden olma kızı Macha'nın varlığı, ister istemez Nicole'ün kendini onunla karşılaştırmasına neden oluyor. Bazen kendini zamanın tam ortasında buluyor bazen de ondan kaçıyor, artık ne kadar yapabilirse. Ama tek gerçek, Nicole'ün ve André'nin "katıksız bir şimdiki zaman"da bulunduğu. Kavga da anlamsızlık silsilesi de çoğunlukla buradan alevleniyor.

O katıksız şimdiki zaman, Nicole'ü sarıp sarmalayan yaş ve vakit mevzusunu sürekli gündeme getiriyor. Her seferinde "çok gençsiniz" denmesi o gerçeği canlı tutuyor: "Genç kalmak hayatiyetini, neşeni, akıl sağlığını korumak demektir. O zaman, yaşlılığın payına düşen de alışılmışın dışına çıkmamak, sızlanıp durmak, beyni sulanmışlık oluyor."

Beauvoir'ın anlatımı, gençlik-yaşlılık, kadın-erkek zıtlığı minvalinde yürüyor. Etrafa serptiği dönemin politik ortamı ve varoluşsal bakış açısı ise konuyu sürekli besliyor. Bu da iletişim ve iletişimsizlik gibi bir ana malzemeyi getirip önümüze koyuyor.

ÖLÜM GELENE KADAR CAN SIKINTISI

Beauvoir, André ve Nicole çevresinde gidip gelen diyaloglarla geçmişe gömülmenin, ileriye gidişin yavaşlamasıyla nasıl belirginleştiğini de göstermeye uğraşıyor. Aslında bahsi geçen iletişimsizliğin kaynağında biraz da bu yer alıyor. Çünkü her ikisini de yoğun biçimde yoklayan eski günler, belli yanlış anlamaları ve geriye dönük sorgulamaları da taşıyor. "Keşke"ler fazlalaşırken "ölüm gelene kadar can sıkıntısıyla geçecek yıllar" gibi cümleler ağızdan dökülüyor, bir zamanlar mutlu eden alışkanlıklar da zincire dönüşüyor; aşk da konuşulanlar da. Yan yana ama yalnız iki insanın birlikteliği; Nicole'ün teşhisi bu: "Ölüm korkusundan daha dayanılmaz olan var olma endişesi."

Beauvoir, öyle diyaloglar kurgulamış ki Nicole ve André arasındaki iletişimsizlik ve yanlış anlamalar dizisi, aslında her ikisinin de birbirine doğru teşhisler koymasını sağlıyor. Çünkü nihayetinde çiftimiz birbiriyle konuşmayı becerebiliyor. Bu da uzaklaşsalar da birbirlerini yeniden keşfetmelerini kolaylaştırıyor.

Beauvoir, ikilinin seyahatini bir bakıma kendilerine yaptığı yolculuk şeklinde oluşturmuş. Dolayısıyla ikisini krize sürükleyen ne varsa aynı zamanda çözüme de götürüyor. Yani sorunları, Nicole'ün ve André'nin birbirini anlamasını sağladığından zenginliğe dönüşüyor. Sonuçta Beauvoir, bu kısa ama yoğun metinde ikilinin özeli gibi algılansa da anlattıklarıyla genel, hatta evrensel temalara yöneliyor.

Moskova'da Yanlış Anlama/ Simone de Beauvoir/ Çeviren: Aysel Bora/ Yapı Kredi Yayınları/ 88 s.


 

Moskova’da Yanlış Anlama

https://ilerihaber.org

Fransız çift Nicole ile Andre’nin, Moskova gezisini anlatan uzun bir öyküden oluşan kitap hem çiftin iç dünyalarına, hem de Avrupalı gözüyle Sovyetler Birliği’ne büyüteç tutuyor. Daha çok Nicole perspektifiyle tanıklık ettiğimiz olaylar, yazar tarafından özellikle iletişim teması ile başlatılıyor.

05-09-2014 11:13
Deniz Dalyan - İleri

Simone de Beauvoir’ın 1965 yılında yazıp, 1968 tarihli derlemesi La Femme rompue (Yıkılmış Kadın) içerisinde yayımlamayı düşünüp vazgeçtiği, Fransa’da ilk kez 1992 yılında, Roman dergisinde okuyucuyla buluşan Moskova’da Yanlış Anlama, geçen ay Yapı Kredi Yayınları tarafından Aysel Bora’nın çevirisiyle dilimize kazandırıldı.

Nicole ve Andre tekrar Moskova’da
Fransız çift Nicole ile Andre’nin, Moskova gezisini anlatan uzun bir öyküden oluşan kitap hem çiftin iç dünyalarına, hem de Avrupalı gözüyle Sovyetler Birliği’ne büyüteç tutuyor. Daha çok Nicole perspektifiyle tanıklık ettiğimiz olaylar, yazar tarafından özellikle iletişim teması ile başlatılıyor.

Nicole ile Andre olgun bir çift, Nicole 60’larında, Andre de ondan aşağı yukarı on yaş daha büyük. Ancak ikisi de sağlıklarına, görüntülerine özen gösteriyorlar. Andre’nin Cezayir savaşından beri mücadele etmediğini anlıyoruz. Ona göre 62’den beri dünyanın içinde bulunduğu durum, mücadelenin boşa gitmesi, Fransız solunun iktidarsızlığı, artık yalnızca can sıkıcı konular.

Andre ve Macha ile SSCB’ye Dair
Andre’nin ilk eşinden olan kızı Macha da bu gezide önemli yer tutuyor; Sovyetler Birliği’nde yaşayan Macha, aktif, baskın ve mücadeleci bir anneye sahip bir kadın olarak başarılı bir profil çiziyor. Babası Andre’ye büyük bir aşkla bağlı ve onunla vakit geçirmekten büyük zevk alıyor. Bunun yanında Nicole’e karşı da oldukça nazik ve içten. 63’teki ziyaretlerinde Moskova’da Macha sayesinde pek çok yere rahatça girebildikleri halde Kırım’a girmeyi başaramıyorlar, çünkü yabancılar alınmıyor. Bir ya da iki yıl sonra yaptıkları bu gezide ise daha çok güçlükle karşılaşıyorlar. Bir bozulma gözlemliyorlar, boş yere uzun süre bekletiliyorlar, pek çok yere gidemiyorlar. Hikâyenin atmosferi bürokrasinin koyu grisiyle (neredeyse Kafkavari diyeceğiz) boyanmış oluyor. Macha ve Andre, bürokratizm üzerine açıkça eleştiriler içeren ironik anekdotlarla, SSCB ve barış, sosyalizmin yarına nasıl uzanacağı, hükümetin tüketim ürünlerini geliştirmek için harcadığı büyük çaba gibi konularda tartışmalar yürütürken, Nicole, 63’teki gelişlerinden bu yana iki katına çıkan taksilerin bile sağlayamadığı – belki de kendisine bir türlü yeterli gelmeyen- “konfor”u düşünürken aslında kendi yaşlılığıyla hatta çöküşüyle yüzleşiyor. Evindeki masasında duran gülleri düşünüp burada hiç gül görmediğine ve neredeyse on gündür müzik dinlememesine hayıflanması da dikkat çekici.

Gençlik ve Yaşlılık Nicole, Macha’nın yanında kendini daha da yaşlanmış hissediyor. Macha’nın sürekli genç olduğunu söylemesi de kar etmiyor. Andre’ye benzerliğine rağmen Macha’nın onun kızı olduğunu zaman zaman unutması, onları bir arada gördüğünde bu genç kadını kıskanması, bunu belli edememesi, Macha’yı çok sevdiği için Andre ile yalnız kalma isteğini dile getirememesi Nicole için gerginliğin daha da artmasına sebep oluyor. 60 yaşında emekli bir öğretmen olarak bir daha giremeyeceği okul kapısını düşünmek de onu hüzünlendiriyor. Yaşlılığıyla yüzleşirken aslında hiç kabullenemediği kadınlığın şimdi tamamen yok olmasıyla onu nasıl katılaştırdığını hissediyor. Bir kocaya ve çocuğa sahip olmak uğruna gerçekleştiremediği hayalleriyle yüzleşiyor. Macha’ya baktığında ise bütün ideallerini gerçekleştirebilecek güçte bir kadın görüyor:

“…Annesi Nicole için zengin bir evlilik, inciler, kürkler hayal ediyordu. Ve savaş başlamıştı. ‘Kızlar yapabilir.’ Nicole öğrenimine devam etmiş, kaderini yeneceğine ant içmişti. Büyük gürültü koparacak bir tez hazırlayacak, Sorbonne’da kürsü sahibi olacak, bir kadının beyninin erkek beyninden aşağı kalmadığını kanıtlayacaktı. Bunların hiçbiri gerçekleşmemişti. Ders vermiş, aktif biçimde feminist hareketlerde yer almıştı. Ama tıpkı öteki kadınlar- sevmediği kadınlar- gibi kocasının, oğlunun, yuvasının onu esir almasına izin vermişti. Macha herhalde kimseye kendini yedirmezdi. Yine de kadınlığını rahatça kabul ediyordu: kuşkusuz on beş yaşından beri kadınların aşağılık kompleksine sahip olmadığı bir ülkede yaşadığı için. Macha açıkça kimseden aşağı olmadığına inanıyordu.” (s.49)

Eleştiri mi? Eleştireni Eleştiri mi? Onca eleştiriye rağmen SSCB’de yaratılan kültürün Fransa’da yaratılan kültüre üstün taraflarının da içtenlikle anlatıldığı hikâyenin asıl sorunsalı olan yanlış anlaşılmaya doğru böyle bir psikolojik gerilim atmosferiyle seyretmesi ve yanlış anlaşılma ile atılan düğümün yazara has bir gerçekçilik ve durulukla çözülmesi, metnin SSCB’ye bakarken kendi koşullarının kısır döngüsünden kurtulamayan Avrupalı aydın konformizmine de bir eleştiri olduğunu söyleyebiliriz.