Tayep Salih

Kuzeye Göç Mevsimi

Tayep Salih



Sayfa 1  - Sayfa 2

Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

28.3.2012

 


 

Editörün Notu:"Kuzeye Göç Mevsimi" Arap Akademisi tarafından 20. yüzyılın en önemli kitabı ilan edilmiştir.  Edward Said kitabı, Joseph Conrad'ın "Karanlığın Yüreği" ile bir hesaplaşma olduğunu söyler.  Conrad Londra'dan yola çıkan  beyaz adamın Afrika'nın derinliklerine yaptığı yolculukta yüzleştiği "karanlık yüreğinin" dehşetini anlatırken, Tayep Salih bu yolculuğu Sudan'dan Kuzeye, Londra'ya çevirir.  Avrupa'nın bin yıldan fazla zamandır taşıdığı "zorbalığın virüsü" güneyin barışsever topraklarına bulaşmış ve bu yolculuk sonucunda bir bumerang misali Londra'yı vurmuştur.


 

TAYEB SALİH

Hazırlayan : Aydan Musal

Afrika ve Arap edebiyatının en önemli yazarlarından Tayeb Salih 1929 yılında Sudan’da Wadd Hamid köyünde doğdu. Hartum Üniversitesinde eğitim gördü. Bir süre ülkesinde öğretmenlik yaptıktan sonra İngiltere’ye yerleşen Salih, uzun bir süre BBC’nin Arapça bölümünü yönetti, ardından UNESCO’da çalıştı. Çok iyi İngilizce bilmesine rağmen romanlarını kendi dilinde kaleme alması direniş kültürünü benimsemesindendir. Sadece dili ile değil seçtiği konularla da direnişi sürdüren Tayeb Salih’in Afrikalı veya Afrikalı Arap olarak toplumsal, dini ve politik kimliğini sergilediği romanları : (“Zeynin Düğünü”,1969), (“The Cypriot Man”,1978), (“Kuzeye Göç Mevsimi”,1966 ), (“Wadd Hamid’in Hurma Ağacı”,1985 ) batıda ses getirmiş pek çok dile çevrilmişti. Sanatçını son eseri “Bandarshah”. Kısa hikayeleri de modern Arap edebiyatının en iyileri arasında sayılan Salih’in Zeynin Düğünü romanından uyarlanan Arapça film 1976 yılında Cannes Film Festivalinde ödüllendirildi.

1976 yılında Beyrut’ta yayınlanan “Kuzeye Göç Mevsimi” 2001 yılında Arap Edebiyatı Akademisi tarafından 20. yüzyılın en önemli romanı olarak ilan edilmiştir.

Salih’in bütün öykü ve romanlarındaki köyün adı Wadd Hamid olarak geçer. Her Arap okurun burayı bildiği söylenir. KGM modern Arap edebiyatının hiçbir zaman değişmeyecek ilk onunda yer almakta ve Ortadoğu’lu aydınların koca bir nesli için bir kült kitap. Son günlerine kadar Londra’da yaşayan yazar kendini inançlı bir Müslüman olarak tanımlıyordu. Darfur’daki sürgün ve cinayetleri açık biçimde yargılayan Salih Sudan rejimine de katı biçimde muhalifti. Salih 2009’da 80 yaşında vefat etti. Bir İskoç’la evliydi, üç kızı var.

KGM KRITİĞİ

Batı literatürüne olduğu kadar klasik Arap yazınına, İslam ve Tasavvuf literatürüne de hakim bir yazarın Doğu- Batı sorununa bakışını yansıtan KGM yoksul bir Sudan köyündeki basit yaşamı, köy halkı arasındaki karmaşık ilişkileri, geleneklerin boğucu baskısını ve bütün bunlarla çevrili bireyin özgürlük anlayışını anlatıyor ; Yedi yıl Avrupa’da eğitim görüp Sudan’a Nil kıyısındaki köyüne dönen anlatıcının, köyde tanıştığı Mustafa Said’in, Said’in karısı Hüsna’nın ve Sudan’ın hikayesini…..

İlk bakışta klasik roman kalıplarında yazılmış ve hikaye anlatımını öne çıkaran bir görünümü var KGM’nin. Oysa klasik romanın ben anlatımı ile yazılan hikayesinde bu biçimin yalnızca geçmişin sömürgeci metinlerinden “Karanılğın Yüreği”ni taklit etmek ve onun ifade ettiği anlayışla hesaplaşmak için kullanıyor Tayeb Salih ; Joseph Conrad’ın “ “KaranlığınYüreği” romanında beyaz adamın Afrika ‘nın derinliklerine bir ırmak üzerinden yaptığı yolculuğu tersine çeviriyor. Edward Said’e göre KGM üçüncü dünya edebiyatının direniş kültürünü yansıtır. İlk olarak dil artık İngilizce değil Arapça’dır, ikincisi yolculuk Sudan’dan Londra’ya doğrudur ve son olarak anlatıcı metropolden değil Sudan’ın bir köyünden konuşmaktadır.

Bu kısa romanın görünürdeki hikayesinden çok daha gerin göndermeleri ve yan anlamları var. Kahramanın kaderinin üçüncü dünya kültür ve toplumunda mücadele veren kamunun alegorik temsiline dönüştüğü bir anlatı. Hikayedeki kişilerin toplumsal sınıf ve katmanları simgelediği ve aydının giriştiği mücadelenin, mücadelenin verildiği mekanla sınırlı olmayıp bütün bir ülkeyi ifade ettiği KGM Sudan’ın özel tarihidir.

Simgelerle yüklenmiş bu sert ve eleştirel romanda hayatın anlamına ulaşamıyor anlatıcı. İntihar eden Mustafa Said ise eski ve yeni arasındaki bir sentezin başarısızlığını simgeliyor. Tayeb Salih yüzeysel bir batılılaşma serüveninin sınırlarını çizmiş ; Sudan’da erkek egemen toplumun ve geleneklerin gücü karşısında Mustafa Said de anlatıcı da aciz kalıyorlar. Bir başka kültüre gecişin acılarını aynı duygularla paylaşıyorlar. Farklı kuşaklardan gelen bu iki erkek benzer bir kimlik kavgası sürdürürlerken yanı başlarındaki Hüsna’ya kaderini kucaklamak düşüyor. Tayeb Salih bireyin uyumlu bir varoluşunun ancak insani değerler etrafında kurulu bir toplumda mümkün olabileceğini vurguluyor.

KGM sömürgecilik deneyiminden geçmiş bir üçüncü dünya ülkesindeki kültürel değişimi ve kimlik meselesini bireylerde yarattığı yurtsuzluk duygusuyla birlikte ele alan yakıcı bir roman..


SUDAN

Sudan ya da resmi adıyla Sudan Cumhuriyeti, Afrika’nın en geniş 3. ülkesi. Başkenti Hartum’dur. Bir Doğu Afrika ülkesi olan Sudan kuzeyden Mısır, kuzeydoğudan Kızıldeniz, doğudan Etiyopya ve Eritre , güneyden Güney Sudan , batıdan Orta Afrika Cumhuriyeti ve Çat, Kuzeybatıdan da Libya ile çevrilidir.

Yaklaşık 1886 milyon km2 lik yüzölçümü ile dünyanın en büyük 16. ülkesidir. Ülke 2011 yılında Sudan ve Güney Sudan olarak ikiye ayrılmıştır. Resmi dil ve eğitim dili Arapça’dır. Halkın çoğunluğu Arapça bilmekle birlikte çoğunluğun anadili Arapça değildir.

Resmi din İslam’dır.

Araplar Afrika’ya girdikten sonra zencilerin yaşadığı Kızıldeniz kıyılarından başlayarak Batı Afrika’ya kadar uzanan geniş bir alana Biladu’s-SUDAN (Siyahlar Ülkesi) adını vermişlerdi. Daha sonra Bilad kelimesi atılarak bu bölgeye sadece Sudan denmiştir.

Mısır’ın 639’da Araplar tarafından fethedilmesinden sonra bu ülkeye yerleşen Müslüman’lar ticaret için Sudan pazarlarına gitmeye başladılar. Sudan’lılar da İslam’ı bu tüccarlar sayesinde tanıdılar. 1517’de Osmanlı Devleti’nin Mısır’ı fethetmesi Sudan’ı da etkiledi. Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa 1821’de”Sudan’ı ele geçirdi. Ancak Mehmed Ali Paşa Sudan’da halkı hiç memnun etmeyen siyaset güttü. Daha sonra İngiliz güçler 1899’da Sudan’ı ele geçirdiler. Sudan 1 Ocak 1956’da bağımsızlığını elde edinceye kadar İngiliz işgalinde kaldı.

Darfur başkent Hartum’un 1300 km batısında bir bölgedir. Su kaynakları ve otlakların paylaşımındaki uyuşmazlıklar 2003 yılında bölgedeki kabileler “ Toro Boro “ ile Sudan hükümeti tarafından kurulan ve desteklenen milis kuvvetleri “Janjavid” arasında çatışmalar başlamıştır. Bu çatışmalarda Darfur nüfusunun üçte biri – yaklaşık 2 milyon insan- zorla yerinden edilirken, yüzbinlerce insan öldürüldü. Halen birbuçuk milyon kişi yerleştirildikleri mülteci kamplarında yaşamaktadırlar.



KUZEYE GÖÇ MEVSİMİ

YAZARIN ÖNSÖZÜNÜN ÖZETİ:

Kitap 1966 Eylül ayında yayınlanmıştır. O günlerde Sudan’da olan askeri rejim devrildi ve bu değişim Sudan’da politik ve kültürel alanda güçlü bir entelektüel enerjiyi açığa çıkardı; burada iki grup hızla öne çıktı. İlk grup KOMÜNİST’ler ikinci grup ise İSLAMCI’lardı. Bu her iki grupta “ Kuzeye Göç Mevsimi” nden hiç hoşlanmadı.

KOMÜNİSTLER ronanın CIA tarafından desteklenen bir dergide yayınlanmasından hiç hoşnut olmadılar. İSLAMCILAR ise romanı yıkıcı, dini aşağılayıcı ve pornografik buldular.

1967 yılında Arap- İsrail savaşından sonra mevcut politik ideolojilere olan görüşler değişti ve daha fazla insan sorular sormaya, şüphelerini açıkça ifade etmeye başladı.

Roman zaman zaman şu veya bu ülkelerde yasaklanır ve bir süre sonra yasak kalkar.

Arap dünyasındaki yayıncılığın durumundan ötürü yazara da devlete de yayınevleri ödeme yapmazlar. Yazara roman şöhret getirir ama maddi bir getirisi olmaz.

Roman bugüne kadar 20 dile çevrildi. İlk tercüme ise Arapça’dan İngilizceye yapıldı.

Londra’da roman hakkında birkaç tanıtım yazısı çıktı; bir tanesi romanı acımasızca bütünlükten uzak bulur ve bu durumu Arap edebiyatının genel zaafı olarak niteler.

Kitap Fransızca basıldığında eleştirmenler, romanı öven yazılar yazdılar.

Rusya’da bir milyon adet basıldı.

Romanın Fransızca ve Almanca baskılarından yazara sınırlı bir maddi getiri oldu.

Şimdi romanı Penguen yayınevi basıyor ve yazarın ilk defa ciddi ve ehliyetli bir temsilcisi oluyor. ( Bizim kitap ise Ayrıntı basımevinde basılmış)

KİTAPTAKİ KİŞİ ADLARININ ANLAMI

SAİD : Yukarı çıkan
BİNTİ : Bayan ( Kadın)
HÜSNA : Daha Güzel
HASNA : Güzel Kadın
MAHMUD: Övülmeye değer
MAHCUB : Örtülü, kapalı, utangaç
MECZUB : Deli


KUZEYE GÖÇ MEVSİMİ
KİTAP ÖZETİ

Romanımızdaki isimsiz “ANLATICI” Londra’dan Sudan’daki köyüne dönüşünde, köyde yabancı bir çehreyle karşılaşır; bu yeni kişi MUSTAFA SAİD’ dir.

Said anlatıcıya diğer köylüler gibi takdirle değil, eleştirici gözle bakar.

Bir gece içki sofrasında Mustafa Said mükemmel İngilizce ile 1nci Dünya savaşı zamanında yazılmış bir savaş şiiri okur. Anlatıcı şaşkındır, onun kim olduğunu öğrenmek ister. Mustafa da geçmişini bir tek ona anlatır. Anlatırken de devamlı olarak “BEN OTHELLO DEĞİLİM,OTHELLO BİR YALANDI” der. ( sf.37; 41; 83 )

Anlatıcı Said’in kendisi gibi çok akıllı, okul hayatında çok başarılı ve İngiltere’de eğitim gördüğünü öğrenir.

Said anlatıcıya İngiliz kadınlarıyla olan aşk maceralarını, onları yalanlarla kendine aşık ettiğini, aşıklarının intihar ettiklerini, İngiliz karısıyla yaşadıklarını ve karısını bıçakla öldürdüğünü anlatır. Londra’da mahkemeye çıkar, 7 yıl hapis yatar. Hapisten çıkışında Hartum’a döner ve dünyayı dolaşır.

Sûkunet bulmak için bir gün vapurla nehre açılır ve seyir esnasında görüp beğendiği Anlatıcı’nın köyüne yerleşir. M.S. köyde toprak satın alır ve Anlatıcı’nın çocukken oynadığı HUSNA ile evlenir, 2 oğlu olur ama hala içindeki fırtına dinmez. Anlatıcı’ya eğer kendisine bir şey olursa (ölürse) karısını, çocuklarını ona emanet ettiğini söyler.

M.S. ölür.

Hüsna’ya Anlatıcı’nın dedesinin arkadaşı VAAD REYİS talip olur. Hüsna evlenmek istemez. Hüsna’yı babası döve döve Vaad Reyis ile evlendirir. ( sf.84) Vaad Reyis Hüsna’ya saldırınca Hüsna, Vaad Reyis’i ve sonra da kendisini bıçakla öldürür.

Hüsna’nın ölümü ile anlatıcı nefretle dolar, Said’den nefret eder.(sf.112-117)Köyün katı, kuralcı geleneklerine ve geleneklerin acımasızlığına çok kızar. ( Sf.76; 77)

Anlatıcı kendini Nil nehrinde bulur. Ölümle hayat arasında araftadır. Hayatı seçer çünkü yerine getirmesi gereken sorumlulukları vardır.

 

KUZEYE GÖÇ MEVSİMİ

KRİTİKLER- AÇIKLAMALAR

Hikayede iki anlatıcı var. İsimsiz “ANLATICI” (sf.13,14,15) ve MUSTAFA SAİD (Sf.27, 28,29,30)

Mustafa hayatının hikayesini Anlatıcı’ya anlatır. Onun ölümünden sonraki hikayenin devamını ise Anlatıcı kendisi anlatır. Her iki karakter de İngiltere’de eğitim alırlar ve Sudan gelenekleriyle yetişirler. Bu da onları birbirine bağlar.

ANLATICI M.S.in köydeki evinin tuğladan yapılmış İngiltere’yi temsil eden odasında Said’i gördüğünü hisseder halbuki, aynada gördüğü kendisinin aksidir. (Sf.112, bir kibrit……)

Edebiyatın sevdiği tekniklerden biri olan ‘doppelganger’ kötü ikiz anlamına gelir. JUNG’un deyimi ile insanın karanlık yanı-gölgesidir.İnsan gölgesi ile mücadele halindedir. Bu çatışma, ölüme kadar gidebilir.Gölgenin ölümüyle,kahraman dürtülerini kontrol altına alır. Kişi hayatı daha iyi kavrar,olgunlaşır.

Bu teknik, karakterin iç dünyasını verir. Bizi insan ruhunun karanlık yanlarıyla karşılaştırır. İnsan psikolojisinin farklı katmanlarına doğru derinleşen anlatılar iyi ve kötü ayrımının sınırlarının nasıl bulanıklaştığını gösterir. İnsan kötülüğü temel bir meseledir. Ötekine atfettiği,dışına atmaya, kurtulmaya, inkar etmeye çalıştığı, lanet gibi yanında taşıdığı bir gerçektir,oysa. İşte böyle bir teknikle yazılmıştır Kuzeye Göç Mevsimi. (Sf.47, Sf 92 – 1,2 / Sf.111, 112 , Sf 50 ;Sf 77)

Daha evvel okuduğumuz ‘Malina’ , ‘Seksek’ , ‘Karanlığın Yüreğinde’ romanlarında da bu teknik kullanılmıştır.

ANLATICININ SÖMÜRGECİLİĞE BAKIŞI: (Sf.49- onlar bizim toprak…)

Anlatıcı yanılıyor. Sömürgecilik geldi mi onu defetmek kolay değildir.Nitekim Sudan’da ve diğer 3ncü dünya devletlerinde şimdi de yeni sömürgecilik yaşanmaktadır.

YENİ SÖMÜRGECİLİK NEDİR?

Yeni sömürgecilikte bir ulus istiklaline kavuşunca , elit yerliler ile batı kapitalizmi bir işbirliğine girerler ve eski sömürgeciler tarafından bu elit gruba imkanlar verilir. Bu elitler batıda eğitim görmüşlerdir. Devletin ekonomik ve politik kontrolü bu elit yerlilerdedir. Bu kişiler kendi özel menfaatleri ve batılı kimliği için Amerika ve Avrupa piyasası ile beraber çalışırlar. (Sf.100-101-99)

Kuzeye Göç Mevsimi adlı kitapta İmparator Sömürgeciliği Mustafa Said’in karakterinde görülür :: 1898 yılında İngiltere Sudan’ı işgal eder, Mustafa ise her anlamda bir emperyalizm çocuğudur. Sömürgeci eğitim sistemi ile yetiştirilir. Okulda çok başarılı olur, İngiltere’ye gider. Bu tahsilin onun sonraki hayatındaki etkileri hiç sorgulanmaz. “Bu olaylar uzun zaman önce oldu “ der. (Sf.29).

Aldığı İngiliz eğitimi ve annesiyle ilişkisi ,Mustafa’nın hareketlerinde ve dürtülerinde, kadınlara davranışında çok büyük etkindir. Mustafa’da ruhsal bölünme ve fikri bölünme vardır ; Lockon’a göre bir bütün olamamıştır. İngiltere’deyken kadınlara imparatorluk seferberliği başlatmış, onları baştan çıkartıp sonra da bir kenara bırakmış. İngiliz kadınlarına karşı zaferlerini ters bir sömürgecilik hareketi olarak görür.

(Sf.83) –Bumerang. İngiliz kadınlarını baştan çıkarmak için İngiliz kadınlarının hayalindeki Afrikalıyı oynar, (sf.41 -1-2-3) odasına Afrika atmosferi verir.(Sf 115 sandal ağacı kokusu) Mustafa’nın İngiliz kadın kampanyası karısı Jean ile doruk noktasına ulaşır. (Sf. 130 – 1-2) “ Aman vermeden”, “ Ben Güneyden..) Onların ilişkisi felaketle son bulur.(Sf 133) Jean Mustafa’yı vahşi katile dönüştürür ama bu Jean’ında hatta Mustafa’nın da sonu olur.

Sömürgeci Avrupa’yı temsil eden Jean (Sf. 127, 128) çalar, yalan söyler, M.S.nin kıymetli eşyalarını kırar, yakar, Mustafa’yı aldatır. Mustafa Said’de sömürgecilerle çalışır. (Sf.55-56 – 2-3-4) , o da işbirlikçidir.(sf.83)

Yerli yeni işbirlikçiler halkı aldatır. (Sf. 99-100-101) Yeni uyanmaya başlayan bir bölüm insan sorular sormaya başlar : “Bize kapitalist ekonominizin hastalığını bulaştırdınız, bize kanımızı emmiş olan ve hala da emen bir avuç şirket dşında ne verdiniz ki?(Sf 57) Bir başkaları “gemiler Nil’e ilk önce ekmek değil,silah taşımak için açıldılar ve demiryolları aslında askerleri taşımak için çalışıyordu…..” dediler. (Sf.83)

Kuzeye Göç Mevsimi’nde anlatılan zulum yalnız sömürgecilikle bitmez.Ata gelenekleride baskıcı, katı ve zulumkardır. TAYEB, ata geleneklerini de şaşırtıcı bir dille eleştirir. Sudan kültürü, halkı zaptıraba almıştır.Hüsna’nın hikayesinde geleneklerin yıkıcılığını görürüz. Köy geleneklerine göre kadın atasının seçtiği ile sorgulamadan evlenmeli. Hüsna’nın talibi Vaad Reis “ kadınların velisi erkeklerdir onlar ne derse o olur” der. (Sf.85)

Anlatıcı’nın yakın arkadaşı Mahcup kadının babası ve ağabeyi karara verdiyse yapacak bir şey olmadığını söyler. Anlatıcı Hüsna’nın evlenmek istemediğini söyleyince Mahcub köydeki hayata göre kadınların erkeklere ait olduklarını ve erkeğin bir ayağı çukarda olsa da erkek olduğunu söyler.

Bizim Anlatıcı’da bu geleneğin çağa uymadığını söyler. Mahcub ile Anlatıcı ters düşerler. Aynı yaştalar ama eğitim ve görgü çok fark ettirir.(Sf.86)

Mustafa Sayid gibi Vaad Reyis de kadınları bir eşya gibi görür (p 70) “ Vaad Reis Kutsal kitabın “”kadınlar ve çocuklar yeryüzündeki yaşamı güzelleştirenlerdir” dediğini söyler.Anlatıcı ise Kur’an’ın “ kadınlar ve çocuklar değil bolluk ve çocuklar” dediğini belirtir.Yani Vaad Reyis işine nasıl geliyorsa, öyle konuşur..

Hüsna’nın ve Vaad Reyis’in ölümü karşısında köylülerin tepkileri, ata geleneklerinin ve sömürgeciliğin benzerliğini ortaya koyar. Köy halkı şaşkındır, kendi ata geleneklerini sorgulayacaklarına kendilerinin dışında bir sorumlu ararlar. Bütün kabahatı Hüsna’da bulurlar. ( Sf. 103 Anlatıcı’nın annesi, Sf 103 Anlatıcı’nın dedesi “ Allah……..” Sf 108 Mahcub-Budağı en…… kuruması için yere bıraktı. Fazla çıkıntılar temizlenir, kurumaya bırakılır.Yani geleneklere uymazsan, Hüsna gibi öl” ((…….

Sömürgeci ideolojisinde de bütün yanlışlar ve yıkıcılık,kendilerine yabancı olandadır.Anlatıcı’nın Sudan’lı arkadaşı üniversitede konferans verirken, İngiliz arkadaşına (Sf 57 “Siz bize kapitalist ekonominizin hastalığınını bulaştırdınız, bize kanımızı emmiş olan ve hala da emen bir avuç kapitalist şirket dışında ne verdiniz ki ) der. Bu Sudan’lı kapitalist sistemin etkilerini dış temsilcilere yükler ama Sudanlı Yeni sömürgecilere ve elit Sudanlıların kazandıklarına bakmaz.

Nefret edilen Batı virüsü,batı teknolojisi köye faydalı olanaklar da getirir.

Anlatıcı köyün ve köyün mimarisinin de değiştiğini görür.( Sf 65 1-2.) Köy artık eskisi gibi değil, o da değişim içindedir.

Anlatıcı’nın büyük babası da değişim içindedir, ama anlatıcı bunun farkında değildir. (Sf 67)” Dedemin zaman zaman bana tekrar tekrar ama her defasında bir şeyler çıkararak veya ekleyerek anlattığı kendilerine özel hikayeler var” der Anlatıcı.

Esasında köy değişecek mi diye düşünülemez, çünkü zamanla her şey değişir, ama nasıl değişecek, esas soru bu..

Köy gelenekçileri, köy geleneklerinin değişmesini asla istemezler. Erkek gelenikçi kendi gücünü korur, hangi adetlerin yeşermesine veya hangi adetlerin kurumasına karar verir. Modern teknoloji kabul görür ama modern kadın asla.

Tayeb Salih, gelenikçilerin ve yeni sömürgecilerin özünde birbirine bağlı olduğunu söyler. Roman, Avrupa İmparator imtiyazlarını halka rağmen kabul eden liderleRi (elit tabakayı) hedef alır. Bu maskeli liderlerin Afrika’yı kirlettiğini söyler. Yerli burjuvaların milliyetçileri kullandığını söyler.

Milli Eğitim Bakanı modern değerlerin virüs olduğunu söyler (Sf.100) Avrupalıları kötüler. Bir burjuvaziye sahip olursak bu Afrikanın geleveği için emperyalizmin kendisinden bile tehlikeli olduğuınu söyler ama, kendisi modern, zengin, multimilyoner hayatı yaşar .

Anlatıcı da yeni sömürgeci diye ima edilir zira Devlet kurumlarında yeni sömürgeciler için çalışır. Mustafa Said emperyal sömürgecilik zamanında İngiltere’ye gider. Sf 34-.(Jean ile tanışmadan önce yaptığım her şey bir önseziydi;onu öldürdükten sonra yaptığım her şey ise bir özür; onu öldürdüğüm için değil,hayatımdaki yalan için). Bu cümle Mustafa Said’in hayatını özetler.Önsezi ile yaptıkları: yalanlar söylemesi insanları kandırmasıdır. Özür olarak da yaptıkları yaşadığı köyü kalkındırmasıdır.(SF 87)

Anlatıcı ise yeni sömürgecilik zamanında Londra’ya gider. Lockan’a göre anlatıcı psikolojik büyümesini tamamlamıştır. ( Sf. 13-14-15) fakat etrafta olan biteni pek iyi irdeleyemez. Her şeyi eskiden olduğu gibi sanır. Mustafa Said ile karşılaşınca ve Hüsna’nın ölümü ile aydınlanmaya başlar. Geleneklerin acımasızlığını anlar. (Sf.108) Anlatıcı artık köye ait olmadığını Görür., Yeni sömürgecilerin ikiyüzlülüklerini (Sf100) devletle çalışan o ve onun gibilerinin devlet idaresinde hiçbir etkisi olmadığını söyler. (Sf.86, 1-2 ) “ Sen kıdemli … “ (Sy 102.. 1 ) “ Benim gibi”.

Anlatıcı karşılaştığı korkunç olayları hiçbir zaman hafife almaz, Nil nehrine girer yüzmeye başlar, bir ara kendini akıntıya bırakmayı düşünür

Ama sonra yaşamaya karar verir. Bu, sembolik yeniden doğuşu olur.Daha evvelki pasifliğini anlar. Yerine getirmesi gereken sorumlulukları vardır. Bu sorumluluklardan biri de hikayesini anlatmasıdır. Romanda hikaye anlatmanın karşıtı olarak sükut gelir. Bu romanda sükut düşünmemeyi veya değişmemeyi simgeler.

Hüsna ile Vaad Reis’in hikayesini köyde kimse anlatmak istemez ancak anlatıcı, bint MECZUBU kandırarak olayı anlattırır. (Sf 104) Anlatıcı köyün örtmek istediği hikayeyi anlatmasının bir ödev olduğunu düşünür. Bu hikaye insanları mücadeleye davet eder. Katı kuralların yıkılması lazım geldiğini anlatır. Bu seçim anlatıcıyı Conrad’ın Marlow’u ile eşleştirir. Bu iki hikayede (Marlow’unkinde ve Tayib’in Anlatıcı’sında gölgelerin yani Kurtz ve Mustafa Said’in temsil ettiklerinin positiv olmadığını belirtir. Mustafa’nın hikayesini okuyan, sömürgecilik sonrası Avrupa medeniyeti görmüş birinin halkının ümit sembolü olmasına rağmen onları sömürgecilikten kurtaramıyabileceğini anlatır.(Sf.34) (SF. 56..3-4). Salih’in anlatıcısı böyle sembol kişilerin tehlikeli olaylar yaratabileceğini açıklar.

Anlatıcı hikayesini anlatıyor ama bu hikayenin kendisi ve memleketi için önemini tam kavramış değil. Romanın sonunda onun için yardım ister. Bu ancak diğerleride olayları anlamak, seçmek ve değişmek için savaşırlarsa olur.

Bu diğerleri kimler ?? Kimlerden Yardım İstiyor??

Kitabın başında seslendiği DOSTLAR VE BEYLER ‘DEN yardım ister (Kadınlar neden yok)!!……..

 
>

Valid HTML 4.01 Transitional

Valid CSS!