Raymond Carver

Katedral
Raymond Carver



Anasayfaya

Eleştiri sayfasına

02.08.2017

  Editörün Notu:  Amerikan Çehov'u olarak adlandırılan Raymond Carver 1980 lerde başlayan “Kirli Realizm” akımının öncülerinden sayılmaktadır.  Bu akımın yazarları eserlerinde daha çok  kaybedenleri, seks düşkünlerini, yalancıları, dolandırıcıları işlerler.  Onların  gerçeklerini, umutlarını, düş kırıklıklarını uyuşturucu, içki, kumar, seks ortamı içinde ele alırlar.  Raymond Carver’ın Katedral adlı eseri de, bu türün önemli örneklerindendir.  Carver okura "Bakmak ile Görmek" arasındaki ayrımı sezdirir.  "Her bakan GÖRÜR mü?; GÖREN bir kör" olabilir mi? sorularını sorar  Öykünün bitiminde sabahlara kadar içilen bir gecenin sonunda gelen aydınlanma sarsıcıdır.   Hikâyede yüzeysel sınırlar içinde kalan bir evlilik ilişkisi, “gören bir körün" soyut dokunuşuyla derinlik kazanır.

 
KATEDRAL

Raymond CARVER
Çev: S. Gökçen EZBER
Notos Kitap Yay. 2007, 40 s.

Semih Gümüş’ün kaptanlığında son derece incelikli seçimlerle yayın dünyamızdaki önemli bir boşluğu doldurmaya aday Notos Kitap Yayınevi 2007 senesini kapatırken bu çizgisine uygun son derece şık bir kitap daha yayımladı.

1970’li yıllardan sonra Amerikan edebiyatına damgasını vuran “Raymond Carver” in “Katedral” isimli kitabından söz ediyorum. Katedral, Notos Kitap Yayıncılığın, (boyutları küçük ama içeriği) “BÜYÜK kitaplar” serisinin beşinci kitabı olarak basıldı.

Kitabın ayrıntılarına geçmeden önce zihnimizi berraklaştırmak adına “Kirli Gerçekçilik” (Dirty Realism) akımı ve bu akımın önemli temsilcisi olarak kabul edilen “Raymond Carver” hakkındaki bilgilerimizi tazelemekte yarar var. Kirli Gerçekçilik akımı genelde, Kuzey Amerika, özelde ise, Amerika Birleşik Devletleri çıkışlı bir akım olarak kabul edilir. 1970 ve 80’li yıllar Kirli Gerçekçiliğin doğduğu ve doruk noktasına ulaştığı yıllardır.

Bu akımın en önemli iki temsilcisinin, Charles Bukowski ve Raymond Carver olduğu söylenir. Bukowski’nin, Kirli Gerçekçilik içindeki yeri, gerek hırçın biçemi, gerekse eserlerinin çoğunda minimalist çizgiden uzak durmuş olması gibi nedenlerle tartışmalıdır. Kimi eleştirmenlerin Bukowski’yi “Beat Generation” çizgisine daha yakın bulması, Bukowski’nin ise bu tür sınıflandırmalarda asla yer almak istememesi durumu daha da tartışmalı hale getirmektedir.

Tobias Wolff , Richard Ford , Frederick Barthelme ve Pedro Juan Gutiérrez ise bu akım çerçevesinde ismi anılan diğer yazarlardır.

Kirli Gerçekçilik akımının ABD’de ve bu tarihlerde ortaya çıkmasının kuşkusuz uzun çözümlemeler gerektiren sosyolojik nedenleri var. Vietnam savaşı, 68 kuşağı ve Hippiler, büyük kentlerde yaşayan yalnız bireylerin açmazları bu çözümlemelerde adı anılan unsurlardır.

Kirli Gerçekçilik akımının temel belirleyici unsuru anlatımda benimsenen minimalist tutumdur. Bu tutum çerçevesinde yazılan eserlerde olabildiğince az karakter yer alır. Kısa cümleler düşüncelerin oldukça yalın bir biçimde anlatılmasını sağlar. Akımın gücü de buradan gelir zaten. Kısa ve çarpıcı bir cümleyi ya da paragrafı okuyan okurun önünde bir anda yeni bir kapı açılır ve açılan bu yeni kapının ardına geçen okur artık geri dönülemez bir noktada kendi düşünceleriyle baş başa kalır.

Yukarıda kısaca anlatmaya çalıştığım etki, eserlerde yer alan az sayıdaki kahramanın varlığıyla daha da etkileyici bir hal alır. Kitaplarda yer alan kişiler genelde yalnızlardır. Gerçek dostları yoktur, büyük kentlerde yaşarlar, dünyaya ait hırslardan uzakta kendi “hazcı” dünyalarının içinde zaman zaman varoluşçu çizgide ilerleyen düşüncelere sahiptirler. Sıkı bir alkol ve sigara tüketicisidirler, ağır uyuşturuculardan uzak dururlar. (Bu akımı, Beatniklerden ayıran temel özelliklerden birisi de budur.)

Raymond Carver ise babası kabul edildiği Kirli Gerçekçilik akımının yukarıda özetlediğim tüm özelliklerini barındıran kitaplar yazmıştır.

Carver, 25 Mayıs 1938 tarihinde ABD’de dünyaya gelmiştir. Kereste fabrikasında çalışan alkolik bir babayla, garsonluk yapan bir annenin ilk çocuğudur. Ayrıca, kendisinden beş yaş küçük bir erkek kardeşi vardır. Carver’in yaşamının ilk dönemleri babasının yaşamıyla önemli benzerlikler gösterir, lise yıllarının ardından kereste fabrikasında çalışmaya başlar ardından evlenir henüz yirmi yaşındayken biri kız biri erkek iki çocuğun babası olarak bulur kendini. Ağır çalışma koşulları altında hayatını daha tahammül edilebilir kılmak için, alkole, sigaraya ve yazmaya sığınmaktan başka çaresi yoktur.

Carver ve ailesi kısa bir süre sonra California’ya taşınırlar. Bundan sonrası Carver için üniversite eğitiminin, yazma atölyelerinin başladığı bir döneme geçişi sağlar. Ardından da Dünya edebiyat tarihine adının yazılmasını sağlayacak önemli eserleri gelmeye başlar. Carver, üretkenlikle geçen yılların ardından akciğer kanserine yakalanır ve 2 Ağustos 1988 tarihinde henüz elli yaşındayken, hayatını kaybeder.

Raymond Carver bir şair ve öykü yazarıdır. Yaşamı boyunca beş öykü kitabı ve altı şiir kitabı yayımlamıştır. Ölümünün ardındansa basılan pek çok derlemesi farklı isimler altında piyasaya sürülmüştür. Robert Altman, Andrew Kotatko ve Ray Lawrence, Carver’in öykülerinden oluşturdukları senaryolarla birer film çekmişlerdir.

Raymond Carver’ın eserlerinin çeşitli ölçütlere göre yapılan derlemeleri dilimize çevrilmiştir. Bu çeviriler şunlardır: Ateşler (Deneme-Şiir-Öykü) – (Adam Yay.) Yüreksöken Hikâyeler - (Karşı Kıyı Yay.) Aşktan Sözettiğimizde Sözünü Ettiklerimiz – (İletişim Yay.)

Fakat günümüzde bu kitapların baskıları kalmamıştır. Bu durum Katedral’in değerini biraz daha artırıyor. Katedral, Raymond Carver’ın yaşamının son yıllarına yaklaşırken yazdığı ve 1984 tarihinde yayımladığı bir öyküdür. Bu nedenle yazarın olgunluk çağı eseri olarak kabul edilebilir. Katedral, (ismi verilmeyen) bir adamın, kadının ve Robert isminde bir körün öyküsüdür. Olaylar, adamın gözünden ve birinci tekil kişi açısından anlatılmaktadır. Bu sayede kahramanın düşüncelerini birinci elden öğrenebilirken, diğerlerinin yaşamlarını ve davranışlarınıysa anlatıcının söyledikleriyle sınırlı kalarak öğreniriz. Bu durum metnin barındırdığı ironiyi artırmaya yardımcı olur. Örneğin, bu kısacık öyküde anlatıcının yaşamıyla ilgili, ismi dâhil, hiçbir bilgi edinemezken karısının ve Robert’in yaşamına dair pek çok detayı öğrenme şansı buluruz. Öyküdeki olaylar kahramanın ve karısının evlerinin yalnızca bir odasında geçiyor, alkol ve sigara yine vazgeçilmezlerden. Bu unsurların Carver öykülerindeki önemli tamamlayıcılardan olduğunu açıklamıştım. Robert, kahramanımızın karısının uzun yıllar öncesinde yanında çalıştığı ve sonrasında yakın dost olduğu birisidir. Umulmadık bir günde çıkıp gelen bu ilginç misafir öykü boyunca verilen ince detaylarla aslında öyküsü anlatılan kahramanların değil, okurların dünyasında önemli değişimlerin tohumlarını ekiyor.

Kitabın içeriğine dair yazmaya devam etmek kitabı henüz okumayanlar için hoş bir durum olmayacağı için içeriğe ilişkin cümlelerimi burada kesip kitabın biçimsel özelliklerine geçiyorum:

Notos Kitap Yayıncılığın basımlarını özenli ve güzel bulduğumu belirtmiştim. Kapak resmi, arka kapak yazısı, künye bilgileri ayrıntıcı kitap kurtlarını tatmin edecek yetkinlikte. Yayınevi ayrıca öykünün ortasına ve sonuna koyduğu iki güzel Raymond Carver fotoğrafıyla baskısını daha da özgün hale getirmeyi başarmış.

Kısacası “Katedral” Raymond Carver ile tanışmak isteyenleri, Carver’ın bir öyküsünü daha okumak isteyenleri kısacası yeni yıla iyi bir öyküyle başlamak isteyenleri kendine çeken bir kitap.

(*):Kitapta “Kör” sözcüğü, görme özürlülere dönük kabalık içeren bir mana içermemektedir, öykünün başkişisinin iç dünyasını bize daha iyi yansıtabilmek için yansıtma amacıyla kullanılmaktadır. Ben de bu nedenle yazı boyunca yeri geldikçe “kör, kör adam” gibi ifadeleri kullanacağım.

31st January 2012, Aylak Lemur tarafından yayınlandı

  Raymond Carver’ın öykülerini okudunuz mu?Semih Gümüş

Raymond Carver’ın öykülerini okudunuz mu?


Carver okumamış olanlarımız, bu dümdüz görünen öyküleri derin yapısına girerek okumaya hazırlanabilir. Çağımızın büyük öykü ustalarından birisini tanımadan bir ömrü geçiremezsiniz.
01.08.2014 07:55


Raymond Carver adını onu yirmi beş yıl önce tanıdığımdan beri hiç durmadan anıyor, öykülerini önüme gelen herkese okutuyor, yeni yazar adaylarına yazarken onu kesinkes okumalarını öneriyor, olanaklar elverdiğince yazdıklarını yayımlıyor ve kendim de nesini bulursam okuyorsam, emin olun bunda bir tuhaflık yok. Raymond Carver böyle bir yazar.

İlk okuduğumda, kısa öykünün Çehov’dan gelen süzülmüş biçiminin günümüzdeki bir temsilcisi olduğunu düşünmüştüm. Öyleydi elbette. Öykünün zaman içindeki kararlı, sabırlı değişiminin 1980’lerdeki örneklerini yazıyordu Carver. Amerikan edebiyatının taşın suyundan öykü çıkaran tutumunun bir yüz yıllık birikimini taçlandırdığını da düşünürsek, Carver’ı daha iyi anlatmış oluruz.

Raymond Carver’ın bütün öykülerini Türkçede Can Yayınları yayımlıyor. Lütfen Sessiz Olur musun, Lütfen? ve Aşk Konuştuığumuzda Ne Konuşuruz kitaplarından sonra, kimilerince en önemli kitabı sayılan Katedral de yayımlandı. Katedral kitabına adını veren uzun öykü daha önce de yayımlanmış ve büyük ilgi görmüştü.

Carver niçin önemli?
Raymond Carver öykülerinin en belirgin özelliği nedir sorusuna, yalınlık diye yanıt veriyorum. Öylesine yalındır ki Carver’ın öyküleri, bugüne dek pek çok okurun bu yalınlıkta öykülerle ilişki kurmakta zorluk çektiğini de gördüm. Yazınsal değer bunun neresinde, diye soranlar da var sanıyorum, ilk okumada belki de yavan geliyor.

Raymond Carver, bir Çehov hayranı olarak öykülerinde tek fazla söze yer vermemeye koşullu bir dil yaratmış. Ne eksik bir sözcük ne de fazla, denir, neredeyse bütün ömrü boyunca bu ilkeye bağlı kalarak yazdı Carver. Bunun pek çok kısa öykücünün anlayışı olduğunu, adeta zorunlu bir kısa öykü ilkesi olarak görüldüğünü biliyoruz. Ne ki bir o kadar da zordur bunu uygulamak. Son kertede yalınlık aynı zamanda yalınkatlığa da götürebilir ki, örnekleri sık görülür.

Bu tuzaktan kurtulmak için herkesin göremediği ayrıntıları görmelisiniz. Daha etkili bir araç bilmiyorum. Carver, hem böyle bir anlatım biçimini seçip hem de neredeyse her öyküsünü ötekilerden ayrı kılmanın yolunu ayrıntıların seçiminde bulmuştur. Sınırları belli, kısıtlı bir hayatın içinden birbirinden apayrı öyküler çıkarmak, sıkmadan her öyküyü merakla okutabilmek, herhalde ustalık gerektirir.

Kısa öykü nereden çıkıp ne anlatır? Önemli ya da önemsiz bir sorun, bir ilişki ya da çatışma, alışılmamış ya da önceden yazılmamış bir durum. Öykünün merkezinde bunlar yer alır ve yazar, bunlar için tasarladığı öyküyü bunları saracak bir hikâyeyle ortaya çıkarır. Carver, hemen her zaman bize önemsizmiş gibi gelen bir sorunu ya da çatışmayı seçtikten sonra, onu, okura çekici gelmesini sağlayacak ayrıntıları kullanarak hikâye eder.

Anlatımda iki öğeye ağırlık verir: anlatıcının bakış açısı ve karşılıklı konuşmalar. Katedral’deki öyküleri bunların nasıl uygulandığını görmek için de bir ders gibi okuyabiliriz.

Carver, öykülerindeki anlatıcıları bir kamera gibi kullanır. Kamera hikâyenin bütününü görebilecek bir noktaya konur ve ne görüyorsa ve görebilirse onu kaydeder, aktarır ve kendini tamamıyla dışarıda tutarken hikâyenin ya da öykü kişilerinin zihnine hiçbir zaman girmez, anlatılana uzak durur.

“Sokak kapısı açıldı ve Bud verandaya çıktı. Gömleğini ilikliyordu. Saçları ıslaktı. Az önce duştan çıkmış gibiydi,” diye aktarır anlatıcı. O sırada Bud’ın aklından neler geçmektedir, onları vermez. Onları Bud kendi iç konuşmalarıyla ya da konuşmalar aracılığıyla dışavurur. Dışarıdan görünen davranışlar ve haller de o kişiyi, kişiliğini anlatacak biçimde seçilir.

Öte yandan, anlatıcı bazen öykü kişilerinin ruh durumunu da vermeye başlar ama Carver bu düzeyde bilinen bir tekniği uygulayarak anlatıcının konumunu bozmadan, onu aslında öykü kişisinin iç dünyasının yerine geçirerek anlatır.

Carver, anlatıcının kişilerin iç dünyalarına müdahale etmesine gerek bırakmayan bir anlatım biçiminin iyi bir uygulayıcısıdır. Yaşananlar dışarıdan, yansız biçimde öyle aktarılır ve öyle ayrıntılarla verilir ki, kişilerin ruh durumlarını ayrıca onların içine girerek vermeye gerek kalmaz. Bunu Carver’ın en önemli özelliklerinden biri olarak belirtebiliriz.

Öte yandan, bu anlatımın anahtarlarından biri olan karşılıklı konuşmalar, bütün öykülerinde olduğu gibi, Katedral’de de önemli işlevler yüklenir. Her zaman olduğu gibi, konuşmalar hem önemlidir hem de öykülerde çok yer tutar. Bir kişinin söyledikleri onu doğrudan anlatırken karşısındaki kişiye de dolaylı olarak ışık tutar.

Carver’da konuşmalar hep çok doğaldır, gerçek hayatta nasıl konuşuluyorsa öyle. Öykülerde ya da romanlarda konuşmaların sahiciliğini, inandırıcılığını sağlamak için doğallaştırma gereği bazen yanlış anlaşılıyor. Evet, konuşmalar doğaldır ama aynı zamanda günlük konuşmanın bütün fazlalıklarından, çapaklarından arındırılmış, süzülmüş biçimde girer öyküye. Yoksa doğallık bütün metni bozacak bir kargaşaya neden olurken edebiyatı yok eder.

Raymond Carver’ın öykülerinin çevirisinde asıl metne bağlılığın bazen yanlış uygulandığını da belirtebiliriz. İngilizce özgün metne bire bir bağlılık, bu kez de Carver’ın öykülerinin Türkçesinin yapay kalmasına neden olabiliyor. Özellikle de konuşmalarda görülüyor bu. Öykü kişisini, ki o da sahici bir insandır, “Yemek yemeli ve hayata devam etmelisiniz, Yemek yemek böyle bir zamanda küçük, iyi bir şeydir,” biçiminde çevirdiğiniz zaman, sözcüklere doğru karşılıklarını vermiş olursunuz belki ama metni Türkçeye kazandırmamış olursunuz. Bu tür çevirilerin Carver öykülerini yer yer yadırgı bir anlatıya düşürdüğü söylenebilir. Bir de sanırım şu var: Raymond Carver öykülerini gerçekten tam anlamıyla içselleştirememiş ve sevememişseniz, ne okurken değerini anlayabilirsiniz ne çevirirken.

“Katedral” öyküsünün pek çok bakımdan bir ders gibi okunması gerektiğini düşünürüm. Hem okurun nitelikli edebiyatın ne olduğunu ve nasıl okunması gerektiğini anlaması için hem yazarın nelerin nasıl yazılması gerektiğini görmesi için. Ben de aklıma geldikçe okurum.

Yazınsal dilin, doğrudan söylerken söylemediklerine yüklenen anlamları taşıyabilme özellikleri, Katedral kitabında en belirgin biçimde “Katedral” öyküsünde görülür. Bu öykü Carver’ın bütün yazarlık veriminin doruk noktalarındandır. Öykünün iki kahramanından birisi olan erkeğin, karısının arkadaşı olarak eve gelen kör adam ile tek yanlı yaşadığı gerilim, hemen akla gelmeyecek, sıradışı ve benzersiz bir ilişki üstüne kurulur.

Raymond Carver okumamış olanlarımız, bu dümdüz görünen öyküleri derin yapısına girerek okumaya hazırlanabilir. Çağımızın büyük öykü ustalarından birisini tanımadan bir ömrü geçiremezsiniz.
 


 

Valid HTML 4.01 Transitional

Valid CSS!