Kasımpatları (Öykü)
John Steinbeck
Çeviri - Memet Fuat

  

Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

 

10.04.2013


 Editörün Notu: Kasımpatları Salinas'ın ücrâ bir kasabasında, kocası ile birlikte neredeyse dünyadan yalıtılmış bir hayat yaşayan Eliza'nın bir gününü anlatır. Hakimiyeti elinde tutan koca, zekası, yetenekleri, güzelliği, cinselliği boşa giden; toplum tarafından hayata seyirci kalmaya itilen genç kadını kendisiyle eş düzeyde tutmaz. O gün tesadüfen çiftliğe çıkagelen tenekeciye örtük bir istek duyan Eliza allak bullak olur. Tenekeci Eliza için, hem cinselliği hem de hiç bir zaman erişemeyeceği "uzakları" ve macerayı simgeler.
KASIMPATLARI

O kış kalın bir sis tabakası tabakası Salirıas vadisini gökyüzünden ve yeryüzünün bütün geri kalan kısımlarından ayırrnış, her yanı kül rengi. bir gömlek gibi sarmıştı. Dağların üzerine bir kapak gibi çökmüş, koca vadiyi 'üstü örtülü bir' tencereye döndürmüştü. Aşağıda, dümdüz uzanan büyük. tarlalarda, sabanların derin izleri görülüyor, bıçaklarla kesilmiş kara toprak,. yol yol maden -gibi parlıyordu.

Salinas ırmağının karşı. kıyısındaki yamaçları kaplayan çiftliklerin, sarı köklerle dolu, tarlaları soluk bir güneş ışığında yıkanıyormuş gibiydiler; ama bu sisli aralık ayında vadide güneş ışığı filan yoktu. Irmak boyunca uzanan sık söğüt ağaçları, sararmış, sivri yapraklarıyla pırıl pırıl yanıyorlardı.

Sessizlik ve bekleyiş günleriydi bunlar. Hava soğuktu. Güney batıdan hafif bir rüzgar esiyordu. Çiftçilere bakarsanız, bu, çok geçmeden, iyi bir yağmurun bastıracağına işaretti. Ama yağmur'la sis bir arada olmaz ki...

Irmağın karşı kıyısında, Henry Allen'in çiftliğinde yapacak pek az iş kalmıştı; ekin 'toplanmış, ambarlara doldurulmuş, beklenen yağmurlar iyice işlesin diye, meyvelikler sürülmüştü. Yamaçların yukarılarında dolaşan hayvanlar tüylenmeye başlamışlardı.

Evin önündeki çiçek bahçesinde çalışan, Elisa Allen aşağılara doğru. baktı, iki adamla pazarlığa girişmiş olan Henry'yi, kocasını, gördü. Traktörü yağmurdan korusun diye yapılmış çardağın altında, ayaklarını küçük Fordson'a dayarnış, konuşuyorlardı. Bir yandan sigara içmekte, bir yandan da makineyi gözden geçirmekteydiler.

Elisa bir an onları seyretti, sonra gene işine koyuldu. Otuz beş yaşındaydı. Yüzü zayıftı, gözleri su gibi berraktı. Bahçe kılığının içinde, vücudu biçimsiz, hantaldı. Bahçe kılığı da şöyle: Gözlerinin üzerine kadar inen siyah bir erkek şapkası, çamurlu pabuçlar, basma bir entari, .onu bütün bütün örten, pamukludan yapılma, koca bir iş önlüğü. Önlüğün dört büyük cebi vardı, içlerine makas, küçük el küreği, çapa gibi şeyleri, çakısını koyar, tohumları doldururdu. Çalışırken ellerini korumak için, kalın, deri eldivenler giyrnişti.

Keskin, güdük bir makasla, geçen yılın kasımpatların dan kalma sapları kesmekteydi. Arada bir traktör çardağındaki adamlara bakıyordu. Yüzü canlı, olgun ve güzeldi. İstekli istekli, kuvvetini sakınmadan çalışıyordu. Kasımpatı sapları, onun çalışmasına kıyasla, çok ince, kesilmesi çok kolay şeylerdi.

Eldiveninin tersiyle gözlerinin üzerine düşen saçlarını geri attı, ve bunu yaparken, yanağını çamurladı. Tam arkasında, dört bir yanı, pencerelerine kadar gelen, kırmızı sardunyalarla çevrili, tertemiz, bembeyaz çiftlik evi yükseliyordu. Görünüşü ile insana, baştan başa iyice süpürülmüş olduğu hissini veren, pencereleri pırıl pırıl silinmiş,
küçük bir evdi. Önündeki basamakların altında papuçların çamurunu temizlemek için demirler vardı.

Elisa traktörün oraya bir daha göz attı. Yabancılar kendi Ford'larına biniyorlardı. Eldivenlerinden birini Çıkardı, kuvvetli parmaklarını, eski köklerin çevresinde büyüyen, taze, yeşil kasımpatı sürgünlerinin arasına daldırdı. Yaprakları aralayıp. sıkış sıkış fışkıran sapların diplerine baktı. Ne bir yaprak biti, ne bir sümüklü böcek, ne
de bir tırtıl vardı. Dikkatli parmakları. bunları, daha çiçekleri sarmadan, yok ederdi.

Elisa kocasının sesiyle sıçradı. Usul usul yanına gelmiş, çiçek bahçesini hayvanlardan korumak için çekilmiş oİan tel parmaklığa dayanmıştı.

«Gene mi onlarla,» diyordu. «Çiçeklerin kuvvetli olacak bu yıl.»

Elisa sırtını gerdi, eldivenini giydi. «Evet. Önümüzdeki yıl kuvvetli olacağa benzerler.» Söyleyişinden ve yüzünün halinden biraz kendini beğendiği anlaşılıyordu. Henry: «Senin elinde bereket var,» dedi. «Geçen yıl yetiştirdiğin sarı kasımpatlarından bazılarının çapı otuz
santimdi. Keşke meyve bahçesinde çalışsan da, öyle büyük elmalar yetiştirsen.»

Kadının gözleri kısıldı: «Belki de yetiştirebilirdim,» dedi. «Elimde bereket olduğu doğru. Annem de öyleydi. Toprağa soktuğu her şey yeşerirdi. Dikmesini-bilen-eller derdi o, iş öyle ellere sahip olmakta.»

«Her neyse, çiçeklerde işe yarıyor, doğrusu.»

«Henry, demin konuştuğun adamlar kimdi?»

«Ha; öyle ya, ben de onu söylemeye "gelmiştim sana. Western Meat Kumpanyasının adamları. Otuz baş öküz sattım,

15

şu üç yaşındakileri. Aşağı yukarı, istediğim fiyatı da aldım.»

Kadın: <<İyi,» dedi. «İşlerin yolunda.»

Adam devam etti: «Düşündüm, bugün cumartesi, Salinas'a gider bir lokantada yemek yeriz, sonra da sinemaya gideriz. Satışın şerefine, ha, ne dersin?»

«İyi,» dedi kadın, «ya, ne iyi olur.»

Henry alaycı bir edayla: «Bu gece boks maçları var,» dedi. «İstersen oraya gidelim.»

Kadın hemen atıldı: «Yok, hayır, hayır, ben boksa .gitmem.»

«Şaka söyledim, Elisa. Sinemaya gideriz. Dur bakayım, şimdi iki. Scotty ile gidip dağdan şu öküzleri indirelim. iki saatimizi alsa, saat beşe doğru gideriz şehre. Yemeği Cominos Otelinde yeriz, beğendin mi, bunu?»

«Elbette beğendim, dışarda yemek yemek olur da, beğenmez "olur muyum?"

«Peki, o halde, şimdi gidip şu atları çıkarayım da, geclkmiyelim.»

Kadın: "«Bu çiçekleri yeni yerlerine dikmek için vak
tim olacak, öyleyse,» dedi.

Kocasının, aşağıda, ambarın yanında, Scotty 'yi çağırdığını duydu. Biraz sonra da, ikisinin, öküzleri aramak için, soluk sarı yamaçlara doğru atlarını 'sürdüklerini gördü.

Kasımpatlarını dikmek için hazırlanmış, küçük, dört köşe, kumlu bir yatak vardı. Kadın el küreğiyle toprağı karıştırdı, alt üst etti, kabarttı. dövüp sıkıştırdı, Sonra, çiçekleri dikmek için, birbirine paralel on karık açtı. Kasımpatlarının eski yatağından taze piçleri söküp elindeki makasla, her birinin yapraklarını, ayrı ayrı, ayıkladı, küçük, düzgün bir küme yaptı.

Bu sırada, yoldan tekerlek gıcırtıları, ağır ağır yürüyen hayvanların çıkardığı sesler geldi. Elisa doğrulup baktı

17

Söğütler, kavaklarla dolu ırmak kıyısı boyunca uzanan yoldan yukarı doğru, garip hayvanların çektiği, garip bir araba geliyordu.Amerikalıların göçmen arabalarına ben zeyen, üstü çadır beziyle örtülü, eski bir yaylı arabayı,  yaşlı, doru bir atla, küçük, kırçıl bir eşek çekiyordu. Sakalları uzamış, iri yarı bir adam arabanın önüne oturmuş, hayvanları sürmekteydi. Arka tekerleklerin arasında, iri bir melez köpek, ağır ağır yürüyordu. Çadır bezinin üstüne, kötü bir yazı ile, çarpık çurpuk harfler yazılmıştı. «Çanak, çömlek, bıçak, makas, çimen makineleri- Tamir Edilir.» İsimler iki sıra halinde yazılmış, altına da tek bir «Tamir Edilir» kondurulmuştu. Siyah boya harflerden aşağı doğru akarak sivri çizgiler yapmıştı.

Elisa, işini bırakıp, her yanı ayrı oynayan bu garip arabanın geçişini seyretmeye hazırlandı. Ama araba geçmedi. Evin hizasına gelince, çarpık tekerleklerinden sesler çıkararak, çiftliğin 'yoluna saptı. Köpek tekerleklerin arasından fırlayıp önden koşmaya başladı. O anda çiftliğin iki çoban köpeği ele, ona doğru fırladılar. Sonra üçü de durdu,
dimdik, titrek kuyrukları, gergin bacaklarıyla, ağır başlı elçiler gibi, hiç acele etmeden, birbirinin çevresinde döndüler, koklaştılar. Kervan, Elisa'nın tel parmaklığının önüne gelip durdu. Melez köpek öbürlerinin sayıca üstünlüğünü görünce, kuyruğu nu kıstı, sırtını. kabartıp dişlerini göstererek, arabanın altına çekildi.

Arabanın üstündeki adam: «Bir coşarsa berbattır 'benim köpeğin kavgası,» dedi.

Elisa -kahkahayı bastı: «Görülüyor. Kaç günde bir coşar?»

Adam da katıldı onun kahkahalarına. «Bazen haftalarca beklemek gerekir,». dedi. Tekerleğin kıyısına basıp aşağı atladı. At ile eşek, susuz kalmış çiçekler gibi, baygın düşrnüşlerdi.

Elisa baktı, kapı gibi bir adam. Saçı sakalı beyazlaşmaya
18

 başlamışsa da yaşlı görünmüyordu. Eski, siyah elbisesi bumburuşuktu, yağ lekesi içindeydi. Kahkahalarının" kesilmesiyle ciddileşmesi bir oldu:  Gözleri koyu renkti, bakışlarında ancak arabacılarla denizcilerde görülen, bir merak vardı. Tel parmaklığın üstüne koymuş olduğu nasırlı elleri çatlak çatlaktı, her çatlak simsiyah bir çizgi olmuştu. Şapkasını çıkardı «Her zaman gidip geldiğim yoldan ayrıldım da, bayan,» dedi. «Bu çamurlu yol, ırmağın karşı kıyısına geçip, Los Angeles'e giden şoseye kavuşur mu?»

EIisa doğruldu, makasını önlüğünün cebine koydu. «Kavuşmasına kavuşur ama, önce epeyce gider böyle, sonra 'bir sığlıkta geçer 'ırmağı. Bu hayvanların kumlarda arabayı çekebileceğini sanmam.»

Adamın sesi kabalaştı. «Şu hayvancıkların neler çekebileceklerini görsen şaşardın.» «Coştukları zaman mı?» dedi -kadın .

O bir an -gülümsedi. «Evet. Coştukları zaman.»

«öyleyse,» dedi Elisa s . «şimdi sen Salirıas'a dönüp şoseyi oradan tutarsan, çok daha çabuk gidersin.»

Adam parmağını tellerin üstünde gezdirdi, teller ses verdi. «Acelem yok, bayan,» dedi. «Her yıl, Seattle'dan San Diego'ya gidiyor, sonra da geri dönüyorum. ömrüm yollarda geçiyor. Gidiş altı ay, dönüş altı ay. iyi havaları kollarım hep.»
 
  Elisa eldivenlerini çıkarıp örılüğünün cebine, makasın yanına soktu. Alnına düşen saçlarını sıkıştırmak için,elini şapkasına götürdü. «Hoş bir hayat olsa gerek,» dedi. adam bir sır verirmiş gibi, parmaklığın üzerine eğildi. «Arabamdaki yazıyı okunuşsunuzdur belki, çanak, çömlek tamir ederim, bıçak, makas bilerim. Yapılacak bir işiniz
varsa....

Kadın hiç düşünmeden: «Hayır, hayır,» dedi. «öyle şeyler yok bizde.» Bakışları sertleşti.

19

«Bu yıl otuz santimlik kasımpatları yetiştirdim.»

Adam parmaklığın üzerine biraz daha yaslandı. «Bak. yolun aşağısında bir kadın biliyorum, hani onunki . gibi bahçe  görmemişsindir. Aşağı yukarı her çeşit, çiçeği var, ama kasımpatı yok. Son uğrayışımda bakır kaplı bir çamaşır teknesini tamir ettim di, zor iştir ama, o da gelir elimden, işte o zaman bana şey dediydi, eğer bir yerlerde güzel kasımpatlarına rastlarsan, bana birkaç tohum alıver, dediydi.»

Elisa'nın gözleri açıldı, coştu: «Kasımpatları ' üzerine pek bilgisi yokmuş,» dedi. «Tohumdan da yetiştirilir ama, şu gördüğün 'filizleri dikmek çok daha kolaydır.»

«Ya!» dedi adam. «Dernek götüremeyeceğim!» Elisa: «Niye götüremeyesin!» diye bağırdı. «Islak kuma dikerim birkaç tane, pekala götürürsün. Kumu hep ıslak tutarsın, köklenir onlar. Sonra kadın çıkarıp istediği yere diker.»

«Ne kadar sevinecek kadıncağız. Demek bu kasımpatları güzel oluyor.»

«Güzel olur, ya, hem de ne güzel olur.» Kadının gözleri parlaktı. Şapkasını çıkardı, koyu renk, parlak saçlarını döktü. «Bir saksıya koyarım onları, alır gidersin. Girsene bahçeye.»

Adam kazıklardan yapılma kapıyı açıp içeri girerken, Elisa, heyecan içinde, iki yanı sardunyalarla sınırlı dar yoldan evin arkasına koştu. Elinde büyük, kırmızı, yepyeni bir saksıyla döndü. Eldivenlerini filan unutmuştu artık.Çiçekleri dikmek için hazırladığı yatağın başına çömeldi, kumlu toprağı, parmaklarıyla kazıp, avuç avuç, saksıya
doldurdu. Sonra hazırlamış olduğu bir küme piçi alarak kumun içine soktu, kıyılarını bastırıp sıkıştırdı. Adam başında duruyordu. «Sana ne yapılacağını anlatayım da, sen de unutma, kadına anlat.» '

«Yok, unutmam.»

21

«Bak, şimdi. Bunlar. bir aya kadar köklenir saksıda. Kadına söylersin, şöyle otuzar santim aralarla, şu gördüğün gibi, besili, güzel toprağa diker bunları.» Bir avuç toprak aldı eline, adama gösterdi. «Çabuk büyür, hemen yükseliverirler. Şunu da unutma sakın. Temmuzda uçlarını kesecek, şöyle topraktan yirmi beş santim yükseklikte olsunlar yeter.»

«Çiçek açmadan mı?»

«Evet, çiçek açmadan.» Bunları anlatırken zevkten bitiyordu kadın. «Gene büyür onlar. Eylülün son günlerine doğru tomurcuklar başlar.»

Kadın sustu, şaşkınlaştı. Anlatmak istediği şeyi anIatamayacağından çekinir gibiydi. «Asil o tomurcuklar bakım ister,» ' dedi. «Nasıl anlatacağımı bilemiyorum.» Adamın. gözlerinin içine baktı, ağzı aralandı, duyulrnayan seslere kulak vermişti sanki. «Anlatayım, bak,» dedi. «Hiç dikmesini-bilen-eller diye bir şey duydun mu?»

«Duydum diyernem, bayan.»

«Bak, insanın ne hissettiğini anlatayım sana. 'I'omurcukları ayıklarken olur bu. Bütün iş parmaklarının ucundadır. Sen sadece seyredersin onları. Kendi kendilerine işler parmakların. Açıkça hissedersin bunu. Tomurcukları ayıklar. ayıklarlar. Hiç yanılmaz onlar. Çiçeklerle karışır, çiçeklerle bir olurlar. Anlıyor musun? Senin parmaklarınla çiçekler. Kollarında hissedersin bunu. Onlar ne
yapacaklarını bilirler, hiç yarılmaz onlar. Açıkça hissedersin bunu. Bir kere bu hale geldin mi, yanlış bir iş yapamazsın artık. Bilmem anlıyor musun? Anladın mı ne demek istediğimi?»

Çömeldiği yerden adama bakmaktaydı. Göğsü hızlı hızlı inip kalkıyordu. .

Adamın gözleri kısıldı. Uzaklara baktı. Bile bile yapmıştı bu hareketi. «Belki anlıyorum.» dedi. «Bazı geceler, arabada ... »

22

Elisa'nın sesi, boğulmuştu, Onun sözünü kesti: «Ben serıirıki gibi bir hayat yaşamadım hiç, ama ne demek istediğini anlıyorum. Gece, karanlıkta, yıldızların uçları sivri sivri, sessizlik. Yükseliyor, yükseliyorsun. Yıldızlar; bütün, içine doluyor. Tıpkı öyle, değil mi? Iİık, canlı, güzel.»

Çömeldiği yerden, adamın yağlı' pantolonuna, bacaklarına doğru uzandı. Parmakları kumaşa değdi değecek.birden eli toprağa düştü. Bir yavru köpek gibi büzüldü, ,Adam: «Gerçekten güzeldir,» dedi. «Tıpkı anlattığın 'gibi. Ama karnı aç oldu mu insanın, hiç tadı kalmaz.»  Kadın hemen ayağa kalktı, dimdikti, yüzünden utarıdığı anlaşılıyordu. Saksıyı adama uzatıp, kollarının arasına bıraktı. «işte,» dedi. «Arabana koy bunu, oturduğun yere; hep gözünün önünde olsun. Bakayım, sana bir şeyler bulabilir miyim içerde!»

Evin arkasında, üst üste yığılmış maden kapların arasında, iki tane eski, delik deşik alüminyum terıcere buldu. Onları getirip, adama verdi. <<İşte, belki bunları tamir edebilirsin.»

O birden değişiverdi. İş adamı/tavrını takınmıştı. «Yepyeni yaparım ikisini de.» Arabasının arkasına minik bir örs çıkardı, yağlı bir alet kutusundan ufak bir çekiç aldı. Elisa bahçe kapısından çıkıp onu seyretmeye geldi. Adam hafif vuruşlarla ezikleri düzeltmeye başlamıştı. Bileğine güvendiği yüzünden okunuyordu. İşin zor bir yerine gelince alt dudağını ısırdı.

Elisa: «Bu arabada mi yatıyorsun?» diye sordu . . «Arabada, bayan. Ne yağmur, ne güneş, bey gibi yatarım bunun içinde.»

«Ne hoş olur, kim bilir,» dedi kadın. «Kim bilir ne hoştur. Bu gibi işleri kadınlar da yapsın isterdim.«öyle pek 'kadınlara göre bir hayat değildir, bayan.» Elisa'nın üst dudağı aralandı, dişleri gözüktü, «Ner-
den biliyorsun? Neye' dayanarak söylüyorsun bunu?»

23


«Ne bileyim, bayan. Söyledim öyle, Bir bildiğim yok. İşte tabaklar oldu. Yenisini almazsın artık.»

«Kaç para?»

«Elli sent yeter. Hem ucuz, hem de iyi yaparım ben. O yüzden de şose boyunca bir sürü müşterim vardır.»  Elisa evden elli sent getirip adamın avucuna bıraktı.

«Günün birinde karşıma bir rakip çıkarsa şaşırma,s dedi. «Ben de makas bilerim,• tencerelerin eziklerini düzeltirim. Sana bir kadının neler yapabileceğini göstermek isterdim.» Adam çekicini yağlı kutuya koydu, örsü içeri itti.

«Bir kadın için çok yalnız bir hayattır bu, bayan. Geceleri arabanın altında hayvanlar gezinmeye başladı mı" ödü kopar insanın.s Eşeğin beyaz sağrısına dayanarak arabanın, oku üzerinde yükseldi, yerine oturdu, dizgirıleri eline aldı. «Teşekkür ederim, bayan,» dedi. «Senin dediğin gibi yapacağım, geri dönüp Salinas şosesini tutacağım.»

<~Eğer oraya varman uzun sürerse, kumu ıslamayı unutma.»

«Kumu mu? Hangi kumu? Ha, öyle ya! Kasımpatlarının kumunu demek istiyorsun. Elbette; elbette.» Dilini şaklattı. Hayvanlar neşeyle koşumlara asıldalar. Melez kö- "pek iki arka tekerleğin arasında yerini aldı. Araba döndü, çiftliğin yolundan ırmak boyunca uzanan yola doğru ilerledi, geldiği yana saptı.

Elisa tel parmaklığın önünde durmuş, kervanın gidişini seyrediyordu. Omuzları dimdik, başını geri atmış, göz-" leri yarı kapalı. Arabayı bir hayal gibi" görüyordu. Dudaklarında sessiz kelimeler dolaştı: Güle güle, güle 'güle. Sonra fısıldadı: «Işıklı bir yol bu. Bir parıltı var orada.» Fısıltısının sesiyle kendine geldi. Bir duyan oldu mu diye
çevresine bakındı. Sadece köpekler duymuştu. Tozun içinde yatıyorlardı, kafalarını ona doğru kaldırdılar, sonra çenelerini yere koyup uyuklamaya devam ettiler. Elisa arkasına dönerek hızla eve koştu.

24

Mutfakta, sobanın arkasına. uzanıp, su haznesini yokladı, öğle yemeği hazırlanırken ısınmış olan su, daha soğumamıştı, Banyoya geçti, toz toprak içindeki. elbiselerini çıkarıp köşeye fırlattı. Sonra bir süngerle, bacaklarını, kc.lçalarmı, belini, göğsünü, kollarını bastıra bastıra sildi. Derisi kızardı, kabarcık kabarcık oldu, Kurulanınca, ya-:
tak odasında aynanın önüne geçti, vücudunu seyretti. Karnını içeri çekti, göğsünü ileri çıkardı, Döndü, omuzunun üzerinden arkasına baktı.

Sonra hiç acele etmeden giyinmeye başladı. En yeni iç çamaşırlarını, en iyi- çoraplarını, güzelliğini olduğu gibi ortaya çıkaran.kendisine en çok yakıştırdığı elbisesini giydi. Saçlarını uzun uzun taradı, kalemle kaşlarını çekti, dudaklarını boyadı.

Daha işini bitirmemişti ki: hayvanların gürültüsünü ve onları çitiri içine sokan Henry ile yardımcısının seslerini duydu. Bahçe kapısı güm diye kapanınca, Henry'yi karşılamıya hazırlandı.

Sundurmada ayak sesleri duyuldu, Kocası: «Elisa nerdesin?» diye bağırarak eve girdi.

«Odamdayım, giyiniyorum. Daha bitmedi işim, Banyoda sıcak su var. Çabuk ol, •geç kalıyoruz.»
 

  Banyodan su sesleri gelmeye başladı. Elisa' adamın koyu renk elbisesini, gömleğini, çoraplarını, boyunbağını yatağın üstüne,- yeni papuçlarını da, onların önüne, yere koydu. Sonra sundurmaya gidip bütün güzelliğini takınarak oturdu. Irmak boyunca uzanan yola' baktı, söğüt ağaçları; ıslak.. sarı yapraklarıyla, kalın, kül rengi sisin altında, güneş ışığından yapılmış, ince bir kuşak gibiydiler.
Bu kül rengi akşamda başka hiçbir renk görülmüyordu.Uzun bir zaman, kıpırdamadan, dimdik oturdu'. Gözünü biIe kırpmadı.

• Henry kapıyı itip dışarı çıktı. Boyunbağını yeleğinin içine sokmaktaydı. Elisa daha bir toparlandı, yüzü gerildi.
25

Henry. durdu; kadına baktı. «Vay, vay, vay,» dedi. «Elisa, çok güzelsin.»

. «Güzel mi? Güzel miyim? Ne demek istiyorsun bu sözünle?» •

Henry şaşırdı. «Ne bileyim, Her zamankinden başkasın, kuvvetli, canlı, neşeli bir halin var.»

«Kuvvetli mi? Öyle ya, kuvvetli. Ne demek istiyorsun bu sözünle?»

Henry şaşkınlık içindeydi. «Kelime oyunu mu yapıyorsun ne?» dedi. «Oyun oynuyor benimle. Dizinin üzerinde bir .danayı ikiye bölecek kadar kuvvetli, sonra da oturup, onu karpuz niyetine yiyecek kadar neşeli görünüyorsun.»

Kadın bir an kendini bıraktı, yüzünü buruşturarak: «Böyle konuşma, Henry,» dedi. «Ne söylediğini bilmiyorsun.» Sonra hemen toparladı kendini, güzelliğini takındı. «Kuvvetliyim,» diye övündü, «Bu kadar kuvvetli olduğumu bilmezdim, doğrusu.»
Henry traktörün durduğu yere baktı, bir an daldı, sonra gözlerini kadının üzerine çevirince, yeniden canlandı. «Otomobili çıkarayım,» dedi. «Sen de paltonu giy.» Elisa eve girdi.  Otomobilin kapının önüne geldiğini,motorunun yavaşladığını duydu, uzun uzun şapkasını giydi. Orasını çekti, ötesini bastırdı. Henry motoru durdurunca paltosunu giyip dışarı çıktı.

Küçük otomobil, ırmak boyunca uzanan, çamurlu yoldan aşağı, kuşları kaldırarak, tavşanları çalılıklara kaçırtarak ilerledi. İki turna, kanatlarını ağır ağır çarparak, söğüt ağaçlarının üzerinden süzülüp, ırmağın. kıyısına indiler.

Elisa yolun ta ilerisinde kara bir leke gördü. Tanıdı o Iekeyi. Yanından geçerken bakmayacaktı, ama ya gözleri dinlemezse! Kendi kendine üzüntüyle fısıldadı: «Onları pekala yolun kıyısına atabilirdi. Bir zorluğu yoktu bu işin hiç zorluğu yoktu.

26

ama atmadı. Atamazdı o saksıyı. Başka hiçbir sebebi yok, atamayacağı için atmadı.» Otomobil  bir dönemeci kıvrılınca kervan önlerinde göründü. Elisa, yanlarından geçerken, küçük arabayı, hayyanları, adamı görmemek için, kocasına doğru döndü. . Bir anda geçti hepsi. Olmuş bitmişti. Arkasına bakmadı. Motorun sesini bastırıp kocasına -duyuracak kadar
bağırarak: «Bu gece ne güzel eğleneceğiz,» dedi.. «Ne güzel bir akşam yemeği olacak»

Henry: «Tamam, gene değiştin,» dedi. Direksiyonu tek eline bırakarak kadının dizini okşadı. «Seni daha sık götürmeliyim böyle gezmelere. ikimiz için de iyi oluyor. Çiftlikte çok yoruluyoruz.»

«Henry, yemekte şarap içelim mi?»

«Elbette içeriz. Hey! Bu iyi işte.»
.
Kadın bir zaman sustu. Sonra: «Henry, bu boks maçlarında birbirlerinin canını yakarlar mı çok?» diye sordu. ",Bazı bazı olur. öyle şeyler. Kırk yılda bir. Niye Sordun?»

«Bıırunları kırılırmış diye okumuştum da -. Göğüsleri bütün. kan içinde kalırmış, eldivenleri kana bulanır, taş gibi olurnuş.»

Adam kadına baktı. «Ne o. Elisa? Böyle şeyler okuduğunu bilmiyordum senin.» Otomobili iyice yavaşlattı, sonra sağa dönüp Salinas köprüsüne girdiler.

«Kadınlar gider mi boks .maçına?»

«Elbette, gidenler oluyor. Ne o Elisa? Gitmek mi istiyorsun yoksa? Hoşlanacağını sanmam ama, eğer istersen götüreyim seni.»

Elisa gevşedi, kanepenin içine bütün bütün bıraktı kendini. «Yok, hayır,. hayır .. gitmek istemem, istemiyorum, hiç istemiyorum.» Kafasını öteye' çevirdi. «Şarap yeter,» dedi. «Çok bile.» Kocası görmesin diye paltosunun yakasını kaldırdı - yaşlı bir kadın gibi, sessiz sessiz, ağlıyordu.
27

 

Yeditepe Yayınları1953

>

Valid HTML 4.01 Transitional

Valid CSS!