Carlos Maria Rodriguez Kağıt Ev
Carlos Maria Dominguez

 

Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

06.05.2015

 


  Editörün Notu:  Kitaplar hakkında Borgesvâri bir uzun öykü olan Arjantinli yazar Carlos Maria Dominguez'in "Kâğıt Ev" adlı eseri kitapların insanı nasıl esir alabileceğini esprili bir şekilde anlatıyor. "Kütüphanemde yer kalmadı," diye yakınan kitapseverden, hangi kitap ile hangi müsiğin dinlenmesi gerektiğinden, kütüphanede hangi yazarların yanyana konması yerleştirilmesine kadar pek çok hoş ayrıntıyı okura aktarıyor. Böylece ölen arkadaşına gelen bir kitabın izini sürmek üzere yollara düşen anlatıcı bir polisye tadında olayı çözerken kitapseverleri de mercek altına alıyor.

  Kağıt Ev

Kâğıt Ev Hikayesi – Onur Köybaşı


http://www.insanokur.org

27 Şubat 2015 Aslında Kâğıt Ev’i yazmak için farklı bir giriş düşünüyordum, taki bu sabah yaşadığım olaya kadar.Sevdiğim kitaplar bana her zaman farklı sürprizler hazırladı.Bu sürprizler;bazen kitaba başlarken ya da kitabı bitirip onun hakkında düşünüp araştırma yaparken karşıma çıktı.Kâğıt Ev tam da böyle oldu: Onu bitirip onun hakkında araştırma yaparken karşıma çıktı. Bende yarattığı derin hüznü, gündelik bir dille anlatma içerisine girmemin sebebi,içimde yaşattığı burukluk ve derime kazıdığı kederdir.

Sipariş ettiğim kitaplar birkaç gün önce geldi, aralarında Kâğıt Ev de vardı. Hangisini önce okumalıyım diye düşünürken, bu kitapta karar kıldım.Sabah,ıslatırken yağmur dışarıyı,kitabı önce kahve ardından bir bardak çay eşliğinde bir solukta okudum.Kapağını inanılmaz güzellikte bulmuştum ve kapağı hazırlayan Cem Ersavcı’ya ulaşıp onu tebrik etmek istedim; fakat motosikletiyle geçirdiği trafik kazası sebebiyle aramızdan ayrıldığını öğrendim.Onun ismini şuana kadar hiç duymamış olmanın eksikliği altında ezildim.Ve okuduğum haberle kalbimde doğan hüzne eşlik etmeye başladı yağmur.Sevgili Cem’in bir sözü ile ona teşekkür ederek başlamak istedim yazıma.

‘arkada çok güzel bir dünya var’
Işıklar içinde uyu Cem Ersavcı

“Bazı insanlar kitap okumaz, bazıları okur ve kimileriyse okumakla kalmayıp onlarla birlikte yaşar.”

Arjantinli yazar Carlos Maria Dominguez’in, yayımlandığı her ülkede ilgi uyandıran romanı “Kâğıt Ev”i, Peter Sis’in çizimleri, Seda Ersavcı’nın çevirisi, Cem Ersavcı’nın kapak fotoğrafı ile Jaguar Kitap bizlerle buluşturdu.

“Bir kitap sizin kaderinizi değiştirebilir,bir insan da bir kitabın kaderini değiştirebilir.”

“1998 ilkbaharında Bluma Lennon, Soho’daki bir kitapçıdan EmilyDickinson’ın Şiirler’inin eski bir baskısını aldı ve ilk köşebaşında, tam da ikinci şiiri okumaya başladığında bir arabanın altında kaldı.”diye başlıyor ve bitene kadar yakanızdan düşmüyor kitap.Aslında işin aslı kitap bittikten sonra başlıyor: kitap boyunca yaşadıklarınız ve size hissettirdikleri dönmeye başlıyor etrafınızda, özellikle kitaplar ve onları yazanlar ile aranız iyi ise…Bir şiir ya da bir metin yüzünden bir insanın hayatını kaybetmesi soğuk bir esinti yaratıyor yüzünüzde, betiniz benziniz atıyor sanki.Kitaba ara verip o sahneyi canlandırıyorsunuz gözünüzde. O birkaç saniyelik aradan sonra başka bir benlikle kitaba devam ediyorsunuz.Bir kitap yüzünden hayatını kaybeden bir insan.

Hikaye tam da burada başlıyor;kitap tutkunu olan Carlos Brauer’in ve onun -bir edebiyat profesörü olan- Bruma Lennon’la gizemli ilişkisi ile bu ilişkinin gün yüzüne çıkmasına sebep olan Joseph Conrad.

“Şu kitabı okudu hayatı değişti,bu kitabı okuyunca anlayacaksın,o kitabı bir oku da bak bakalım bir daha eskisi gibi bakabiliyor musun…” vb.bilgelik taslayan,yol gösteren cümleler ile karşılaşmışızdır her zaman. Peki, bir insanın bir kitabın kaderini değiştirdiği, ona etten kemikten bir vücut bürüdüğü yahut tam tersi o kitabı bir yaşam alanına çevirdiğine hiç rastladınız mı?

Kitapların nasıl sıralanacağı konusunda endişeniz oldu mu hiç?Sevdiğiniz yazar/şairleri bir tarafa veya aynı renkli kitapları yahut konularına göre sınıflandırdığınız kitaplar olmuştur muhakkak.İşte Kağıt Ev tam da böyle bir konu eşliğinde giden ama bir yandan da edebiyat yönünden size yol gösteren,gösterirken de örnek vermekten çekinmeyen bir kitap.Tıpkı kitaptaki CarlosBrauer’in edebiyat-kitap tutkusunun hastalıklı boyutu gibi… Kitaplarını sıralarkenkavgalı yazarları yan yana koymadığı, Borges ile GarciaLorca’yı yan yana koymaya cesaret edemediği, Shakespeare’in yanına Marlow’u koyamadığı gibi. Brauer takıntılı bir kitapsever, kitapların üzerine not alıyor, kenarlarını kıvırıyor ve onlarda izler bırakıyor… Bunları yaparken şu cümle ile kendini savunuyor:

“Elime geçen her kitapla sevişiyorum ve onlarda bir iz bırakamazsam orgazm da olamıyorum.” Banyodaki kitapları zarar görmesin diye soğuk suyla duş almaya başlayan,kurduğu ilişkilerkitaplar uğruna bozulan, evini dev bir kütüphaneye dönüştüren ve bu uğurda çokça para harcayan, bir zaman sonra kitapları evine sığmayan daha sonra elektriği suyu olmayan hasır çatılı bir eve taşınan adamın öyküsü.

“İnşa edilen bir kütüphane yaratılan bir hayat demektir, yığılmış kitaplar toplamı değildir asla.”

Birçoğunuza bu kitap aşkı trajik bir son gibi gelebilir ama gördüğümüz ve yaşatılan “son”lardan çok daha onur verici bir son olduğunu söyleyebilirim.

“Çoğunlukla bir kitaptan kurtulmak ona sahip olmaktan daha zordur.”

Kitap okumanın, onu sevip sahiplenmenin nasıl güzel bir hastalık olduğu kitapta vurgulanan en önemli cümlelerden biridir.Kitap sevenler ne demek istediğimi çok iyi anlayacaktır. Bir yolculuk esnasında kitabını yanına alanlar,kitabı ıslandığında üzüntü duyanlar ya da çalındığında öfkeye kapılanlar, ilk baskı tutkunları ya da sayfa kokusunu içine çekip huzur bulanlar…Gösteriş severleri buna katmıyorum; kitabı vitrininde fotoğraflayanlar ya da kapağını bile açmadan sosyal paylaşım sitelerinde yanında kahve veya buna benzer aksesuar ile süsleyip paylaşanlardan hele hiç. Özellikle kopyala yapıştır tarzı paylaşım yapan insanları bu sınıfın ne köşesine ne kenarına dâhil etmiyorum.

Kitapta sanki bir odanın içinde bir konuşmaya şahit oluyorsunuz çoğu zaman, daha çok yakın bir arkadaşınızla kitaplardan, yazarlardan ve tutkunu olunan edebiyattan konuşuyormuş gibi bir hava içine giriyorsunuz ve yazarın size sunduğu edebiyat bilgisinden yararlanırken sürekli kafanızda bir soru var: Bluma ile Carlos arasında nasıl bir ilişki geçti, nasıl bir son beni bekliyor, diye merak yüksek dozda aklınıza işlemeye başlıyor.

Kâğıt Ev, Seda Ersavcı’nın akıcı çevirisiyle Türkçe’ye kazandırılan, Peter Sis’in çizimleri ve Cem Ersavcı’nınkitaba sarılan muazzam kapak fotoğrafı ile kitaplığınızda bulunması gereken bir roman.

Onur Köybaşı

 


 Kitap başa beladır!

Dominguez, kitap tutkunları ile okuma tutkunları arasındaki farklılığa dikkat çekiyor Kâğıt Ev’de.

http://kitap.radikal.com.tr/

Kitap başa beladır! Bütün kitap tutkunları bilir, kitaplarla dolup taşan evlerde yaşamak zordur. Bir zaman sonra kitaplık rafları yetmez, evde boş duvar kalmaz, yatakların ve masaların altı dolar, kitaplar koridora yığılmaya başlar. En zoru da, aradığınız kitabı bir türlü bulamazsınız. Kitap tutkusu ve biriktirme bağımlılığını Enis Batur’un Kitap Evi çok güzel anlatıyordu. Bu hafta okuduğum Arjantinli yazar Carlos Maria Dominguez’in Kâğıt Ev adlı novellası sadece adıyla değil, bir çok açıdan Batur’un kitabını çağrıştırdı.

Kâğıt Ev basit bir hikâyeyle hiç vakit kaybetmeden, birinci satırda başlıyor. Cambridge Üniversitesi’nde İspanyol dili ve edebiyatı bölümünde profesör olan, kırk beş yaşındaki Bluma Lennon adındaki kadın, kitapçıdan Emily Dickinson’ın şiirlerinin eski bir baskısını satın alır. Daha ikinci şiiri okumaya ancak başlamıştır ki köşeyi hızla dönen bir arabanın altında kalarak can verir. Bluma’nın hikâyesi bize bir kitabın aslında ne kadar zararlı olabileceğini gösterir. Bir kitap yüzünden insan bir arabanın altında kalabilir ya da bir kitaptan etkilenerek hayatının yönünü değiştirir. Hemingway çok okuru sporcu yapmış, bazı macera romanları da insanların olmadık maceralara atılmasına neden olmuştur. Başına kitap düşenler, ayağı bir kitaba takılıp bacağını kıranlar da vardır elbette... Dominguez ironiyle beslediği hikâyesinde, kitabın olası zararlarını anlatıyor.

Gizemli posta

Bluma’nın ölümü ardından, bir zamanlar sevgilisi olmuş anlatıcı, onun yerine derslerine girmeye başlar. Bir süre sonra da zarfın üzerinde gönderenin adının yazmadığı bir paket gelir Bluma’ya. Üzerinde Uruguay pulu olan paketten tam da Bluma’nın ölmeden önce üzerine çalıştığı Joseph Conrad’ın “Gölge Hattı”nın eski bir baskısı çıkar. Gizemli kitabın sayfaları çimentoyla yapışmış, okunmaz haldedir ama kapağın içinde Bluma’nın kitabı Carlos adında birine ithaf ettiği okunur. Böylece anlatıcı bu gizemli kitabın neden çimento ile kaplı olduğunu araştırma arzusu duyar ve bir sonraki tatilinde, evine Buenos Aires’e gittiğinde, deniz otobüsüne binip karşı kıyıya, Montevideo’ya giderek gizemi çözmeye çalışır. Öncelikle Bluma’nın kitabı hediye ettiği Carlos’un kim olduğunu bulması gerekir. Bunun için Uruguay’ın başkentinde bir dolu kitap koleksiyoncusuyla tanışır.

Dominguez, kitap tutkunları ile okuma tutkunları arasındaki farklılığa da dikkat çekiyor Kâğıt Ev’de. El yazmalarına ya da ilk baskılara servet harcayan insanların bazen kitabın içeriğinden habersiz olması, ilginç bir saptama. “İki çeşit insan vardır. Açıklamama izin verin: biri, koleksiyoncular. Kendilerini nadir bulunan baskıları (...) veya imzalı seçkin ciltleri toplamaya adayanlar... Hem de bu sayfaları sadece güzel bir nesneye, pahalı bir parçaya bakmak için açacaklardır, başka bir şey için değil. Diğerleri ise okurlar... Hayatları boyunca kütüphanelerine sadece önemli eserleri koyarlar.”

Ayrıca Arjantin’de cunta döneminde yasaklanmış kitaplarını yakmak ya da gömmek zorunda kalanların anlatıldığı satırlar çok düşündürücü. “Arjantin’de son askeri diktatörlük döneminde pek çok insan kitaplarını tuvaletlerde, banyolarda yaktı ya da bahçelere gömdü. Adları kötüye çıkan ciltler, tehlike oluşturmaya başlamıştı. Kitaplar ve kendi hayatları arasında bir seçim yapmak zorunda kalan Arjantinliler kitaplarının cellatları olmayı seçtiler. (...) İnsanlığın bir, iki, hatta yirmi yüzyılı geride bırakma, istedikleri takdirde zamanı altetme kapasitesine sahip bu dayanıklı nesnelerle ilişkisi hiçbir zaman masum olmadı. Bu yumuşak, sarsılmaz kâğıt hamuruna insani bir misyon yüklendi.”

Peter Sis’in çizimleri

Kâğıt Ev’i bilgisayar üzerinden pdf formatında okudum ve bu sayede kitapta yer alan Peter Sis’in çizimlerini dilediğim gibi büyüterek inceleyebildim. Gölgelerin içine gizlenmiş bir kuş ya da bir baş gibi detayları görmek ayrıca çok hoşuma gitti. Peter Sis’in resimlerini, çok sevdiğim Turhan Selçuk’un kitabın ruhunu yansıtan çizimleri gibi, tek kelimeyle muhteşem buldum. Kesinlikle kitabın değerini katlayan bir unsur.

Carlos Maria Dominguez’in kendine has alaycı bir dili var. Kâğıt Ev’de ironi dolu bir hikâye anlatıyor. Kitabın çevirisi güzel fakat yazarın dil oyunlarını tam yansıtmıyor; biraz abartılı bir dil, ironiyi daha iyi yansıtabilirdi. Ne de olsa Dominguez kitap tutkusu yüzünden başı belaya girmiş insanların hikâyesini anlatıyor. Dominguez’in anlatı tekniğine gelirsek, biraz sorunlu olduğunu söyleyebilirim. Örneğin bir olayı anlatmaya başladıktan sonra bir hafta önce diyerek başka bir olaya geçiyor ve anlatı böylece biraz ritim kaybediyor. Bu yüzden kitabın kronolojisini biraz karışık buldum. Yine de çok zevkle okunacak bir novella, özellikle kitap tutkunlarının hoşuna gideceğini sanıyorum. 30.01.2015 00:40

  Bir virüs olarak kitap
http://www.sabitfikir.com

Kağıt Ev
Carlos María Domínguez // Çeviri: Seda Ersavcı


İki türlü okumaya elverişli bir metin var elimizde: fazla kurcalamadan yüzeydeki ile yetinebilir ya da ipuçlarının peşinde keşiflere çıkabilirsiniz.

“Çevirmeni ve yayımcısı –eğer böyle bir hakları varsa– bu kitabı Cem Ersavcı’nın aziz hatırasına ithaf eder.” Carlos María Domínguez’in Kâğıt Ev isimli “romancığı” bu ithaf ile başlıyor. Cem Ersavcı’yı geçtiğimiz ağustos ayında bir trafik kazasında kaybettik. Özellikle son 40 yıldır gençlerini öldürmek için her türlü imkanı seferber eden bu devletlü ve devletli toplumsallıkta bu kez sabıkalı oyunculardan trafik sahneye çıkmıştı. Kitabın kapağında o güzel çocuğun, Cem’in çektiği bir fotoğraf var, çevirmen ise ikiz kardeşi Seda Ersavcı, bu da kitabımızın ilk cümlesi: “1998 ilkbaharında Bluma Lennon, Soho’daki bir kitapçıdan Emily Dickinson’ın Şiirler’inin eski bir baskısını aldı ve ilk köşe başında, tam da ikinci şiiri okumaya başladığında bir arabanın altında kaldı.”

Hikaye/kitap bir başka coğrafyada, yazarın asla aklına gelmeyecek bir biçimde bir başka insanlık durumunun parçası haline geliyor. Bir gün önce sıradan bir nesne, kitaplardan bir kitap olan şu kitap, şimdi karşımda tarif edemediğim duygulanımların kaynağı olarak duruyor. Anlatı sayfaların dışına taşıyor, nesnellik kazanıyor; bir sele kapılmış sürükleniyor gibi hissediyorum. Beynime doluşan imgeleri, metindeki referanslarla birlikte oluşan çağrışımları kontrol edip, derleyip toparlayıp anlamlı ve düzgün cümleler haline getirebilme becerisinden yoksunum.

“Kitaplar insanların kaderlerini değiştirir,” cümlesi geliyor üsttekinin ardından. Pek çok benzer cümle vardır, mesela Yeni Hayat’ın ilk cümlesi. Kitaplar insanların kaderlerini çok farklı şekillerde değiştirebilirler. Mesela esir alabilirler. Bu esaretinse iki biçimi vardır: Kitaba ve her türlü basılı nesneye olan olan esaret, ki koleksiyonculuk da denir, ve okuma esareti. İkisinin kesiştiği bir küme de mevcuttur; ancak o kümede bulunan kişi biriktirme bağımlılığından kendisini kurtaramaz ise, o kadar büyük kitap yığınları arasında kalır ki onları düzenlemeye çalışmaktan artık okumaya fırsat bulamaz hale gelir. O keşif duygusu ve keşfin gerçekleştiği andaki adrenalin insanın tüm bedenini ele geçirir; kişinin gözü artık iş, eş, aş görmez olur, bir mecnun gibi basılı matbuatın peşinde dolaşarak tüketir yaşamını. İnsanlar kitapları kullanmaz, kitaplar insanları kullanır; biz tükendikçe yeni kurbanlarını ele geçirirler; eleştirmenin dediği gibi bilirler ki insan tükenmez!

Öte yandan organik bütünlüğümüzün bir parçasıdır düşünce ve kendisi de organik ve fizikidir. Dolayısıyla kitap ile kurduğumuz düşünsel ilişkinin sonucunda fiziksel olarak da değişiriz, benimsediğimiz düşünceler fiziki/organik varlığımızın bir parçası olarak bizi de değiştirir, dönüştürürler: Kitaplar ve düşünceler bir metafor olmanın ötesinde gerçek virüslerdir.

Dinamik tematik düzenleme

“Onun sanat eseriydi bu kütüphane.” Okuyucu ve biriktirici olan pek çok kitapsever için öyledir. Kitapların nasıl düzenleneceği konusu da kitapların sayısı ve çeşidi standart kütüphane sistemlerini kullanmayı gerektirmeyecek kadar az ama yine de bir düzen bulmayı gerektirecek kadar çok olduğunda, ayrı bir keyifli sorun olarak ortaya çıkar. Romanımızın tam merkezi noktalarından birisinde de bu soruya verilmiş fantastik bir yanıt bulunuyor: Dinamik tematik düzenleme. Kitapseverin yaşı ilerledikçe, vefat etmiş kitapseverlerin kütüphanelerinin başlarına gelenler artık gözlerini parlatan bir fırsat olarak değil, pek yakında kendi başına gelecek kaçınılmaz bir kader gibi gözükür. O ağır soru ortaya böylece çıkar: Benden sonra ne olacak bu sanat eserine?

Şiir okurken araba altında kalan Bluma Lennon, Cambridge’de bir akademisyendir. Anlatıcı ise onun yerini alan, sağlığında yatağını da paylaşmış olduğu (ama tek sevgilisi değil) bir arkadaşı, bir başka akademisyen. Bir gün Bluma adına bir zarf gelir okuldaki odasına: “Zarfı açmamla elimin ayağımın birbirine dolaşması bir oldu. Gidip odanın kapısını kapattım ve Gölge Hattı’nın bu eski püskü baskısına bir kez daha baktım. Bluma’nın Joseph Conrad üzerine yazmakta olduğu tezden haberdardım, fakat beni daha çok şaşırtan, kitabın ön ve arka kapaklarının kir tabakasıyla kaplı olmasıydı. Sayfalarının kenarlarında çalışma masasının pırıl pırıl ahşap yüzeyine ince bir toz yayılmasına neden olan çimento kalıntıları vardı.” Ve kapağı açtığında Bluma’nın ithafını görür: “Carlos’a. Çılgın Monterrey günlerinde bana havaalanından havaalanına kadar eşlik etti bu kitap. Cadının teki olduğum ve hemen tahmin ediverdiğim için üzgünüm: Beni asla şaşırtamazsın. 8 Haziran 1996.” Anlatıcımız bu kitabın gizinin peşine düşecektir. Bluma’nın Carlos isimli bir şahsa ithaf ederek verdiği bu kitap neden yeniden ona gönderilmiştir ve bu alışılmadık çimento kaplı halinin nedeni nedir? Carlos kimdir?

Bu arada yazarın, Domínguez’in, kitabı “Büyük Joseph’in anısına” yani Joseph Conrad’a ithaf ettiğini de belirtelim. Yani okuyucu açısından işin içine bir de Conrad ve “Gölge Hattı” öyküsü problemi dahil oluyor. Bu arada kafaları biraz daha karıştırmak için şu ipucunu da fısıldayalım: Domínguez Arjantinli, malum Borges de Arjantinli, ve Conrad’ın bu öyküsü Borges’in de sevdiği ve üzerinde düşündüğü öykülerden. “Gölge Hattı”nı merak eden okur, Can Yayınları’ndan çıkmış olan Üç Deniz Öyküsü kitabını okuyabilir.

Kâğıt Ev’i okuyunca ister istemez Borges’in şu sözleri geliyor akla: “Sanıyorum ki Conrad haklıydı. Gerçekten kimse dünyanın realistik mi fantastik mi olduğunu bilemez, yani dünya doğal bir süreç midir yoksa bir tür düş müdür, bizim diğerleri ile paylaştığımız ya da paylaşmadığımız bir düş.” Domínguez de romanında Conrad’dan şu alıntıyı yapar: “Canlıların dünyası kendi içinde yeterince mucize ve gizem barındırır; bu mucizeler ve gizemler öylesine açıklanamaz bir şekilde duygularımızı ve zihnimizi etkiler ki, hayat mefhumunu neredeyse efsunlu kılar.”

Yine iki türlü okumaya elverişli bir metin var elimizde: fazla kurcalamadan yüzeydeki ile yetinebilir, ya da ipuçlarının peşinde keşiflere çıkabilirsiniz. Keyfinize kalmış. Ben ikincisini yaptım ama hâlâ karayı göremedim, açık denizdeyim.

 Carlos Maria Dominguez'den “Kağıt Ev”

'Bir gün bir kitap okudum ve...' http://www.cumhuriyet.com.tr/

Kitap düşkünü herkes, kitapların bir süre sonra sorun çıkarmaya başladığını bilir. En basitinden, tozlanmalarından tutun, bir süre sonra kitaplıkta yeni kitap koyacak yer bulamamaya kadar bir sürü sorun yaratırlar. Okurların kitaplara karşı tutumu da kişiden kişiye değişir. Kimi okurken satırların altını çizer, sayfaların üzerine bir sürü not alır, kimi altı çizilmiş satırlar görünce dehşete kapılır. Kimi okur, kitabı birilerine ödünç vermek istemez, kimi ödünç verdiği kitaba ismini yazıp kime verdiğini bir kenara not alır, kimi ise okuduğu kitabı kitaplığına bile koymaz, hemen birilerine verir.

Kitaplara dair aklımızı kurcalayanları yazmaya kalksak çok şey yazabiliriz. Kağıt Ev ise kitapların yaratabileceği sorunların en büyüğünden başlıyor: Bluma Lennon, Emily Dickinson’ın Şiirler’ini okurken, bir arabanın altında kalıyor. Temsili bir okumayla, Bluma, bir Dickinson şiiri yüzünden, kitap, edebiyat, metin yüzünden hayatını kaybediyor. Kitapların insan hayatını değiştirdiğini herkes bilir: Siddhartha okuyup Hinduizm’e merak salan birilerini tanımışızdır, yollara düşme isteği duymadan Jack Kerouac okumanın zor olduğunu biliriz, belki yel değirmenleriyle savaşmamışızdır ama Don Quijote’den hepimiz bir şeyler öğrenmişizdir. Kitaplar insanın hayatını değiştirme gücüne sahiptir, kimi zaman tek bir cümle o gün almak zorunda olduğumuz hayati bir kararı etkiler, kimi zaman bir kitap, hayatımızı değiştirir. Fakat bu sefer durum biraz daha farklı. Daha somut, karşı çıkılamayacak kadar sonuçları ortada bir durumla karşı karşıyayız: “Bluma, onu hayattan alıp götürecek olanın yine bu olacağını bilmeden hayatını edebiyata adamış” bir akademisyendir. Bu kelama karşı çıkıp onu bir şiirin değil, bir arabanın öldürdüğü söylense de, “hiçbir şey temsilin dışında vuku bulmaz” diyerek tartışmanın temsili cazibesine kapılanlar da vardır.

KİTAPLARA VE OKUMAYA DAİR BİR YOLCULUK

Kağıt Ev, Bluma’nın ölümüyle başlayan, metne, kitaplara, okuma alışkanlıklarına dair bir kitap. Bluma’nın yaşamını yitirmesinin ardından masasındaki bir zarfta bulunan, üzeri çimento ve kir tabakası kaplı bir kitap üzerinden, kitapların insan hayatına etkisi üzerine ikinci bir hikâyeye, bir kitap düşkününün, bir bibliyofilin hayatının derinliklerine dalarız: Carlos Brauer’in hayatına.

1955 doğumlu Arjantinli yazar Carlos Maria Dominguez, ortaya koyduğu gizemli, üstü çimento kaplı bir kitap üzerinden, bizleri okuma alışkanlıkları ve kitaplar üzerine bir yolculuğa çıkarıyor. Kitabın ilk bölümü, bizleri gizemli bir kitabın peşinde maceralı bir yolculuğa çıkaracağı izlenimi verse de kitabın peşindeki yolculuk, bir kitap üzerinden başlayan, kitaplara ve okumaya dair bir yolculuk.

Bu yolculukta, çimento kaplı kitabın ardında neler yattığına dair merakımız kitap boyunca devam ediyor ve okuma alışkanlıklarına dair birçok şey öğreniyor, okur olarak bizim bile fark etmediğimiz şeyleri, kitabı okurken fark ediyoruz. Bir kütüphanenin boyutu ne kadar önemlidir ya da önemli midir, kitabın altı çizilir mi çizilmez mi, kitap okurken müzik dinlenir mi sorularını soran ve tüm bunlar dışında, edebiyata ve edebi arzulara, yazınsal her türlü maceraya dair birçok soru da sordurtan kısacık bir novella Kağıt Ev.

KİTAPLAR DOLUP TAŞTIKÇA...

Çimento kaplı kitabın sahibi Carlos Brauer bir bibliyofil. Evinde binlerce kitap bulunan takıntılı bir kitapsever. Kitaplar onun yaşamının önemli bir kısmını meydana getiriyor. Birçok kişiye barbarlık gibi gelse de kitapların üzerine not almayı seviyor, kenarlarını kıvırıyor ve kitaplarda izler bırakıyor. Kendi pek amiyane deyişiyle, eline geçen her kitapla sevişiyor ve onlarda bir iz bırakmadan orgazm olamıyor. Sınırı yok Brauer’in. Kitapları evinden dolup taştıkça, banyodaki kitapları zarar görmesin diye soğuk suyla duş almaya başlayan, kitaplar uğruna arkadaşlarını yitiren, bu uğurda çokça para harcayan ve evini dev bir kütüphaneye dönüştüren, bir süre sonra, kitaplar tarafından kapana kıstırılan bir adam.

Brauer’in susuz, elektriksiz, hasır çatılı bir eve taşınan hayatı, bir şehir insanının, her şeyi bırakıp terk-i diyar eylemesinin hikâyesi. Kağıt Ev bizlere kitapların insan hayatını değiştirdiğini daha ilk başta, Dickinson okurken hayatını kaybeden bir akademisyen üzerinden gayet net bir şekilde vermişti. Brauer’in hikâyesi, bu ölümün, kazanın meydana geldiği o ânın, aylara yayılmış bir kopyası gibi sanki.

Brauer’in ve Bluma’nın hayatları, Bluma’nın evinde bulunan kitapla bağlanmıyor sadece. İkisinin arkadaş olduklarını biliyoruz, birinin şu an hayatta olmadığını ve kitap okurken bir araba tarafından ezildiğini biliyoruz. Peki Dominguez, bize bu ikilinin hayatını neden anlatıyor?

KİTAPLAR İNSANLARIN HAYATINI DEĞİŞTİRİR

Kitaplar insanların hayatını değiştirir; karşıdan karşıya geçerken, aniden, sadece kitap okuduğunuz için bir araba tarafından ezilebilirsiniz; buyurun size kitapların insan üzerindeki etkisine dair son derece somut ve gerçek, sonucu ortada olan bir olay. Bluma’nın ölümle sonuçlanan hayatı, bizlere kitabın insanın hayatını nasıl değiştirdiğine dair saniyelik, anlık bir görüntü sunuyor.

Kitaplar insanların hayatını değiştirir; peki bir akademisyenin “şiir yüzünden” ölümü size fazla temsili ve bayağı ve fazla araba çamurluğu yazısı olarak mı geldi? Yani, onu şiir değil araba öldürdü diyenlerden misiniz? O halde, insan hayatına doğrudan etki eden bu kazayı, Bluma’nın ölümünü biraz daha açalım ve bunu Brauer’in hayatına bakarak yapalım. Bluma’yı ister şiirin öldürdüğünü söyleyin, ister bir arabanın...

Brauer’in hayatı, bize bu –temsili?- araba kazasının gelişim sürecini anlatıyor.

Bluma’nın hayatını bir saniyede sona erdiren araba kazasını yıllara yayarsak, elimize, Brauer’in kitaplara olan ve gittikçe patolojik hale gelen düşkünlüğüyle dolu hayatını bulabiliriz. Bluma kitap okur, bir araba tarafından ezilir ve hayatı sona erer. Brauer kitaplara düşkündür, bu düşkünlüğü yüzünden arkadaşlarını kaybeder, garajını kitaplara ayırmak için arabasını satar, banyodaki kitapları hasar görmesin diye soğuk suyla duş almaya başlar. Kitaplar, insanların hayatını değiştirir. Bu bazen anlık olur ve sonuçlarını hemen görürsünüz, bazen, bir karar almanız gerektiğinde, hiç farkında olmasanız da sizin adınıza karar veren bir kitap ya da okuduğunuz bir cümledir.

Kağıt Ev, Seda Ersavcı’nın akıcı çevirisiyle Türkçeleye kazandırılan, Peter Sis’in çizimleri ve Cem Ersavcı’nın, adeta kitabı bekleyen kapak fotoğrafıyla hayat bulan, kitaplığınızda bulunması ve kesinlikle altını çokça ve “barbarca” çizmeniz gereken bir novella.

Çevirmenin ve yayımcısının, kitabı, henüz otuz iki yaşında yitirdiğimiz fotoğrafçı Cem Ersavcı’nın aziz hatırasına ithaf ettiklerini de belirtelim ve sokaklarda, meydanlarda çokça gördüğümüz bu sarışın çocuğu bizlere tekrar hatırlattıkları için teşekkür edelim.

Kağıt Ev/ Carlos Maria Dominguez/ Çeviren: Seda Ersavcı/ 94 s.

 

Valid HTML 4.01 Transitional

Valid CSS!