SOLJENİTSİN KİMDİR?
http://www.haber7.com/haber/20080805/Rusyada-Soljenitsine-veda.php
İkinci Dünya Savaşı sırasında Sovyet ordusunda subayken Stalin'i
eleştirdiği gerekçesiyle tutuklanarak hayatının sekiz yılını
çalışma kamplarında geçiren Soljenitsin, bu sayede edebiyat
alanındaki unutulmaz eserleri için en önemli deneyimi kazanmış
oldu.
İlk kitabı ''İvan Denisoviç'in Hayatında Bir Gün'', 1970
yılında Nobel Edebiyat Ödülüne layık görüldü.
Bundan üç yıl sonra ise ''Gulag Takımadaları'' adlı kitabı
Paris'te yayımlanınca, vatan haini ilan edilip vatandaşlıktan
çıkarılan ve ülkesinden atılan Soljenitsin, ABD'de yaşamaya
başladı ve 20 yıl burada kaldı.
1990 yılında Soljenitsin'in vatandaşlığını iade eden Mihail
Gorbaçov, yazarın Stalin'in totaliter rejimini zayıflatmakta
etkili olduğunu; milyonlarca kişiyi vicdanlarıyla hesaplaşmaya
sevk ettiğini söylemişti.
Sovyet rejiminin çöküşünden sonra 1994 yılında ülkesi
Rusya'ya dönen Soljenitsin, Rusya tarihi ve Rus kimliği üzerinde
çalışmaya devam etti.
Dönüşünden sonra kaleme aldığı Rusya'nın tarihi ve geleceğine
ilişkin makaleleri tartışma yaratan Soljenitsin, 2000 yılında
tamamladığı ''Birlikte 200 Yıl'' adlı eserinde Yahudilerin Rus
toplumundaki yeri ve Bolşevik Devriminde oynadıkları rolü
irdeledi.
İvan'ın bitmeyen günü
Rusya'daki pek çok adi suçlu bugün Soljenitsin'in 'İvan Denisoviç'in bir
günü' adlı kitabına konu olan çalışma kamplarında çile dolduruyor.
Stalin'in Rusya'ya 'mirası' Gulag çalışma
kampları hâlâ insan öğütüyor. Sayıları 10 binlerle ifade edilen
insanların bu kamplarda çalıştığı belirtiliyor. Tek fark siyasi muhalif
değil adi suçlu olmaları
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=25573
LONDRA - 20'nci yüzyılın en başta gelen diktatörlerinden SSCB lideri
Joseph Stalin'in Rusya'ya 'mirası' olan ve komünist dönemin en büyük
utançlarından biri diye gösterilen Gulag çalışma kampları hala insan
öğütüyor. Oxford Üniversitesi Coğrafya Bölümü öğretim görevlisi Dr.
Judith Pallot'a göre Rusya'nın ücra köşelerindeki kamplarda hâlâ on
binlerce mahkûm kabul edilemez şartlarda barındırılıyor, zorla
çalıştırılıyor.
1930'lardan kalma
Dr. Pallot, Ural Dağları'nın kuzeyindeki Perm bölgesinde bulunan Kolva
ve Berezovaya vadilerindeki iki kampta 10 binlerce kişinin kaldığını
söylüyor. 1930'lardan kalma çalışma kamplarındaki tek fark eskiden
Stalin ve komünist liderlere meydan okumaya cüret eden siyasi
muhaliflerin kaldığı bu kampların artık adi suçlulara ayrılması.
Gündelik şartlar en az ünlü Rus muhalif Aleksander Soljenitsin'in 'İvan
Denisoviç'in Bir Günü' adlı kitabında anlattığı kadar kötü. Kampların
olduğu bölgede yılın sıcaklık ortalaması eksi 1 derece. Ekimden mayısa
dek süren kışın ortalama sıcaklık eksi 40 derece. Dr. Pallot böcek
sokmaları yüzünden yaz aylarının 'cehenneme' döndüğünü, mahkûmların
düzenli olarak zorla ormana ağaç kesmeye götürüldüğünü anlatıyor.
Kuzey Kutbunun dibindeki Solovietski Adaları'ndaki çalışma kamplarına
turistik turlar düzenlenirken, bazıların hâlâ kullanılır olması Pallot'u
çok şaşırtmış. İnsanların ceza çekmek için suç işledikleri yerden
binlerce kilometre
öteye gönderildiğini söyleyen Pallot "Bu kamplar kabul edilemez" diyor.
Pallot, Rusya'nın ücra köşelerinde 122 kamp bulunduğunu belirtiyor.
Moskova hükümeti de cezaevi sisteminde bazı sorunlar yaşandığını kabul
ediyor. Ceza hukuku, en küçük suçlar için bile hapis öngördüğünden
hapishaneler dolup taşmış durumda. (The Independent)
Alev Alatlı
Soljenitsin'i anlattı
05 Ağustos 2008 14:24
Alatlı'ya göre Soljenitsin; "Cesur, yüce gönüllü, soylu,
ahlâkçı, muhteşem bir yazar. Dostoyevskî’den bu yana Rusya’nın
en iyi romancısı. İlâhi Komedi’yi gözlemleyen Dante’nin en
gerçekçi rakibi."
Erkam Çam'ın haberi
Soljenitsin 11 Aralık 1918'de Kuzey Kafkasya'daki
Kislovodsk'ta dünyaya geldi. Hem dünya hem de Rus edebiyatının
en aykırı ve en muhalif yazarlarından biri olarak gösteriliyor.
Stalinizm’in en dehşetli yüzünü bizzat kendi tecrübelerinden
yola çıkarak anlattığı "İvan Denisoviç'in Bir Günü" ve "Gulag
Takımadaları" gibi eserleriyle adını dünya edebiyatında
duyurmayı başardı. Fakat dünyada uyandırdığı bu yankı kendi
yurdunda uzun süre bir parya muamelesi görmesine neden oldu.
Sürgünler ve hapislerle geçen bir ömür sürdü...
Türkiye’de Solijenitsin’in yeniden hatırlanmasına vesile olan
isimlerin başında Alev Alatlı geliyor. Alatlı'yı (diğer pek çok
meziyetinin yanında) hem Solijenitsin’in bütün kitaplarını
okumuş ve onun entelektüel perspektifine vakıf olmuş bir yazar
hem de Rusya üzerine ciddi araştırmalar yapmış ve bu suretle de
Solijenitsin’i bütün bir Rusya bağlamında okuyabilmiş bir
tarihçi olarak görmek mümkün...
Solijenitsin’i nasıl bilirsiniz?
- Cesur, yüce gönüllü, soylu, ahlâkçı, muhteşem bir yazar.
Dostoyevskî’den bu yana Rusya’nın en iyi romancısı. İlâhi
Komedi’yi gözlemleyen Dante’nin en gerçekçi rakibi. Nefretin ve
zulmün cehenneme çevirdiği bir cinnet çukurunda telef olan
milyonların hiç değilse insan olduklarının teslim edilmesini
sağlayan, onlara isim veren bir yazar. Bir dünya nöbetçisi.
1918’de, yirmi milyon insanın katledildiği İçsavaş sırasında
doğmuştu. Yaşadıkları düşünülünce doksan yaşını bulmuş olması
başlı başına bir mucizedir. Yakınları “Saşa’yı yaşatan
sorumluluk duygusudur” derlerdi. Kendisi de bir konuşmasında,
“Ölenler göreve çağırıyorlar,” demişti, “Milyonlarca ölü... her
gün, her birisi göreve çağırıyor. Onlar ölü. Sen yaşıyorsun.
Görevini yap. Dünya olan biten herşeyi öğrenmeli. Ölülere görev
borcun var. Görevini yap.” Zamana karşı yarışıyordu: “Bitirmeyi
plânladığım işleri yaşam beklentimle ucu ucuna getirmeye
çalışıyorum.” Korkarım ki, insanlığın son “kâhin-yazar”ıdır.
Bir daha onun gibisi asla gelmeyecek.
Mussolini ve Hitler totalitarizmin (daha doğrusu toplama
kampı düzenlerinin) sembol isimleri olarak tarihe geçtiler.
Fakat Stalin belli bir döneme kadar bu iki isimle aynı minvalde
değerlendirilmedi. Sanıyorum bu durumun değişmesinde ve
Stalin’in bir “toplama kampı babası” olarak ifşa edilmesinde
Solijenitsin’in ciddi bir etkisi oldu. Peki Solijenitsin’in
totalitarizm eleştirisi sadece Stalin ile sınırlı kaldı mı?
-Önce şunu söyleyeyim, Soljenitsin’i bir rejim muhalifi veya
Stalin muarızı olarak değerlendirmek indirgemecilik olur. Zatem
toplama kampları Stalin’le başlayıp, Stalin’le de bitmedi. O’nun
meselesi Rusya’nın ve dünyanın çektiği acılardaki payını idrak
etmeyen, kendilerini ıslah etmeye çalışmak şöyle dursun,
özeleştiri gibi, nedamet gibi kavramları dahi olmayanlardır.
Müthiş bir gözlem yeteneği, olağanüstü hafıza, deneyimlerini
hızla yazıya dökmek becerisi ve tutkunun bileşimi,
Soljenitsin’i siperde, hasta yatağında, muharebenin ortalık
yerinde yazmaya, tarihe kayıt düşmeye yönelten dürtülerdi.
Solijenitsin’in ABD’yi ve onun Vietnam’a yaptığı
müdahaleleri sıhhatli bir biçimde değerlendirebildiğini
düşünüyor musunuz? Başka bir ifadeyle Solijenitsin’in
Sovyetler’e karşı yürüttüğü ateşli muhalefet kendisini ABD’nin
zulümlerine karşı belli noktalarda körleştirmiş olabilir mi?
-Hiç olur mu?! Daha 1974 yılında Harvard Üniversitesinde
yaptığı ağır bir konuşma vardır, Harvard Nutku diye geçer.
(“Eyy Uhnem, Eyy Uhnem” de bulabilirsiniz ) Rusya’da yaşanan
cinnete karşın, Amerikan toplumunu kendi ülkesine örnek
gösteremeyeceğini söylediği ve ağır bir biçimde eleştirdiği
konuşmadır. Batı entelijensiyasının Soljenitsin’den soğumaya
durmasının başlangıcı da bu nutuktur. Nitekim, zaman içinde,
daha doğrusu çıkarlarına hizmet etmeyeceği ortaya çıktığında,
“Rus ayetullahı, Yahudi düşmanı” gibisinden aşağılayıcı sıfatlar
takmaktan da utanmadılar. Soljenitsin’in güncele dönük bir
politikacı değil, dünya nöbeti tutan bir yazar olduğunu
unutmayalım. O’nun ilgilendiği toplumun bütününün ruh haliydi –
bu bağlamda Amerikalıların sınıfta kaldıklarını söylemekten
hiçbir zaman kaçınmadı. Harvard nutkunda, örneğin, “İnsan
yaşamının nihai hedefi, ne serbest piyasa ekonomisi, ne de genel
refah seviyesinin artmasıdır. İster en mükemmel yönetim sistemi,
ister sanayi kalkınma gerçekleştirilsin, bir ulusun manevi
enerjisi tükenmişse, o ulus çökmekten kurtulamaz” derken,
Batıyı uyarmaya çalışıyordu. Amerikalıları gezegenin sonunu
getirmesi mukadder vahşi kapitalizmin olmazsa olmazı “arsız
tüketim”i meşrulaştırmakla suçlayan da Soljenitsin’dir. Arsız
tüketici denilen yaratığın kendisine ‘hak’ olarak belletilen
şeylerden, ne humanizma ne de Tanrı adına feragat etmesinin söz
konusu olmayacağını görüyordu. Durum böyle olunca,
“özgürlüklerin şer lehine bükülmesi kaçınılmazdır’ derdi.
Sizce Solijenitsin için hukuk ve ahlak arasında nasıl
bir gerilim söz konusu? Solijenitsin, toplama kampından hukuka
kaçan adam mı?
Bu sorunuza kendisi cevap versin. Harvard nutkundan:
“Hayatını komünist rejimin egemen olduğu bir ülkede geçirmiş
birisi olarak, size hiçbir nesnel hukuk ölçüsü olmayan bir
toplumun gerçekten korkunç bir toplum olduğunu söyleyebilirim.
Ancak, yegâne ölçüsü yasalardan ibaret olan bir toplum da
insanoğluna layık bir toplum değildir. Yasaların harfi üzerine
bina edilen, daha yükseğini hedeflemeyen bir toplum,
insanoğlunun yüksek kapasitesini değerlendiremiyor demektir…
Yasaların haklı bulduğu birisinden daha başka birşeyler talep
edilemez. Yasaların onayladığı haklılığı kimse sorgulayamaz.
Kimse kimseden yasal haklarından feragat etmesini isteyemez,
insaf telkin edemez. Yasal haklardan isteyerek vazgeçmek,
fedakârlık, kendi çıkarlarını düşünmemek en basitinden saçma
görünür. Gönüllü özveriye hemen hiç rastlanmaz... Yeni bir
enerji türünün kullanımını önlemek üzere haklarını satın bir
petrol şirketi yasal olarak suçsuzdur. Ürünün raf ömrünü
uzatmak için içine zehir katan gıda üreticisi de yasal olarak
suçsuzdur, çünkü insanlar söz konusu ürünü satın alıp almamakta
özgürdürler… Günümüz Batı toplumunda iyilik yapmak özgürlüğünün
kötülük yapmak özgürlüğü ile bir olduğu bir durum
sergilenmektedir…” Dediğim gibi, hal böyle olunca “özgürlüklerin
şer lehine bükülmesi kaçınılmazdır’
Solijenitsin’in din ve geleneğe karşı olan yaklaşımı
nedir?
Soljenitsin’in düşüncesinin özünde, Rusya’nın ve dünyanın
manevi seferberliği yatar. Bundan kastı, yasaların “hak” olarak
tanıdığından “gönüllü feragat” etme hasletidir. Ne gibi,
meselâ, su kullanımı kısıtlayan hiçbir yasa yokken bile
kuraklığı akılda tutup, diş fırçalarken suyun boşa akmasına
seyirci kalmamak gibi. Bu basit örnekte “feragat edilen”
tüketim özgürlüğüdür. Soljenitsin’in deneyimi ona “gönüllü
feragat”ın yasalar, antlaşmalar, Helsinki vb.vb. kriterlerden
üstün ve çok daha bağlayıcı olduğunu göstermiştir. “Gönüllü
feragat”ın kökleri ise dindedir, gelenektedir, örf ve adettedir.
Bu bağlamda, insanoğlunun yüksek kapasitesi
değerlendirilecekse, manevi harcını, dilerseniz, bileşenlerini
ihmal etmemek gerekir – diye düşünür.
Sizi en çok etkileyen romanının hangisi olduğunu ve
neden sizi bu kadar etkilediğini anlatabilir misiniz?
Öyle bir şey yok – yani tek bir roman söz konusu değil. Gulag
Takımadalarını yıllar önce okumuştum ama koyun kaval dinler gibi
okumuştum besbelli, insan işin içine girmeden yazarın neyi
işaret ettiğini, derinliğini anlayamıyor. Rusya’nın başına
gelenleri öğrendikçe, Soljenitsin’den ne bulsam okumaya
koyuldum, makaleler, söyleşiler, tv demeçleri – ne için
çırpındığı gördüm. İnsanlığın yüz akı, aziz bir yaşam, saygı
ile anılacak bir yaşam. Toprağı bol olsun.
|
|
Geçtiğimiz Pazar gecesi “Demir Perde Dönemi”ne
damgasını vuran ilk Sovyet Sistemi Muhalifi edebiyatçı ,düşünür
kalbine yenildi. 89 yaşında Moskova’da vefat eden Alexander
Soljenitzin,
on yedi sene Sibirya’da sürgünde kaldıktan sonra 1962 yılında çıkan
ilk kitabı “İvan Denizoviç ‘in yaşamında bir gün “ adlı kitabıyla tüm
dünyada büyük bir olay yarattı.
Özellikle
Batı basını bu birden bire ortaya çıkan Stalin dönemi Sovyet Sistemi
eleştirisini belki de edebi olmaktan çok siyasi bir platform üzerinde
algılanmasına neden oldu .
Ünlü
eleştirmenler Solzhenitsyn ‘in Tolstoy, Dostoyevski and Çehov kadar
iyi bir yazar olduğu üzerinde görüş birliğine vardılar.Soğuk savaşın
en sert geçen yıllarında batı dünyası ilk kez kültürel bir alana
taşınan detant politikasını tırmandırmaya başlıyordu.
1970 yılında
Nobel Edebiyat ödülüne layık görülen yazarın kırkdan fazla dile
çevrilen kitaplarının otuz milyondan fazla okuyucuyla buluştuğu
bildiriliyor. Nobel ödülünü kazanan yazar Kruşçev ‘in yayınlanmasına
izin verdiği ilk kitabıyla Sovyet rejiminin Pandora ‘nın kutusunu
açılmasına neden olacağını acaba tahmin etmiş miydi ?
Bütün
eserleri Türkçe ‘ye de çevrilen yazar nedense Türk edebiyat dünyasında
pek sevilmedi.Bunun birinci nedeni belki de yazarın siyasallaşan ismi
ve batının tüm gücüyle Sovyet rejimine yüklendiği bir kültür simgesi
haline gelmesiydi.
Türk edebiyat
okuyucusu klasik Rus edebiyatıyla , Bolşevik edebiyatı ve daha sonra
da muhalif Rus edebiyatı arasında bir köprü kuramadı..
Giderek ünlü
Rus yazarın ölümü aradan 24 saat geçmesine rağmen bizim medyamızda
pek yer almadı . Bu da acaba neyin göstergesi ?
Kuzey
Kafkasya’daki Kislovodsk’da 11 Aralık 1918’de dünyaya gelen
Soljenitsin, Sovyet Ordusunda 1939-1945 arasında 4 yıl görev yaptı ve
1942 yılında yüzbaşı rütbesiyle İkinci Dünya Savaşı’na katıldı.
Yayınlanan Kitapları :
-
"Ivan
Denisoviç’in Yaşamında Bir Gün" (1962)
-
"İlk
Çember" (1964)
-
"Kanser
Koğuşu" (1966)
-
"Kırmızı
Tekerlek" adındaki 4 ciltlik uzun tarihsel roman.
- 1973’te
Paris’te yayınladığı Sovyet hapishanelerindeki durumun anlatıldığı 3
ciltlik "Gulag Takımadaları 1918-1956"
Yalanı yazarak yendi
89 yaşında ölen Soljenitsin`e göre sıradan insanın görevi yalanın
parçası olmamaktı, yazarınkiyse yalanı yenmek. Soljenitsin hapis ve
sürgünle damgalanan yazarlık hayatına, 42 yaşında, dönemin reformcu
Sovyet lideri Kruşçef`in, Ivan Denisoviç`in Bir Günü romanının
basılmasına izin vermesiyle atılmıştı. Rejime direnen kalemiyle
1970`te Nobel alan, ardından başyapıtı Gulag Takımadaları`nı
yayımlatın
Ekim Devrimi sonrasında
Lenin`in
sözü her şeyi açıklıyordu aslında, `Devrim
ilk önce kendi evlatlarını yedi` diyordu Lenin.
Haksız sayılmazdı Ekim
Devrimi sonrasında karşı devrimcilerin kıyımı başladığında onların
yanında devrimi elleriyle kurmuş bir dizi insan da kurşuna dizildi,
birçoğu da ülkesini terk etmek zorunda bırakıldı. Devrim sonralarının
yazgısıdır bu, devrime tanıklık etmiş, omuz vermiş, davayı sonuna
götürmüş birçok insan yok edilir.
Yeni bir yaşam kuruluyordu
Rusya`da
ve bu sistem korunmak zorundaydı, her şey onu korumak için yapılacaktı
bundan sonra.
İnsanlardan sonra ilk darbe 19. yüzyılda muhteşem bir zenginlikle
yükselmiş ve dünyanın en önemli eserlerini yaratan
Rus
edebiyatına geldi.
Devrimle birlikte yazarlar kontrol altına alındı. Devrim kendi
yazarlarını yetiştirdi ve
Soyvet Rusya`nın istikbali için metinler kaleme almaya başladılar.
Bu
da doğal olarak,
Çarlık Rusyası`nın kontrolsüzlüğü içinde filizlenmiş;
Tolstoy,
Çehov,
Dostoyevski,
Gogol
gibi dünyanın en büyük eserlerine imza atmış yazarların arkasının
kesilmesine neden oldu. Lenin ardından iktidara gelen
Stalin yazarlar üzerindeki baskıyı daha da arttırıp kendi
yaptıklarının eleştirilmesine katlanamadığı gibi, devrim sonrası
Rusya`da yetişen edebiyatçıları birer baş belası olarak görüp ülkeden
kaçmaları için zemin hazırlarken birçoğu için de çeşitli mahkûmiyetler
uygun görmüştü.
Soljenitsin bu yazarlardan biriydi.
Sovyet Ordusu`nda 1939 - 1945 arasında dört yıl görev aldı, 1942
yılında yüzbaşı rütbesiyle
İkinci Dünya Savaşı`na katıldı. Cephedeyken yazdığı mektuplar
yüzünden tutuklanarak sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Yazdığı mektuplarda Stalin`i eleştiriyordu
Soljetinsin...
Sovyetler Birliği`nin
Hitler ile uzlaşma yolu bulup savaşı önleyebileceğini, bu yüzden
Sovyet halkının savaş sırasında yaşadığı yıkımdan Stalin`in
Hitler`den daha fazla sorumlu olduğunu iddia ediyordu.
Savaş
bittikten sonra
Moskova yakınlarındaki bir hapishaneye atıldı. 1950`de
Kazakistan`da siyasal tutuklular için kurulan özel bir kampa
gönderildi ve üç yıl burada kaldı.
Cezası bittikten sonra da istenmeyen kişi olarak yaşadı ve önceki
gece Stalin`in sevmediği, hakkında neredeyse ölüm fermanı çıkardığı
yazar
Aleksandr İsayeviç Soljenitsin 89 yaşında hayatını kaybetti.
Rus İtar Tass ajansına göre, yazarın oğlu
Stepan Soljenitsin, babasının Moskova`daki evinde kalp yetmezliği
nedeniyle hayatını kaybettiği açıkladı.
Ekim Devrimi`nin hemen ardından, bir yıl sonra, 1918 yılında
dünyaya geldi Soljenitsin, o bir devrim çocuğuydu...
Hayatındaki en önemli kırılma noktası orduya girişiyle başladı.
1942`de üniversite diplomasını aldı, ama aynı yıl diplomalı bir asker
olarak savaşa gönderildi.
Burada gördükleri yüzünden yukarıda belirttiğimiz cezaları aldı ve
mahkûmiyeti başladı.
Mahkûmiyetinin ardından Kazakistan`ın
Kok Terek köyünde öğretmenlik yapmaya başlayan yazar, bu dönemde
kansere yakalandı ve bir süre
Taşkent`te tedavi gördü. Rusya bir değişime daha girmişti,
Nikita Kruşçev Rusya`dan Stalin`in izlerini temizleyip daha özgür
bir Rusya yaratmaya çabalıyordu ve operasyonlar çerçevesinde
Soljenitsin`e haklarını geri verdi.
Kazandığı bu özgürlük ortamında
İvan Denisoviç`in
Yaşamında Bir Gün adlı kitabı yayımladığında sene 1962 idi. Bu
öyküsünün başarısı üzerine kendini tamamen yazarlığa veren
Soljenitsin, zorunlu çalışmayı anlatan Stalin karşıtı bu yapıtının
yayımlanmasından bir yıl sonra
Sovyet Yazarlar Birliği`ne kabul edildi.
Ama kendi tarafında esmeye başlayan rüzgâr her an terse dönebilirdi ve
öyle de oldu.
Matryonin dvor ve
Dlya
polzı dela adlı öyküleriyle partinin hedef tahtası oldu.
Yaptığı eleştirilerin ardından 1966`da ülke dışına çıkması
yasaklandı, üç yıl sonra
Yazarlar Birliği`nden çıkarıldı.
1970`te
Nobel Edebiyat ödülüne layık görüldüğünde anti-Sovyet propagandası
yapan yazarlardan biri olarak gösteriliyordu.
Çalışma kampları hakkında yazdığı kitabı
Gulag Takımadaları sadece kapitalist ülkelerde yayınlandı.
Yasaklar yüzünden ödülünü almaya ancak dört yıl sonra gidebildi.
Rusya bu ödülün politik nedenlerle verildiğini öne sürdü. 1974´te
Sovyet hükümeti tarafından vatandaşlıktan çıkarıldı.
İlk
önce
İsviçre`ye gitti, ardında da tüm
Sovyetleri kızdıracak bir şey yaparak
Amerika`ya yerleşti. Burada yaşadığı dönemde kendisiyle çok
uzlaşmayan açıklamalar yaptı.
Aslına bakarsanız biraz
Amerikan taraftarı olmaya başladığı düşünülüyordu. Amerika`nın
Vietnam`a açtığı savaşı destekledi, gerekçe olarak da Vietnam`da
Amerikalı tutsakların köleleştirildiğini iddia etti. 1974 Portekiz
Devrimi`ne karşı Amerika`nın müdahale etmesi gerektiğini savundu.
1989 yılında Rusya`da esen başka bir rüzgâr vardı ve
Mikhail Gorbaçov bu rüzgârın içinde parlayan bir başkandı.
Vatandaşlık haklarının geri verilmesi konusunda çalışmalar
başlatıldı. 1994 yılında Rusya`ya geri dönüp babasından kalan eve
yerleşti ve yazılarına orada devam etti.
Rusya ona defalarca üvey evlat muamelesi yapsa da, asıp kesse de, o
hep Rusya`ya hizmet ettiğini düşündü.
Hiçbir yönetici onu sevmedi ve en son Rusya`nın eski
Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçen yıl
Aleksandır Soljenitsin`e devlet ödülü verdi.
Kendisine bazı dönemlerde yaşayacak toprak bile vermeyen Rusya`nın
ona verdiği tek şey de bu ödül oldu.
YAZARIN
ARDINDAN• Soljenitsin`in ölümünün ardından Rusya yasa boğuldu.
Son
dönem yetiştirdiği en önemli yazarının ölümünün ardından
vatandaşlığını geri veren Sovyetler
Birliği`nin son
Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov yaptığı açıklamada, `Soljenitsin`in
adı Rusya tarihinde yaşayacak acı bir kayıp. O Stalin`in insanlık dışı
rejimini ve bu rejim altında yaşayan insanların sesini haykırarak
duyuran ilk kişilerden biriydi` dedi.
Yazarın eşi
Natalya Soljenitsin Rus İnterfaks ajansına yaptığı açıklamada, `Aleksandr
İsayeviç`in çok zor, ama mutlu bir hayatının olduğunu söylemek
zorundayım.
Cenaze töreniyle ilgili her şeyi bugün onun isteğine göre
belirleyeceğiz` dedi.
Yazarın oğlu
Stepan Rus televizyonlarında yayımlanan açıklamasında, `Babam
önceki gün her gün yaptığı şeylerle meşguldü yine.
Akşam
saatlerinde aniden rahatsızlandı.
Çok
fazla acı çekmedi` diyerek anlattı babasının ölümünü. |