Haldun Taner

1915-1986
 

 


Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

 


 

TOPLANTI TARİHİ  :19.4.2006
GRUP DEĞERLENDİRMESİ : 4,5


Galatasaray Lisesi’ ni bitirdi (1935). Almanya’ ya gitti, Heidelberg Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ nde okudu, yurda dönünce (1938) İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’ nü bitirdi (1950). Edebiyat Fakültesi’ nde tiyatro tarihi dersleri verdi. Tercüman gazetesinde sanat ve kültür yazıları, fıkralar yazmış (1955-1960), bir ara gazetenin baş yazarı olmuştu (1960). Bu fıkralarından bir kısmını genel başlıklarıyla kitap halinde de topladı. (Devekuşuna Mektuplar, 1960, 1977). Pazar sohbetlerini Milliyet gazetesinde sürdürdü ( Mart 1974-Mayıs 1986 ). İlk hilkayesi Töhmet, Haldun Yağcıoğlu takma adıyla Yedigün dergisinde (1946) çıkan Taner, gücünü gözlem, mizah ve yergiden alan; konuları büyük şehrin tipik ve türedi yaşamlarından gelme hikayeleriyle tanındı.

New York Herald Tribune gazetesinin düzenlediği uluslararası hikaye yarışmasında Şişliye Yağmur Yağıyordu ile Türkiye birincisi olmuş (1953), On İkiye Bir Var adlı kitabıyla da Sait Faik hikaye armağanını kazanmıştı (1955). Hikaye yazarlığını oyun yazarlığı izledi.

Kabare Tiyatrosu türünde Sersem Kocanın Kurnaz Karısı (1971) oyunuyla Türk Dil Kurumu 1972 Tiyatro Ödülü’ nü kazandı. Ayışığında Çalış-kur hikayesinden oyunlaştırdığı Ayışında Şamata İstanbul Şehir Tiyatrolarında, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım 1979’ da Devlet Tiyatrosunda oynandı. Bütün eserleri Bilgi Yayınevi’ nde basılıyor. Bütün Hikayeleri dizisinin çoğu yayınlanmamış hikayelerinin toplandığı dördüncü kitabı (Yalıda Sabah, 1983) ile 1983 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü’ nü Pertev Naili Boratav ile birlikte aldı.

Düz Yazıları dizisinde beş kitabı çıktı: Yaz Boz Tahtası (1982), Çok Güzelsin Gitme Dur (1983), Berlin Mektupları (1984), Koyma Akıl, Oyma Akıl (1985), Önce İnsan Olmak (1987). Ayşegül Yüksel Haldun Taner Tiyatrosu (1986) adlı bir inceleme kitabı yayımladı. 1987 yılında anısına Haldun Taner Öykü Ödülü kondu.

ESERLERİ; HİKAYE KİTAPLARI; Yaşasın Demokrasi (1949) Tuş (1951) Şişhaneye Yağmur Yağıyordu (1953) Ayışığında Çalış-kur (1954) On İkiye Bir Var (1954) Konçinalar (1967) Sancho’ nun Sabah Yürüyüşü (1969) Yalıda Sabah (1983)

OYUNLARI; Dışardakiler (1957) Ve Değirmen Dönerdi (1958) Fazilet Eczanesi (1960) Lütfen Dokunmayın (1960) Günün Adamı (1961) Huzur Çıkmazı (1961) oyunları peşinden epik tiyatroya geçti;  Keşanlı Ali Destanı (1964) Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım (1964) Eşeğin Gölgesi (1965) Zilli Zarife (1966) Ertesi yıl, dört arkadaşıyla Devekuşu Kabare Tiyatrosu’ nu kurdu (Ekim 1967); bu sahnede  Vatan Kurtaran Şaban (1967) Bu Şehr-i İstanbul Ki (1970) Astronot Niyazi (1970) Sersem Kocanın Kurnaz Karısı (1971) Ha Bu Diyar (1971) Dün-Bugün (1971) Aşk u Sevda (1972) Yar Bana Bir Eğlence (1974) Hayırdır İnşallah (1980) Dev Aynası (1983)

DÜZ YAZILARI; Yaz Boz Tahtası (1982) Çok Güzelsin Gitme Dur (1983) Berlin Mektupları (1984) Koyma Akıl, Oyma Akıl (1985) Önce İnsan Olmak (1987)

FIKRA KİTABI; Devekuşuna Mektuplar (1960) Kesanli Ali Destani Kesanli Ali, yazari kadar ünlü bir oyun kahramanı...

 

  Haldun Taner
Bahar Vardarlı

Haldun Taner neden grubumuz tarafından tam not alamadı? Haldun Taner'i ilk kez okuyanlar Deve Kuşu Kabare'nin kahkaha fırtınasını aradılar. Zeki Alasya, Metin Akpınar, Ahmet Gülhan gibi ustalar pek tabii Haldun Taner'in mizahını bin kat daha taçlandırmıştı o zamanlar. Bense aksine Haldun Taner'in özgeçmişini okuduktan sonra onun ne kadar akılcı bir gözle mizaha yaklaştığını kavradım. Üzerinde yeterince durmadığımı farkettim ve utandım. Dünya Woody Allen filmleri diye çıldırırken, Haldun Taner sesini karınca kararınca duyurabilmiş. Anlamak için bilmek, tanımak lazım. Toplum olarak yüzeyseliz, kendi özdeğerlerimizi sahiplenmiyoruz. Şu Batı hayranlığından bir kurtulabilsek. Kendi değerlerimize biz saygı, ilgi göstermezsek, dünya nereden bilsin.  

Haldun Taner
Kaynak : http://www.mevsimsiz.com/yazi.asp?id=1813

Haldun Taner 1950 sonrasında gelişmeye başlayan çağdaş Türk tiyatrosu ve hikayesinde, bir düşünür, sevecenlikle yumuşatılmış keskin bir mizahçı, İstanbul türkçesini ustalıkla kullanan bir yazar kişiliğiyle yer almıştır. Haldun Taner için hikaye ve tiyatro birbirine aykırı düşünmek bir yana, birbirini bütünleyen, dahası içiçe geçmiş iki türdür. Ayrıntılarda yoğunlaşan gözlemi, toplumu hemen her kesimiyle kuşatan inceleyiciliğin getirdiği deney ve bilgi birikimi, onun hikaye ve oyunlarında güler yüzlü alaycılığından ve insancıl mizahından süzülerek geçerek sanat eserine dönüşür.

Haldun Taner, "ulusal ile everenselin kesiştiği noktaları yakalamış, bunları hem toplumsal hem de sınıfsal açıdan irdelemiş, ince zekasıyla yaptığı çözümlemeleri enfes bir mizah anlayışı içinde topluma katmıştır" ( Emre Kongar). Bir İstanbul hikayecisi olan Haldun Taner, hikayelerini aynı dalga uzunluğunda olanlara bir mektup olarak değerlendirir. Zengin insan tipleriyle dolu olan hikayeleri gerçekte toplumun çeşitli kesimlerinin panoramasını veren bütüncül bir mozaiği andırır. Haldun Taner, bütün hikayelerinde, anlatımını hikayenin doğal akışına bırakmış, böylece ortaya değişik biçim ve anlatımında hikayeler çıkmıştır. Haldun Taner’in oyun yazarlığı, "yanılsamacı", "göstermeci" ve "kabare" gibi oyun türü aşamalarından geçmiştir; yazdığı oyunların hikayeleri gibi önce düşünmeye, sonra gülmeye yönelik bir mizah çizgisi taşıdığı söylenir.

Cumhuriyet dönemi tiyatrosunun başarılı yazarlarından olan Haldun Taner 12 uzun oyun, 13 de kabare oyunu yazmıştır. Haldun Taner’in oun yazarlığı uyguladığı yazım tarzının özelliklerine göre üç evrede ele alınır. Yanılsamacı anlatımı izlediği ilk evre 1949-1962 yılları arasındaki dönemi kapsar. Yanılsamacı anlayışla yazdığı Günün Adamı(1949), Dışardakiler (1957), Ve Değirmen Dönerdi (1958), Fazilet Eczanesi (1960), Lütfen Dokunmayın (1961), Huzur Çıkmazı (1962) bu evrenin ürünleridir.

Haldun Taner göstermeci türdeki ilk denemesini Lütfen Dokunmayın (1961) adlı oyunuyla yaptı. Keşanlı Ali Destanı (1964), Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım (1964), Eşeğin Gölgesi (1965), Zilli Zarife (1966), Sersem Kocanın Kurnaz Karısı (1969), Ayışığında Şamata (1977) adlı oyunları göstermeci oyun yazımı tekniğiyle meydana getirdiği eserleridir.

Haldun Taner’in yazarlığında üçüncü everyi, yazdığı kabare oyunları oluşturur. 1962 yılında Bu Şehr-i Stambul ki oyunuyla başlayan kabare oyunları üretimi 1967’de Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nun kurulmasıyla hız kazandı. Vatan kurtaran şaban (1967), Astronot Niyazi (1970), Ha Bu Diyar (1971), Dün Bugün (1972), Aşk-ü Sevda (1973), Dev aynası (1973), Yar Bana Bir Eğlence (1973), Haneler (1974), Çıktık açık Alınla (1977), Yalan Dünya (1977), Hayırdır İnşallah (1979), Kapılar (1980).

Haldun Taner, tüm oyunlarında seyirciye eleştiri yoluyla yönelmiştir. Bu yönelişin sahnede biçimlendirdiği insan, tarihsel ve toplumsal süreç içinde kültürel, sınıfsal, politik, cinsel bağlamlarda koşullandırılmış veya koşullandırılmaya yatkın bir görünüm içindedir. Bu tür koşullandırmadan kurtuluş çabası göstermeyen insan, hem düzenin sağlıklı gelişimini engellemekte, hem de bu düzenin getirdiği acılardan etkilenmektedir.

Haldun Taner, Türkçe’nin anlatım olanaklarını tiyatroda ustaca kullanır; sahne dilinde bir yandan inandırcılığı ve anlaşılabilirliği gözetirken, bir yandan da aynı konuşturma biçimini yabancılaştırmayı sağlayan önemli bir göstermeci motif olarak kullanır.

Kaynak: Thema Larousse
 



Haldun Taner Öykülerinde
Yazınsal İletişim - Deneysellik - Yaratıcılık

Metafor Öykü Dergisi / Aysu Erden

Giriş

Yazınsal biçembilim (stylistics) öykülerin ve diğer sanatsal metinlerin incelenmesinde dilbilim yöntemlerini araç olarak kullanan bir alandır. Sözkonusu alan öyküde dilbilimsel sorgulamayı gerçekleştirir. Öykülerin içinde bulunan değer yargısı dizgelerini ve inanç dizilerini keşfetmeyi amaçlar. Diğer bir deyişle, dile yansıyan kimi düşünsel akımları (ideolojileri) keşfetmeye çalışır (Simpson, 4-5).

Yazınsal biçembilimi diğer yazınsal eleştiri yöntemlerinden farklı kılan, yazınsal biçembilimin öykü dahil tüm yazınsal metinlerde, yazarların dilbilim kullanımlarını vurgulaması ve incelemesidir. Çağdaş yazınsal biçembilim incelemeleri belirli bir "yazın dili"nden değil yazınsal iletişimden sözeder. Bu yaklaşıma göre belirli bir yazın dili yoktur. Ancak yazınsal iletişim vardır. Yazınsal iletişim ise dilde deneyselliğe ve yaratıcılığa yer verir. Bu nedenle de öncelikli bir alandır. İşte bu bakış açısı, yukarıda sözedilen bu bilim dalını diğer geleneksel eleştiri yaklaşımlarından farklı bir düzleme çıkarır. Çünkü geleneksel eleştiri "yazındili"nin özel bir dil biçimi olduğunu savunmaktadır (Simpson, 1993:4).

Haldun Taner öykülerinde yazınsal iletişim - deneysellik - yaratıcılık özelliklerinin nasıl ortaya çıktığını (1) öyküde bilgisellik ve (2) öyküde yazınsal anlam kıstaslarına göre incelemeyi amaçlayan bu araştırmada izlenecek olan yönteme değinmeden önce, Haldun Taner öykücülüğünün genel özelliklerine kısaca göz atmak yerinde olacaktır.

Haldun Taner ve Öykücülüğü Üzerine

Öykülerinin tümünde genciyle yaşlısıyla İstanbul insanını İstanbul'da insan yaşamlarını ve İstanbul semtlerini anlatan Haldun Taner'in "Türk edebiyatında iyi bir hikaye ve tiyatro yazarı olarak kabul edilmesinde, sanatının özünde güzel bir dil, alışılmamış ve ender işlenmiş konular, eserlerinde iyi bir yapı ve kurgu düzeni olmasının yanında, yazarın kültürel birikimi de önemli bir yer tutar" (Yalçın, 1995:91). Sıddıka Dilek Yalçın, Haldun Taner'in Hikayeleri ve Hikayeciliği (1995) adlı eserinde Haldun Taner'in öykülerinin tümünde ödrt temel nokta saptadığını belirtmektedir. Bu noktaları Yalçın'ın sözkonusu eserinde sözettiği şekilde özetlemek olasıdır: (Yalçın, 1995: 78-90).

1. Hikayelere kültür açısından yaklaşım: Haldun Taner "hikayelerinde iki kültür arasında kimlik arayışı içinde olan insanımızı tüm yönleriyle" işlemektedir (Yalçın, 1995: 79).
2. Hikayelerinde insanın özünü yakalama: Bu konuda Yalçın şunları yazmaktadır eserinde:

"Haldun Taner, hikayelerinde insana ve insanlığa duyduğu derin sevgiyi anlatır. Onun insancıl tutumu, çağımız insanının gerçeği ile çatışmaktadır... Taner, hikayelerinde toplum, doğa ve kendi iç dünyası içinde sıkışıp kalan insanının trajedisini anlatır. Bunun için toplumumuzun her kesiminden insan hikaye kurgusu içinde yer alır. Özellikle hızlı değişim ve kimlik arayışı içinde olan kişiler, yaşlı insanlar, kadınlar, aldatılan erkekler, ekalliyet, küçük insanlar, çeşitli meslek gruplarının temsilcileri... hikayelerin tipik kişileridir. Görünürde anlatılan, bizim insanımızdır. Ve yazarın bizim insanımıza yaklaşımı, ona bakışı olumludur." (Yalçın, 1995: 83).

3. Toplumsal değişim: Taner'in öykülerinde görülen toplumsal bakış açısına Yalçın yine aynı eserinde şöyle yaklaşmaktadır:

"Haldun Taner'in eserinde görülen diğer bir temel sorun da, toplumsal, politik ekonomik koşullara paralel olarak değişen toplumumuzun durumunu vermektir. Çağımızda tüm dünya hızlı bir değişim içine girmiştir. Yazar bu temel sorunu iki yönlü bir yaklaşımla anlatır. Taner ilk olarak değişimin kendi toplumumuzda yaptığı tahribat hakkında bilgi verir, sonra Batı kültürü ve medeniyetinin bu değişimi nasıl yaşadığı sorusuna cevap arar ve bu değişim karşısında aksayan yönleri mizahi bir anlatım tutumu ile eleştirir. (84)... hikayelerinde toplumsal değişimin kültür yönünün ağırlıklı olarak yansıtır." (86).

4. Devekuşu kompleksi: Taner'in öykülerinde ortaya çıkan devekuşu kompleksine yaklaşımını yine Yalçın şu şekilde açıklamaktadır: (1995: 88-89)

"Yazar, tüm eserlerinde bir gerçeği sorgulamakta ve insanların şartlanmışlıkları üzerinde ısrarla durmaktadır. Taner, eleştirel düşüncenin toplumumuzda yerleşmemiş olmasına ve insanımızın kendisine sunulan her şeyi körü körüne kabullenmesine tahammül edemez. Taner eserden esere şekil değiştirerek de olsa, her defasında egemen değerleri sorgulamaktadır... (88) Taner devekuşu misali başını kuma sokan halkı gerçekleri görmeye çağırır. (89)

Haldun Taner'in öykülerinin genel konularını Yalçın şöyle sınıflandırmaktadır: (1995: 94-150)

1. Yaşlı insanların dünyası - yaşlılık: (Sebati Bey'in İstanbul Seferi, Sahib-i Seyfü Kalem, Kantar Katibi Ali Rıza Efendi vb.)
2. Aldatılan erkek ve ihanet: (Allegro Ma Non Troppo, Geçmiş Zaman Olur ki, İşgüzar bir Polis, Kaptanın Namusu vb.)
3. Ekalliyet: (Beatris Mavyan, Harikliya, vb.)
4. Küçük İnsanlar: (Fasarya, Ases, Ayak vb.)
5. Kültürel Obje Olarak İnsan: (Kızıl Saçlı Amazon, Şeytan Tüyü)
6. Toplumsal bir Obje olarak İnsan: (Töhmet, Tuş)
7. Doğa: (Heykel, Sonsuza Kalmak, vb.)
8. Yaşam: (Şişhane'ye Yağmur Yağıyordu, Yalıda Sabah, Piliç Makinesi, Küçük Harfli Mumluklar, vb.)

Yöntem

Bu araştırmada Haldun Taner'in öykülerinde yazınsal iletişim, deneysellik ve yaratıcılığı sağlayan iki öğenin varlığına değinilecektir: (1) Bilgisellik ve (2) yazınsal anlam. Öyküde bu olguların nasıl ortaya çıktığını kısacak aşağıdaki gibi özetlemek olasıdır.

1. Öyküde Bilgisellik

Öykülerin derin yapılarındaki kavramsal yapıları ile yüzeysel dilbilgisi yapıları arasında bir tür ilişki vardır. Bir öykünün her tümcesinin içinde öykü metninin tümüne dağılmış olan bir bilgi bütününün sadece bir parçası bulunmaktadır. Tüm bu bilgi parçacıkları öykünün izleksel yapısını oluştururlar. Halliday tümcelerin ve öykülerin herbirinin birer başlangıç noktası olduğunu belirtmektedir. Bu durumu açıklamak için de tümcelerde konuyla ilgili üç tür bilginin saklı olduğunu savunmaktadır. Halliday bu bilgileri şu şekilde açıklamaktadır. (1985: 36-39)

A. Öyküde metin düzlemindeki bilgiler:
Öykü metninde sözcük, sözcük öbeği, tümcecik ve tümce gibi dil birimleridir.

B. Öyküde iletişim düzlemindeki bilgiler:
Öyküde yazarın kişilerarası düzlemde iletmeyi amaçladığı bilgilerdir.

C. Öyküde düşünsel düzlemdeki bilgiler:
Öyküde konu ve içerikle ilgili olan bilgilerdir.

2. Öyküde yazınsal anlam

Öykü metindeki sözcük, sözcük öbeği ve tümceler öyküdeki anlamları dizgeselleştirirler. Bunlar aslında öyküdeki göstergelerdir. Hiç biri tek bir kavramı yansıtmazlar. Bu göstergeler değişik durumlarda değişik anlamlar kazanırlar. Bunların herbirinin birer "anlam çerçevesi" bulunmaktadır (Aksan, 1995: 73-75). Bir gösterge öyküde birlikte kullanıldığı diğer bir göstergeye kendi anlam çerçevesinden ileriye ya da geriye yönelik olarak kimi anlamları aktarmaktadır. Öyküde yazınsal anlam üç şekilde ortaya çıkmaktadır:

A. Göndergesel anlam: Bir sözcüğün ya da tümcenin temel anlamı, diğer bir deyişle onun gönderimde bulunduğu bir insan, nesne, soyut bir kavram, durum ya da olaydır (Sözlüksel anlam).

B. Toplumsal anlam: Bir sözcüğün ya da tümcenin anlamının sözlüksel olarak değil de toplumsal sınıf, etnik gruplaşma, bölgesel köken, cinsiyet yaş ve bağlam gibi toplumsal faktörler tarafından belirlenmesidir.

C. Etkisel anlam: Dili kullanan kişinin duygularını, davranışını, eğilimlerini ve belirli bir durumda ya da sürmekte olan bağlamla ilgili olan düşüncelerini yansıtır. Örneğin, Türkçe'deki eyvah, tüh, vah, oh, ah gibi ünlemlerin etkisel anlamları vardır.

Kısacası, yukarıda sözedilen tüm bu özellikler öyküdeki yazınsal iletişimi, yazarın deneyselliğini ve yaratıcılığını, dolayısıyla da öykünün yazınsal anlamını oluşturmaktadır.

Haldun Taner Öyküsünde Yazınsal Anlamın Ortaya Çıkışı: Yazınsal İletişim - Deneysellik - Yaratıcılık

Öyküde yazınsal anlamı oluşturan yazınsal iletişim - deneysellik - yaratıcılık üçlüsünün Haldun Taner'in öykülerinde nasıl ortaya çıktığı, yazarın "Artırma" adlı öyküsünden alınan bölümlerin bilgisellik ve yazınsal anlam konularının alt başlıklarının örnekleri olarak irdelenmesi suretiyle açıklanacaktır.
 

Haldun Taner'in "Artırma" adlı öyküsünün konusu kısaca şöyledir: Öykü iki tip insanın varlığından sözetmekte ve onların tanımını vermektedir. Birinci tip insan toplumun zengin ama görgüsüz sınıfının temsilcisidir. Hacı Ağa'nın simgelediği bu sınıf sürekli olarak müzayede salonuna gidip seçim yapabilmekte ve değerli şeyleri sırf pahalı oldukları için satın alabilmektedir. Öykünün başkişisinin simgelediği ikinci sınıf ise, başkalarının mutluluğu için ve onların seçimleri doğrultusunda yaşayan, onların başarısı için kendisini basamak yapan ve maddi güce sahip olmayan sınıftır. Taner yaşamdaki bu ikilem ve adaletsizlik ile müzayede salonlarında bu iki sınıf temsilcilerinin karşılaşması arasında bir tür koşutluk kurmaktadır. Çünkü yazara göre yaşam bir açık artırmaya benzemektedir. Yaşamda olduğu gibi müzayede salonlarında da yerinde ve zamanında karar vermek gerekir.

1. Bilgisellik: Haldun Taner'in öyküsünde metinsel, iletişimsel ve düşünsel düzlemlerde ortaya çıkan bilgisellik olgusu.

ÖRNEK 1: "Kim alırsa alsın, o avukatın, mühendisin, müteahhidin, doktorun, tüccarın, o kimse kimin, etiketini oraya koymasını bir çeşit lüzumsuz övünme sayıyorum." (Taner: 78)

Taner'in değerli bir sözlüğü satın alan Hacı Ağa'nın o sözlüğün değerini bilecek bir insan olmadığını, oysa, sözkonusu sözlüğün değerini verecek insanın da onu elde edebilecek parasal güce sahip olmadığını anlattığı "Artırma" adlı öyküsünden alınan örneğe bakıldığında, sayıyorum yükleminde gizli olan ve 1. tekil kişi eki -m ile belirtilen 1. kişi adılı ve ana tümcenin öznesi olan ben sözcüğünün kişilerarası bilgiyi aktaran bir aracı olduğu için iletişim düzleminde bulunduğu görülmektedir. Çünkü bu tümcede ben olayı okuyucuya aktaran kişi konumundadır. Örnekten de anlaşıldığı üzere dilin kişilerarası olma işlevi vardır. Burada öyküyü anlatan başkişi, düşüncelerini ve toplumun belirli bir kesimi hakkındaki yorumunu ve eleştirisini okuyucuya aktarabilmek için öykünün dilini araç olarak kullanmaktadır. Böylelikle de yazar kendi değer yargı ve eğilimlerini kendisi ve okuyucusu arasında bir tür ilişki kurma yoluyla öyküsüne yansıtmaktadır. Dilin bu şekilde kişilerarası olma görevi kişinin hem iç hem de dış özelliklerini ortaya koymaktadır. Öte yandan, yan tümcenin özneleri olan avukat, müteahhit, doktor, tüccar sözcükleri ise etiketi koyma işlemini gerçekleştiren kişiler oldukları için düşünsel düzlemdeki konu durumundadırlar ve kişilerarası olma özelliğini taşımaktadırlar (Erden, 1998: 56).

Taner'in sözkonusu öyküsü toplum içinde bulunan ve birbirinden çok farklı olan iki insan tipini tüm yönleriyle incelemektedir. Öykü aynı zamanda da her iki insan tipinin özünü yakalamaktadır. Öykünün başkişisi toplumla kendi iç dünyası arasında sıkışıp kalmıştır ve kendi kendisiyle hesaplaşmaktadır. Bu kişi zamanında ve yerinde karar vermekte zorlanmaktadır. Bu nedenle de tıpkı açık artırmada olduğu gibi yaşamında da gerçekten istediği şeyler elinden kayıp gitmiştir.

ÖRNEK 2: "Elimi uzatsam benim olacak bir vazoya sırt çevirip başkasına kaptırınca onu benden çalınmış saymak neden?.. Kendi densizliğimden..

Bu huyda bir insan için, artırma yerinden daha üzücü, daha kahır verici bir yer düşünülebilir mi?

Artırma nedir? Almağa çabuk karar veremediğiniz bir matahın başkaları tarafından artırılıp gözünüzün önünde götürüldüğünü görmeğe katlanmaktan başka?... (Taner: 80)

Örnek 2'de öykünün başkişisinin iç dünyası ile toplum arasındaki sıkışmışlığı arasındaki çatışma hakkındaki bilgi okuyucuya, soru-yanıt biçiminde iletilmektedir. Soruyu başkişi kendi kendisine sormaktadır. Yanıtını ise yine kendisi vermektedir. Aslında başkişinin bu iç hesaplaşması metin düzlemine soru tümceleri ve bu soru tümcelerine yanıt olan diğer soru tümceleri şeklinde yansımaktadır. Başkişi ile toplumun diğer sınıfından olan kişiler arasında gelişen iletişim biçimi soru tümcelerinin edilgen olan yüklemlerinde ortaya çıkmaktadır:

"çalınmış saymak..."

"başkaları tarafından artırılıp gözünüzün önünde götürüldüğünü görmeğe katlanmak..."

Görüldüğü üzere çalınmış, artırılıp, götürüldüğünü yüklemleri edilgen oldukları için, başkişinin kişisel hatalarının toplum tarafından nasıl değerlendirildiğini göstermektedirler.

2. Yazınsal anlam: Haldun Taner'in öyküsünde kimi göstergeler kendi anlam çerçevelerinden öykü içinde ileriye ya da geriye yönelik olarak kimi anlamlar ve çağrışımlar aktarmaktadırlar.

ÖRNEK 3: "Sergilerden çıktığım yok gibi... Resim, heykel, seramik, elişleri sergisi, ne olursa gidiyorum. Gidip de bir şey mi alıyorum? Yooo.. Sadece bol bol bakıyor ve hayıflanıyorum. Evet tam deyimi bu, hayıflanıyorum. Bakıyor bakıyor, satın alınmış eserlere acınıyorum - Acınıyorum daha yerinde - (Taner: 78)

Örnek 3'te görüldüğü üzere öykünün başkişisinin kullandığı dil onun duygularını, davranış biçimini, yaşam ve açık artırma konusundaki düşüncelerini yansıtmaktadır. Bu durumda öyküde bir etkisel anlam oluşturmaktadır. Bu etkisel anlamı oluşturan dil kullanımının özelliklerini şu şekilde sınıflandırmak olasıdır:

a. Başkişi gündelik dil kullanmaktadır.
b. Başkişinin dil kullanımı düşünce akışına koşuttur ve bu nedenle de akıcıdır.
c. Başkişinin dil kullanımı ünlem içermektedir: Yooo
d. Başkişi kimi sözükleri yinelemektedir: bol, hayıflanıyorum, bakıyor, acınıyorum.
e. Başkişi soru sormakta ve bu soruyu yine kendisi yanıtlamaktadır: "... bir şey mi alıyorum? Yoooo. sadece bol bol bakıyor..."
f. Başkişi yarım kalmış tümceler kullanmaktadır: "... acınıyorum-acınıyorum daha yerinde."

Öykünün giriş paragrafı olan Örnek 3'teki dil kullanımı, öykünün diğer bölümlerine gönderimde bulunmaktadır. Çünkü sözkonusu bölüm başkişinin bakış açısını, öykünün yer aldığı mekanı ve toplumun eylemini (eserlerin satın alınması) okuyucuya tanıtmaktadır. Aslında bu bölüm aşağıda (Örnek 4) verilen öykünün son paragrafının okuyucuda yarattığı etkisel anlamı tamamlamaktadır:

ÖRNEK 4: "Sırtımda, yeni tersyüz ettirdiğim pardesüm, içimde yine hiçbir şey almayacağım yeni bir arttırmaya katılma hevesi, dudağımda hüzünden mi, sevinçten mi ileri geldiği belli olmayan çarpık bir gülümseme, kabara kabara, oradan, arttırma yerinden uzaklaştım (Taner: 100).

Örnek 4'teki etkisel anlamı oluşturan dil kullanımının özelliklerini ise şu şekilde sınıflandırmak olasıdır:

a. Başkişi gündelik dil kullanmaktadır.
b. Başkişinin dil kullanımı düşünce akışına koşuttur ve bu nedenle de akıcı ve hızlıdır.
c. Başkişi sözcük yinelemektedir: kabara kabara
d. Başkişinin dil kullanımında gündelik dil kullanımına özgür birbirine gönderimde bulunan sözcükler görülmektedir: Oradan ... arttırma yerinden uzaklaştım. (Arttırma yeri kendinden önce gelen oradan sözcüğüne gönderimde bulunmaktadır.)

ÖRNEK 5: "Bir tarafından beğenilmiş, ayırtılmış kaporası verilmiş, başkası heveslenmesin diye de altına alanın adresi iliştirilmiş, bir resim, bir kilim, bir vazo, bir ne bileyim ben, biblo gördüm mü, içimin yağı eriyor. Alana garez oluyorum. Ossaat gözüm dönüyor. Kim alırsa alsın, o avukatın, mühendisin, müteahhidin, doktorun, tüccarın o kimse kimin, etiketini oraya koymasını bir çeşit lüzumsuz övünme sayıyorum (Taner 78).

Yukarıdaki örnekte görüldüğü üzere tümcelerin anlamları sözlüksel olarak değil de toplumsal sınıf, gruplaşma ve meslek gibi toplumsal faktörler tarafından belirlenmektedir.

ÖRNEK 6: "Bu vazo var ya, hani şu kart vizitimin yanındaki demek istiyorlar..." işte onu ben aldım ahbap... Ben İnşaat Müteahidi Filan Filanım. Adresim kartın sol köşesinde yazılı. Ayaspaşa'da Gülnur Apartmanının falanca katı. Telefon numaram, dört yüz doksan dokuz bin, dokuz yüz doksan altı. İşte bu vazoyu oraya götüreceğim. İstediğim çiçeklerle süsleyeceğim. Benim oldu o artık, istesen de alamazsın efendi... Avucunu yala, talihine küs, aptallığına doyma, e mi? (Taner: 78)

Örnek 6 Taner'in öyküsünde toplumsal anlamı oluştururken deneysellik ve yaratıcılık yetilerini nasıl ortaya koyduğuna işaret eden özgün bir örnek olarak gösterilebilir. Çünkü yazar bu bölümde toplumun zengin ve istediğini kolaylıkla elde edebilen kesimi hakkındaki görüşlerini o kesime ait birinin kendi ağzından aktarmaktadır.

SONUÇ

Haldun Taner öyküsünü oluştururken öyküdeki yazınsal iletişim deneysellik ve yaratıcılık özelliklerini, düşünce akışına uyumlu, hızlı ve akıcı günlük dil kullanımları, soru-yanıt aracılığıyla kendi kendini sorgulama, yarım kalmış tümceler, sözcük yinelemeleri ve ünlemler aracılığıyla gerçekleştirmektedir. Bu durum da onun öykülerini Türk öykücülüğü içinde dinamik, özgün ve farklı kılmaktadır.

KAYNAKÇA

Aksan, Doğan Şiir Dili ve Türk Şiiri, (1995) Ankara: Engin Yayınevi
Erden, Aysu Kısa Öykü ve Dilbilimsel Eleştiri, (1998) Ankara: Gündoğan Yayınevi
Halliday, M.A.K. An Introduction to Functional Grammar, (1985) London: Edward Arnold
Simpson, Paul Language, Ideology and Point of View (1993) London: Routledge
Taner, Haldun "Artırma" Onikiye Bir Var, (1983) İstanbul: Bilgi Yayınevi, ss. 78-100
Yalçın, Sıddıka Dilek Haldun Taner'in Hikayeleri ve Hikayeciliği, (1995) Ankara: Bilgi Yayınevi