|
Galatasaray Lisesi’ ni bitirdi (1935). Almanya’ ya gitti, Heidelberg
Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ nde okudu, yurda dönünce (1938)
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’ nü
bitirdi (1950). Edebiyat Fakültesi’ nde tiyatro tarihi dersleri verdi.
Tercüman gazetesinde sanat ve kültür yazıları, fıkralar yazmış (1955-1960),
bir ara gazetenin baş yazarı olmuştu (1960). Bu fıkralarından bir kısmını
genel başlıklarıyla kitap halinde de topladı. (Devekuşuna Mektuplar, 1960,
1977). Pazar sohbetlerini Milliyet gazetesinde sürdürdü ( Mart 1974-Mayıs
1986 ). İlk hilkayesi Töhmet, Haldun Yağcıoğlu takma adıyla Yedigün
dergisinde (1946) çıkan Taner, gücünü gözlem, mizah ve yergiden alan;
konuları büyük şehrin tipik ve türedi yaşamlarından gelme hikayeleriyle
tanındı.
New York Herald Tribune gazetesinin düzenlediği uluslararası hikaye
yarışmasında Şişliye Yağmur Yağıyordu ile Türkiye birincisi olmuş (1953), On
İkiye Bir Var adlı kitabıyla da Sait Faik hikaye armağanını kazanmıştı
(1955). Hikaye yazarlığını oyun yazarlığı izledi.
Kabare Tiyatrosu türünde Sersem Kocanın Kurnaz Karısı (1971) oyunuyla
Türk Dil Kurumu 1972 Tiyatro Ödülü’ nü kazandı. Ayışığında Çalış-kur
hikayesinden oyunlaştırdığı Ayışında Şamata İstanbul Şehir Tiyatrolarında,
Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım 1979’ da Devlet Tiyatrosunda oynandı.
Bütün eserleri Bilgi Yayınevi’ nde basılıyor. Bütün Hikayeleri dizisinin
çoğu yayınlanmamış hikayelerinin toplandığı dördüncü kitabı (Yalıda Sabah,
1983) ile 1983 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü’ nü Pertev Naili
Boratav ile birlikte aldı.
Düz Yazıları dizisinde beş kitabı çıktı: Yaz Boz Tahtası (1982),
Çok Güzelsin Gitme Dur (1983), Berlin Mektupları (1984), Koyma Akıl, Oyma
Akıl (1985), Önce İnsan Olmak (1987). Ayşegül Yüksel Haldun Taner Tiyatrosu
(1986) adlı bir inceleme kitabı yayımladı. 1987 yılında anısına Haldun Taner
Öykü Ödülü kondu.
ESERLERİ; HİKAYE KİTAPLARI; Yaşasın Demokrasi (1949) Tuş (1951)
Şişhaneye Yağmur Yağıyordu (1953) Ayışığında Çalış-kur (1954) On İkiye Bir
Var (1954) Konçinalar (1967) Sancho’ nun Sabah Yürüyüşü (1969) Yalıda Sabah
(1983)
OYUNLARI; Dışardakiler (1957) Ve Değirmen Dönerdi (1958) Fazilet
Eczanesi (1960) Lütfen Dokunmayın (1960) Günün Adamı (1961) Huzur Çıkmazı
(1961) oyunları peşinden epik tiyatroya geçti; Keşanlı Ali Destanı
(1964) Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım (1964) Eşeğin Gölgesi (1965) Zilli
Zarife (1966) Ertesi yıl, dört arkadaşıyla Devekuşu Kabare Tiyatrosu’ nu
kurdu (Ekim 1967); bu sahnede Vatan Kurtaran Şaban (1967) Bu Şehr-i
İstanbul Ki (1970) Astronot Niyazi (1970) Sersem Kocanın Kurnaz Karısı
(1971) Ha Bu Diyar (1971) Dün-Bugün (1971) Aşk u Sevda (1972) Yar Bana Bir
Eğlence (1974) Hayırdır İnşallah (1980) Dev Aynası (1983)
DÜZ YAZILARI; Yaz Boz Tahtası (1982) Çok Güzelsin Gitme Dur (1983)
Berlin Mektupları (1984) Koyma Akıl, Oyma Akıl (1985) Önce İnsan Olmak
(1987)
FIKRA KİTABI; Devekuşuna Mektuplar (1960) Kesanli Ali Destani Kesanli
Ali, yazari kadar ünlü bir oyun kahramanı...
|
|
Haldun Taner
Bahar Vardarlı
Haldun Taner neden
grubumuz tarafından tam not alamadı? Haldun Taner'i ilk kez okuyanlar Deve Kuşu
Kabare'nin kahkaha fırtınasını aradılar. Zeki Alasya, Metin Akpınar, Ahmet
Gülhan gibi ustalar pek tabii Haldun Taner'in mizahını bin kat daha
taçlandırmıştı o zamanlar. Bense aksine Haldun Taner'in özgeçmişini okuduktan
sonra onun ne kadar akılcı bir gözle mizaha yaklaştığını kavradım. Üzerinde
yeterince durmadığımı farkettim ve utandım. Dünya Woody Allen filmleri diye
çıldırırken, Haldun Taner sesini karınca kararınca duyurabilmiş. Anlamak için
bilmek, tanımak lazım. Toplum olarak yüzeyseliz, kendi özdeğerlerimizi
sahiplenmiyoruz. Şu Batı hayranlığından bir kurtulabilsek. Kendi değerlerimize
biz saygı, ilgi göstermezsek, dünya nereden bilsin.
Haldun Taner
Kaynak :
http://www.mevsimsiz.com/yazi.asp?id=1813
Haldun Taner 1950 sonrasında gelişmeye başlayan çağdaş Türk tiyatrosu ve
hikayesinde, bir düşünür, sevecenlikle yumuşatılmış keskin bir mizahçı, İstanbul
türkçesini ustalıkla kullanan bir yazar kişiliğiyle yer almıştır. Haldun Taner
için hikaye ve tiyatro birbirine aykırı düşünmek bir yana, birbirini bütünleyen,
dahası içiçe geçmiş iki türdür. Ayrıntılarda yoğunlaşan gözlemi, toplumu hemen
her kesimiyle kuşatan inceleyiciliğin getirdiği deney ve bilgi birikimi, onun
hikaye ve oyunlarında güler yüzlü alaycılığından ve insancıl mizahından
süzülerek geçerek sanat eserine dönüşür.
Haldun Taner, "ulusal ile everenselin kesiştiği noktaları yakalamış, bunları hem
toplumsal hem de sınıfsal açıdan irdelemiş, ince zekasıyla yaptığı çözümlemeleri
enfes bir mizah anlayışı içinde topluma katmıştır" ( Emre Kongar). Bir İstanbul
hikayecisi olan Haldun Taner, hikayelerini aynı dalga uzunluğunda olanlara bir
mektup olarak değerlendirir. Zengin insan tipleriyle dolu olan hikayeleri
gerçekte toplumun çeşitli kesimlerinin panoramasını veren bütüncül bir mozaiği
andırır. Haldun Taner, bütün hikayelerinde, anlatımını hikayenin doğal akışına
bırakmış, böylece ortaya değişik biçim ve anlatımında hikayeler çıkmıştır.
Haldun Taner’in oyun yazarlığı, "yanılsamacı", "göstermeci" ve "kabare" gibi
oyun türü aşamalarından geçmiştir; yazdığı oyunların hikayeleri gibi önce
düşünmeye, sonra gülmeye yönelik bir mizah çizgisi taşıdığı söylenir.
Cumhuriyet dönemi tiyatrosunun başarılı yazarlarından olan Haldun Taner 12 uzun
oyun, 13 de kabare oyunu yazmıştır. Haldun Taner’in oun yazarlığı uyguladığı
yazım tarzının özelliklerine göre üç evrede ele alınır. Yanılsamacı anlatımı
izlediği ilk evre 1949-1962 yılları arasındaki dönemi kapsar. Yanılsamacı
anlayışla yazdığı Günün Adamı(1949), Dışardakiler (1957), Ve Değirmen Dönerdi
(1958), Fazilet Eczanesi (1960), Lütfen Dokunmayın (1961), Huzur Çıkmazı (1962)
bu evrenin ürünleridir.
Haldun Taner göstermeci türdeki ilk denemesini Lütfen Dokunmayın (1961)
adlı oyunuyla yaptı. Keşanlı Ali Destanı (1964), Gözlerimi Kaparım Vazifemi
Yaparım (1964), Eşeğin Gölgesi (1965), Zilli Zarife (1966), Sersem Kocanın
Kurnaz Karısı (1969), Ayışığında Şamata (1977) adlı oyunları göstermeci oyun
yazımı tekniğiyle meydana getirdiği eserleridir.
Haldun Taner’in yazarlığında üçüncü everyi, yazdığı kabare oyunları oluşturur.
1962 yılında Bu Şehr-i Stambul ki oyunuyla başlayan kabare oyunları
üretimi 1967’de Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nun kurulmasıyla hız kazandı. Vatan
kurtaran şaban (1967), Astronot Niyazi (1970), Ha Bu Diyar (1971), Dün Bugün
(1972), Aşk-ü Sevda (1973), Dev aynası (1973), Yar Bana Bir Eğlence (1973),
Haneler (1974), Çıktık açık Alınla (1977), Yalan Dünya (1977), Hayırdır İnşallah
(1979), Kapılar (1980).
Haldun Taner, tüm oyunlarında seyirciye eleştiri yoluyla yönelmiştir. Bu
yönelişin sahnede biçimlendirdiği insan, tarihsel ve toplumsal süreç içinde
kültürel, sınıfsal, politik, cinsel bağlamlarda koşullandırılmış veya
koşullandırılmaya yatkın bir görünüm içindedir. Bu tür koşullandırmadan kurtuluş
çabası göstermeyen insan, hem düzenin sağlıklı gelişimini engellemekte, hem de
bu düzenin getirdiği acılardan etkilenmektedir.
Haldun Taner, Türkçe’nin anlatım olanaklarını tiyatroda ustaca kullanır; sahne
dilinde bir yandan inandırcılığı ve anlaşılabilirliği gözetirken, bir yandan da
aynı konuşturma biçimini yabancılaştırmayı sağlayan önemli bir göstermeci motif
olarak kullanır.
Kaynak: Thema Larousse
|
|
Haldun Taner Öykülerinde
Yazınsal İletişim - Deneysellik - Yaratıcılık
Metafor Öykü Dergisi / Aysu Erden
Giriş
Yazınsal biçembilim (stylistics) öykülerin ve diğer sanatsal metinlerin
incelenmesinde dilbilim yöntemlerini araç olarak kullanan bir alandır.
Sözkonusu alan öyküde dilbilimsel sorgulamayı gerçekleştirir. Öykülerin
içinde bulunan değer yargısı dizgelerini ve inanç dizilerini keşfetmeyi
amaçlar. Diğer bir deyişle, dile yansıyan kimi düşünsel akımları
(ideolojileri) keşfetmeye çalışır (Simpson, 4-5).
Yazınsal biçembilimi diğer yazınsal eleştiri yöntemlerinden farklı
kılan, yazınsal biçembilimin öykü dahil tüm yazınsal metinlerde,
yazarların dilbilim kullanımlarını vurgulaması ve incelemesidir. Çağdaş
yazınsal biçembilim incelemeleri belirli bir "yazın dili"nden değil
yazınsal iletişimden sözeder. Bu yaklaşıma göre belirli bir yazın dili
yoktur. Ancak yazınsal iletişim vardır. Yazınsal iletişim ise dilde
deneyselliğe ve yaratıcılığa yer verir. Bu nedenle de öncelikli bir
alandır. İşte bu bakış açısı, yukarıda sözedilen bu bilim dalını diğer
geleneksel eleştiri yaklaşımlarından farklı bir düzleme çıkarır. Çünkü
geleneksel eleştiri "yazındili"nin özel bir dil biçimi olduğunu
savunmaktadır (Simpson, 1993:4).
Haldun Taner öykülerinde yazınsal iletişim - deneysellik - yaratıcılık
özelliklerinin nasıl ortaya çıktığını (1) öyküde bilgisellik ve (2)
öyküde yazınsal anlam kıstaslarına göre incelemeyi amaçlayan bu
araştırmada izlenecek olan yönteme değinmeden önce, Haldun Taner
öykücülüğünün genel özelliklerine kısaca göz atmak yerinde olacaktır.
Haldun Taner ve Öykücülüğü Üzerine
Öykülerinin tümünde genciyle yaşlısıyla İstanbul insanını İstanbul'da
insan yaşamlarını ve İstanbul semtlerini anlatan Haldun Taner'in "Türk
edebiyatında iyi bir hikaye ve tiyatro yazarı olarak kabul edilmesinde,
sanatının özünde güzel bir dil, alışılmamış ve ender işlenmiş konular,
eserlerinde iyi bir yapı ve kurgu düzeni olmasının yanında, yazarın
kültürel birikimi de önemli bir yer tutar" (Yalçın, 1995:91). Sıddıka
Dilek Yalçın, Haldun Taner'in Hikayeleri ve Hikayeciliği (1995) adlı
eserinde Haldun Taner'in öykülerinin tümünde ödrt temel nokta
saptadığını belirtmektedir. Bu noktaları Yalçın'ın sözkonusu eserinde
sözettiği şekilde özetlemek olasıdır: (Yalçın, 1995: 78-90).
1. Hikayelere kültür açısından yaklaşım: Haldun Taner "hikayelerinde iki
kültür arasında kimlik arayışı içinde olan insanımızı tüm yönleriyle"
işlemektedir (Yalçın, 1995: 79).
2. Hikayelerinde insanın özünü yakalama: Bu konuda Yalçın şunları
yazmaktadır eserinde:
"Haldun Taner, hikayelerinde insana ve insanlığa duyduğu derin sevgiyi
anlatır. Onun insancıl tutumu, çağımız insanının gerçeği ile
çatışmaktadır... Taner, hikayelerinde toplum, doğa ve kendi iç dünyası
içinde sıkışıp kalan insanının trajedisini anlatır. Bunun için
toplumumuzun her kesiminden insan hikaye kurgusu içinde yer alır.
Özellikle hızlı değişim ve kimlik arayışı içinde olan kişiler, yaşlı
insanlar, kadınlar, aldatılan erkekler, ekalliyet, küçük insanlar,
çeşitli meslek gruplarının temsilcileri... hikayelerin tipik
kişileridir. Görünürde anlatılan, bizim insanımızdır. Ve yazarın bizim
insanımıza yaklaşımı, ona bakışı olumludur." (Yalçın, 1995: 83).
3. Toplumsal değişim: Taner'in öykülerinde görülen toplumsal bakış
açısına Yalçın yine aynı eserinde şöyle yaklaşmaktadır:
"Haldun Taner'in eserinde görülen diğer bir temel sorun da, toplumsal,
politik ekonomik koşullara paralel olarak değişen toplumumuzun durumunu
vermektir. Çağımızda tüm dünya hızlı bir değişim içine girmiştir. Yazar
bu temel sorunu iki yönlü bir yaklaşımla anlatır. Taner ilk olarak
değişimin kendi toplumumuzda yaptığı tahribat hakkında bilgi verir,
sonra Batı kültürü ve medeniyetinin bu değişimi nasıl yaşadığı sorusuna
cevap arar ve bu değişim karşısında aksayan yönleri mizahi bir anlatım
tutumu ile eleştirir. (84)... hikayelerinde toplumsal değişimin kültür
yönünün ağırlıklı olarak yansıtır." (86).
4. Devekuşu kompleksi: Taner'in öykülerinde ortaya çıkan devekuşu
kompleksine yaklaşımını yine Yalçın şu şekilde açıklamaktadır: (1995:
88-89)
"Yazar, tüm eserlerinde bir gerçeği sorgulamakta ve insanların
şartlanmışlıkları üzerinde ısrarla durmaktadır. Taner, eleştirel
düşüncenin toplumumuzda yerleşmemiş olmasına ve insanımızın kendisine
sunulan her şeyi körü körüne kabullenmesine tahammül edemez. Taner
eserden esere şekil değiştirerek de olsa, her defasında egemen değerleri
sorgulamaktadır... (88) Taner devekuşu misali başını kuma sokan halkı
gerçekleri görmeye çağırır. (89)
Haldun Taner'in öykülerinin genel konularını Yalçın şöyle
sınıflandırmaktadır: (1995: 94-150)
1. Yaşlı insanların dünyası - yaşlılık: (Sebati Bey'in İstanbul Seferi,
Sahib-i Seyfü Kalem, Kantar Katibi Ali Rıza Efendi vb.)
2. Aldatılan erkek ve ihanet: (Allegro Ma Non Troppo, Geçmiş Zaman Olur
ki, İşgüzar bir Polis, Kaptanın Namusu vb.)
3. Ekalliyet: (Beatris Mavyan, Harikliya, vb.)
4. Küçük İnsanlar: (Fasarya, Ases, Ayak vb.)
5. Kültürel Obje Olarak İnsan: (Kızıl Saçlı Amazon, Şeytan Tüyü)
6. Toplumsal bir Obje olarak İnsan: (Töhmet, Tuş)
7. Doğa: (Heykel, Sonsuza Kalmak, vb.)
8. Yaşam: (Şişhane'ye Yağmur Yağıyordu, Yalıda Sabah, Piliç Makinesi,
Küçük Harfli Mumluklar, vb.)
Yöntem
Bu araştırmada Haldun Taner'in öykülerinde yazınsal iletişim,
deneysellik ve yaratıcılığı sağlayan iki öğenin varlığına
değinilecektir: (1) Bilgisellik ve (2) yazınsal anlam. Öyküde bu
olguların nasıl ortaya çıktığını kısacak aşağıdaki gibi özetlemek
olasıdır.
1. Öyküde Bilgisellik
Öykülerin derin yapılarındaki kavramsal yapıları ile yüzeysel dilbilgisi
yapıları arasında bir tür ilişki vardır. Bir öykünün her tümcesinin
içinde öykü metninin tümüne dağılmış olan bir bilgi bütününün sadece bir
parçası bulunmaktadır. Tüm bu bilgi parçacıkları öykünün izleksel
yapısını oluştururlar. Halliday tümcelerin ve öykülerin herbirinin birer
başlangıç noktası olduğunu belirtmektedir. Bu durumu açıklamak için de
tümcelerde konuyla ilgili üç tür bilginin saklı olduğunu savunmaktadır.
Halliday bu bilgileri şu şekilde açıklamaktadır. (1985: 36-39)
A. Öyküde metin düzlemindeki bilgiler:
Öykü metninde sözcük, sözcük öbeği, tümcecik ve tümce gibi dil
birimleridir.
B. Öyküde iletişim düzlemindeki bilgiler:
Öyküde yazarın kişilerarası düzlemde iletmeyi amaçladığı bilgilerdir.
C. Öyküde düşünsel düzlemdeki bilgiler:
Öyküde konu ve içerikle ilgili olan bilgilerdir.
2. Öyküde yazınsal anlam
Öykü metindeki sözcük, sözcük öbeği ve tümceler öyküdeki anlamları
dizgeselleştirirler. Bunlar aslında öyküdeki göstergelerdir. Hiç biri
tek bir kavramı yansıtmazlar. Bu göstergeler değişik durumlarda değişik
anlamlar kazanırlar. Bunların herbirinin birer "anlam çerçevesi"
bulunmaktadır (Aksan, 1995: 73-75). Bir gösterge öyküde birlikte
kullanıldığı diğer bir göstergeye kendi anlam çerçevesinden ileriye ya
da geriye yönelik olarak kimi anlamları aktarmaktadır. Öyküde yazınsal
anlam üç şekilde ortaya çıkmaktadır:
A. Göndergesel anlam: Bir sözcüğün ya da tümcenin temel anlamı, diğer
bir deyişle onun gönderimde bulunduğu bir insan, nesne, soyut bir
kavram, durum ya da olaydır (Sözlüksel anlam).
B. Toplumsal anlam: Bir sözcüğün ya da tümcenin anlamının sözlüksel
olarak değil de toplumsal sınıf, etnik gruplaşma, bölgesel köken,
cinsiyet yaş ve bağlam gibi toplumsal faktörler tarafından
belirlenmesidir.
C. Etkisel anlam: Dili kullanan kişinin duygularını, davranışını,
eğilimlerini ve belirli bir durumda ya da sürmekte olan bağlamla ilgili
olan düşüncelerini yansıtır. Örneğin, Türkçe'deki eyvah, tüh, vah, oh,
ah gibi ünlemlerin etkisel anlamları vardır.
Kısacası, yukarıda sözedilen tüm bu özellikler öyküdeki yazınsal
iletişimi, yazarın deneyselliğini ve yaratıcılığını, dolayısıyla da
öykünün yazınsal anlamını oluşturmaktadır.
Haldun Taner Öyküsünde Yazınsal Anlamın Ortaya Çıkışı: Yazınsal
İletişim - Deneysellik - Yaratıcılık
Öyküde yazınsal anlamı oluşturan yazınsal iletişim - deneysellik -
yaratıcılık üçlüsünün Haldun Taner'in öykülerinde nasıl ortaya çıktığı,
yazarın "Artırma" adlı öyküsünden alınan bölümlerin bilgisellik ve
yazınsal anlam konularının alt başlıklarının örnekleri olarak
irdelenmesi suretiyle açıklanacaktır.
|
|
|
Haldun Taner'in "Artırma" adlı öyküsünün konusu kısaca şöyledir: Öykü iki tip
insanın varlığından sözetmekte ve onların tanımını vermektedir. Birinci tip
insan toplumun zengin ama görgüsüz sınıfının temsilcisidir. Hacı Ağa'nın
simgelediği bu sınıf sürekli olarak müzayede salonuna gidip seçim yapabilmekte
ve değerli şeyleri sırf pahalı oldukları için satın alabilmektedir. Öykünün
başkişisinin simgelediği ikinci sınıf ise, başkalarının mutluluğu için ve
onların seçimleri doğrultusunda yaşayan, onların başarısı için kendisini basamak
yapan ve maddi güce sahip olmayan sınıftır. Taner yaşamdaki bu ikilem ve
adaletsizlik ile müzayede salonlarında bu iki sınıf temsilcilerinin karşılaşması
arasında bir tür koşutluk kurmaktadır. Çünkü yazara göre yaşam bir açık
artırmaya benzemektedir. Yaşamda olduğu gibi müzayede salonlarında da yerinde ve
zamanında karar vermek gerekir.
1. Bilgisellik: Haldun Taner'in öyküsünde metinsel, iletişimsel ve düşünsel
düzlemlerde ortaya çıkan bilgisellik olgusu.
ÖRNEK 1: "Kim alırsa alsın, o avukatın, mühendisin, müteahhidin, doktorun,
tüccarın, o kimse kimin, etiketini oraya koymasını bir çeşit lüzumsuz övünme
sayıyorum." (Taner: 78)
Taner'in değerli bir sözlüğü satın alan Hacı Ağa'nın o sözlüğün değerini bilecek
bir insan olmadığını, oysa, sözkonusu sözlüğün değerini verecek insanın da onu
elde edebilecek parasal güce sahip olmadığını anlattığı "Artırma" adlı
öyküsünden alınan örneğe bakıldığında, sayıyorum yükleminde gizli olan ve 1.
tekil kişi eki -m ile belirtilen 1. kişi adılı ve ana tümcenin öznesi olan ben
sözcüğünün kişilerarası bilgiyi aktaran bir aracı olduğu için iletişim
düzleminde bulunduğu görülmektedir. Çünkü bu tümcede ben olayı okuyucuya aktaran
kişi konumundadır. Örnekten de anlaşıldığı üzere dilin kişilerarası olma işlevi
vardır. Burada öyküyü anlatan başkişi, düşüncelerini ve toplumun belirli bir
kesimi hakkındaki yorumunu ve eleştirisini okuyucuya aktarabilmek için öykünün
dilini araç olarak kullanmaktadır. Böylelikle de yazar kendi değer yargı ve
eğilimlerini kendisi ve okuyucusu arasında bir tür ilişki kurma yoluyla öyküsüne
yansıtmaktadır. Dilin bu şekilde kişilerarası olma görevi kişinin hem iç hem de
dış özelliklerini ortaya koymaktadır. Öte yandan, yan tümcenin özneleri olan
avukat, müteahhit, doktor, tüccar sözcükleri ise etiketi koyma işlemini
gerçekleştiren kişiler oldukları için düşünsel düzlemdeki konu durumundadırlar
ve kişilerarası olma özelliğini taşımaktadırlar (Erden, 1998: 56).
Taner'in sözkonusu öyküsü toplum içinde bulunan ve birbirinden çok farklı olan
iki insan tipini tüm yönleriyle incelemektedir. Öykü aynı zamanda da her iki
insan tipinin özünü yakalamaktadır. Öykünün başkişisi toplumla kendi iç dünyası
arasında sıkışıp kalmıştır ve kendi kendisiyle hesaplaşmaktadır. Bu kişi
zamanında ve yerinde karar vermekte zorlanmaktadır. Bu nedenle de tıpkı açık
artırmada olduğu gibi yaşamında da gerçekten istediği şeyler elinden kayıp
gitmiştir.
ÖRNEK 2: "Elimi uzatsam benim olacak bir vazoya sırt çevirip başkasına
kaptırınca onu benden çalınmış saymak neden?.. Kendi densizliğimden..
Bu huyda bir insan için, artırma yerinden daha üzücü, daha kahır verici bir yer
düşünülebilir mi?
Artırma nedir? Almağa çabuk karar veremediğiniz bir matahın başkaları tarafından
artırılıp gözünüzün önünde götürüldüğünü görmeğe katlanmaktan başka?... (Taner:
80)
Örnek 2'de öykünün başkişisinin iç dünyası ile toplum arasındaki sıkışmışlığı
arasındaki çatışma hakkındaki bilgi okuyucuya, soru-yanıt biçiminde
iletilmektedir. Soruyu başkişi kendi kendisine sormaktadır. Yanıtını ise yine
kendisi vermektedir. Aslında başkişinin bu iç hesaplaşması metin düzlemine soru
tümceleri ve bu soru tümcelerine yanıt olan diğer soru tümceleri şeklinde
yansımaktadır. Başkişi ile toplumun diğer sınıfından olan kişiler arasında
gelişen iletişim biçimi soru tümcelerinin edilgen olan yüklemlerinde ortaya
çıkmaktadır:
"çalınmış saymak..."
"başkaları tarafından artırılıp gözünüzün önünde götürüldüğünü görmeğe
katlanmak..."
Görüldüğü üzere çalınmış, artırılıp, götürüldüğünü yüklemleri edilgen oldukları
için, başkişinin kişisel hatalarının toplum tarafından nasıl değerlendirildiğini
göstermektedirler.
2. Yazınsal anlam: Haldun Taner'in öyküsünde kimi göstergeler kendi anlam
çerçevelerinden öykü içinde ileriye ya da geriye yönelik olarak kimi anlamlar ve
çağrışımlar aktarmaktadırlar.
ÖRNEK 3: "Sergilerden çıktığım yok gibi... Resim, heykel, seramik, elişleri
sergisi, ne olursa gidiyorum. Gidip de bir şey mi alıyorum? Yooo.. Sadece bol
bol bakıyor ve hayıflanıyorum. Evet tam deyimi bu, hayıflanıyorum. Bakıyor
bakıyor, satın alınmış eserlere acınıyorum - Acınıyorum daha yerinde - (Taner:
78)
Örnek 3'te görüldüğü üzere öykünün başkişisinin kullandığı dil onun duygularını,
davranış biçimini, yaşam ve açık artırma konusundaki düşüncelerini
yansıtmaktadır. Bu durumda öyküde bir etkisel anlam oluşturmaktadır. Bu etkisel
anlamı oluşturan dil kullanımının özelliklerini şu şekilde sınıflandırmak
olasıdır:
a. Başkişi gündelik dil kullanmaktadır.
b. Başkişinin dil kullanımı düşünce akışına koşuttur ve bu nedenle de akıcıdır.
c. Başkişinin dil kullanımı ünlem içermektedir: Yooo
d. Başkişi kimi sözükleri yinelemektedir: bol, hayıflanıyorum, bakıyor,
acınıyorum.
e. Başkişi soru sormakta ve bu soruyu yine kendisi yanıtlamaktadır: "... bir şey
mi alıyorum? Yoooo. sadece bol bol bakıyor..."
f. Başkişi yarım kalmış tümceler kullanmaktadır: "... acınıyorum-acınıyorum daha
yerinde."
Öykünün giriş paragrafı olan Örnek 3'teki dil kullanımı, öykünün diğer
bölümlerine gönderimde bulunmaktadır. Çünkü sözkonusu bölüm başkişinin bakış
açısını, öykünün yer aldığı mekanı ve toplumun eylemini (eserlerin satın
alınması) okuyucuya tanıtmaktadır. Aslında bu bölüm aşağıda (Örnek 4) verilen
öykünün son paragrafının okuyucuda yarattığı etkisel anlamı tamamlamaktadır:
ÖRNEK 4: "Sırtımda, yeni tersyüz ettirdiğim pardesüm, içimde yine hiçbir şey
almayacağım yeni bir arttırmaya katılma hevesi, dudağımda hüzünden mi, sevinçten
mi ileri geldiği belli olmayan çarpık bir gülümseme, kabara kabara, oradan,
arttırma yerinden uzaklaştım (Taner: 100).
Örnek 4'teki etkisel anlamı oluşturan dil kullanımının özelliklerini ise şu
şekilde sınıflandırmak olasıdır:
a. Başkişi gündelik dil kullanmaktadır.
b. Başkişinin dil kullanımı düşünce akışına koşuttur ve bu nedenle de akıcı ve
hızlıdır.
c. Başkişi sözcük yinelemektedir: kabara kabara
d. Başkişinin dil kullanımında gündelik dil kullanımına özgür birbirine
gönderimde bulunan sözcükler görülmektedir: Oradan ... arttırma yerinden
uzaklaştım. (Arttırma yeri kendinden önce gelen oradan sözcüğüne gönderimde
bulunmaktadır.)
ÖRNEK 5: "Bir tarafından beğenilmiş, ayırtılmış kaporası verilmiş, başkası
heveslenmesin diye de altına alanın adresi iliştirilmiş, bir resim, bir kilim,
bir vazo, bir ne bileyim ben, biblo gördüm mü, içimin yağı eriyor. Alana garez
oluyorum. Ossaat gözüm dönüyor. Kim alırsa alsın, o avukatın, mühendisin,
müteahhidin, doktorun, tüccarın o kimse kimin, etiketini oraya koymasını bir
çeşit lüzumsuz övünme sayıyorum (Taner 78).
Yukarıdaki örnekte görüldüğü üzere tümcelerin anlamları sözlüksel olarak değil
de toplumsal sınıf, gruplaşma ve meslek gibi toplumsal faktörler tarafından
belirlenmektedir.
ÖRNEK 6: "Bu vazo var ya, hani şu kart vizitimin yanındaki demek istiyorlar..."
işte onu ben aldım ahbap... Ben İnşaat Müteahidi Filan Filanım. Adresim kartın
sol köşesinde yazılı. Ayaspaşa'da Gülnur Apartmanının falanca katı. Telefon
numaram, dört yüz doksan dokuz bin, dokuz yüz doksan altı. İşte bu vazoyu oraya
götüreceğim. İstediğim çiçeklerle süsleyeceğim. Benim oldu o artık, istesen de
alamazsın efendi... Avucunu yala, talihine küs, aptallığına doyma, e mi? (Taner:
78)
Örnek 6 Taner'in öyküsünde toplumsal anlamı oluştururken deneysellik ve
yaratıcılık yetilerini nasıl ortaya koyduğuna işaret eden özgün bir örnek olarak
gösterilebilir. Çünkü yazar bu bölümde toplumun zengin ve istediğini kolaylıkla
elde edebilen kesimi hakkındaki görüşlerini o kesime ait birinin kendi ağzından
aktarmaktadır.
SONUÇ
Haldun Taner öyküsünü oluştururken öyküdeki yazınsal iletişim deneysellik ve
yaratıcılık özelliklerini, düşünce akışına uyumlu, hızlı ve akıcı günlük dil
kullanımları, soru-yanıt aracılığıyla kendi kendini sorgulama, yarım kalmış
tümceler, sözcük yinelemeleri ve ünlemler aracılığıyla gerçekleştirmektedir. Bu
durum da onun öykülerini Türk öykücülüğü içinde dinamik, özgün ve farklı
kılmaktadır.
KAYNAKÇA
Aksan, Doğan Şiir Dili ve Türk Şiiri, (1995) Ankara: Engin Yayınevi
Erden, Aysu Kısa Öykü ve Dilbilimsel Eleştiri, (1998) Ankara: Gündoğan Yayınevi
Halliday, M.A.K. An Introduction to Functional Grammar, (1985) London: Edward
Arnold
Simpson, Paul Language, Ideology and Point of View (1993) London: Routledge
Taner, Haldun "Artırma" Onikiye Bir Var, (1983) İstanbul: Bilgi Yayınevi, ss.
78-100
Yalçın, Sıddıka Dilek Haldun Taner'in Hikayeleri ve Hikayeciliği, (1995) Ankara:
Bilgi Yayınevi |
|
|
|