Jean Echenoz
Bir Yıl

Jean Echenoz



 

Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

 

 


  Editörün Notu: "Yeni Yeni Roman" akımının önde gelen yazarlarından olan Jean Echenoz 1999 yılında "Ben Gidiyorum" adlı yapıtıyla Fransa'nın Goncort ödülünü kazanmıştır.  "Ben Gidiyorum 'a "  paralel olarak yazdığı "Bir Yıl" adlı kitabında kişiliği hırpalanmış Victoire'ın  ruhsal "kayboluşunu" anlatır.  Yazar, evsiz barksız Poussain'in ağzından  "kendimizi kaybetmezsek, kaybolur gideriz," der.  Ancak böyle bir kayboluştan sonra girdiğimiz arayış sonucunda öz değerlerimizi yeniden bulma imkânına kavuşabileceğimizi mi  söylemektedir Echenoz?

 

“Yazılabilir” bir metin olarak Bir Yıl
Eren Arcan www.dipnotkitap.net

Jean Echenoz’un post modern toplumun aynası olan romanları Batı felsefesinin temelini oluşturan akılcılık, gerçek, nesnellik, evrensellik kuramlarını yadsır. Bu değerlerin yerini belirsizlik, görecelik, parçalılık, çok seslilik, değişkenlik alır. Eserlerinde modern insanın ana meseleleri olan yabancılaşma, aylaklık, umutsuzluk, bıkkınlık, yalnızlık, yıkım  izleklerini işler.

Echenoz'un en belirgin özelliği “lakonizm”, yani söylemek istenileni en kısa yoldan, en az sözcükle anlatmak olarak açıklanan, ekonomik ifade tarzıdır. Nüktedanlığı acıtıcıdır. Kelimeleri ve imgeleri seçişindeki anlatım kesindir. Her romanında çoklu, incitici, ironik katmanlar önce birbirini tamamlar, daha sonra da art arda birbirleriyle çatışarak, daha önce kurulan dengeleri alt üst eder. Echenoz böylece okuyucunun her an tetikte olmasını talep eder.

Echenoz ilk romanlarında daha önce denenmiş edebiyat türlerinin üzerinde dramatik şekilde oynamış, onları istismar etmiş ve alaya almış. 1983 te “Greenwitch’in Meridyeni”, 1987 de “Cherokee” de polisiye türüyle, “Chopin” adlı kitabında Chopin’i bir böcekbilimci casus olarak göstererek casus kitaplarıyla dalgasını geçmiştir.

Echenoz’ın yayım hayatında dönüm noktası Goncourt ödülünü kazandığı “Ben Gidiyorum” olmuştur. Aslında “Bir Yıl” ile ikisi de kaçış hikâyesi olduğu için birbirini tamamlayan iki kitap olarak kabul görmüş, hatta bazı yayınevleri iki kitabı birlikte basmışlar.

“Ben Gidiyorum” un başkişisi Felix Ferrer zor durumda olan bir sanat galerisinin sahibidir. Galeriyi kurtarmak için her şeyi yapmaya hazırdır. Kuzey Kutbunda İnuit (Eskimo) sanatına ait seçkin bir koleksiyon peşindedir. Oradan oraya koşan Felix’in kalbi bu tempoya dayanamaz ve kendisini bir hastane yatağında, yanında muhteşem bir kadınla yatarken bulur. Bir yol kitabıdır ama yollar Borges ve Calvino eserlerinde olduğu gibi başlangıç noktasına çıkacaktır. Bununla birlikte kat edilen bütün o yollardan sonra ne Felix, ne de okur aynı olacaktır.

“İşgal Plânı” hiç kuşkusuz, 15 sayfalık hacmi ile kitap kavramı dışına çıkan bir kitap olmuştur. Echonoz bu kitabında bütün betimlemeleri, karakter tanımlamalarını, diyalogları, olayları en temel noktalarına indirgemiş, sıradan, donuk ve renksiz bir söyleme yönelmiş. Echonoz bu çalışmasıyla, yolun sonuna gelmiş olan geleneksel “roman” kavramının tükenmişliğini, minimalist bir örnekle ortaya koymak istemiştir. “Bir Yıl” hem kitabın kendisi hem de okur açısından belirgin olmayan bir yaklaşım içerisindedir. Okur ayrıntılar içinde kaybolur, kafası karışır. Metni yeniden anlamlandırmaya çalışır. Post Moderncilerin üzerinde fazlasıyla durdukları “oyun” kavramına göre, “eğer şüphecilerin iddia ettikleri üzere ‘gerçek’ diye bir şey yoksa o zaman geriye kalan sadece oyundur. Sözcüklerin ve anlamın oyunu”. Bu tür bir eserde yazar ve okur aynı “oyunda” birleşir.

Bir sabah uyandığında sevgilisini yatakta yanı başında ölmüş gören Victoire suçlu bulunmak korkusuyla, bir uyurgezer gibi, birkaç parça eşyasını toplayarak, bilinçsizce oradan kaçar. Nedensiz bir "kaçış hikâyesi" olarak başlayan öyküde Victoire, “morg ortamı içinde insanı taşa dönüştüren garlar,” “manzarasız görüntüler”, “gaipten gelen sesler”, “yelkovansız saatler”, “hiçliğin resmini çizen boşluklar” arasında savrularak “yol nereye götürürse” gider. Onun oradan oraya otostop yaparken arabalarına alan insanlar da benzer bir bulanık ruh hali içinde, iletişimsiz, kayıtsız ve mesafelidirler.

Güney Fransa coğrafyasında amaçsızca dolaşıp dururken parası tükenen Victoire’ın kendisi de tükenir. Sahip olduğu eşyalardan yavaş yavaş vazgeçerken adeta arınmaktadır. Sosyal sınıflanmanın alt tabakalarına doğru yol alırken kayıtsız toplumun kendi içinde barındıramadığı bir yoksula dönüşür.

Bu arayış süreci içinde Victoire’ın ilişki kurabildiği kişiler, ona şefkat gösteren, kucak açan, toplumun ise kayıtsız kaldığı, evsiz barksızlardır. Bu kitapta Echenoz, daha önceki eserlerinde görülmeyen bir sosyal bilinç sergiler. Ortada bir suç varsa o da bireylerini koruyamayan toplumun politik ve sosyolojik tercihleridir der gibidir.

Victoire yoksullaştıkça anlatım yalınlaşır. Echenoz olayı bütün çıplaklığıyla ortaya koymak için öyküyü giderek betimlemelerden, yorumlamalardan, açıklamalardan arındırır. Zaman ve mekân belirsizleşir. Neden-sonuç ilişkisi askıya alınır. Kitap bu şekilde tekdüze, sürüp giderken okur da, Victoire gibi kaybolur. Onun bu amaçsız, başıboş dolaşmaları, okurun metinde dayanaksız hipotezlerine ve yorumlarına neden olur. Yollarda çıkış arayan Victoire gibi, okur da kitapta kendi yolunu bulmaya çalışacaktır.

Bu “kayboluş” hikâyesinde çözüm, dibe vuran Victoire'ın kendisindedir. Eğer kendi değerimizin farkına varmak, özümüze yeniden dönmek istiyorsak “kaybolmalıyız.” der Echenoz. Dibe vurduğunun bilincine, ancak kaybolduktan sonra varan Victoire’a, evsiz barksız arkadaşı Poussain "kendimizi kaybetmezsek, kaybolur gideriz," der.

Kitap yoruma açıktır. Okur neyin düş, neyin gerçek ya da oyun olduğunun farkına varamaz. Ölen kim? Victoire’ın ölü bulduğunu sandığı Felix mi? Yoksa kitap boyunca Victoire’ın dört kez karşısına çıkan arkadaşı Louis Philipe mi? Louis Phillip öldüyse nasıl Victoire’ın karşısına çıkar. Gore-Tex’in parası neden tükenmez.

Barthes yazını okunabilir (readerly) ve yazılabilir (writerly) metin olarak ikiye ayırır. “Okunabilir metin” başı ve sonu belli, tamamlanmış bir bütün olarak karşımıza çıkar. Lineer bir biçimde bizi sayfadan sayfaya, bölümden bölüme önceden kesinlenmiş şekilde taşır. “Yazılabilir” metin ise hep günceldir. Yazar okurunu sürekli olarak yeniden okumaya, yeniden yorumlamaya davet eder. Derrida’nın söylemiyle “okur metni yeniden yazar.”

“Yazılabilir” bir metin olan Bir Yıl’da bütün bu soruların cevabını okurun kendisi verecektir

15.11.2012
İzmir


Jean Echenoz’un Bir Yıl Adlı Yapıtına Postmodern bir Yaklaşım – Prof. Ayten Er, Yrd. Doç. Dr. Ali Tilbe
Reading Jean Echenoz Warren Motte http://www.dalkeyarchive.com
http://www.complete-review.com

 


Kaybolur gideriz

ÖMER ERDEM
http://www.radikal.com.tr/

Vaat eden ve vaat ettiğini sunan bir yanı var Helikopter Yayınları’nın. Bir güzel kırmızı dudağı bile andıran yan rengiyle pek göz dolduran beyaz kapaklar yazar ve kitap isimleriyle de çok uyuştu bugüne kadar. Sadece iyi bir kitap okumanın değil güzel kitaplar okumanın da zevkini verdi has edebiyat okuruna. Bir yandan marjinalmiş gibi duran görüntünün aksine hakikatte çok özenli seçimiyle saf edebiyatın merkezlerinden biri olmanın göstergesi oldu kitaplar. Her yeni kitap gelecek yeni kitapları da müjdeledi sanki. Böylesi bir yayınevinin olması sadece okurlar açısından değil yayın dünyası adına da katkı, her daim. En azından benim için öyle.

Jean Echenoz’un, Mehmet Emin Özcan çevirisi ile sayfalarını çevirdiğim ‘Bir Yıl’ı okurken düşündüm bunları yeniden. ‘Bir Yıl’ ana hatlarıyla bir tür ‘Fragman Roman’. Literatürde böyle bir kavram var mı bilmiyorum. Onu eleştirmenler düşünsün. Fakat bendeki ilk düşünce bu oldu. Fragman ama bir fragmanın ötesinde, sınırlamayan ve okuru kendi genişliğine çıkarabilen bir roman aynı zamanda. Uzun hikâye diyebilir bazıları. Anlatı veya kısa roman hatta. Kurgunun ve anlatımın el ele verip yormayan akışı, olay örgüsünün karakterle getirdiği doğal uyum şüphesiz ‘Bir Yıl’ı hem daha okunur kılıyor hem de edebiyat zevkinin derecesini hiç düşürmüyor. Genç Victoire’nın bir anımsayamama anıyla başlayan yolculuğu, kaçışa doğru değil de nedense hep dönüşe yönelmiş olması mıdır okurun gönlünü çelen? Çağdaş insanın bütün geçitlerini, saçmalıklarını hemen hiç duyurmadığı fakat yoruma her zaman açık kalan ‘arınma psikolojisi’ ile birlikte vermesi de etkin olabilir okuma yakınlığının kurulmasında. Bir de bakarız ki en sıradan bireyler bile, banka hesapları, tren seferleri, kredi kartları, kontratlar, arkadaşlar ve otoyollarla birbirine çoktan bağlanmış haldedirler. Para, tükendikçe insanın tükenişini de hazırlayan ontolojik bir materyal hükmündedir de kimselerin hatırladığı bile yoktur. Olmayan gelecek değil bu yüzden belki bugündür.

Yine de, yine de, ‘Bir Yıl’ı nitelikli ve okunabilir bir edebiyat eseri yapan bunlar değildir. Victoire’nin, sıradan bir insan olarak, sorunsuzca, sorgusuzca, hatta yer yer anlamsız bir halde kendisine doğru kaçmasındadır bu nitelik. ‘Bir Yıl’ bize, dilden ve iddiasız bir anlatı olarak, her gün bir şekilde yaşanmakta olan hayat ve insan gerçekliğini getirir, kendisinden uzaklaşan insanın, uzaklaştığı şeyle sonuçta basitçe karşılaşmasını anlatır. Sanki, kaçtığımız, uğruna bedel ödediğimiz onca şey aslında olmaya da bilir demek ister. Ama der tekrarla, yaşamak, bir şeye inanarak yaşamak yine de buna değer. Bir gün “bir eczanenin aynasında kendini gördü; günün birinde bu hale gelebileceğini hiç düşünmemişti: giyeceği başka neredeyse hiç giysisi, kullanacağı makyaj malzemesi ve temizlik için her hangi bir şeyi kalmadığından ve bunları alacak parası da olmadığından, görüntüsü bozulmaya başlamıştı… “ Böylece, bir başka yere, cinsiyetin ve hazzın dışına çıkarır insanı J.Echenoz. Hatta sessizce yere çalar onu. Cinsiyet ve statü bir kez olsun aşılmalıdır şu hayatta.

Ayrıca yer yer sinematografik anlatım geçişleriyle de cazip bir roman ‘Bir Yıl’. Yarı bilinç haliyle göstermeye çalıştığı pasajlar son derece renkli ve canlı. Kaybolmanın cazip estetiği bile diyebiliriz bu açıdan kitaba. Kaybolmak, bir şekilde bir vesileyle kaybolmak, hatta kayboluşun saçma gerekçesini bulmaktan da söz eder kitap alttan alta. Eğer bir gün, kendimize dönmek, bu yanılsamalardan kurtulmak, kendi değerimizin derinliğini fark etmek istiyorsak bunu yapmalıyız, der. Çünkü “kendimizi kaybetmezsek kaybolur gideriz.” İşte bunu, kaybolup gittiğini bile fark etmeyen ancak kaybolduktan sonra bunun farkına varan Victoire’nin ‘geçişlerini’ anlatıyor ‘Bir Yıl’. Sürprizli finali, akıcı dili, gerçekten ayrılmayan dünyası, bir şekilde düzenin alt katına düşmüş insanları aktarmadaki sıcaklığıyla, sıradan insandan herkese kolaylıkla akabilecek bir roman bu. Otoyollar boyunca arabalarına otostop yaparak bindiği insanlardan birisinin, bir cenaze arabası sürücüsünün dediği gibi ‘insanlar artık ölmüyor’ olmak gibi bir çabayla pençeleşseler bile çoktan ölüm de hayat da insanın yanında akmaktadır. Romanın iç karakteri Louis- Philippe’nin arada bir umulmadık şekilde ortaya çıkmasında olduğu gibi, sürpriz bir kötülük olgusu değildir sadece. Yaşamak zaten bir sürprizdir. İyi bir edebiyat eseri gibi. Sessizce yazılır. Okunur. Yazılır.

BİR YIL
Jean Echenoz
Çeviren: Mehmet Emin Özcan
Helikopter Yayınları


 

 

Jean Echenoz'un Bir Yıl (Un An) adlı yapıtına
Postmodern bir yaklaşım

http://www.academia.edu/  

Prof. Dr.  Ayten er/ Yrd. Doçe. Dr. Ali Tilbe
Atatürk İniversitesi Fen Fakültesi Bölümü - Erzurum

....minimalist yazarlardan biri Jean Echinoz'dur.  Bugüne kadar yedi roman üç öykü yayımlayan Jean Echinoz "yeni yeni roman" kuşağında yer alır.  Yapıtları farklı etkiler taşır. özelliklede "yeni roman" etkilerini.  Jean Echeoz aynı zamanda post modern romanın tipik yazarlarından birisir.  Yapıtlarında birçok yazarın etkisi yanında (Roussel, James, Racine, Manchette, Conrad, Brecht, Grillet, Audiberti, Nabokov) müzik, resim, sinema ve çizgi filmin etkisini görmek olanaklıdır.  Çağının ekinini oluşturan her şeyden etkilendiriği söyleyebiliriz.   Çağını yakalar ve postmodern varlığın koşullarını romana yerleştirir.

Yazının devamını okumak için lütfen linki tıklayınız. http://www.academia.edu/  


Dibe vurmak zor 'sanat'
ERAY AK - CUMHURİYET KİTAP


"Bir Yıl"da nedensiz bir nedenden doğmuş bir kaçış hikâyesi anlatıyor.

Sıkı takipçiler Jean Echenoz adını daha önce Türkçeye çevrilen önemli sayıda kitabıyla hatırlayacaktır. Bundan on yılı aşkın bir süre önce 2000'de Ben Gidiyorum'la Türkçede kendine yer bulmuş Echenoz. Hatta bu romanı ona 1999 yılında Fransa'nın en saygın edebiyat ödülleri arasında başı çeken Goncourt Ödülü'nü kazandırmış. Sonrasında ise Piyano, Sarışın Bombalar, Ravel ve Jerome Lindon'la çıkmış okuyucuların karşısına yazar. Ancak bir türlü istenilen kitleye ulaşamamış; sıkı takipçilerden öteye uzanamamış. Şimdi de özenli bir baskı ve çeviriyle Bir Yıl ile okuyucuların karşısında Echenoz. Kitabın kaderi ne olur bilinmez ama sıkı takipçilerin gözünden kaçmaması gereken bir roman olduğu kesin Bir Yıl'ın.

Edebiyat var olduğundan beri meraklıların kafasını kurcalayan dertlerin başını çeker: 'Bir romanla bir başkasının hayatına, sorunlarına, gerçek olmadığını bildiğimiz hallerine neden bu kadar yoğunlaşırız? İnsanın kendi yaşantısı bu noktada neden yeterli olmaz da başka hayatlara meyil eder?' soruları. Bunlara en başından beri birçok yanıt verilmiş, edebiyat hayatta olduğu sürece de yanıt verilecektir. Peki bir roman kahramanı zorunluluktan da olsa kendi hayatından vazgeçip bir başka yaşam sürmek mecburiyetinde kalırsa ne olur? Hiç alışık olmadığı hallere bürünüp sadece yapmak zorunda olduğu için, yaşamını devam ettirebilmek için olmadık hallere düşerse ve bunu 'nedensiz sayılabilecek bir nedenden' yaparsa'


OKUR KURAR, YAZAR BOZAR


Echenoz yanıtı tam olarak bu olmasa da bu minval üzerinden kuruyor Mehmet Emin Özcan çevirisiyle Türkçede yayımlanan romanını. Bir kaçış romanı Bir Yıl. Hayatını sürdürdüğü şehrinden, bu şehirdeki yaşantısından bir yıl boyunca uzakta kalan kahramanını ve başından geçen olayları kaleme döküyor yazar bu küçücük hikâyede. Ama bir yandan da başka bir yaşamla da her ne olursa olsun yaşamanın mümkün olabileceğini de kanıtlamak istiyor alttan alttan.

'Şubat ayının bir sabahı, önceki akşamdan hiçbir şey anımsamayan ve Félix'in yatakta, yanıbaşında ölmüş olduğunu gören Victoire, valizini hazırladı, bankaya uğradı, ardından bir taksiye atlayıp Montparnasse Garı'na yollandı. (') Victoire ekranlardan birinde onu en çabuk ve en uzağa götürecek ilk treni aradı: Sekiz dakika içinde hareket edecek bir tren Bordeaux'ya gidiyordu. Bu hikâye başladığında (ise) Victoire, Bordeaux'yu hiç bilmiyordu (')' Bu cümleler romanın ilk sayfasından. Daha ilk sayfada romanın sırlarını paylaşmaya başlıyor yazar bizimle. Değişik bir tempoyla açıyor roman kendini. Ardından gelecek durgun sayfalar-ın aksine romanın bu ilk sayfaları bize heyecanlı bir kaçış hikâyesi anlatacakmış gibi dursa da aslında olayın iç yüzünün öyle olmadığını birkaç sayfa ilerledikten sonra kavrıyoruz.

Romanın ilgi çeken, kendini okutan yanlarının başını da bu çekiyor aslında. Bir sayfada sizin okuyucu zihniyle kurduklarınızı yazar sonraki sayfada yerle bir edebiliyor. Yanında bir ölüyle uyanan kahramanımızın, okuyucu olarak 'her şeyden' delice bir telaşla kaçmasını beklerken, o tüm sessizliği ve sakinliğiyle usul usul uzaklaşıyor kendi hayatından. Bu uzaklaştığı hayatında ise pek çok şeyi ardında bırakır ama onları düşünmez bile. Sadece kaçmaktır amacı ama yine de aklına takılan, daha doğrusu kaçmaya bir nebze neden oluşturabilecek düşünceler dolaşıyordur kafasında: ' (') Félix'in ölümünden önceki saatlerde neler olduğunu hiç anımsamadığı için, bu ölüme onun neden olduğundan kuşkulanmalarından korkuyordu. Bundan da çok, kendini temize çıkarmak zorunda kalmayı istemiyordu, zaten bunu yapamazdı da; çünkü hiç suçunun olmadığından emin bile değildi.' Üstelik bu kaçış sırasında etrafında kimse de yoktur Victoire'ın. Ailesiyle köprüleri çoktan atmış yalnız başına ayakta durmaya çalışan bir kadındır o. Yola çıkarken de tüm bu özelliklerine yakışır biçimde sadece birkaç kitap, walkman ve çok sayılmayacak üst baş vardır yanında.

Bununla birlikte karşılaşabileceği yol kazalarını ve engelleri de tahmin edemez haliyle ama yol bir anda kendi içine çeker kahramanımızı. 'Yol nereye götürürse' lafının tam bir karşılığıdır Victoire ve roman boyunca öyle kalır. Roman boyunca başına gelecekler de aslında dibe vurmanın da bir sanat, hatta en zorundan bir sanat olduğunu gösterir bize. Kahramanımızın yol hayatına konuk olan ya da tam tersi Victoire'ın yol hayatında konuk olduğu Poussin'in ağzından çıkan şu cümle de kafamıza vurur zaten romanın alt metninden geçen bu fikri: 'Kendimizi kaybetmezsek kaybolur gideriz.'


'ÇALIMLI' BİR METİN

Aslında bu kaçış macerası çok da kötü başlamaz Victoire için. Hatta çoğumuzun isteyeceği türden keyifli bir tatil tadında başlangıç da diyebiliriz rahatlıkla buna. Cebinde uzunca bir süre yetecek kadar parası, istediği zaman kullanabileceği imkânları, kafa dinleyebilmek için sessiz bir evi vardır. Sadece yalnızdır Victoire, ortalarda görünmüyordur. Kaçışın bu sürecinde yazar her yalnızlığın varoluş sancısını getirmeyeceğini, bunu düşündürmeyeceğini, yeni bir hesaplaşma yaratmayacağını; yalnızlığın, tıpkı sadece kaçmak için kaçmak gibi, bazen sadece yalnızlık olabileceğini vurguluyor: 'Victoire ilk günleri çoğu zaman yatağa uzanmış halde geçirdi, kimi kez hayatını düşünmeye çalışıyor, ki boşunaydı bu; kimi kez de hiç düşünmemeye çalışıyordu; ki bu da boşunaydı. Evin çevresinde hep hâkim olan sessizlik bu uğraşları kolaylaştırmıyordu.'

Ancak bu 'sessiz' günleri çok uzun sürmez kahramanımızın. Kaldığı yerde yavaş yavaş bir çevre edinmeye başlar kendine. Bazı insanlarla tanışmaya başlar ve bunların içinde erkekler de vardır. Bu erkekler içindense Gerard'la bir ilişki yaşamaya başlar. Ancak Gerard hiç beklemediği yerden vurur onu. Tekrar yollara düşmesine neden olur. Bunun yanında eski çevresinden Louis-Philippe'le de karşılaşır ve Félix olayı hakkında ondan bilgi alır. Bu noktada Louis-Phillipe'in bu küçük metnin sırla kaplı kısmının önemli bir basamağını meydana getirdiğini de söylemek gerekir. Roman boyunca hiç umulmayan yerlerde birkaç kez daha karşımıza çıkar Louis-Phillippe ve Bir Yıl'ın sürprizli sonunun da büyük oranla emekçisidir. Romanın 'ç/alımlı' bir metin haline gelmesinde de bu bağlamda önemli katlı sağlar.

Gerard'ın beklenmedik hareketiyle kendini tekrar yollara vuran Victoire, çok az para ve bir bisikletle kaçışını sürdürür artık ve başını sokacak bir odası da yoktur. Sokaklarda yatıp kalkmaya başlar. Küçük hırsızlıklara bulaşır, küçük bir çetenin içine dahil olur ama kendi durumunu, burada ne yaptığını asla sorgulamaz. Romanın düşündürücü, okuyucuya pay bırakan, merak ettiren tarafını büyük oranda Victoire'ın bu halleri meydana getiriyor. Kahramanımızın standartları yüksek olduğunu tahmin edebileceğimiz bir yaşam tarzından hırsızlıklara, sokaklarda yatıp kalkmaya kadar ilerleyen bu süreçte hiç mi hiç neler yaptığını sorgulamaz. Sadece yapar. Yaşamak ya da adına ne dersek onun için yapar bunu. Echenoz'un Bir Yıl'da kıyısında gezindiği düşüncelerden biri de bu.


SESSİZ SAKİN ANLATICI

Victoire'ın geçirdiği bir kaza sonucunda yanlarına yerleştiği ve bir süre derme çatma bir kulübede beraber yaşadığı Castel ve Poussin'in kaçış süreçleriyle de bir şeyler çıtlatıyor yazar kulağımıza: 'Ücreti pek iyi olmayan işler yaptıkları elektronik parça şirketinden kapı dışarı edilince, Paris civarında işsiz gezmektense kırsala çekilmeye karar vermişlerdi. İmkânları bu tasarıyı burjuva tarzda gerçekleştirmeye yetmeyince, iklimi onlara uygun olan bu bölgede, uzun yürüyüşler ve özenli keşiflerden sonra, bu ıssız yıkıntıyı keşfetmişlerdi. Bakımını yapmışlar, sağlamlaştırmışlar, ellerinden geldiğince düzenlemişlerdi ve ilk zamanlarda, diye yakınıyordu Poussin, biraz zor olsa da önce keyif almışlar, sonra da almışlardı.' Bu sessiz sakin kaçışlarda hep bir 'umursamazlık' var. Geride bırakmanın artık çok daha zor olduğu bugünde, 'özlenen kaçışların' resmini çizmiş yazar büyük oranda romanında.

Tüm bu sükûnet içinde gerçekleşen kaçışlara yakışır biçimde yazarın romanda tuttuğu üslûp da bunları bütünlüyor. Kaçışlar gibi sessiz sakin, fısır fısır bir anlatımı var yazarın. Anlattığı olayın büyüklüğünün yanında sönük kalıyor gibi görünse de aslında yazarın tam da yapmak istediği işe hizmet için kurulmuş bir dil bu. Her şeyi geride bırakıp kaçmayı normal bir olay gibi algılatmak istiyor yazar bize. Kullandığı dili de onun en büyük yardımcısı oluyor bu 'normalleştirme' sürecinde. Süslemeden, coşku katmadan, en sakin haliyle bir kaçışın ve bu bağlamda da başkalaşımın hikâyesini okuyoruz bu küçümen kitapta.

Bir Yıl/ Jean Echenoz/ Çeviren: Mehmet Emin Özcan/ Helikopter Yayınları/50 s.

17 Mart 2012 14:53 Cumartesi


Bir Yıl - Jean Echenoz
Ali Bulunmaz


http://www.sabitfikir.com

Jean Echenoz, günümüz Fransız edebiyatının, daha doğrusu yeni Fransız romanının önemli kalemlerinden. Özellikle süssüz anlatımı tercih etmesi ve sadeliğiyle pek çok isimden ayrılmasını sağlıyor.

Echenoz'un hayli sevdiği kaçış ya da gidiş temaları da, bugünün insanının sıkışmışlığına sesleniyor öte yandan. Buradan bakınca, Goncourt gibi prestijli bir ödülü kazanmasına da şaşmamalı..

Bir Yıl, Echenoz'un biçemini tam anlamıyla yansıtan bir kitap. Romanın kahramanı Victorie, hayatının büyük bölümünü geride bırakmaya niyetlenmiş ve bu yüzden yola koyulmuş bir kadın. Aynaya yansıyan görüntüsü o halini destekliyor: “İnce sert hatlı, kararlı görünümlü (...) saldırgan ve her an tetikte yeşil gözler, siyah saçlar, kısa kesim, hareketli.” Victorie'nın hikayesi yalnızca bir kaçışı anlatmıyor, 'her kaçış bir arayıştır' mantığına uygun biçimde kimliğini, unuttuklarını ama hepsinden önemlisi yeni bir yaşamı kovalıyor kahramanımız. Otostopla oradan oraya gitmeye başlaması da bu yüzden..

Hiç kimse hakkında tek kelime kötü konuşmayan, çoğu zaman ürkek, bazen hayli çelişkili sürekli yollarda olma durumu, yeni ve zaman zaman tekinsiz şeylerle karşılaşması, Victorie'nın anahtarı evin içinde bırakıp nasıl yola düştüğünü düşündürüyor..

Belli bir noktadan sonra ise yönünü bulmak için bakan, hırpani, daha çok otostop yapan, nereye gittiği tam belli olmayan, kendisine soru sorulmasın diye 'alık gibi davranan' bir Victorie çıkıyor karşımıza..

Echenoz'un anlattığı, bir kayboluşun öyküsü. Bir yıl veya o süreye yakın zaman dilimini kapsayan olaylar zincirinde Victorie'nın sürüklenişine tanık oluyoruz. Sahi bizi buralara getiren neydi?: “Şubat ayının bir sabahı, önceki akşamdan hiçbir şey anımsamayan ve Félix'in yatakta, yanıbaşında ölmüş olduğunu gören Victorie, valizini hazırladı, bankaya uğradı, ardından bir taksiye atlayıp Montparnasse Garı'na yollandı.”.

O nasıl bir ilk cümledir öyle...
 

Valid HTML 4.01 Transitional

Valid CSS!