Borges


 


Tlön, Uqbar, Orbis Tertius

(Borges Öyküleri üzerine denemeler)


 

Anasayfaya

Eleştiri sayfasına


 

 
 
   
Düşleyerek yaratılan bir gezegen

Eren Arcan

Borges’in öyküsü "Tlön, Uqbar, Orbis Tertius" yalnızca fantastik bir hikâye değil, aynı zamanda idealist felsefe üzerine kurulu, akılcı, zarif ama ürkütücü bir öyküdür. Yazar fantastik ile gerçek olanı üst üste bindirerek, öyküsünü metafizik problemler içeren hikâyelerle anlatır.

Hikâye bir komplo teorisi üzerine kurulmuş bir dedektif öyküsü gibi başlar. Okur bir ansiklopedi maddesiyle, gezegenler ötesi gizli bir tarikatın peşine düşer. Derken yazar birdenbire polisye öyküyü bir yana bırakarak, Tlön gezegeni, Tlön’deki hayat, Tlön kavramları üzerine felsefik açıklamalar yapmaya başlar. Anlatım ansiklopedik maddeler halinde devam eder.

İdealizm - Maddesiz bir dünya

Aydınlanma çağı filozofları Berkeley, Hume gibi idealist felsefecilerden çok etkilenen Borges onlar gibi dünyanın algılarımızın bir tasarımı olarak zihnimizde oluştuğunu söyler. İdealist felsefecilere göre düş gücümüzün bir kurgusu olan madde, zihinlerimizde var olur. Dünyamız, algılanarak idrak ettiklerimizle belirlenir. Zihinsel bir yaratım olan hayat rüya ile eşdeğerdir. Madde zihinlerde düşlenerek üretilebilir. Uzam, zamanın akışı içindeki hızla algılanan formlardan başka bir şey değildir. Zaman kavramı da aldatıcıdır. Yalnızca içinde bulunduğumuz “an” gerçektir.

Borges Tlön gezegenini Berkeley’in “Esse est percipi” “var olmak algılanmaktır” prensibi üzerine kurgular. Berkeley’e göre dünya, Tanrı’nın insanlarda uyandırdığı düşüncelerin tümünden başka şey değildir. Nesneler kendilerini yaratan Tanrı’da bile, birer düşüncedirler. Kendisiyle ilgili edindiğimiz düşünceler dışında, madde diye bir şey yoktur. Öyleyse, dünya aslında Tanrı’nın insanlara yönelik dilidir. Tanrı tarafından düşünülmüş sözdür.

17. Yüzyılda Entelektüel bir Grubun Düşleri

Bir akşam yemeğinde Borges’in arkadaşı Bloy Cesares, Uqbarlı kâfirlerlerden birinin “insanı çoğalttıkları için aynaların ve çiftleşmelerin tiksindirici saydığını” hatırlar. Konu Borges’i çok meraklandırır. Cesares Kâfir hakkındaki bilgiye Anglo-Amerikan ansiklopedisinin “Uqbar” adlı maddesinde rastladığını söyler.

Bu makale, 17. Yüzyılda “düşleyerek” bütün fiziksel ve metafiziksel yasalarıyla, destanları ve efsaneleriyle Tlön adlı bir gezegen yaratmak isteyen, büyük bir entelektüel grubun entrikalarına işaret eder. Borges ve arkadaşı büyük bir merakla bu medeniyeti araştırmaya başlar. Ancak konu hakkında 1902 basımı Encyclopedia Britannica’nın korsan kopyası olan bir tek cildinden başka hiç bir yerde bilgi yoktur.

Bir kaç yıl sonra Birinci Ansiklopedi’nin XI cildinde Tlön hakkında bilgilere rastlarlar. Tlön hakkında bilgi edinmek için Borges ve grup arkadaşı ansiklopediyi didik didik ederler. Tlön dili, felsefesi, epistomolojisi üzerine uzun uzadıya tartışmalara girerler. Sonuçta Tlon medeniyetini diliyle, kültürüyle, tarihiyle kurgulamaya karar verirler.

Tlön Felsefesi

Öykü burada bir dönemeç alarak uzun uzadıya Tlön felsefesinin açıklanmasına girişir. Tlön felsefesi idealist bir felsefedir ama eksiklikleriyle. Tlon’daki en önemli öğreti felsefedir. Her hakikatin doğru olduğuna inanırlar. İkisi de doğru kabul edildiği için her kitap hem tezi hem de antitezini içerir. Gezegende kullanılan bazı dillerde isim bulunmaz. Fiil yerine isimlerden ve sıfatlardan kurulu bir dize kullanırlar; “Ay nehrin üzerinde yükseldi.” Yerine “hlor u fang axaxaxas mlo,” derler. Yani “Durmazakanın arkasından yukarıya doğru ayladı,” derler. Bir başka dilde ise hiç varlık adı bulunmaz. İsim yerine birkaç sıfatı yan yana koyarak meramlarını anlatırlar. Tlonlüler uzamsal olanın zaman içinde var olduğunu kavrayamazlar. “

Adların bulunmadığı bir dünyada Batı Felsefesi mümkün değildir. Cisimler ve Adlar olmadan akıl yürütme mümkün değildir. Bu nedenle tarih, din bilimi, mantık, Tlönlular için imkânsızdır. Ayrıca, varlıkların adlarının hatta kendilerinin bulunmadığı bir düzende batı felsefesini uygulamak mümkün değildir. İsimler olmadan a priori ve a posteriori kavramlarını uygulamak mümkün olamayacaktır. Tarih olmadan da din bilimi olamaz. Aynı objeyi farklı zamanlarda incelemek mümkün değilse tecrübelerle edinilmiş bilgileri genellemek mümkün olamayacaktır.

Varlık bilimi ontoloji yabancı bir kavramdır. Tlön Berkeley’ci idealizmin varoduğu bir gezegendir ama her yerde var olan, her şeyi gözleyen bir tanrıdan yoksundur. Bu nedenle idealist felsefenin dayanağı olan Tanrı düşüncesi olmadığı için idealist felsefe Tlön gezegeninde eksik kalmaktadır.

Tlön dünyası bir çelişkiler karmaşasıdır. Tlön’de, bir yandan maddesizciliği savunurken diğer yandan kopyalanabilen objelerden, hrönir’lerden, hatta bunların seri imalâtından söz eder. Maddenin bulunmadığını iddia ederken şekillerin matematiksel bilimi olan “Geometrico” dan söz eder. Tlön’de akıl yürütme olmadığı halde sonsuz sayıda bilim dalları vardır.

Tlön çok seslidir. Okullardan biri zamanı reddeder. Başka biri evrenin tarihinin ikinci derecede sıradan bir tanrının bir cinle haberleşmesinden doğan bir metin olduğunu beyan eder. Bir tanesi de dünyada uyurken başka bir suretimizin başka bir yerde uyanık olduğunu, aslında bir değil iki insan olduğumuzu söyler. Bilgi tek ve sonsuzdur. Edebî uğraşılarda tek konu görüşü ağırlıktadır.

Dünya Tlön Oluyor

1940 ta Tlön projesi sır olmaktan çıkar proje dünyanın içine sızmaya başlar. 1941 yılında Tlon hakkında bilinmeyenleri açıklayan bir mektup bulunur. Araştırmacıların ulaştıkları bilgi, büyüleyicidir. Mektup 17. yüzyılda yaşayan çok üst düzey bir kültürün varlığını göstermektedir. İçinde Delgarno ve Berkeley’in de bulunduğu bir takım aydın bir ülke “tasarlamaya” koyulmuştur. Programları “simya araştırmaları, hayır işleri ve Kabala’yı” içermektedir. Daha sonraları bu yeni bir dünya tasarımının tek kuşak içinde tamamlanamayacağını anladıkları için her ustanın bir çömez seçmesine karar verilir. Usta-çömez uzun süre devam eder.

İki yüzyıl sonra sonra Amerika’da bir biraderler grubu ortaya çıkar. 1824 yılında insanlardan kaçan Ezra Buckley adlı tanrıtanımaz bir milyonere bir ülke icat etme teklif edilir. Buckley projenin yetersiz olduğunu, onun yerine bir gezegen icat etmenin daha yerinde olacağını söyler. Buckley var olmayan bir tanrıya insanoğlunun da bir dünya tasarımlayabileceğini göstermek ister. Zehirlenerek öldürülür.

Yüzyıllar süren idealizm, gerçekliği etkiler. 1942 de Tlön’den gelen esrarlı nesneler gerçek dünyada görülmeye başlar. Düşlenerek var edilen “hrönirler” dünyayı kaplamaya başlar. Sonra yıllar boyunca kopyalar, kopyaların kopyaları ve onların kopyaları ortaya çıkar. Ayrıca “ima youyla üretilen nesneler ‘urlar’ görülür. (s 27) Eşyalarda ortaya çıkıp, silinip bozulma eğilimi gözlenir. En bilinen örnek bir dilenci tarafından aşındırıldığı sürece varolmayı sürdüren, o öldüğünde ise yok olan kapı eşiğidir.”(s27)

Bu arada düşsel gezegen Tlon araştırmaları akademik çevrelerde çok popüler hale gelir. Çocuklar okullarda Orbis Tertius dilini öğrenmeye başlar.

Tlön bulgusu dünyanın merkezine oturur. Her yanda, gerçek, ya da üretilmiş yayın dörtbir yanı kaplar. Sonuç olarak Tlön’luların kurgulanmış gelenekleri, görenekleri, bilimsel uygulamaları o kadar rağbet görür ki, bu düzenli gibi görünen dünyanın yeni fikirleri dünya gerçeklerinin içine sızar.

Her şeyin üstünde devlet

Ancak metin yine yön değiştirir. Kendimizi dünyanın Tlön gezegeni tarafından yavaş, yavaş ele geçirildiği için hiç farkına varmadığımız bir kıyamet senaryosu içinde buluruz. Aynı yirminci yüzyılda, soyut devlet kavramını her şeyin üzerinde tutan, nasyonal sosyalizm, komünizm, faşizm dalgalarının yarattığı sapkınlığın benimsenmesi ya da seyirci kalınması gibi. Öykü dünyanın büyük bir savaşın içinde kasıp kavrulduğu bir döneme, 1935, 1940,1942 yıllarına savaştan hiç söz etmez. Böyle bir dönemde insanların idealizmi coşkuyla benimsemesinin bir kaçış, gerçeklerin üstünün örtülmesi anlamına geldiğini sezdirilir.

“Daha işin başındayken gerçeklik duygusu pes etti. Doğrusu ya pes etmeye de dünden hazırdı. Bundan on yıl önce az çok düzenli görünen her simetrik yapı – diyalektik maddecilik, Yahudi düşmanlığı, Nazilik insanoğlunun gözlerini kamaştırmaya yetiyordu. Durum böyleyken kişi Tlön’e bu en ince ayrıntılarına kadar belirlenmiş uçsuz bucaksız, düzenli gezegen düşüncesine nasıl olur da boy eğmez? Düzenli olabilir ama hiçbir zaman kavrayamayacağımız Tanrısal yasalara – çeviriyorum insanlık dışı yasalara göre. Tlön bir labirenttir kuşkusuz ve insanlar tarafından çözülmesi gereken bir labirenttir.”

Tlön’le kurulan bağ dünyayı çözülmeye götürür. Onun sarsılmaz kesinliğinden insanlığın gözleri kamaşır.

Öykünün büyük bir bölümü 1940 tan geriye dönülerek kaleme alınır. Ancak epilog anakronistik bir şekilde gelecekteki 1947 tarihini taşımaktadır. Bazı eleştirmenler epilogun ileri tarihe taşımasının öykünün yazıldığı dönemde Avrupa’yı kasıp kavuran totelitarizmin meteforu olarak görmektedirler.

Öykü biterken Borges bir bir kehanette bulunur. “”Önümüzdeki yüzyıl içersinde biri yüz çiltlik İkinci Tlön Ansiklopedisini bulup çıkaracak. İngilizler Fransızlar, İspanyollar yeryüzünden silinecek. Dünya Tlön olacak.”

Dünya yeni bir döngüye gece olacak

İzmir

9.10.2013

Tlon, Ugbar - Borges


 

Sitemizdeki Borges İncelemeleri

  Öykü İncelemeleri
 

Valid CSS!