Borges Portre


 


Öyküleriyle Borges


 

Anasayfaya

Eleştiri sayfasına


 

 
 
   
Borges Öyküleri

Eren Arcan

Borges’in soyut evreni onun, yoğun biçimde edebiyat,felsefe, ve teoloji okumalarından kaynaklanmıştır. Borges İngiliz filozof Berkeley’den etkilenir, Berkeley’e göre dünya, Tanrı’nın insanlarda uyandırdığı düşüncelerin tümünden başka şey değildir. Bu nedenle, dünya aslında Tanrı’nın insanlara yönelik dilidir. Tanrı tarafından düşünülmüş Söz’dür.

Borges’in Döngüsel Yıkıntılar öyküsünde bir oğlan çocuğu yaratmakta olan Büyücü, yapıtını hayata geçirmesi için, Ateş Tanrısına gider. Ateş Tanrısı bu öneriyi bir şartla kabul eder: Büyücü yapıtını gerçekleştirecek ama kendisi ve ateş Tanrısından başkası bu yapıt ile gerçek insan arasındaki farkı bilmeyecektir. Büyücü genç adamı dünyaya getirmeden önce ümitsizliğe ve paniğe kapılır. Hayatını feda etmeye karar verir.

Büyücü Ateş Tanrısının alevler içindeki evine girdiğinde cildinin yanmadığını görür. Büyük bir korku ama aynı zamanda yürek ferahlığı içinde, kendisinin de yalnızca bir başkası tarafından düşlenen bir görüntü olduğunu anlar.

Kabala adlı öyküsünde Borges, “Her birimizde Tanrının bir cüzü vardır. Bu dünya, açıktır ki, her şeye kadir ve hak bilir bir Tanrı’nın eseri olamaz. Bu dünya bize bağlıdır....Aralarında Kabil ve İblis’in bulunduğu bütün yaratıklar büyük ruh göçlerinin sonunda geri dönecekler ve bir zamanlar içinden çıktıkları Tanrı’ya karışacaklardır.” der (Yedi Gece – Kabala öyküsü s 112)

Borges İnsanın sonsuz evrende bir anlam aramasının boşuna olduğunu görmüştür. Enerji, kütle ve ışık hızı evreninde Borges ana bilmecenin uzam değil zaman olduğunu düşünmüştür. Evrenin sonsuz kere büyüyen, birbirini yineleyen, birleşen, ayrışan, paralel giden baş döndürücü bir zaman ağı olduğuna inanmıştır. Borges’e göre bu birbirine yaklaşan, birleşen, çatallanan, birbirinden kopan veya asırlarca birbirinden habersiz olan ağ bütün zamanların olasılıklarını içinde barındırmaktadır. Labirent gibi, her dönüş muhtemel değişik geleceklere açılmaktadır. Yolları Çatallanan Bahçe öyküsünde anlatıcıyı öldürmek üzere gelen katil “Zaman sayısız geleceğe doğru hiç durmamacasına çatallanıyor. Bunlardan birinde ben sizin düşmanınızım” der ve anlatıcıyı öldürür ama bir başka gelecekte belki de kurtarıcısı olacaktır.

Ölüm ve Pusula öyküsünde katil anlatıcıyı “Seni bir daha öldürdüğümde (karmaşık bir labirentte değil) gözle görünmez, düz ve kesintisiz tek çizgiden oluşan o labirenti söz veriyorum sana,” der ve ateş eder. Borges duran zaman içinde (düz çizgi) yaşamların döngüsel (çoklu labirentler) olarak birbirini izlediğini düşünür.

Alef adlı başyapıtı Leviathan’dan bir alıntı ile başlar. “Ama bize Ebediyetin bir Şimdiki Zamanın durması, Nunc-stans (şimdi olma) demek olduğunu öğreteceklerdir, bunu ne onlar ne başkaları anlar. Mekânın sonsuz büyüklüğünü bir Hic-stans’ı da (burada olma) olgusunu anlayamadıkları gibi.

Alef’te yazar bir bodrum katında evrendeki bütün noktaları içeren tek bir nokta görür. Tüm evren bu tek noktanın içinde gizlidir. Yazar yaşadığı tecrübeyi şöyle dile getiriyor. “Ben bir tek dev saniye içinde, hem fevkalade, hem korkunç olan binlerce eylem gördüm, hiçbiri de beni, hepsi mekânda aynı noktayı kapladıkları halde, birbirlerini gölgelememeleri, örtmemeleri kadar etkilemedi. Gözlerimin yakaladığı şey eşzamanlıydı. Ama şimdi yazacaklarım zaman içinde sıralanacak çünkü dil sınırlayıcıdır.”

Borges sınırsız, bitimsiz, mitik, duran bir zaman kavramı içinde her an her şeyin orada olup gittiği bir zaman/mekan kavramından söz etmektedir Öyküsünde Borges “Alef’in çapı herhalde birkaç santimden fazla değildi ama tüm alem gerçekten ve eksiksiz içindeydi. ... Alef’te dünyayı, dünyada Alef’i gördüm.” der (Alef – 146 – 147)

Bu bitimsiz, sınırlayıcı olmayan zaman kavramı içinde insanların farklı labirentlerde (labirenti yaşamın metaforu olarak görebiliriz.) farklı yaşamlar sürdüklerini, Ölümsüzler adlı ünlü öyküsünde dile getirir. Öyküsün başında Bacon’dan alınma epigrafta “Süleyman yeryüzünde yeni bir şey yoktur buyurur. Böylece nasıl Eflatun, bütün bilginin yalnızca ansıma olduğunu kurmuşsa, Süleyman da bütün yenilik yalnızca unutuştur yargısını verir.” denmektedir. Unutulduğu için keşfedilen her yenilik bize ilkmiş gibi gelir.

Bu öyküde ölümsüzlüğü bir ırmağın sularında bulan insanlar bu sonsuz zaman içinde “her insanın başına her şeyin geleceğini biliyorlardı.” Değişik labirentlerde değişik hayatlar yaşayan bitkin, savaş yorgunu bir yerli ‘Homeros olmuşluğum vardır’,” der.

Borges evrenin kusursuz bir denklik sistemi içinde işlediğini düşünür. “Suları ölümsüzlük bağışlayan bir ırmak varsa bir diğer ırmak ta ölümlülüğü bahşedecektir. Ayrıca Ölümsüzler geçmişteki ya da gelecekteki erdemlerinden ötürü her insan her iyilikten payını alacaktı ama geçmişteki ya da gelecekteki lekesinden ötürü sapkınlıktan da alacaktı payını.

Zahir adlı öyküsünde Borges görünen, belli olan, var olan her şeyin Zahir olduğunu söyler. Müslümanlığın kitabı Kuran Allah’ın kitabıdır. "Zahir" Allahın 99 adından biridir. Allah her yerde vardır. Zahirdir. "Batın" ise örtülü olan, gizlenmiş olan anlamındadır. Zahir ve batın öyküdeki paranın iki yüzü gibidir. Apaçık olan ve gizlenmiş olan.

Borges bu öyküsünde bir para gördüğünü ve bu paranın aklını başından aldığını söyler. Zahir adlı bu paraya bakınca hummaya tutulmuş gibi olur. Bu para, dünyadaki gelmiş geçmiş bütün paraları içermektedir. (Alef s 94-95)

“Bu para soyuttur. Bu para gelecek zamanları da içinde barındırır. Banliyoda bir gece, ya da Brahms’ın bestelediği bir müzik, haritalar, satranç ya da kahve olabilir. Değişkendir. Önceden kestirelemeyecek zamandır. Bergson’cu zamandır. Zamanın bitimsizliğidir. İnsanın özgür iradesinin simgesidir...” düşünceleri aklına dolar. Olanları kavrayamayan Borges daha önce bu aydınlanmayı yaşayan arkadaşı Julie gibi delireceğini düşünür. Allah’ın en karmaşık niteliğini görmüştür: Artık evreni algılamayacak, Zahir’de bâtını algılayacaktır.

Öykünün sonunda Borges’in kimliklerinin çokluktan tekliğe dönüştüğünü şöyle anlatır. “İdealist öğretiye göre “yaşamak” ve “düş görmek” sözcükleri arasında kesin bir eş anlamlılık bulunmaktadır. “Binlerce imgeden bir tekine geçeceğim; son derece karmaşık bir düşten son derece basit bir düşe geçeceğim. Ötekiler benim delirdiğimi düşleyecek; ben Zahir’in düşünü göreceğim. Bütün insanlar gece gündüz Zahir’in düşünü görürken hangisi düş, hangisi gerçek olacak –yeryüzü mü yoksa Zahir mi?”

Borges’in öykülerinde sıklıkla rastlanan bir başka tema da insanın bünyesindeki farklı kimlikleri yansıtan “ayna” dır. Borges ve Ben öyküsünün ana fikri, bir gün aynadan kendisine bakan yansımasından kaynaklanmıştır. Bu öyküde iki ayrı kişilikten söz edilmektedir. Hikâyeleri yazan, tanınmış, ansiklopedide yeri olan bir adam ve gerçek olan bir başkası. “Yani hayatım ve bir tez/antitez., bir tür füg, bir ayrışma, her şey benim için yitimle sonlarıyor, diğer adamın elinde bir unutuluşla.” der. “Öteki” adlı öyküsünde de bir parkta yanına oturan aynı kendisi gibi olan ikinci bir Borges ile yaptığı sanal konuşmayı anlatır. (Kum Kitabı 10-11)

Borges Düşsel Varlıklar Kitabında insanın bir yansımasının, “ikiz” fikrinin pek çok toplumda var olduğunu anlatır. Almanya’da sizinle aynı şekilde yürüyen anlamına gelen Doppelganger, İskoçya’da insanı ölüme götüren “fetch” vardır. Ayrıca ölümden hemen önce insanın tıpkı kendisi gibi gördüğü “wraith” sözcüğü kullanılmaktadır. Eski Mısırlılarda kendilerinin tıpkısı olan Ka’nın insanın kendisinin bir kopyası olduğuna inanılırdı. Ayrıca alter ego kavramı başka yazarlarca da ele alınmıştır. Julio Cortezar Seksek’te Oscar Wilde Dorian Gray’in Portresinde aynı temayı işlemiştir. Ingeborg Bachman Malina adlı eserinde, otobiyografik ögeler taşıyan dişil kişiliği bölünerek, yazar olan bir erkek ‘ikiz’ yaratır. Sema Kaygusuz Yere düşen Dualar adlı kitabında gerçek hayatta geçen öyküyü bir izdüşümü ile mitik zamanda geçen bir öykü ile koşutlandırmıştır.

Borges ve Ben öyküsünde, özel Borges ve herkesçe bilinen Borges arasında geçen diyalogdan alınan bir bölüm şöyledir:

“Spinoza bütün nesnelerin kendileri olmaya devam etmek için uğraştıklarını iddia ederdi; bir taş, taş olarak kalmak ister, kaplan ise bir kaplan olarak. Ben kendimde değil, Borges’te kalacağım (eğer biriysem) fakat onun kitapları yerine başkalarının kitaplarında; ya da bir gitarın yorucu melodisinde daha çok buluyorum kendimi. Yıllar önce kendimi ondan kurtarmaya çalıştım ve kentin uzaktaki yoksul mahallelerinin efsanelerinden, zamanın ve sonsuzluğun oyunlarından kaçtım; fakat bu oyunlar Borges’in bir parçası ve ben yine başka şeylere dönmek zorundayım. Ve hayatım böylece bir kaçışa dönüştü ve her şeyi kaybediyorum ve her şey unutuluşa ya da öteki adama bırakılmış durumda.

Bu sayfayı hangimiz yazıyor bilmiyorum.” Borges iki dünyada veya gerçeğin iki boyutunda aynı zamanda yer alıyordu. Biri hepimizin bildiği dar, ölümlü, bağıl, fizikî dünya, diğeri ise ara sıra gözlerimize ilişen özgür, sonsuz ve şartsız manevi dünya. (Ustanın Dersi s88)

O gerçeğin iki zıt diyarını eşzamanlı olarak yaşıyordu..

“...Zaman beni taşıyan bir nehir, ama ben nehirim; beni harap eden bir kaplan ama kaplan benim; beni yakıp yok eden ateş ama ateş benim. Eyvah! Dünya gerçek. Eyvah! ben Borges’im.” (Ustanın Dersi s89)

Tanrının evrenin her cüzünde var olduğuna inanan bir panteist olan Borges, yolun sonunda artık mistik bir huzura kavuşur.

Artık unutabilirim hepsini,
Ulaşıyorum kaynağıma,
Cebrim, anahtarım,
Ve aynam
Yakında kim olduğumu öğreneceğim an.

Borges bir aksaklığı mükemmelliğe çevirmesini bilen nadir kişilerdendir. Körlüğü giderek ilerleyen Borges 1955 yılında tamamen kör olur. Aynı yıl ulusal kitaplığın müdürlüğüne atanır. Cenneti diğer insanlar gibi bahçe ya da saray olarak değil her zaman bir kitaplık olarak düşünmüştür. Armağanlar şiirini yazar.

Kimse yakınıp yerindiğimi sanmasın
Bu lûtfundan Yüce Tanrının
Bana ilâhi bir şaka yaptı
Kitabı ve körlüğü aynı anda bağışladı.

Körlüğün kendisini yıldırmasına izin vermeyen Borges “Karanlığa Övgü” kitabını yazar. Kitabında “Bir yazar ya da herhangi bir insan başına gelen şeyin bir araç olduğuna, her şeyin bir amaçla verilmiş olduğuna inanmalıdır. ... Bir şiirimde aşağılanmadan, mutsuzluktan ve uyumsuzluktan “kahramanların en eski besini” diye söz etmemim nedeni bunları alıp dönüştürebilelim diye, yaşamlarımızdaki bahtsızlıklardan olümsüz şeyler, ölümsüz olmaları beklenen şeyler yaratalım diye verilmiştir. Kör bir adam böyle düşünüyorsa kurtulmuş demektir. Körlük bir armağandır.” der.

16 Eylül 2008
İzmir


Sitemizdeki Borges İncelemeleri

  Öykü İncelemeleri
 

Valid CSS!