Borges Portre


 


Borges'in Simgeleri


 

Anasayfaya

Eleştiri sayfasına


 

 
 
   
Labirentler, Nehirler, Kaplanlar...


Eren Arcan

Borges’e göre metaforlar dilden önce ortaya çıkan eksik, ucu açık tanımlamalardır. Hatta ona göre “bir kelime eksik bir metafordur”. Metaforun gönderme yaptığı kavramı da kendi aklımızda tamamlamamız gerekmektedir.

Aynalar, labirentler, nehirler, kaplanlar, kılıçlar, güller gibi simgeleri ustalıkla öykülerine kurgulayan Borges, aslında bütün dünyanın bir simgeler oyunu olduğunu, orada her olgunun bir başka anlatımla temsil ettiğini söyler.

Nesnelerin hem dayanıksızlığını hem de kalıcılığını simgeleyen gül; ataların kahramanlık ve cesaret simgesi kılıç; özgürlük savaşçısı atalar, Gaucholar, öldürücü yiğitlik simgesi olan bıçak; yaşam ve zamanın akıcılığını anlatan nehir; yaşamın geçiciliğini simgeleyen düş; paylaşılan bir rüya evren; başka tür bir rüya ölüm Borges’in çözülmesi gereken bilmeceler gibi önümüze çıkar.

Yukarıda sözünü ettiğimiz ana izleklerden bir başkası da labirenttir. Canavarın hapsedildiği labirent canavar için bir hapishane, ama aynı zamanda onun için bir korunaktır. Sonsuz bir nehir bir su labirenti, orman bir bitki örtüsü labirenti, kütüphane kitaplarla dolu bir bilgi labirentidir. Şehir de bir başka tür labirent simgesidir. Labirentinin merkezinde daima Korku, Tanrı, Baba gibi bir giz bulunur. Labirent ayrıca yaşamdan ölüme, ölümden yaşama geçişi de simgeler.

Aynalar dışlarında bulunan gerçekliği yansıtırlar. Narsisos mitinde olduğu gibi su da bir aynadır. Ya da Lewis Caroll’un kurguladığı gibi bir kapı. Borges ayna temasını “çoğaltmak” anlamında da kullanır. “ Aynalar ve babalık tiksindiricidir; çünkü her ikisi de onu çoğaltır ve doğrular” der. Anka mezhebinde kuşaklar boyunca bir töreni yerine getirince soya ölümsüzlük vaad eden bir Tanrı’dan söz edilir. Tören kuşaktan kuşağa aktarılan bir sırdır. Bu sır babalığın gizemi, soya ölümsüzlük sağlayan döllemedir.

Bir başka metafor da insan doğasının ikiliğini vurgulayan ikiz simgesidir. Biri yaratır diğeri yıkar. İkisi hem birbirinin karşıtı hem de birbirinin tamamlayıcısıdır. İki adamın birbiriyle rekabeti, kendi kendisiyle savaşan bir kişi ya da kendi kendini dölleyen bir hermafrodit…

Borges’in bir kütüphaneci olarak yaşadığı korunmuş yaşamında hiç bilmediği şiddete karşı duyduğu özlem kaplan metaforu ile karşımıza çıkar. Bu metafor kuvveti, şiddeti, karanlığı simgelediği gibi zamanı da simgeler. Kaplanın yüceltilmesi babalıktan ve uzamın sonsuzluğuna duyulan korkunun bir başka biçimidir.

Borges başlangıçta metaforları sıklıkla kullandığını ama daha sonra ise dilin sadeleşmesi gerektiğine inandığını söyler. “Deniz diyeceğine “balinanın yolu” ; gemi diyeceğine “denizin kısrağı” demek ne anlamsız. Daha sonra dile aşık oldum; metaforları kullanmaktan vaz geçtim. “ der

Bu dönemde çok ekonomik davrandığı dilinde, ana fikri tek satıra, tek kelimeye indirgediği öyküler kaleme almıştır. Bu kez öykünün kendisi - kelimenin metaforu haline gelmiştir. Undr öyküsünde hayatın mucizeleri haline gelen yaşam mucizeleri tek sözcüğe “Undr’a” indirgemiştir. Ayna ve Maske’de ise şiir tek dizeye indirgenerek güzelliği temsil eder. Mobius Şeridin’tekine benzeyen, yalnızca tek yüzü bulunan boyutsuz disk, “Kurs” bir Öklid çemberidir.

Borges’in metaforlar döneminin en güzel şiirlerinden biri şöyle:

“Zaman beni sürükleyen bir nehir, ama nehir benim;
Beni parçalayan bir kaplan, ama kaplan benim.
Beni tüketen bir ateş, ama ateş benim.
Evren, ne yazık ki, gerçek;
ben, ne yazık ki Borges’im...”

20.08.2013- Çeşme
E: Rodriguez Manguel- Gendaş Yayınları

http://maschmeyer.blogspot.com/2012/11/metaphors-as-incompleteness.html 
http://www.studymode.com/essays/Summary-Of-The-Main-Article-Metaphor-1629358.html
 


 

Sitemizdeki Borges İncelemeleri

  Öykü İncelemeleri
 

Valid CSS!