Carlos Fuentes Aura
Carlos Fuentes

Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

27.07.2005

 
 
bir kitap ne başlar ne biter...

HASAN ALİ TOPTAŞ

http://www.milliyet.com.tr/ozel/kitap/031115/02.html

Bir metnin gerisinde neler olup bittiğini düşündünüz mü hiç? İşte size bunun en çarpıcı örneği: Carlos Fuentes ve "Aura".

ZAMAN zaman bazı hikâyeleri, diğerlerine göre daha çok severiz. Durup dururken neden bizi o kadar derinden etkilediklerini, içimizde uyuklayan hangi karanlığı aydınlattıklarını ya da ruhumuzun yırtılan yerlerini nasıl tamir ettiklerini hiç mi hiç bilemeyiz ama eşsiz bir hazine bulmuşçasına, eşe dosta büyük bir heyecanla anlatır dururuz onları. Sadece anlatıp durmakla da kalmayız hatta, herkes tarafından mutlaka ve mutlaka okusunlar isteriz. Sonra, gün gelir heyecanımız balon gibi birdenbire söner ve dilimize dolanan bu hikâyeleri de atarız zihnimizdeki hikâyeler mezarlığına. Hem de öyle bir atarız ki, zihin denen o daracık genişliğin hangi parseline gömüldüler diye, bir kez olsun dönüp bakmak aklımıza bile gelmez. Böylece, geçmişte bizim iç denizlerimizde fırtınalar koparan bu hikâyecikler orada, unutuşun tozları arasında çürümeye başlar. Bir süre sonra, gözümüze ne adına kurgu denen iskeletlerinin cazibesi görünür ne de üslûplarının tadı. İnanılmaz bir hızla, bize feleğimizi şaşırtan derinlikleri de solar tabii bütün bunlarla birlikte, biçimleri miçimleri de ölür ve geriye kalsa kalsa, uzaklığın şeklini alan bir üfürümlük toz kalır. Uzun lafın kısası, adları bile hatırlanmaz artık.

Hiç kuşkusuz, gönlümüze hızla girip çıkıveren bu tür hikâyeler, bizi günlük koşuşturmalarımızın içinde gafil avlayan hikâyelerdir. Başka bir deyişle, bizim gelip geçici yanlarımıza seslenen hikayeler. Ya da, bizim bütün tellerimize değil de, o an hangi telimiz gerginse, sadece o telin en hassas noktasına dokunan hikayeler.

Bir de, geniş dokunuşlarla çocuksu yanlarımızı okşayarak içimizdeki ezeli tedirginliğin içine doğru seslenen, her daim baş tacı ettiğimiz hikâyeler vardır. Yirmi yıl, otuz yıl önce okumuş olsak da hiç unutamayız onları. Hatırladıkça varlığımızın temel taşlarını titreten, hatırladıkça gözlerimizdeki ışıltıları çoğaltıp yüreğimizi genişleten, hatta bizim dünyaya bakışımızı her defasında yeniden yıkıp yeniden kuran bu tür hikâyeler asla eskimezler çünkü; hayatımızdaki yerlerini ilk günkü gibi korurlar. Başkaları nasıl bakarsa baksın, onlar bizim hikayelerimizdir. Aramıza ne başka hikayeler girebilir, ne başka insanlar, ne de başka zamanlar. Doğrusunu söylemek gerekirse, hayali damarlarla bu hikâyelere nasıl bağlandığımızı da bilemeyiz aslında. Biri kalkıp, bunlar benim hikâyelerim diyorsa, orada zınk diye durmak gerekir zaten; ötesine gitmemek, ayrıntılarını bilmemek, nedenini sormamak gerekir.

Okuduğum onca hikâyeye rağmen, benim hikâyelerim de neredeyse yirmi yıldan bu yana hiç değişmedi. Bu konuda bana bir soru sorulduğunda ya da cesaret edip eş dost meclisinde kendiliğimden konuşmaya başladığımda hep aynı hikâyelerin adını saydım: Gabriel Garcia Marquez'den, "Boğularak Ölenlerin En Yakışıklısı"; Borges'ten, "Yolları Çatallanan Bahçe"; Carlos Fuentes'ten, "Aura"; Kafka'dan, "Kanun Önünde", "İmparatorun Haberi", "Ceza Sömürgesi", "Kovalı Süvari", "Çiftlik Kapısına Vuruş" ve ille de "Avcı Gracchus"...

Hepi topu, dokuz hikâye.

Yıllardır, döner döner okurum bu hikâyeleri; kapımı döven gürültüler yüzünden bunaldığımda, zihnim çalışmaktan duracak gibi olduğunda, kalemim yorulduğunda ya da kendi yazdıklarımı beğenmeyip gözlerime şöyle doğru dürüst bir edebi ziyafet çekmek istediğimde hep onlara başvururum. Kimi zaman sırf kendi paşa keyfim için bu dokuz hikâyeyi, "Kendiceğizimin Bayıldığı Hikâyeler" adlı bir kitapta toplamayı düşünür, kimi zaman devasa kağıtlara onların fotokopilerini çektirip evimin duvarlarına yapıştırmayı hayal eder, kimi zaman da -ne yalan söyleyeyim- bu hikâyeler hakkında şöyle dört başı mamur, taş gibi bir kitap yazmayı tasarlarım. Bunları yapar mıyım, yapamaz mıyım bilemiyorum tabii. Benim bildiğim şu ki, olanaklar elverir de bir gün oturup hayalimdeki kitabı yazmaya kalkarsam, artık "Aura" adlı hikâyeyi bu işin dışında tutmam gerekecek.

Birkaç hafta önce, Carlos Fuentes'in "Kendim ve Ötekiler" adlı denemelerini okudum çünkü ve orada, dünyanın en güzel hikâyelerinden biri olan "Aura" hakkında tamı tamına yirmi bir sayfalık bir bölümle karşılaştım. "Kitaplarımdan Birini Nasıl Yazdım" adını taşıyan (Calvino da, ünlü romanı "Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu"nun yazım serüvenini anlattığı, çizimlerle dolu küçük kitabına aynı adı vermişti) bu bölüm, itiraf edeyim, en az "Aura" kadar ilginç geldi bana.

Daha ilk sayfalarda, "Aura"nın gerçek yazarının 17 Eylül l580'de Madrid'de doğmuş olan ve 8 Eylül 1645'te Villanueva de los Infantes'de öldüğü varsayılan Quevedo y Villegas olduğunu söylüyor Fuentes. Ardından da, "Bu dünyada babasız bir kitap, öksüz bir cilt var mıdır?" diyerek, büyük bir alçakgönüllülükle, "Aura"nın yüzyıllar önce başka başka yazarlar tarafından kaleme alınan farklı biçimlerine değiniyor. "Aura"yı yazdıktan dört yıl sonra Roma'da, Rafael Alberti ile Maria Teresa Leon'un önerisiyle gittiği eski bir kitapçıda, Hiosuişi Şoun tarafından yazılıp 1666'da yayımlanan Japon masallarına değiniyor sözgelimi ve orada anlatılan "Fahişe Miyagino" adlı hikâyeyi görünce fena halde şaşırdığını söylüyor.

Bu arada, biz de şaşırıyoruz tabii. İtalyancaya çevrilen bu Japon masallarında rastladığı "Aura"nın ayak izlerini takip eden Fuentes, bu kez de, "erken Hıristiyanlık dönemi rahipleriyle Ortaçağ safsatacıları üzerine yazılan yüz seksen cildi okuyarak "Samanyolu" filminin senaryo hazırlıklarını yapmakta olan" kadim dostu Bunuel'e koşuyor çünkü ve ondan, Paris'teki Ulusal Kütüphane'de bulunan bibliyografi bölümüne girebilmesi için ne yapıp edip bir yol bulmasını istiyor. Bunuel, "bir 15. yy. Japon bakiresinin bekaretine ya da aynı çağ ve ulustan bir fahişenin cesedine nüfuz etmekten daha zor" girilebilen bu bölüme, bir gün karanlıkta gizlice sokuyor onu. Fuentes, Japon masallarının izini sürerek burada, hikâyenin asıl kaynağının "Ai'King'in Yaşamöyküsü" başlıklı bir Çin masalı olduğunu keşfediyor.

Ardından, Henry James, Charles Dickens ve Puşkin'in bazı yapıtlarıyla "Aura" arasındaki bazı bağlantılara geçiyor yazar ve 'Her şey aslını yitirmeksizin bir başkası oluyor,' dedikten sonra 1976'nın Eylül'üne dönerek, bir yemek masasında, opera sahnelerinin büyük sopranosu Maria Callas ile karşılaşmasını anlatıyor. Masada, bir efsaneyle yan yana oturmuştur ama sahnede en berrak ve en görkemli sesleri çıkaran bu efsane o sırada, Altıncı Cadde'deki Sam Goody's dükkanında Maria Callas plakları satan bir kızın sesiyle konuşmaktadır. Hatta, beyaz çiçek yapraklarıyla nemli zeytinlerin oluşturduğu bir fırtınada ışıl ışıl yanan iki siyah deniz fenerine benzeyen gözlerini çevirip konuşurken sesini yaşlı bir kadının sesine dönüştürmekte ve bu eskil sese, çılgınlığın iniş çıkışlarını da katmaktadır.

'O an "Aura"nın asıl kaynağını keşfettim,' diyor Fuentes.

Daha sonra da, oğul Alexandre Dumas'nın "Kamelyalı Kadın"ını yeniden okuyor ve romanda yer alan trajik bir sahneyle "Aura" hakkındaki bölümü bitiriyor.

Doğrusu, Fuentes'in bu baş döndürücü gezintiyi yapması, yazmadan önce ve yazdıktan sonra kendi hikayesinin tematik ve kurgusal geçmişini bu denli derinlerde arayıp bulması ve bulduğu her şeyi büyük bir titizlikle tek tek sergilemesi "Aura"nın tadını hiç mi hiç bozmuyor. Başka bir deyişle, ne artırıyor ne de eksiltiyor onun değerini. Gene de, bir metnin gerisinde neler olup bittiğine dair bize müthiş örnekler sunuyor.

Aynı zamanda, Mallarme'nin şu cümlesini bir kez daha doğruluyor: "Bir kitap ne başlar, ne biter; olsa olsa öyle görünür."



 

Carlos Fuentes

http://www.kirjasto.sci.fi/fuentes.htm

Mexican novelist, journalist, playwright, and essayist, who made his international breakthrough with The Death of Artemio Cruz in 1962. Major themes in Fuentes's work are the limitless power of fantasy, the dilemma of national identity, and the promise and failure of the Mexican revolution. Fuentes has been frequently mentioned as a candidate for the Nobel Prize for literature

"I tighten my face muscles, I open my right eye, and I see it reflected in the squares of glass sewn onto a woman's handbag. That's what I am. That's what I am. That old man whose features are fragmented by the uneven squares of glass. I am that eye. I am that eye. I am that eye furrowed by accumulated rage, and old, forgotten, but always renewed rage." (from The Death of Artemio Cruz

Carlos Fuentes was born in Panama City, but his parents were Mexican, and he later became a Mexican citizen. Fuentes's father, Rafael Fuentes Boettiger, loved books and movies. He was a career diplomat and travelled all over the world. At the age of twenty-five, she married the eighteen-year-old Berta Macías Rivas, Fuentes's mother, who was not so liberal-minded as his father. As a child Fuentes lived with his family in the United States, Chile, and Argentina. Berta insisted that the family spoke only Spanish at home, but after education in Washington, Fuentes became bilingual from an early age. At home his father made him read Mexican history, which Fuestes saw as a history of crushing defeats compared with the United States. "I learned to imagine Mexico before I ever knew Mexico", Fuentes once said.

Fuentes's upbringing was privileged. He received a cosmopolitan education in private schools. At the age of 16 Fuentes returned to Mexico, where he attended the prestigious Colegio de México. As a posture of rebellion, Fuentes decided to be a writer, but eventually followed the advice of Alfonso Reyes: "You must become a licenciado, a lawyer; then you can do whatever you please, as I did." Fuentes entered the School of Law at the National University of Mexico, receiving his LL.B. in 1948. He also studied economics at Institut des Hautes Études Internationales in Geneva. During his university years Fuentes became a Marxist and joined the Communist Party. In 1959 Fuentes married the famous Mexican actress Rita Macedo; they had a daughter. Macedo, "dark-skinned, with large, almond-shaped eyes and prominent cheekbones," as Fuentes described her, appeared in the last scene of Luis Buñuel's Exterminating Angel. The marriage ended in divorce in 1966. In 1973 Fuentes married Sylvia Lemus; they had two children.

From 1950 to 1952 Fuentes was a member a of the Mexican delegation to the International Labor Organization. Returning to Mexico in 1954 he became assistant head of the press section of the Ministry of Foreign Affairs, and from 1957 to 1959 he was head of Department of Cultural Relations. Fuentes also worked as secretary, then assistant director of the Cultural Department at the National Autonomous University of Mexico. From 1959 Fuentes devotes himself to writing.

During the 1960s Fuentes lived mostly in Europe. His third major novel, Cambio de piel (1967, A Change of Skin), which depicted a group of people on a journey from Mexico City to Vera Cruz, won a prestigious prize in Barcelona, Spain. However, the book was criticized as "pornographic, communistic, anti-Christian, anti-German and pro-Jewish" and censors did not allow its publication in the country. Due to his political views Fuentes was persona non grata in the United States and was forbidden to enter Puerto Rico. He protested the Mexican government's brutal repression of student revolution in Tlatelolco Square before the Olympic Games in 1968 and was exiled in Paris. With other leftist intellectuals and labor leaders he attacked in 1971 the dominant Partido Revolucionario Institucional, or PRI. In A New Time For Mexico (1994) he described President Carlos Salinas de Gortari's economic policies as "archaic, savage capitalism, concentrating wealth in a minority and waiting for the impossible miracle of trickle-down."

From 1974 to 1977 Fuentes served as the Mexican ambassador to France. He has been a teacher and fellow at various universities, including Columbia University, New York, the University of Pennsylvania, Philadelphia, Princeton University, New Jersey, and Harvard University, Cambridge, Massachusetts. Fuentes has received several awards, including Villaurrutia Prize (1975), Gallegos Prize (1977), Reyes Prize (1979), Mexican National Award for Literature (1984), Cervantes Prize (1987), Darío Prize (1988), New Order of Cultural Independence (1988), Prince of Asturias Prize (1994), Grinzane Cavouch International Prize (1994), National Order of Merit (1997). He has also honorary degrees from several universities.

Fuentes started his writing career in the late 1940s. Along with Emmanuel Carballo and Octavio Paz he founded the review Revista Mexicana de Literatura in 1954. He edited El Espectador (1959-61), Siempre from 1960, and Política from 1960. Fuentes's first collection of short stories, Los días emmascarados, was published in 1954. La región más transparente (1958, Where the Air Is Clear) was Fuentes's first novel. It gave a panoramic picture of Mexico City and has been compared to John Dos Passos's novel Manhattan Transfer (1925), set in New York City. The narrator is an Indian, who has a double personality as an avatar of the Aztec God of war and a trickster.

Fuentes has been often paired with the Argentinian writer Jorge Luis Borges, of whom he has also written. "... he seemed to be literally looking inside himself, as if this were the only thing that counted in matters of sight," Fuentes wrote in 'Borges in Action', "seeing outside being a totally frivolous affair." When Borges uses history as a basis for pure fantasy, Fuentes maintains a realistic stance of power and politics in Latin America - myths of the past and wide range of cultural references are combined with social critique. Fuentes also uses experimental techniques familiar from the nouveau roman and postmodern fiction. In later novels Fuentes has dealt the question of Mexican identity and its relationship to other cultures.

The Death of Artemio Cruz is told in the first, second, and third person. Artemio Cruz is a poor peon and supporter of revolutionary ideals. He gains wealth and becomes a corrupt, ruthlessness business magnate, a symbol of international capitalist greed. As he lies on his deathbed, Fuentes follows his fragmented thoughts and images wavering between past and present. The haunting novella Aura (1962) is told in the second person narrative. Thus the reader and the fictional protagonist are united in a story which deterministically leads to change of identities. A young historian, Felipe Motero, starts to complete the memoirs of General Llorente in a strange, old house. He fells in love with the beautiful young Aura. She is the niece of his employer, Señora Consuelo, the widow of the general. Eventually Felipe finds his reincarnated identity and Consuelo tells him that Aura is the projection of her younger self. Fuentes started to write the novel in Paris, which he has called a double city. In the story Fuentes recreated a girl he had met as a child in Mexico and years later again in Paris: "She was another, she had been another, not she who was going to be but she who, always, was being."

Terra Nostra (1975) is Fuentes's major novel on Spanish and Latin American history. It moves freely in time from ancient Rome to the apocalyptic end of the 20th century. "Time is the subject matter of all my fiction", Fuentes has once said. One of the main settings is the 16th century Spain, where Philip II constructs the monastery-palace of El Escorial. El gringo viejo (1985, The Old Gringo) was a triangle drama of an American woman, Harriet Winslow, Tomás Arroyo, a general, and the American journalist and writer Ambrose Bierce, who disappeaed during Pancho Villa's revolution in 1913. "She sees, over and over, the specters of Tomás Arroyo and the moon-faced woman and the old gringo cross her window. But they are not ghosts. They have simply mobilized their old pasts, hoping that she would do the same and join them." The book was filmed by Luis Puenzo in 1989, starring Jane Fonda and Gregory Peck. In Instinto de Inez (2001) Gabriel Atlan-Ferrara, a symphony conductor, realizes at the age of 93, that the future means for him death but in the past are love and Inez, the eternity. Like Artemio Cruz at the end of his life, Garbriel studies the choices he has made in his life. At the center of the story is a mystic crystal seal which unites space and time. Fuentes dedicated the book to his son Carlos Fuentes Lemus, who died in 1999.

 

Valid HTML 4.01 Transitional
Valid CSS!