Julio Cortazar

Andre Fava'nın Güncesi

Julio Cortazar

Anasayfaya
Eleştiri sayfasına


 

Cortázar'ın o başlangıç yıllarında yaptığı okumalar, kurduğu düşler, karşılıklı konuşmalardan süzülenler, kimini yüz yüze tanıdığı yazarlar, yazarlarını hiç tanımadığı kitaplar, müzik ve öteki sanatlar, yaratıcı yazının boyutları üstüne aklından geçenler, hayat, toplum ya da bir aydın olarak kendini var etme biçimi, yazınsal yazıyı ve hayatı kuşatan anların bir toplamı Andrès Fava tarafından dile getiriliyor.

 

 

Akıldışı ile Aklı Başındalık Arasında


http://notoskitap.blogspot.com 

Arjantin’in J.L.Borges ile birlikte iki ünlü yazarından biri olan Julio Cortazar’ın 1950’de kaleme aldığı “Anders Fava’nın Güncesi” dilimize çevrildi. Türkçe’de “Büyüdükçe”, “Sek Sek”, “Mırıldandığım Öyküler”, “Ayakizlerinde Adımlar”, “Açıklayıcı Bilgiler El Kitabı”, “Lucas Diye Biri” adlı kitaplarıyla yakından tanıma olanağı bulduğumuz yazarın, bu kez kendi yarattığı roman karakterlerinden birinin güncesi ile karşı karşıyayız. Cortazar, Andres Fava’yı ilk olarak Sınav adlı romanında okunur kılmış ve hiç ara vermeden Fava için bir de günce kaleme almış. Tabi bu iki yapıt 1950 yılında yazılmakla birlikte aynı yıl okuyucuyla buluştu sanılmasın. Örneğin Sınav, Buenos Aires’te ancak 1986’da basılabilmiş. Bunun nedeni ise, yazar’ın, dönemin siyasi iktidarı Peron yönetimine karşı aldığı tavır. Cortazar, yurttaşı ve meslektaşı olan ve birçok açıdan öyküleri kendisininkilerle karşılaştırılan Borges’in aksine, siyasi olgularla iç içe yaşayan bir yazar. Bu durum ülkesinde hapse girmesine, Fransız Dili uzmanı olarak çalıştığı Cuyo Üniversitesi’nden istifa etmesine, hatta 1951 yılında Arjantin’i terk etmesine neden oluyor.

1946-1948 yılları arasında bir yayınevi yönettiğini ve çeviriler yaptığını görüyoruz Cortazar’ın. Çevirileri başka bir çok kitabın yanında Robinson Crusoe’yu ve Edgar Allan Poe’nun öykülerini İspanyolca’ya kazandırıyor. 1949’da uzun anlatısal şiir kitabı Los Reyes (Krallar) yayınlanıyor. Los Reyes, Cortazar’ın şiire ve fantezi türüne duyduğu yoğun ilginin ilk örneği aynı zamanda. Ardından Bestiario (Hayvan Öyküleri) geliyor. Yazarın en çarpıcı öykülerinden biri “Ele Geçirilen Ev”, bu kitapla ortaya çıkıyor. “Buenos Aires Antolojileri” adlı yayında Ele Geçirilen Ev’e yer veren Borges, Cortazar’ın özellikle öykülerindeki dilsel yaratıcılığa şu sözlerle dikkat çekmiş: “Kimse bir Cortazar öyküsünün olay örgüsünü yineleyemez; her öykü belli bir düzen içindeki belli sözcüklerden oluşur. Eğer öyküleri özetlemeye kalkışırsak çok değerli bir şeyin kaybolduğunu fark ederiz.”

Cortazar’ın, Arjantin’i terk etmenin eşiğinde yazdığı “Andres Fava’nın Güncesi” de, okurun dikkatini sık sık bu noktaya; dil ve duygu, dil ve düşünce ilişkisine çekiyor. Kitabın ilk sayfalarında ise günce ile bir tür olarak hesaplaşmaya soyunuyor yazar. Andres Fava’nın ağzından “Belki de böyle günce tutmak Arjantinlilerin işi; kahve gibi –yaşamın ağızdan tutulan güncesi-,… (......) Üstelik bir günce tutabilmek için onu hak etmek gerek. Gide ya da T.E. Lawrence gibi.” diyor. Fava, günceyi kaynayan şurubun üstünü bağlayan incecik dantel’e, kendisini ise, henüz üstü köpük tutmayacak boş bir sahana benzetiyor.

Sıra yazma uğraşına geldiğinde ise, Cortazar düşüncelerini ardı ardına sıralamaya başlıyor:

“Hep söylenir, ve insan gülümsemekten kendini alamaz: ‘Kullandığım dil düşüncelerimi, duygularımı dile getirmemi engelliyor.’ Doğrusu şu olurdu: Düşüncelerim, duygularım benim dile ulaşmamı engelliyor.”(1)

“Büyük şairlerde sözcükler düşünceleri yanlarına almaz; zaten sözcükler düşüncelerdir. Böylece, kuşkusuz onlar artık düşünce değil yalnızca sözdür.”(2)

“Yazarın çektiği varsayılan ‘acılar’ üzerine birkaç şey daha. Gerçekten de acı çekeceksen, bu, yazdıklarından değil yazma biçiminden olsun.” (3)

Bütün bu düşüncelerle, yazarın dille kurması gereken öznel ilişkiye, dili, duygu ve düşüncelerin elçisi olmaktan çıkarıp kendisi haline getirmenin gerekliliğine dikkat çekiliyor.

Sayfaları çevirdikçe Fava’nın okuma uğraşına eşlik ediyoruz. Cortazar gibi Fava’da şiire tutkun. Kendisini sağır bir donukluk içinde hissedip okumalara sığınırken, ortaya, başucu yazarları Rimbaud, Eliot, Chandler, Colette, Priestley, Connolly çıkıyor. Günceye giren başka kitap ve yazarlar da var elbette. Hermann Hesse’in “Demian”nını İspanyolca çevirisinden okuyor Fava. Düşüncelerini maddeler halinde sıralarken Demian’ı sivri bir dille eleştiriyor. Bunu H. G. Welss’in “Zaman Makinesi” izliyor. Rimbaud’un “Cehennemde Bir Mevsim”i, James Joyce’un “Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi”, Sartre ve Marx’tan yola çıkarak değerlendirilen birey ve toplum ilişkisi… Ve daha bir çok alıntı ve gönderme, yazarın iç dünyasında, bir ucunda düz yazının, keskin bir eleştiri ve felsefenin, diğer ucunda ise dilsel yaratıcılığın, esrime ve şiirin durduğu bir cendereye buyur ediyor okuru. Aklı Başındalık ile akıldışının kesişimi olarak da alınabilecek bu ilişki, biri şair (Lautreamont) biri filozof (Kant) iki ismin sembolik bir biçimde yan yana gelmesini sağlıyor.

Kuşkusuz bütün bunlar “Andres Fava’nın Güncesi”ni okunması kolay bir metin haline getirmiyor. Eserin türü için roman telaffuz edilse de, okuma süreci akla başka bir çok ihtimali daha getiriyor. Ne ki, bir metni sıradan bir günlük düzeyine indirgeyen ya da bir günceyi her hangi bir türün çatısı altında anmaya ihtiyaç bırakmadan yapıt düzeyine taşıyan bir tek şey var; yazarın dili, üslubu… Andres Fava’nın Güncesi için inceleme, anlatı, günce ya da roman gibi farklı nitelemeler yapılabilir. Üzerinde hemfikir olunabilecek nokta ise, metnin yazarına aidiyeti ve dilin özgünlüğü olacaktır.


Julio Cortázar


1914'te Brüksel'de doğan Julio Cortázar, 1919'da ailesiyle birlikte ülkesi Arjantin'e döndü. 1938'de ilk şiir kitabı Presencia'yı (Varlık) yayımladı. Eğitimini tamamladıktan sonra bir süre ortaokul öğretmenliği yaptı, Fransız edebiyatı dersi verdi ve Cuyo Üniversitesi'nde John Keats üzerine bir seminer düzenledi. 1945'te üniversitelere faşist müdahalenin başlaması üzerine Buenos Aires'e döndü; Sur, Realidad, Verbum gibi edebiyat dergilerinde eleştirel sanat yazıları kaleme aldı. 1951'de bir araştırma bursu ile gittiği Paris'te burs süresi bittikten sonra da kalarak Unesco'da çevirmen olarak çalışmaya başladı. Aynı yıl ilk öykü kitabı Bestiario'yu (Hayvan Hikâyeleri) yayımladı. 1960'ta ilk romanı Los premios'u (Ödüller), 1963'te en önemli romanı sayılan Seksek'i yayımladı. 1962'de Küba'ya gitti ve Casa de las Américas dergisinin editörlüğünü yaptı. 1970'te iktidara gelen Salvador Allende'yi desteklemek için Şili'ye gitti, General Pinochet'nin darbesinden sonra dünya kamuoyunda Şili davasının önde gelen savunucularından biri oldu. Türkçeye "Büyüdükçe" adıyla çevrilen öyküsü, Antonioni'nin 1966 yapımı Cinayeti Gördüm adlı filmine konu oldu. Yazarlığının yanı sıra amatör cazcı olan Cortázar, Ayakizlerinde Adımlar'da da yer alan "Arayış” öyküsünü Charlie Parker'a adadı. 1981'de Fransız uyruğuna geçtiyse de Arjantin vatandaşlığından ayrılmayan Cortázar, 1984'te Paris'te öldü. Türkçede yayımlanan başlıca kitapları: Bir Sarı Çiçek (Can, 1996), Seksek (Can, 1988), Andres Fava'nın Güncesi (Notos, 2006), Mırıldandığım Öyküler (Can, 1985), Büyüdükçe (Alan, 1984), Açıklayıcı Bilgiler Elkitabı (Altıkırkbeş, 1997), 62 Maket Seti (Ayrıntı, 1997) ve Güney Otoyolu (Gendaş, 1998). Ayakizlerinde Adımlar, yazarın çeşitli öykü kitaplarından yayınevimizce yapılmış bir derlemedir. Cortazar'ın ayrıca Gizli Hava Müzesi (Altıkırkbeş, 1995), Sürgün Edebiyatı, Edebiyat Sürgünleri (Bağlam, 1996) ve Güney Taşı Şiir Anıtları 5 (Çekirdek, 1996) gibi kitaplarda da yapıtları yer almıştır.

Metis Yayınları'ndaki kitapları
Ayakizlerinde Adımlar, 1995
Lucas Diye Biri, 1996
 

http://www.netkitap.com/kitap-andres-favanin-guncesi-julio-cortazar-defne-yayinlari.htm

Andres Fava’nın Güncesi, yazarlık yaşamının ilk yıllarında, genç Cortazar’ın, roman kişisi Andres Fava aracılığıyla sorduğu sorularla dolu bir kitap. Yazarın işi nedir? Yazar kafasında kurduklarını nasıl dile döker, okura nasıl ulaşır? Metin nedir? Nasıl oluşur? Kitabın içine serpiştirilen metinlerarası göndermeler, bu büyük Arjantinli yazarın çıraklık yıllarında neler okuduğunun, hangi metinlerle, hangi düşünsel birikimle yoğrularak kendi hamurunu kardığının ipuçlarını veriyor.

Kitabın kurmaca soyağacını izleyince, Cortazar’ın ilk romanı El Examen’le karşılaşıyorsunuz: Günceyi tutan Andres Fava, kurmaca yaşamını bu romanda sürüyor. Okur günceyi okurken hem Cortazar’ın kendi yaşamına, hem de bir başka romanına yolculuğa çıkıyor. Cortazar, Arjantin edebiyatı, dünya edebiyatı, müzik, düşün, sanat, bir kuşağın kültürel geçmişi gibi bilindik bilinmedik bir daldan ötekine sıçrayarak hepimizi ardından sürüklüyor.

“Cortazar okumamış insan bir kader kurbanıdır. Eserlerini okumamak korkunç sonuçları olan, sinsi ve ölümcül bir hastalıktır. Hiç şeftali yememiş bir insanın durumu gibi. Kişi yavaş yavaş mutsuzlaşır... ve belki de azar azar saçları dökülür.”

- Pablo Neruda-


 

 

 

 

Cortázar'ın sis düdüğü

http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=5384

Yaratıcıları arasında yazarın belleği de var, yaşadıkları da... Asıl yaratıcısı başka bir roman olan 'Andrès Fava'nın Güncesi', Cortázar'ın bütün metinlerinden apayrı okunması gereken, sıra dışı bir küçük roman

SEMİH GÜMÜŞ

Andrès Fava'nın Güncesi, Julio Cortázar'ın yazarlık serüveninin ilk yıllarında roman kişisi Andrès Fava aracılığıyla sorduğu soruların oluşturduğu bir metin. Cortázar'ın o başlangıç yıllarında yaptığı okumalar, kurduğu düşler, karşılıklı konuşmalardan süzülenler, kimini yüz yüze tanıdığı yazarlar, yazarlarını hiç tanımadığı kitaplar, müzik ve öteki sanatlar, yaratıcı yazının boyutları üstüne aklından geçenler, hayat, toplum ya da bir aydın olarak kendini var etme biçimi, yazınsal yazıyı ve hayatı kuşatan anların bir toplamı Andrès Fava tarafından dile getiriliyor.

Genç Cortázar'ın içinde yaşamaya başladığı edebiyat ve sanat dünyası ile yaratıcı yazının sorunları içinde çektiği yaratma acıları otobiyografik bir metin de çıkarıyor elbette. Modernizm içinden doğup bugün hâlâ yaşayan hangi yazar, gizlice de olsa, kendi hayatını işlememiştir yazdıklarına, ama biz okurların böyle önemli yazınsal metinleri yalnızca gerçek hayatla bağıntılar içinde okuması, yersiz meraklar içine düşmek olur.

Dürüst bir okuma

Okurun ya da yazarın zaman zaman seçkincilikle suçlanması, hiç kuşku yok ki, postmodern hayatın şırınga ettiği uyuşturuculardandır ve günümüzde pek çok yeni yazarı etkisi altına alır. Doğrudan edebiyat ve çoğunluğun sesi olma basamaklarının kurulduğu bu yere, aslında edebiyatın seçilmiş değerleri değil, popülizm tırmanır; gerçek edebiyatın olduğu yerdeyse, seçkincilik tartışmasına gerek kalmaz. Yoksa ne Cortazar okuma yorgunluklarına katlanılabilirdi ne Infante'nin uçlarda tutunan romanına ulaşmak için çaba gösterilirdi ne Borges'in siyah bir tülle örttüğü metinleri arasına girilirdi ne Faulkner'ın romanlarındaki benzersiz dil ve dünya sarmalına kapılmaktan hoşnut kalınırdı.

Andrès Fava'nın Güncesi'nde olduğu gibi, yazarın gerçek hayatından izler ve imler elbette girer metne, ama dürüst bir okuma, o metinleri gene de yalnızca yazınsal düzeyde almak ve bundan ötesine geçmemeye özen göstermektir. Öte yandan, içinden çıktığı Final Exam'in (El Examen) de kahramanı olmakla birlikte, Andrès Fava'nın kendi güncesindefarklı bir oluşum süreci yaşadığı belirtiliyor.

Yaratıcıları arasında yazarın belleği de var, yaşadıkları da, ama asıl yaratıcısı başka bir roman olan Andrès Fava'nın Güncesi, Cortázar'ın bütün metinlerinden apayrı okunması gereken, sıra dışı bir küçük roman. Cortázar, ilk romanı Final Exam'in yazılma süreci içinde, onun derkenarında belirmiş Andrès Fava'nın Güncesi'ni, Final Exam'i tamamlayan bir metin olarak yazmış. Final Exam, Cortázar'ın ölümünden iki yıl sonra 1986'da, onunla aynı yıl içinde yazılan Andrès Fava'nın Güncesi ise 1995'te yayımlanmış.

Bir metnin içinde oluşmuş bir metin, bir başkasından çıkmış, dolayısıyla metinlerarası ilişkiden yararlanmış olmasına karşın, gene de postmodern yaratma biçimlerine göz kırpan bir metin değil Andrès Fava'nın Güncesi. Sonunda hem içinden çıktığı romana bağımlı, dolayısıyla onu aydınlattığı gibi onunla aydınlanan, ama bu arada ondan bağımsız da okunan bir kısa roman. Cortázar'ın yazma serüvenini dışavuran öteki romanları düzeyinde bir okuma yolculuğunda kararlı olanların alacakları okuma tadı da daha aşağıda kalmayacaktır. Bu arada Cortázar'ın öncelikle önemli yapıtlarından biri olarak düşünmemek mi gerekir, diye sorulursa, bunun da doğru bir endişe olmadığı belirtilebilir.

Şu soru elbette sorulacak: Andrès'nin düşünceleri, davranışları, hayalleri genç Cortázar'ınkileri de yansıtıyor mu? Yazar ile yarattığı yazınsal kişilik arasında bu türden ilişkilerin hiçbir koşulda kurulamayacağı kolayca söylenemez; Andrès ile yaratıcısı Cortázar arasındaki ilişki de bunun tersine bir bütünlük koyuyor ortaya. Andrès'in düşünceleri genç, yeni yetişmekte olan bir yazar olarak Cortázar'ın düşüncelerini de büyük ölçüde yansıtıyor. Öte yandan, yazar ile yazınsal kişisi arasında bizim okur olarak kurmak istemediğimiz doğrudan göndermeleri metnin kendi yapıyorsa, bize de gerçek ile kurmaca arasındaki gelgiti izlemek düşer.

Andrès Fava ile genç Cortázar aynı yıllarda, dünyanın aynı iyi kötü anıları ve anları içinde yaşamış, aynı yazarları sevmiş, aynı yöneticilerden nefret etmiş, aynı özlemleri taşımıştır. Mussolini, Romain Rolland, Uriburu rejimi ya da Michaux, Stravinsky... Andrès Fava, "Birinci Dünya Savaşının ilk ayında, von Kluck'ün işgali altındaki bir kentte doğdum," diye anlatıyor ya da Felsefe ve Edebiyat Fakültesi'nin koridorlarından söz ediyorsa, elimizdeki metni en azından, yazarın kendini bir kurmaca kişiye dönüştürdüğü biçiminde okuyabiliriz. Andrès'in yazdığı öyküleri, romanları anlatıp kendiyle tartışması sırasında da görülebilir bu. Bu arada, "gerçi senin ama benim olan sözcüğün" diyerek metnin Andrès Fava'nın olduğu kadar, kendinin de olduğunu belirtir ya da Andrès benimsemiştir yazarın olanı. "Yazmak: başkasının yerine geçmek, yüceltmek, yerini tutmak..." denmemiş midir metinde, karanlık noktalara düşen bu ışık da yeterli sayılmalıdır ki, derin okumalar aydınlıkta yapılmaz.

"Gerçekten de acı çekeceksen, bu, yazdıklarından değil yazma biçiminden olsun," deniyorsa, bunu yazarın mı, Andrès'in mi söylediğini sorgulamak yersizdir. "Yazarken nasıl da acı çektiğimi biliyorum," der Andrès. "Yazdığım her tümceyle bir öncekinin eksikliklerinin ve boşunalığının doğrulanması; gerçekleşmeyi bekleyen düşünce (eh, işin aslına bakılırsa bekleyen benim) ile o korkunç boy ölçüşme."

Demek ki bu Cortázar metnini, satıraralarında birer ayrıntı olarak duran sözleri, betimlemeleri, göndermeleri derin okumalar içine çektikçe anlayabiliriz. Belki bu arada Final Exam'den yoksunuz, içinden çıkardığı metin Türkçede yayımlandı, kendisi özgün dilinde duruyor ve Andrès Fava'nın Güncesi onunla bir arada okunduğunda gölgede kalan bütün ayrıntıların kolayca aydınlanabileceğini biliyoruz, ama bir Cortázar metni ille de ne anlattığını sorgulama gereksinimi yaratmayacağı için, kaldığı gölgede bile okunabilir.

Andrès Fava hayatı gerçeküstünde değil, ama bir soyutlama, gerçekliği olduğu gibi almak yerine hep yeni anlamlar içinde kavramaya yatkın bir düşünme biçimi içinde yaşar. Öyle demiyor, ama ona göre belki hayat hep bir imgelem içinde kurulur ve yaşanır. Kendi "mal varlığı"nı sözgelimi, "10 hektarlık toprağım, kır bir atım, yürek biçiminde bir bulutçuğum var," diye anlatır ki, gerçek kayıtlarda değil, yazınsal metinlerde geçerlidir böylesi. Belli ki hayat, Cortázar gibi yazarlar için sonunda hep bir düş olarak yaşanır ve bütün yaşananlar bir kurmacanın parçaları gibi gösterilebilir. Sözgelimi karşısındaki insanı, sözcüklerin yarattığını düşünür öyle olmasını ister Cortázar.

Eliot, Chandler, Colette...

Cortázar'ın, postmodernizmin çekiciliğini bütün yazdıklarında yaşayan bir modernist olduğu söylenebilir. Kimileri romanlarını postmodern edebiyat içinde görse de, postmodernizmin edebiyatta kendini bulmadığı yıllar içindeki asıl verimine bakınca, Cortázar için bu yerleştirmenin yapay olduğu söylenebilir. Andrès Fava, "Bana öyle geliyor ki 16. yüzyıldan 19. yüzyıla değin sanat ne yeterince canlıydı ne de ölüydü," diyor. Yazarın kendisiyle ve içinde bulunduğu koşullarla ilişkisinin değişmekte olduğundan söz edilir kitapta, ama buradan modernitenin son bulup postmodernitenin ipuçlarına göndermeler çıkarmak da zorlama olur. Onu "primitif olanlarla kendi çağdaşları" ilgilendirmektedir. Eliot, Chandler, Colette, Pristley, Connoly okumalarına sığınır. Kaldı ki edebiyatı, tam olarak "bir başkasının yerini tutan yol" biçiminde anlatır ki, yazarın yaratıcılığını ötekini, hayatı anlama üstüne kurduğunu belirten, postmodernizmle bütün bütüne çelişen bir tanımdır bu.

Cortázar'ın geç dönemlerindeki metinleriyle aynı düzeyde, onlarla birlikte okunabilecek, gerçek bir yazınsal yapıt olan kitap, yazarın güncesi ya da bir roman kişisinin güncesine dayalı bir roman olarak değil de, yalnızca bir Cortázar metni olarak okunmalı. Cortázar tutkunlarının, son tümcesi, "Kâğıt da bitiyor ve gerçi" biçiminde başlayıp noktası konmadan ucu açık bırakılan bu kitaptan elinin boş dönmesi olanaksız.
Bunlar bizi şuraya gönderir ki, yazmak kadar hayat üstüne düşünmek de var, yazarın bir aydın olarak da varolmak zorunda olduğunu bilmesi. "Aydın olmayınca," diyor Andrès Fava, "düşüncelerin tutarsızlığı ve yoksulluğu, yazılıp çizilen her şeyin (bir şiir, belki bir öykü dışında) boş ve gülünç kalacağı korkusunu salıyor."
Andrès Fava kimdir? sorusuna verilebilecek en tam karşılıksa, şu sözcüklerde gizli: "O, acıyı öldürmesini bilmeyen, kendini ona öldürten yumuşak ruhlu insanlardandır."

ANDRÈS FAVA'NIN GÜNCESİ
Julio Cortázar, Çeviren: Ayşe Nihal Akbulut, Defne Yayınevi, 2006, 102 sayfa, 8 YTL.

 

:http://www.complete-review.com/reviews/cortazar/diaryaf.htm

http://www.kirjasto.sci.fi/cortaz.htm

 


>

Valid HTML 4.01 Transitional