2018 yılında okuduğumuz kitaplar hakkında kısa bilgiler
2018 yılı kitaplarımız hakkında

KISA BİLGİLER

 
Anasayfa  Okuduğumuz tüm Kitaplar

 

 

 

 


Eren

Noktürnler -Kazuo Ishiguro
Duygusal bir gece müziği anlamına gelen Noktürn, müziğin ümit dolu vaadleri ile, hayatın yerine getiremediği gerçekler arasındaki farkı vurgular. Düşsel karakter taşıyan bu Noktürnler zaman zaman melankoli, pişmanlık, yılgınlık, hüzün, ümitsizlik içerirler. Kazuo Ishiguro'nun "Noktürnler" adlı öykü kitabındaki beş büyüleyici hikâyesi kırgınlık ve pişmanlık doludur. Şarkıyı dinleyen öykü kahramanı kendisiyle hesaplaşır, geçmişe döner ve bir aydınlanma yaşar.

Yaban - Yakup Kadri Karaosmanoğlu 20. yüzyıl' ın ilk yarısında Türk edebiyat tarihine önemli eserler kazandırmış önemli bir yazarımızdır.    Onüç roman yanında pek çok hikâye, deneme, oyun, anı kaleme alan Yakup Kadri eserlerinde Türkiye' nin geçirdiği dönemleri eserlerine yansıtır. Yaban adlı romanında Birinci Dünya Savaşının sonundan Sakarya Savaşının bitimine kadar olan dönemi bir Anadolu köyünde geçiren bir aydının gözünden köy hayatını, köylülerin Milli Mücadele' ye  bakışını  ortaya koyar.  Daha sonra yazdığı "Ankara" adlı eseri Yaban' daki sorunlara bir cevap arayışı niteliğindedir.

Lord Jim - Josef Conrad - 10.01.2018 Haysiyetsiz bir hayat ölümden daha iyi olabilir mi? Kendimiz hakkındaki düşüncelerimiz gerçek ile örtüşmezse ödenecek bedel nedir.  Joseph Conrad 1900 yılında kaleme aldığı Lord Jim adlı eserinde büyük hayaller, kahramanlıklar,  gözü pek fedakarlıklar, yapma hevesiyle dolu genç Jim‘i anlatır.  Jim kendini bir kitap kahramanı gibi becerikli, fedakâr, akıllı bir denizci olarak görmektedir.  Denize açıldığında seren direklerine tırmanacak, korsanları gözleyecek fırtınalarda batmakta olan gemilerden insanları kurtaracaktır.  Ama düş ile gerçek bir değildir.  Jim hacca giden Müslümanları taşıyan Patna adlı çürük çarık bir gemide ikinci kaptan olarak çalışmaya başlar.  Ancak bir gece gemi denizin altında bir çıkıntıya çarpar ve su almaya başlar.  800 yolcu için yalnızca yedi tahlisiye sandalı vardır.  Kaza durumunda mürettebatın gemiyi en son terk etmesi gerekirken Jim ani bir kararla kurtarma sandallarından birine  atlar.   Bu bir anlık karar Jim’e kendi gerçek değerini gösterecek ve o;bu travma ile ömür boyu yüzleşecektir.

 
fırtına

Çağdaş Bir Fırtına: Cadı Tohumu … ünlü Kanadalı yazar Margaret Atwood tarafından, Shakespeare 'ın Fırtına adlı eserin yeni ve çağdaş bir yorumla tekrar yazımı. İntikam duygusunun çağlar süren anlatımı… İntikam yakıcı bir duygudur, içinde hem öfkeyi hem de tutkuyu taşır. Edebiyattaki en muhteşem temsiliyse Shakespeare eserleridir denebilir. Fırtına, ruhu ve bedeni tutsak kılan intikam duygusunun anlatımı; Cadı Tohumu ise çağımızın Fırtına’sıdır.  Pınar K: Üretmen

  
Tuhaf >Şeyler Oluyor - ResimTuhaf Şeyler Oluyor kitabı ile Hugo, Nebula,Salon Yılın Kitabı, World Fantasy ödüllerini kazanan Kelly Link kitabında periler, uzaydan gelen yaratıklar, hafızasını kaybeden kadınlar, balayına çıkan çiftler, öbür dünyadan gelenlerden söz eder. Kitaptaki onbir öykü birbirinden acaip. Ama tekin olmayan bu öykülerin hepsi mutlu sonla bitiyor.
 
Çukur - Andrei Platonov

Çukur - Andrey Platonov
Stalin Rusyası’nda, emekçilerin gelecekteki güzel günlerde bir arada yaşaması için yapılması planlanan devasa bir binanın temel çukurunun kazılma sürecini anlatıyor elbette “Platonov tarzında”. Platonov okurları bunun ne anlama geldiğini hemen anlayacaktır: absürd diyaloglar, varoluşsal sorgulamalar, sosyalizmin soyut idealleriyle somut uygulamalar arasındaki uçurumun gözler önüne serilmesi, sürekli propagandası yapılan ideolojiyi komik bir şekilde yanlış anlayan naif karakterler ve özgün, “tuhaf”, emsalsiz bir dil. (Metis)

  

6:27 Treni - Jean-Paul Didierlaurent Her gün binlerce kitap "Şey" in işkembesinde kayboluyor. Zerstor 500 adlı bu kağıt imha makinası her gün tonlarca kitabı hamura çeviriyor. Kitapları kurtarmak yasak ama Guylain hayatı pahasına canavar makinadan sayfalar kurtararak bunları evinde kurutuyor ve her gün bindiği 6:27 treninde yüksek sesle yolculara okuyor. Guylain'in kurtardığı bu kitap sayfaları onun tek dostu bir kırmızı balık olan anlamsız, içine kapanık dünyasında bir çıkış yolu oluyor.

  
Yaşlanmak

Ölen Hayvan - Philip Roth
 Amerika’daki cinsel devrim yıllarında, hiçbir engel tanımaksızın erotik zevklerin peşinde koşmaya ant içerek eşini ve oğlunu terk etmiş bir akademisyendir.   “Philip Roth büyük bir modern erotizm tarihçisidir. Henry Miller’dan bildiğimiz cinselliğin coşkunlukla yüceltilmesinden sonra, Roth kendi kendini sorgulayan cinsellikten söz eder; bu da hazcılıktır gerçi ama sorunlu, yaralı, ironik bir hazcılıktır. Onun hazcılığı itirafla ironinin nadir birleşimidir. İçtenliğiyle son derece savunmasız, ironisi ise son derece kaçamaklı.”Milan Kundera, Le Monde

 
Zaman Makinesi - H.G. Wells
HG Wells'in 1895 yılında yayımlanan kitabı ilk bilim-kurgu kitapları arasında sayılmaktadır.
Wells "zaman yolculuğu" kitaplarının öncüsüdür de. Kitabın kahramanı, kendi imal ettiği, bizim "uzay aracı" diyebileceğimiz bir mekanizma ile 802.701 yılında, bir zamanlar Londra olan yerleşim merkezine fırlar, gider. Vardığı gezegende birbirinin zıddı olan Eli adlı periler gibi, çocuksu, mücadele etmeyi bilmeyen bir topluluk ile bu topluluğun karşıtı olan vahşi Morlock' lar yaşamaktadır. Bir zamanların yer altında yaşayan, boyun eğen bu topluluk şimdi o üst düzey, nazenin Eli' leri yiyerek beslenmektedirler. Wells'e göre bu savaşın kazananı yoktur.
 
 
Çöl  Le ClezioÇöl - Le Clezio  2008 yılında Nobel Armağanına kazanan Fransız yazar LeClezio, Çöl adlı romanında çöl savaşçıları Tuareg kavminin son günlerini iç içe geçen iki kanaldan ele alır. Mavi Adamlar olarak bilinen Tuareg' ler Fransız Sömürge kuvvetleri tarafından asırlardır sahip oldukları topraklardan acımasızca sürülmektedirler. Öte yandan bu kuşak süratle gelişmekte olan Tanca ve Marsiya gibi kentlerde kurulan gecekondu bölgelerinde umarsız hayatlar yaşamaktadırlar. Ama kitabın ana karakteri "çöl" ün kendisidir. Kavurucu sıcak, Keskin kayalarla dolu, dalga, dalga, uçsuz bucaksız, ebedî kum tepeleri bir ana karakter gibi çölün kendisidir..
1915 Ermeni TehciriUnutkan Ayna - Göksel KoratUnutkan Ayna’yı vicdanla, duyguyla ve estetikle kavranabilecek bir çizgiye çekmem ve politik bir tez ö ne sürmekten kaçınmam burada çok yerinde ve doğru bir davranış oldu. Bütün büyük yapıtlar böyle yazılmıştır, Tolstoy’un Savaş ve Barış’ı ve Kazancakis’in Zorba’sı tam da böyledir. Kanımca zaten Rumları ve Ermenileri anmadan Türk tarihinin eksiksiz yazılması olanaksızdır. Tarih sonradan yeniden ve yeniden yazılır. Böyle bir şeye vicdanı olan herkes itiraz etmelidir. Bellekte duranı ve aslına uygun olanı düşünerek sanatı oraya bir ışık olarak tutabilir miyiz sorusunu çok düşündüm. Unutkan Ayna, temelde estetik bir yapıttır ama vicdanla yoğrulmuştur diyebilirim - Göksel Korat
 
Animal Triste- Monica Maron
Animal Triste -
(Animal= hayvan) (Triste - Hüzünlü) Bunca canlının gelip geçtiği tarih sahnesinde insan, hüzünlü bir hayvandan başka bir şey değildir"Ben yavaş yavaş ölüp gitmek için yaratılmış değildim. Şimdi yüz yaşındayım ve halâ yaşıyorum. Belki de doksanındayımdır.... yok herhalde yüz yaşımdayımdır..." diye başlıyor kitap.  Adını bilmediğimiz bir müze bekçisi olan ana karakter çok ileri yaşına rağmen geçmişte sevgilisi ile yaşadığı aşkı ve sevişme sahnelerini ayrıntılarıyla, defalarca ve saplantılı bir şekilde, tekrarlayarak yeniden yeniden yaşar.  Ev
li bir adam olan Franz'a duyduğu sağlantılı aşk, kaçamadığı, kurtulamadığı bir kader haline gelir.
 
Moskova'da Yanlış Anlama - Simone de Beauvoir
Beauvoir'ın anlattığı Nicole ve André çifti, hem politik hem felsefi hem de gayet saf biçimde insani tartışmalarıyla hepimizi günün birinde başımıza geleceklerle ve girişebileceğimiz kavgalarla yüzleştiriyor. Gençlik günleri geride kalmış, fiziken değişmiş ve artık daha fazla sorgulamaya girişen ikili, bir dolu umutla SSCB'ye giderken yanlarında belki de önceden birbirlerine açmadıkları soruları da alıyor. (Ali Bulunmaz )
 
Hüznün Fiziği
Georgi Gospodinov
Jan Michalski Edebiyat Ödülü

https://www.metiskitap.com "İnsan bir süreliğine susmalı ve oluşan sessizlikte başka bir öykü anlatıcısının –bir balık, yusufçuk, sansar veya bambunun, bir kedi, orkide veya çakıltaşının– sesine kulak vermeli. Arıların roman yazmadığını, örneğin, nereden biliyoruz? Tek bir bal peteğini bile okuduk mu? Veya balıklardan başlayalım. Evrimin nasıl da büyük bir bölümü balıkların sessizliğinde kilitli duruyor, bizden önceki tüm o asırlar boyunca nasıl da çok bilgi biriktirmişler! Bu sessizliğin derin, soğuk depolarıdır onlar."

Bulgar yazar Georgi Gospodinov’un dönemden döneme, hikâyeden hikâyeye atlayarak ince ince kurduğu bir labirent-roman Hüznün Fiziği. Romanın anlatıcısı, başkalarının zihinlerine nüfuz edip onların yaşadıklarını yaşayabilen bir adam.

"Ben geçmiş satın alan bir kişiyim. Öykü tüccarı. Başkaları çay, kişniş, çek senet, altın saat, toprak ticareti yapar. Ben geziyorum ve toptan geçmiş satın alıyorum. Bana ne derseniz deyin, ne isim verirseniz verin. Elinde toprak olanlara ‘toprak sahibi’ derler, ben zaman sahibiyim, başkalarına ait zamanın sahibiyim, başkalarına ait öykülerin ve geçmişin sahibiyim. Dürüst bir alıcıyım, fiyatı asla düşürmeye çalışmam. Sadece özel geçmiş, belirli insanların geçmişini satın alıyorum. Bir seferinde bana koca bir devletin geçmişini satmaya çalıştılar, kabul etmedim."
 

Zaman Boşluğu - Jeanette Winterson

Zaman Boşluğu
Jeanette Winterson

Jeanette, Winterson Shakespeare’in, Robert Greene’in 1588 tarihli romantik öyküsü ‘Pandosto’ya dayandırdığı bilinen ‘Kış Masalı’ şimdi de Whitbread ve John Llewellyn Rhys ödüllerinin sahibi, Britanya İmparatorluk Nişanı’yla ödüllendirilmiş, aynı zamanda Guardian yazarı olan romancı Jeanette Winterson’ın hayal gücü ve anlatı ustalığıyla bir kere daha anlatılıyor. ‘Zaman Boşluğu’, yaşlı bir siyah müzisyenin bir gece yaşadığı New Bohemya’da bir hastanenin, terk edilmiş bebekler için tasarlanan bebek kutusunda rastladığı kız bebeği evlat edinmesiyle başlıyor. Roman; hayatları aşk, kıskançlık, ölüm ve pişmanlıkla çevrelenen karakterlerin yaşadıklarını geçmiş ve gelecek arasında gidip gelerek anlatıyor.


 
Finzi Continilerin Bahçesi İtalyan yazar Giorgio Bassani'ni>n kitabı İkinci Dünya Savaşı sırasında İtalya' nın Ferrara kentinde yaşayan ve 1943 yılında Almanya'ya sürülerek tamamı öldürülen yahudi ailesi Contini'ler için yazılmış bir ağıt olarak nitelendiriliyor. Kentin en zengin ailesi olan Finziler, yüksek duvarlar arkasındaki muazzam bahçeleri olan yeni-Gotik tarzı malikanelerinde halktan kopuk olarak yaşarlar. Çocuklar okulda değil evlerinde özel öğretmenler tarafından eğitilirler. Anlatıcı Contini'lere hayrandır; ancak babası Contini'lerin "aristokratik anti-semitizm" yaptıklarını söyler. 1938 yılından itibaren çıkartılan kanunlarla yahudilere pek çok yasak getirilir.   Yahudi olmayanlarla evlenmeleri yasaklanır, Yahudi olmayan insanları çalıştırmaları yasaklanır, yahudi yazarların kitapları men edilir. "Bahçede" çember daralmaktadır...
 
Sempatizan - Viet Thanh Nguyen İsimsiz anlatıcısı cüretli postmodern sesiyle konuşurken, yalnızca Vladimir Nabokov ve Ralph Ellison'ın değil, Yeraltından Notlar'ın Dostoyevski'sinin de sesini yankılıyor.” Joyce Carol Oates

2016 yılında Pulitzer Ödülünü Kazanan Vietnam kökenli Amerikan yazar Viet Thanh Gnuyen Sempazitan adlı kapsamlı romanında Güney Vietnam ordusuna yerleşmiş bir Kuzeyli köstebeğin izini sürer.  Kitabın başlangıcında bu ana kahraman kendisini “Ben bir casusum, bir uyuyan ajan, bir hafiye, çifte yüzlü bir adamım. Belki tahmin de edilebileceği gibi “çifte akıllı bir adamım. Çizgi roman ya da korku filmlerindeki şu yanlış anlaşılan mutantlardan değilim, kimileri bana öyle davranmış olsa da.." diye tanıtır. Sempatizan Kuzey Vietnam ordusunun güneyi ele geçirme aşamasında, geri çekilen Amerikan askerleri ile birlikte Amerika’ya kaçan, adını bilmediğimiz anlatıcı tarafından kaleme alınır.  Eleştirmenler kitabın ilk kez “Apocalypse Now”, “Platoon”   gibi Amerikan kahramanlıklarını öven, Hollywood efsane yaratıcı rejisörlerinin bakış açısının dışında Vietnam Savaşına yeni, gerçekçi bir perspektif getirdiğini söylemektedir
 

Hayat Bşr Kervansaray - Emine Sevgi Özdamar

Hayat Bir Kervansaray
Emine Sevgi Özdamar

1976 yılında Türkiye'den Almanya'ya göç eden Emine Sevgi Özdamar "Hayat Bir Kervansaray, Bir Kapısından Girdim; Bir kapısından Çıktım" adlı eseriyle 1991 yılında Ingeorg Bachman ödülünü kazanmıştır. 1946 doğumlu Özdamar' ın otobiyografik romanı küçük bir çocuğun saf, masum gözünden Türk diline özgü, betimlemeler, tekerlemeler, batıl inançlar, eğreltilemeler, atasözleri, şarkılar, ninniler, ilençler, simgeler ile okura aktarılmaktadır. Büyülü gerçekçilik akımının önemli bir eseri olan kitap, yazarın, Türkiye'yeden Almanya'ya uzanan  yolculuğunun birinci kitabıdır.  Çocukluk dmneöini kapsayan Hayat bir Kervansaray' dan sonra gelenustalıkla betimlmektedır.  Özdamar' ın Türk hayat tarzı ve Türk dilini büyük bir başarı ile "Almanca" kaleme alması şaşırtıcıdır.  Özdamar'ın ilk romanların biri olan Mutterzunge - Anadil adlı eserinde yazar evinden, anadilinden uzak yeni bir dünyada tutunma çabalarını dört hikâyede anlatıyor..

 
Ketum Kahraman - Maria Vargas Llosa - Nobel sahibi Maria Vargas Llosa'nın "Ketum Kahraman" adlı eseri kaderleri kesişen iki harika roman kahramanın öyküsünü anlatır. Peru'nun Piura kentinde yaşayan cana yakın Felícito Yanaqué bir şantaj komplosu ile karşı karşıyadır. Öte yandan Lima'da bir sigorta şirketi sahibi olan Ismael Carrera servetine göz diken iki üçkağıtçı oğlundan öç almak üzere planlar yapmaktadır. Her iki roman kahramanı da sakin, saygın, ketum kişilikleriyle kendi doğrularından ödün vermez. Bu nedenle içinde yaşadıkları kirli toplumun üzerine çıkmak zorundadırlar.
 
Eski Büyük Millet MeclısıYakup Kadri Ankara romanında, Millı Mücadele'nin bitip Cumhuriyet'in ilanından sonra, modernleşmeyi, çağdaşlaşmayı layıkıyla Yakup Kadri Ankara romanında, Millı Mücadele'nin bitip Cumhuriyet'in ilanından sonra, modernleşmeyi, çağdaşlaşmayı layıkıyla anlayıp halka anlatacak, halkla bütünleşecek ve Türk milletini muasır milletler seviyesineçıkaracak, hatta onları aşma idealini gerçekleştirecek bir aydın kadronun eksidiğini anlatmaya çalışır. Modernleşme hareketlerinin, kozmopolitleşmeye nasıl yenildiğini, Türkiye'yi çağdaş dünyaya, aydınlık ufuklara taşıyacak kadroların nasıl yozlaştığını, kendilerini şahsı çıkarlarının ve zevklerinin dar çerçevesine nasıl hapsettiklerini ortaya koyar. Bu acı realite karşısında da, muhayyel bir Türkiye'ye ve Ankara'ya sığınmaktan ve ütopik bir aydın tipi meydana getirmekten başka bir çare bulamaz   http://dergipark.gov.tr/
 
Benim Adım Kırmızı
Orhan Pamuk’un “en renkli ve en iyimser romanım” dediği "Benim Adım Kırmızı", 1591 yılında İstanbul’da karlı dokuz kış gününde geçiyor. İki küçük oğlu birbirleriyle sürekli çatışan güzel Şeküre, dört yıldır savaştan dönmeyen kocasının yerine kendine yeni bir koca, sevgili aramaya başlayınca, o sırada babasının tek tek eve çağırdığı saray nakkaşlarını saklandığı yerden seyreder. Eve gelen usta nakkaşlar, babasının denetimi altında Osmanlı Padişahı’nın gizlice yaptırttığı bir kitap için Frenk etkisi taşıyan tehlikeli resimler yapmaktadırlar. Aralarından biri öldürülünce, Şeküre’ye âşık, teyzesinin oğlu Kara devreye girer. İstanbul’da bir vaizin etrafında toplanmış, tekkelere karşı bir çevrenin baskıları, pahalılık ve korku hüküm sürerken, geceleri bir kahvede toplanan nakkaşlar ve hattatlar sivri dilli bir meddahın anlattığı hikâyelerle eğlenirler. Herkesin kendi sesiyle konuştuğu, ölülerin, eşyaların dillendiği, ölüm, sanat, aşk, evlilik ve mutluluk üzerine bu kitap, aynı zamanda eski resim sanatının unutulmuş güzelliklerine bir ağıt.  Türk romancısı Orhan Pamuk, Avrupa’ya roman nasıl yazılır, gösteriyor.” FRANKFURTER ALLGEMEINE

Issızlığın Ortası - Mehmet Eroğlu Issızlığın Ortası,
Mehmet Eroğlu

Kıbrıs’ta, asteğmen olarak katıldığı savaşta yaralanarak aylarca Girne’deki bir hastanede yatan ve savaşın bitmesinden sonra, 1975 Ocağında kafasında geçmişi ve varoluşuyla ilgili sorularla Ankara’ya dönen Ayhan’ın, 1971’de ortadan kaybolan çocukluk ve gençlik arkadaşı, politik eylemci Zafer’i aramak için tekrar yollara düşmesine kadar, bu kentte geçirdiği iki ayı ve bu süre içinde çok farklı bir kadın olan Ferda’yla yaşadığı tutkulu ilişkiyi anlatır.  Ama roman, bir kaç haftaya sığan, aşktan çok umutsuz bir kurtuluş çabasını çağrıştıran, yoğun ve marazi bir cinsellikle örülü bu ilişkinin ötesinde, aslında kendisiyle hesaplaşan Ayhan’ın ve 12 Mart faşist darbesiyle dağıtılarak yok edilmeye çalışılmış bir kuşağın uzun yolculuğunun resmedildiği, göz alıcı ama trajik serüvenini gözler önüne sermektedir. mehmeteroglu.com