Anasayfaya
Eleştiri sayfasına


Bu sayfamızda 2016 yılında okuduğumuz kitaplar hakkında kitabı tanıtmaya yönelik kısa
açıklamalar bulacaksınız.  Kitap seçimlerinizi yaparken yararlanabilmeniz için hazırlanan
bu sayfamızın sizlere yardımcı olmasını diliyoruz.


 
Paf ile Puf ve Dört Köşeli Üçgen - Salâh Birsel  Gerçek bir “kelime hokkabazı” olan Salâh Birsel, her kitabında dilimize yepyeni sözcükler kazandırdı; sıradan görünen kimi sözcüklere inanılmaz bir parıltı ve renk kattı. Metinlerinde arada bir “Ey okur!” gibi ünlemlerle okuruna seslenerek sayfalar arasında varlığını duyumsatan Salâh Birsel’in denemeleri, tam anlamıyla bir okuma şöleni sunuyor; sohbet eder gibi, içten, şakacı, ironik tarzı, okuyanda tiryakilik yaratıyor. Hülya Soyşekerci

Kurt VonnegutMezbaha 5 - Kurt Vonegut Savaş tarihinin en korkunç kitle imhalarından biri olan 2. Dünya Savaşındaki Dresden bombardımanında Japonya'ya atılan iki atom bombasından daha fazla insan öldürülmüştü. Üstelik bu şehrin ne bir askeri ne de bir jeopolitik önemi vardı. 135,000 kişi öldürüldü. Olayı birebir yaşayan kitabın yazarı Kurt Vonnegut bu dehşeti ancak 25 yıl sonra kaleme alabildi. Kitap, Tralmafadorlular tarafından kaçırılarak dördüncü boyuta geçirilen masum bir "zaman gezgini" saf  Billy Pilgrim'in hayatından, atlamalarla, geçmiş ve gelecekten kesitler aktararak ilerler. Dresden'deki 5 numaralı Mezbaha'da tutulan Amerikan savaş esirleri arasında olan Billy, gökten yağan cehennem ateşi altındaki bombardımandan sağ kurtulur. Ancak kitap bir yandan savaşın korkunç bir dilimine tanıklık ederken diğer yandan, insancıllığı ve kara mizahı da elden bırakmaz.

 Zamyatin
BİZ - Vladmir Zamyatin “Zamyatin’in getirdiği tartışma ise düşünen ve hayal eden insan için özgürlük ve mutluluğun özdeş kavramlar olduğudur. Özgürlük mutsuzluğa gebe olmak zorunda değildir Zamyatin’de. Başkaldırmak, alışılagelmiş olanla mücadele etmek acı verir gerçi, ama “dünü bugün, bugünü de dün olarak yaşamak daha zordur.” Zamyatin’in ütopyası kesintisiz bir mücadeledir, bugüne daima yarının gözüyle bakarak, kendi kurduğunu, kurumlaşmaya başladığı andan itibaren yeniden yıkarak sürdürülen bir mücadele. Ütopya, Zamyatin için bir ufuktur, ona sürekli olarak yaklaşılır, ancak varılamaz. ‘Vardık’, teslim olmaktır, gerçek sorular ise ‘Neden’ ve ‘Peki sonra ne olacaktır?” Bülent Somay

Goethe

Genç Werter'in Acıları - JOHANN WOLFGANG VON GOETHE
17-18. yüzyılda İngiltere ve Fransa'nın başını çektiği, aklın ön plana çıkarıldığı "Aydınlanma" haraketine tepki olarak Alman müzik ve edebiyatında "Sturm und Drang" (fırtına ve itki) hareketi doğar. "Fırtına" doğanın sanatçıya bahşettiği ulvi ilham kaynağı; "Drang" - "itki"ise sanatçıyı yaratıya iten duygular olarak kabul edilir. Bu akımda müzikte Mozart ve Haydn, edebiyatta ise Goethe ve Schiller başı çeker. 1774 yılında Goethe henüz 25 yaşındayken yazdığı "Genç Werter'in Acıları" adlı duygu yoğun eseri, büyük bir edebî çalkantıya sebep olmuştur.. Eser genç bir adamın evinden bir saat ötedeki bir köyde, başka birine sözlü bir genç kıza vurulmasını konu eder. Mantığa ve gerçeklere değil, zamanın ruhuna uygun olarak  doludizgin duygulara ve  ihtirasa dayanan ilişki trajik bir sonla biter.

Virginia Woolf

Kendine ait bir Oda - Virginia Woolf
"Bütün bu yüzyıllar boyunca kadınlar, erkeği olduğundan iki kat büyük gösteren bir ayna görevi gördüler, büyülü bir aynaydı bu ve müthiş bir yansıtma gücü vardı. Böyle bir güç olmasaydı dünya hâlâ bataklık ve balta girmemiş ormanlardan ibaret olurdu. Savaşlarda zafer kazanıldığı duyulmazdı... Çar ve Kayzer ne taç giyerler, ne de tahttan inerlerdi. Uygar toplumlarda hangi işe yararlarsa yarasınlar, bütün şiddet ya da kahramanlık eylemlerinde aynalar gereklidir. İşte bu yüzden Napoléon da Mussolini de kadınların erkeklerden aşağı olduğunda bu kadar ısrarcıdırlar, eğer onlar aşağıda olmasalardı kendileri büyüyemezlerdi."


1928 yılında Virginia Woolf Cambridge'deki iki kız üniversitesine "Kadın ve Yazın" üzerinde konuşma yapmak üzere davet edilir. Yaptığı "Kendine Ait Bir Oda" adlı konuşması kadın edebiyat tarihinin en önemli feminist çalışması haline gelir. Woolf "eğer bir kadın edebiyatla uğraşacaksa, bir miktar paraya sahip olmalıdır. der. Parası olan kadın sâlim kafa ile çalışabileceği "Kendine ait bir Oda" ya da sahip olacaktır. Virginia Woolf'un "odası" aslında yanlızca bir oda değil, aynı zamanda tarih içinde kendine özgü bir alanı olmayan kadınla, el üstünde tutulan erkek arasındaki eşitsizliğinin bir sembolüdür. "Oda", hem mahremiyet, hem kişisel ve parasal özgürlük alanı olarak görülmelidir.

Alain de Botton

Felsefenin Tesellisi - Alain de Botton  Kitabı altı bölüme ayıran yazar, her bölümde bir filozofun yaşamından ve yazdıklarından yola çıkarak ayrı bir problemi ele alıyor. Toplum tarafından kabul rmemenin tesellisini Sokrates'te, yeterince paraya sahip olmamanın tesellisini Epikuros'ta, düşkırıklığı yaşamının tesellisini Seneca'da, kendini yeterince hissetmenin tesellisini Montaigne'de, kırık bir kalbin tesellisini ise Schopenhauer'de buluyor. Başkalarının yaşantısını kıskanarak acı çekenlere Nietzsche'yi öneriyor.

Ahmet Büke

Kumrunun Gördüğü, bizim bir türlü göremediğimiz, bilinçaltımızın bir köşesine ittiğimiz, hatırlamadığımız veya hatırlayamadığımız hazin olayları inceden inceye yüzümüze vuruyor aslında. Her gün etrafımızda gördüğümüz insanlar, hayvanlar, bitkiler, cansız nesnelerin her birinin bize bir hikâye anlattığını gösteriyor. Ufak ayrıntılar, renkler, kırık camlar ve daha birçoklarının neler gizlediğini. İnsan doğasının nelere gebe olduğunu. Hepsi de, Ahmet Büke'nin doğal, yalın, akıcı, zıtlıkları olağan göstererek anlatan satırlarından dökülüyor. Burada yazılabilenlerse, klasik tabirle bu doğurgan metinlerden süzülüp kaleme akanlar… http://mavimelek.com/

Sahilde Kafka - Haruki Murakami"Yerine göre kader dediğimiz şey, dar bir yerde sürekli yönünü değiştirerek dönüp duran bir kum fırtınasına benzer. Sen de ondan kurtulmak için bastığın yeri değiştirirsin. Bunun üzerine kum fırtınası da sana ayak uydurmak için yönünü değiştirir. Bir kez daha bastığın yeri değiştirirsin. Tekrar tekrar sanki şafaktan hemen önce ölüm tanrısıyla yapılan uğursuz bir dans gibi aynı şey tekrarlanıp gider. Neden dersen fırtına uzaklardan çıkıp gelmiş herhangi bir şeyden farklıdır da ondan. O fırtına aslında sensindir. O yüzden yapabileceğin tek şey ayağını fırtınanın içine daldırarak, gözlerini sımsıkı kapatıp fırtınanın içinden geçmektir. Orada muhtemelen ne güneş, ne de ay, hatta ne yön ne de zaman vardır. Orada, kemikleri bile parçalayacak kadar keskin kum tanecikleri gökyüzünde dans eder!

Beş Paralık Roman - Bertold Bertold Brecht Brecht’in epik tiyatro adını verdiği oyunlar, izleyicinin oyun kişileriyle özdeşlik kurmasına engel olduğu için, ona dramatik tiyatro izlerken yaşadığı katharsis (arınma) duygusunu yaşatmıyordu. Dolayısıyla izleyen, oyundan rahatlamış bir halde çıkıp kendi hayatına kaldığı yerden devam edemiyor; her şeyi aynen sürdürmek yerine, kendi yaşadıklarını gözden geçiriyor; kafası sorularla dolu olarak ayrılıyordu salondan. Tiyatro hayata müdahale ediyor; yepyeni, adil bir dünyanın kurulması için insanlara düşünce ve bilinç kazandırıyordu. Sonuçta tiyatro devrimci mücadelenin bir parçası haline geliyordu. Hülya Soyşekerci

Kemal_Bilbasar_kucuk Denizin Çağırışı- Kemal Bilbaşar "Yapıtlarımı genellikle küçük kasaba ve köylerde yaşayan, çok çalışan, az mutlu olan insanların hayatını yansıtmak, onların belli bir bilince varmaları amacıyla kaleme aldım. Fikirde toplumcu, sanatta gerçekçi, görüşe bağlı kaldım. Memleketimiz insanlarının dertlerini, toplum gerçeklerini ancak bu edebiyat tekniğiyle gün ışığına çıkarmak, onlara çözüm yolunu göstermek mümkün olacağına inandım. Yapıtlarımda halk masal ve öykü deyişlerine de yer veriyordum. Bununla yapıtlarımı halkıma daha rahat okutacağım, sanatımda geleneksel bağlantıyı sağlıyacağım kanısındaydım.” Kemal Bilbaşar

Nikos KazancakisZorba - Nikos Kazancakis Yazarın en ünlü romanı "Zorba" nın önsözünde, ruhunda en çok iz bırakan insanları, üç dört ad ile sınırlandırabileceğini söyler. Homeros, Buddha, Bergson, Nietzche, ve Zorba. "Eğer bugün dünyada bir ruh klavuzu, Hintlilerin dediği gibi bir guru, Aynaros papazlarınn dediği gibi bir yeronda seçmem gerekseydi kesinlikle Zorba'yı seçerdim. Kazancakis için bu büyük düşünürlerden daha önemli olan Zorba kimdir? Bir afyon tiryakisi gibi kâğıt ve kalemle yaşayan Kazancakis, büyük bir aşkla, dolu dolu yaşayan Zorba hayatına girince kendi yaşamını sorgulamaya başlar.  Zorba gece yarısı kumsalda raks eder, yazardan usluluk, ve alışkanlığın düzenli kabuğundan silkinip kurtulmasını, kendisi ile birlikte büyük yolculuklara çıkmasını ister. Zorba "Sen bir kâğıt faresisin. Daha ne kadar kâğıt yiyip, mürekkep yalayacaksın. Tiyatroda değilsin, seyretmekle kalma” demektedir. Yazar hayatında tanıdığı en rahat ruhun, en sağlam vücudun, en özgür haykırışın Zorba'nın olduğunu, söyler.  Zorba ona yaşamayı, hayatı sevmeyi, ölümden korkmamayı öğretmiştir.  Kazancakis eseri Zorba'yı bir "güzelleme" olarak tanımlar. Hem Zorba'ya, hem de hayata bir güzelleme.

Joyce Carol Oates
İlk Aşk - Joyce Carol Oates - lk aşk, taş gibi yüreğe oturan; örtülü, gizli kapaklı birçok aile içi ilişkilerin yaşandığı bir dram. Hiçbir şey göründüğü gibi ak, pak değildir. Din sevgi, aşk, dostluk, tüm ilişkiler sorgulanmalı... Çocuk istismarı ve çocuk pornosunun, bataklık ve kara yılan simgesi ile anılması zaten karanlık olan romanı daha ürkütücü kılıyor. Bu kadar kabusun sonunda bir uyanışla bitmesi, Nisan ayıyla birlikte baharın gelmesi, kuş cıvıltıları; her karanlığın bir aydınlığı. olacağının göstergesi... - Bahar Vardarlı


Uyku - Haruki Murakami - Kadın on yedi gündür uyuyamamaktadır.  Uykusuzluktan önceki hayatında her şey sıradandır. Onun için gündüzler bir tekrarlar silsilesidir. İyi bir ev kadınıdır. Pişirir, temizler, ütüler, alış veriş yapar, yüzer… Döngü her gün yeni baştan başlar. Akşama kadar gününü “boşlukla” doldurur.  Ama uykusuzluk başlayınca kadın yıllardır  yapmadığı şeylerı yapmaya başlar.   Geceleri kitap okur, içki içer, çikolata yer, araba ile dolaşır. Kendine ait özgür bir dünya kurar.   Taa ki …
 

Aslında uyanık olan kimdir?  Geceleri uyumayan kadın mı, uyanık olduğu varsayılan ama hiç bir şeyi fark etmeden günlerini dolduranlar mı?

 

 

George Saunders "İkna Ulusu" adlı 12 öykülük kitabında gündelik hayatın, faşist uygulamalarla bir işkence  haline gelen bir dünyayı anlatır. Şirketleşmiş bir dünyada insanlar hayatlarını, gösteriş uğruna, ihtiyaçları olmayan ıvır, zıvıra sahip olmak için "ikna" edilmektedirler.  İnsanların hayatını tükettiği bu kapitalizm çılgınlığını Saunders müthiş bir şekilde hicveder.  Kitapta bu "ikna" döngüsünden kurtulanlar da yer almakla beraber yazar toplumu bekleyen ürkütücü bir geleceğe dikkatleri çekmektedir.

Orhan Pamuk

Orhan Pamuk adlı Kafamda bir Tuhaflık kitabında 1969 - 2012 arasında Türkiye'nin 40 yıllık panaromik bir tablosunu çizer. Sıradan insanların gözünden zamanın değişimini anlatırken yazar çok sevdiği İstanbul'unu bir mücevher ustası gibi işler. Ayrı ayrı karakterler aynı olayı kendi bakış açısıyla anlatırken kitap özgün bir tür tiyatro eserine benzer. Bu çoklu bakış açılarıyla Pamuk hem zamana hem İstanbul'a bir ayna tutar. Arka planda politik ve dinsel çatışmalar sürüp giderken hem şehir, hem insanlar hem de zamanın ruhu değişmektedir. Çocukken bir Anadolu köyünden çıkıp gelen Bozacı Mevlüt özü bozulmadan bu tuhaf zamana ne kadar uyum sağlayabilecektir.

Hermann HesseSiddhartha - Hermann Hesse - Nobel ödüllü Alman yazar Hermann Hesse'in 1922 yılında kaleme aldığı Siddhartha adlı eseri, özünü bulmak için ruhsal bir yolculuğa çıkan Siddhartha karakteriini ele alır. Siddhartha kelimesi Sanskrit dilinde "siddha" elde etmek, başarmak,"artha" aranan anlamına gelmektedir. Bu nedenle kitaba adını veren Siddhartha kelimesi aradığını bulan, amacına ulaşan anlamına gelmektedir. Siddhartha'nın amacı "Nirvana" ya ulaşmaktır. "ateşin sönmesi" anlamına gelen Nirvana istek ve tutkuların yok olduğu, ısdırabın etkileyemeyeceği, kişinin benlikten soyunduğu bir iç barışa ulaşmaktır. Siddhartha hayatın fırtınalı evrelerinden geçtikten sonra yaşlı kayıkçının yanında huzuru bulur Burada hayatın bir nehir olduğunu anlar. Her zaman, her yerde var olan, öncesiz ve sonrasız, geçmişi ve geleceği olmayan. bir "şimdi" olduğunu görür. Arzuların çatışmasından kurtularak kendini hayat akışının huzuruna bırakarak, evrendeki ahengin içinde yoluna devam eder Ancak...

George Saunders

Phil'in Dehşet Verici Kısa Saltanatı - George Saunders
21. yüzyıl Amerikan edebiyatının bol ödüllü yazarlarından biri olan George Saunders, bir arkadaşının ana karakterleri soyut şekillerde olan bir kitap yazma önerisi üzerine Phil'in Dehşet Verici Kısa Saltanatı" nı kaleme alır. Kitap "Küçük bir ülke olmak bir şeydir ama, İç Horner ülkesi o kadar küçüktü ki içine bir tek İç Hornerli sığabiliyordu. Diğerleri Dış Horner'da süklüm püklüm sıralarını bekliyordu," cümlesiyle açılır. Her iki ülke vatandaşları da makina parçalarından oluşur. Dış Horner'in başına beyni vidalarla bir rafa sabitlemiş Phil adlı gözü dönmüş bir tiran geçer. Şövenist klişelerle ülkesine hakim olmaya çalışan, Phil etrafına Hitlervari bir danışmanlar grubu toplayarak İç Horner'a saldırır. Ancak ayağını hızla yere vurunca beyni vidalardan kurtulur, raftan düşer. Beynin vidalarının yerine takılması ne kadar uzun sürerse Phil o kadar çılgına döner. Kıyım korkunçtur. Saunders "Phil'in Kısa Saltanatının" beklenmedik ve hiç istenmedik bir şekilde "çocuklar için bir soykırım" kitabına dönüştüğünü söyler. Yazar insanoğlunun dünyayı karşıtlıklara bölme eğiliminde olduğunu ve bir bölümün diğer bölümü yok etme amacını güttüğünü söyler. Ruanda, Abu Garib, Bosnia, Afganistan, İşid örneklerinde olduğu gibi. Saunders "Dilimiz klişeleşti, sloganlaştı, dehşet ve acı bürokratlar elinde minimalize edldi, Hepimizin içinde bir miktar "Phil "vardır. Tümden bir Phil olan kararkterle karşılaştığımızda, belki de kendi içimizdeki Phil kırıntısının farkına varıp çok geçmeden onu yok edebiliriz. " der.

Erol Güney Erol Güney'in Kendisi - Halûk Oral, Şevket Özsoy Sevgili:  Çıkar mısın bahar günü sokağa / İşte böyle olursun / Böyle yattığın yerde / Düşünür düşünür / Durursun”
Orhan Veli, yakın dostu, Tercüme Bürosu’ndan arkadaşı Erol Güney’in, gebe kalan kedisi Edibe için yazmıştır yukarıdaki “Erol Güney’in Kedisi” şiirini.  Onlar, Melih Cevdet, Orhan Veli, Oktay Rifat, Sabahattin Eyüboğlu, Erol Güney ve diğerleri... Onlar sözcük şövalyeleri, 20. yüzyıl Türk Rönesansı’nın beyleri... Evet ya Türk Rönesansı!.. Geriye yapıtları kalmamış olsa kimse, bugünkü halimize bakarak, yirminci yüzyılın ilkyarısında bir Türk Rönesansı yaşadığımıza inanmaz...Ali Sirmen

Haruki Murakami Uyku - Haruki Murakami - On yedi gündür uyuyamayan bir kadınla başlayan kitap, geri dönüşlerle devam eder.  Uykusuzluktan önceki hayatında her şey sıradandır, normaldir.  Gündüzleri bir tekrarlar silsilesidir. İyi bir ev kadınıdır. Pişirir, temizler, ütüler, alış veriş yapar, yüzer… Akşama kadar gününü “boşlukla” doldurur.  Sonra uykusuzluk başlar.  Kadın yıllarca yapmadığı şeylerı yapmaya başlar.   Geceleri kitap okur, içki içer, çikolata yer, araba ile dolaşır. Kendine ait özgür bir dünya kurar.   Taa ki …
Aslında uyanık olan kimdir?  Geceleri uyumayan kadın mı, uyanık olduğu varsayılan ama hiç bir şeyi fark etmeden günlerini dolduranlar mı?

 

Iris MurdochIris Murdoch ilk kitabı olan “” adlı eserinde, bakış açılarının, algıların, dilin, benmerkezciliğin gerçeğin üstünü bir ağ gibi örttüğünü savunur.  Bu “ağ” ın kişinin gerçeğe ulaşmasına engel olduğunu,  kitabın sorumluluk almayan, hayatın akışı içinde oradan oraya savrulan, amaçsız ama renkli anlatıcısı Jake vasıtasıyla okuruna anlatır.  Londra şehri karmaşasıyla, Jake’in iç dünyasını aksettiren, kitabın ana karakterlerinden biri gibidir.  Jake zaman içinde, bu ağın  altındaki gerçeğe, öze  ulaşma çabası içine girer.  Benmerkezcilikten uzak öteye, iyiye, doğruya, erdeme uzanan bir yoldur bu.

 Jeffrey Eugenides
Middlesex - Jeffrey Eugenides
Ben iki kez doğdum: İlkinde 1960 yılının Ocak ayında, Detroit için inanılmaz derecede dumansız bir günde kız olarak ve daha sonra tekrar 1974 yılının Ağustos ayında Michigan-Petoskey’de bir acil kliniğinde, ama bu defa ergenlik çağında bir delikanlı olarak.” cümlesiyle açılan Middlesex Bursa'da başlayan ve Kurtuluş Savaşı sırasında İzmir'den kalkan gemilerden birine binerek Amerika'ya göç eden Yunan iki kardeşin üç nesil boyunca süren bir nehir romanı.

Anthony BurgessBir Elin Sesi Var - Anthony Burgess (06.01.2016)
Burgess "İki Elin Sesi Var" adlı eserini güncel batı eğitim ve kültürünün çöküşünü yansıtmak için yazdığını söyler. Kitabın adını aldığı "İki eli çırptığınız zaman ses çıkar, tek elin sesi nedir? " sorusu bir "koan" yani bir Zen Budist bilmecesidir. Çözümü olmayan bir bilmece olarak tanımlanan, "koanlar" mantığın yetersizliğini ifade eder. Evlilik sürecinin başlangıcınde çırpan iki el zaman içinde tek ele indirgenir.  Ama tek el yine de el çırpar.  

Jersy KosinskiBir Yerde (Being there) - Jerzy Kosinski - (06.01.2016) Bütün ömrünü zengin bir adamın malikânesinin sınırları içersinde bahçıvan olarak geçiren, kıt zekâlı Chauncey Gardiner koruyucusu öldükten sonra gerçek dünya ile yüzyüze gelir.  Bahçıvanlıktan başka bir şey bilmeyen, bütün bildiklerini televizyon klişelerinden öğrenen Chauncey materyalist, çıkarcı dış dünya ile temasta, saflığı ve masumiyeti ile toplumu sarsacaktır.  

Virginia WoolfVarolma Anları - Virginia Woolf Modernist edebiyat ustalarının en önemlilerinden biri olan Virginia Woolf 1939-40 yılları arasında anılarını topladığı "Varolma Anları" adlı son eserinde, hayatın üstünü örten bir "pamuk örtüden" söz eder. Bu kapsaycı örtününün altından bazen "Gerçek" kişiye, nadiren, anlık kavrayışlar halinde görünür. Bu flaş gibi parlayan anların, insanın hem kendini, hem de dünyayı aniden algılama anlarının, "Varolma Anları" olduğunu söyler. Şöyle der : "gerçeğin üstünü örten bu kalın örtünün altında gizli bir örüntü bütün dünyanın bir sanat eseri olduğunu anlatır. "Hamlet , ya da bir Beethoven quarteti, dünya dediğimiz bu devasa yapının gerçeği hakkındadır. Tabii ki Shakespeare yok, Beethoven yok ve de Tanrı yok. Kelimeler biziz. müzik  biziz, biz şeylerin kendisiyiz." Önceleri bir algılama şoku halinde yaşadığı, korku ile karşıladığı bu farkındalık içgörü anları daha sonra onun yazınını besler. Bu "Anlar" Mrs. Dalloway, Deniz Feneri, Jacob'un Odası, Orlando gibi daha pek çok eserinde epizotlar halinde yer alır.

 
 

Valid HTML 4.01 Transitional

Valid CSS!