Anasayfaya
Eleştiri sayfasına


Bu sayfamızda 2015 yılında okuduğumuz kitaplar hakkında kitabı tanıtmaya yönelik kısa açıklamalar bulacaksınız. 
Kitap seçimlerinizi yaparken yararlanabilmeniz için hazırlanan bu sayfamızın sizlere yardımcı olmasını diliyoruz.


  Samuel Beckett  Üçleme - “HİÇ ADAM” SAMUEL BECKETT’A Özet Bir Bakış
(DEÜ. Sahne Sanatları Doktorandı ) Polat İNANGÜL
İnsanın insan olalı en korkunç kıyımlara uğradığı XX. Yüzyılın tanığı olan Beckett; hayallerin, umutların, mücadelenin, yenilginin ve düş kırıklıklarının öznesi ve nesnesi olan insanı anlatmaktadır. Başlangıçların ve sonların ama bir türlü kesin bir sonuca ulaşmayan sonların yazarıdır. Yinede var olunan, yaşamın üstlenildiği ve yapıtlar verilen bir yerdir bu “sıfır” noktası. Bu bir son mudur? Yoksa bir başlangıç mı? Bir türlü emin olamayız. O yüzdende Beckett’i anlatmaya çalışmak aynı zamanda bir absurdlük müdür? Hiçbir şeyi kesinleşmediği her şeyin ısrarla belirsiz bırakıldığı yapıtların yazarı Beckett’i…“…ölene kadar uyu, elbet gelecektir yaşamın sonu…” diyen Beckett için en büyük erdem hiç doğmamış olmaktır, sonraki “en iyi” ise bir an önce yok olmaktır… Polat İNANGÜL


Samuel BeckettÜçleme - Samuel Beckett
Molloy, Malone Ölüyor, Adlandırılamayan

 İnsanın insan olalı en korkunç kıyımlara uğradığı XX. Yüzyılın tanığı olan Beckett; hayallerin, umutların, mücadelenin, yenilginin ve düş kırıklıklarının öznesi ve nesnesi olan insanı anlatmaktadır. Başlangıçların ve sonların ama bir türlü kesin bir sonuca ulaşmayan sonların yazarıdır. Yinede var olunan, yaşamın üstlenildiği ve yapıtlar verilen bir yerdir bu “sıfır” noktası. Bu bir son mudur? Yoksa bir başlangıç mı? Bir türlü emin olamayız. O yüzdende Beckett’i anlatmaya çalışmak aynı zamanda bir absurdlük müdür? Hiçbir şeyi kesinleşmediği her şeyin ısrarla belirsiz bırakıldığı yapıtların yazarı Beckett’i…“…ölene kadar uyu, elbet gelecektir yaşamın sonu…” diyen Beckett için en büyük erdem hiç doğmamış olmaktır, sonraki “en iyi” ise bir an önce yok olmaktır… Polat İNANGÜL

İvan Gonçarov - OblomovOblomov - İvan Gonçarov: Tembelliği bir sanat haline getiren Oblomov, Rus romanında “lüzumsuz adam” tiplemesinin ölümsüz örneklerinden biridir.  Orta yaşlı toprak sahibi Oblomov işinden ayrılmış, tüm arkadaşlarını etrafından uzaklaştırmış, borca batmış ve tüm dünyevi işlerini yatağından görmeye başlamıştır. Her bir köşesi dökülmekte olan dairesinde kendisi kadar tembel uşağıyla birlikte kayıtsızlık içinde yaşayan bu miskin asilzade, değişime ayak direyerek işlevsizleşmiş bir sınıfın timsalidir. Rus toplumuna özgü bu tipleme Gonçarov’un kaleminden çıktığı günden beri toplumun içine karışmış, “Oblomovluk” sözcüğünü günlük dile kazandırmıştır. Oblomov, 19. yüzyıl sonunda bu açmaza giren toprak sahiplerinin güldürüsü olmakla kalmıyor, aynı zamanda mevcut sosyal düzenin acayipliklerini ve adaletsizliğini de ciddiyetle –ama tatlı bir dille eleştiriyor.  “Oblomov’u dehşet içerisinde, tekrar ve tekrar okuyorum.” LEV TOLSTOY


Samuel Beckett 1969 yılında Nobel ödülünü alan Samuel Beckett'ın 1932 yılında 26 yaşındayken kaleme aldığı otobiyografik ögeler taşıyan ilk eseri 'Sıradan Kadınlar Düşü' nü sanatçının kendisi, 'en çılgın düşüncelerimi doldurduğum sandık' olarak tanımlamıştır. Başvurduğu bütün yayınevleri tarafından reddedilen bu eser, yazarın ancak ölümünden üç yıl sonra 1992 yılında yayımlanmıştır. Beckett'in ilk yapıtı olmasına rağmen, 'Sıradan Kadınlar Düşü' kurgusu, dilden dile atlamaları, kelime oyunları, kara mizahi, üslubu ile bir virtüözlük mertebesindedir.

Kenzaburo OeKişisel bir Sorun - Kenzaburo Oe - "Kendini kandırma zehrini bir kez tadan insanlar bir daha kendilerini asla kurtaramazlar.” (Kenzaburo Oe)  Yarı-otobiyografik ögeler taşıyan Nobel ödüllü Kenzaburo Oe’nin “Kişisel bir Sorun” adlı eseri, egzistansiyalist bir anti-kahraman olan Bird’ün özürlü bir çocuk sahibi olduğunda geçirdiği savrulmaları ele alır. Korku içinde, kendini alkol ve seks döngüsü içine hapseden Bird kendini aldatmanın tuzağından kurtulacak mıdır?

Robert WalserGezinti - Robert Walser - Susan Sontag'ın edebiyatın Paul Klee'si; kırılgan, sinsi, tekinsiz ama iyi huylu, sevecen bir Beckett; Kliest ile Kafka arasında bir köprü olarak tanımladığı Robert Walser eserlerinde sıradan, alçak gönüllü, güçsüz, anti-kahramanları bir minyatürcü ustalığıyla çizer. Hermann Hesse "Eğer Walser dünyayı yönetenler arasında yer alsaydı, artık savaş çıkmaz, onu yüz bin kişi okusa, dünya daha yaşanası bir yer olurdu. " der.

Jennifer Eganİt Kopuk Takımı - Jennifer Egan  "İt Kopuk Takımı" adlı kitabıyle 2011 Pulitzer Ödülü, National Book eleştirmenler ödülü ve LA Book Prize ödülünü kazanmıştır. Eser 70'lerden başlayıp 2020 lere uzanan bir süreç içersinde, bir avuç müzik tutkunu gencin, zamanda ileri geri sıçramalarla, değişimini, yaşlanmasını, zamanın ruhu ve toplumla uzlaşmak için verdikleri kayıpları, ödünleri izler. Bu süreç içinde en tahripkâr olgu zamandır. Kitabın çok ilginç bir bölümü olan otistik Lincoln'un takıntı haline getirdiği rock şarkılarındaki durakları anlatan bölümü yazarın bir power point sunumu olarak ele almasıdır.

Mircae Eliade Matmazel Christina - Mircae Eliade "Bu roman genç bir kadının aşk hikâyesi. Fantastik türündeki ilk çalışmam olan kitapta Rumen folklorunun, 1880'lerde büyük şair Eminescu'nun da ilgisini çekmiş bir temasını ele almak istedim... Gündelik tasalarına dalmış oldukça sıradan kişiler bir an gelir, başlarından alışılmadık, anlaşılmaz maceraların geçtiği hem garip hem de tanıdık bir dünyaya sürüklendiklerini fark ederler... Mucize, ancak onu bir mucize olarak görmeye hazırlıklı olanlara görünür, diğerleri için görünür değildir, o yüzden de yoktur; aslında nesnelerin ve günlük olayların içinde gizlenir. " Eliade

Sarah QuigleyOrkestra Şefi - Sarah Quigley - "Benim zafer kavramım insanlıktan uzak, vahşi bir merhametsizlik değildir. Daha çok ışığın karanlık ; insanlığın, barbarlık; aklın tepkisellik üzerindeki zaferi ile açıklanabilir" Dimitri Shotokovich     İkinci Dünya Savaşı sırasında 900 gün Nazi ablukasında kalan Leningrad'da bir milyondan fazla insan sürekli yağan bombalardan ve açlıktan hayatlarını kaybetmiştir. Shostokoviç eserini savaş sırasında yangın gözlemcisi olarak çalıştığı çatılarla, bombardımanlarda sığındığı bodrum katlarında yazmış ve1940 yılında tamamladığı 7. Senfonisini kahraman Leningrad halkına ithaf etmiştir.

İtalo Svevo Yaşlılık - İtalo Svevo 19. yüzyılın sonlarına doğru materyalizm, rasyonalizm, pozitivizme, tepki olarak oluşan, dönem, “fin-de-siecle yüzyılın sonu” olarak adlandırılır. Bu dönem boşunalık duygusu. can sıkıntısı, pesimizm, sinisizm gibi olumsuz duygular ile simgelenir. Duyguların kapıp koyuluveremediği,, doludizgin sevilemediği hastalıklı bir dönemdir Bu tutku yoksunluğu içeren dönem mutluluk, hayattan kâm almak gibi duyguları ret eder. Özgür olamayan, harekete geçemeyen, eylemsiz olan bu toplum hastadır ve “yaşlılığa” mahkûmdur. Bundan ötürü "yüzyılın sonu"  “ yüzyılın hastalığı" olarak anılmıştır. Svevo’yu büyük bir yazar yapan olgu yüzyılın hastalığını saptayıp eserlerine konu etmesidir.

Kemal Tahir_küçükKemal Tahir'in "Esir Şehir İnsanları" romanı koca bir imparatorluğun çöktüğü, tüm İstanbul'un bir hapishane haline geldiği, dostla düşmanın birbirine karıştığı keşmekeş bir zaman dilimini ele alır. Eserde işgal güçleri, padişah yanlıları, Kuvay-ı Milliye'ciler, çıkarcı vurdumduymazlar bir insanlık panoraması halinde sunulur. Yazar Avrupa'da uzun yıllar yaşamış kültürlü, zengin, ülke gerçeklerinden kopuk bir paşazâdenin yurda dönüşünde "teslim olmayan" insanları tanıdıkça, sorumlu bir vatansevere dönüşünü, tarihi gerçekleri birebir temel alarak anlatır. 

Milan Kundera Yavaşlık - Milan Kundera  Yavaşlık adlı kısa romanında, hızla unutkanlık, yavaşlıkla anımsama arasında paralellik kurarak hızlı olanın çabuk tüketildiğini yavaş olanın ise tadına varıldığını söylüyor.   Bir zaman diliminden diğerine atlayarak "yavaşlığın" hazzından kendimizi neden mahrum ettiğimizi sorguluyor.  Yazara göre teknolojinin insanlığa sunduğu, hatta uymaya zorladığı hız nedeniyle içinde yaşadığımız zamanın akışından kopuyoruz.  Hayatlarımız birer gösteriye dönüşüyor..  Kameralar önündeyiz sanki.  Ama dayatmaları reddederek kendi seçmediğimiz insanlık durumuna  başkaldırmalıyız.
 
Patrick ModianoBir Sirk Geçiyor İsveç Akademisi 2014 yılında edebiyat ödülü ile onurlandırdıkları Patrick Modiano’yu, Nazi işgalindeki Fransa’ya uzanan bellek, kimlik, yabancılaşma acılarını bir “hatırlama sanatı” olarak ortaya koyması nedeniyle kutladı. Modiano eserlerinde hem Paris şehrini merkez alması, hem de zamanın peşine düşmesi ile "günümüzün Marcel Proust'u olarak tanımlanmaktadır. Eserleri kısa ve süslemesizdir ama sadelik içinde derinlik içerir. “Bir Sirk Geçiyor” adlı eserinde olaylar, bölük pörçük kesitlerle, zaman katmanları üst üste bindirilerek bir resmigeçit gibi önümüzden akar gider. Ama bir sonuca, bir gerçeğe ulaşmak mümkün değildir.
 

Emil Zola Küçük Germinal - Emil Zola
Maden ocakları, işçilerin maruz kaldığı ağır çalışma koşulları, yokluk, yoksunluk içinde geçen bir yaşam. Bu kadere katlanma zorunluluğu altında nesillerce süren yaşam, sessizliğini birdenbire bir uyanış ve direniş ile bozuyor. Sınıf farkını Zola'nın derin gözlemleriyle aksettiren bu roman gerçek bir madenciler belgeseli olarak okunuyor. İçinde bulundukları zor şartların insanları nasıl bir ruhsal ve fiziksel çarpıklığa ahlak düşüklüğüne yönlendirdiği bir insanlık dramı bu roman...

 

 

 

 

 

Yazılı Kaya
 Yazılı Kaya - Dipnot Kitap Kulübü Çalışması - Sayfamız Nursel Duruel'in Öykü kitabı Yazılı Kaya üzerine yaptığımız çalışma sonucunda   arkadaşlarımızın kaleme aldığı incelemeleri içeriyor.

Nursel DuruelGeyikler, Annem ve Almanya ve Yazılı Kaya Anlam arayışlarıyla örülü bir kazı çabasının somutlanışı olan bu kapalı öyküler, bir araya geldiği Yazılı Kaya ile bir “gizli bahçe” sunuyor biz okurlara. Yazılı Kaya, bu gizi merak edenlere seslenen bir öyküler toplamı. Serüven duygusu taşıyanların, yeninin, uslanmaz yüreğin ardılı okurun, alımlayıcının başucu kitapları arasında yer almayı hak etmiş bir yapıt. M. Sadık ASLANKARA

Birgül OğuzHah - Birgül Oğuz - Hah okuması zor öykülerden oluşuyor, her okurun kolayca seveceği türden değil. Bu öykülerde anlatılan duygular bir karakterin duyguları değil, soyutlanmış, insandan bağımsız hale getirilmiş duygular. Örneğin babanın ölümü, soyutlanmış bir yas olarak aktarılıyor. Soyutlama okurken kuşkusuz okura daha fazla iş düşüyor, karakterden bağımsız olarak anlatılan duyguyu bir karaktere, dolayısıyla okurun kendisine bağlaması gerekiyor anlayabilmek için.Oğuz’un öyküleri de tüm bağlardan kopartılmış, salt dilsel bir haz için kurgulanmışlar. Şiir olarak okunacak metinler.(Asuman Kafaoğlu-Büke)

Mine SöğütŞahbaz'ın Harikulade Yılı 1979  Harika; çok güzel, olağanüstü demek değildir yalnızca; yırtan, sırayı bozan anlamına da gelir. Anarşist bir sıfattır. Düzen karşıtlığını yüceltir. Harikulade ondan da anarşisttir. O da "adet delen" demektir. Olağanüstü olan kadar, olağandışı olanı da işaret eder. Kural tanımazlığı, başkaldırıyı, isyanı barındırır içinde.   ...Her şey neden oluyor? Neden insanlar böyle bir hayat inşa ediyorlar? Neden kin ve öç duygusuyla beslenmekten büyük bir haz duyuyorlar? Bunun için ölümcül bedeller ödemeye gözlerini kırpmadan katlanıyorlar? Mine Söğüt

Franz Kafka Dava - Franz Kafka’nın ölümünden bir yıl sonra,  1925 yılında basılan eseri “Dava” Almancada “Der Prozess” yani “Süreç” olarak yayımlanmıştır. Eser ileriki yıllarda dünyayı sarsacak olan totalitarizm dehşetinin bir kehâneti olarak görülmüştür.  Kafka, kendi adıyla kavramlaştırılan  tek yazardır.  “Kafkayesk” anlamsız, çözümsüz, tekinsiz bir dünyada, kapana kısılmış, çıkış yolu bulamayan, korku içindeki bireyin açmazıdır.  "Benim özüm korkudur," diyen Kafka için hayat yargılamalar ve aklanmalarla devam eden bir süreçtir.  Kapatıldığı çemberde sürekli olarak kendi içinde döndürülen bu davada bireyin tek kurtuluşu bu karabasanı kendi seçimiyle sonlandırmasındadır.

Franz Kafka Babaya Mektup - Franz Kafka "Birbirimizle savaştığımızı kabul ediyorum, ama iki türlü savaş vardır. Bağımsız hasımların güçlerini tarttıkları şövalyece savaş; herkes kendi başınadır, kendi yenilgisini yaşar, kendi zaferini kazanır. Ve bir de yalnızca sokmakla kalmayan, aynı zamanda hayatını sürdürmek için kan emen böceklerin savaşı. Asıl paralı askerler bunlardır ve sen busun. Yaşama becerisinden yoksunsun; ama hayata rahatça, kaygısızca ve kendini suçlamadan yerleşebilmek için, tüm yaşama becerini elinden aldığımı ve kendi cebime koyduğumu kanıtlıyorsun. Yaşamak konusundaki beceriksizliğin artık seni ne ilgilendirecek, sorumlusu benim zaten, sen rahatça uzanıyorsun ve kendini hayatta, hem bedensel hem de zihinsel olarak bana çektiriyorsun.” Franz Kafka

Tarjel Vesaas

Tarjel Vesaas Buz Sarayı isimli eseri ile 1964 yılında İskandinav Edebiyat ödülünü kazanır. Çocukluktan yentiyetmeliğe geçişte kendilerinin bile anlamlandıramadıkları örtük bir cinsel deneyim yaşayan onbir yaşındaki iki küçük kız, kendilerini bir sır sarmalı içine hapsederler. Çocuklardan biri yöredeki bir çağlayanın donarak sarkıt ve dikitlerle inşa ettiği "buz sarayı" nda yitip gidince tüm köy halkı birleşerek çocuğu aramaya katılır   Kitapta yalnızca iki küçük kız çocuğu roman kahramanı değil, aynı zamanda kol kol birleşerek sabahlara kadar kaybolan çocuğu aramaya çıkan köy halkıdır da. Sert soğukların insanın iliğine işlediği, ölüm sessizliğindeki bu panaromada aramaya katılan diğer küçük kız, köy halkının gösterdiği sevgi, saygı, şefkat ile kendi metaforik buz sarayını yıkacak, ait olduğu topluma geri dönecektir.

Eric Faye Nagazaki - Eric Faye Yeni akım Fransız yazarlarından Eric Faye'nin gerçek bir olaydan yola çıkarak yazdığı Nagazaki adlı kısa romanı ile 2010 yılında Fransız Akademisi Büyük Roman Ödül’üne layık görüldü. Kendini hayattan yalıtan,  iletişimsiz, iş arkadaşları ile dostluk kuracağına Facebook'tan arkadaş arayan, Shimura gizli olarak evine girerek bir yıl süreyle orada yaşayan kadın nedeni ile, kendi kendisiyle yüzleşir. "...mesele yoksunluğu ve çoraklığının ansızın gün yüzüne çıktığı tüm varlığımı unutabilmekti...Uzun zamandır orada hiçbir umut yeşermemişti. Bu kadın lanetlenmeyi hak ediyordu, sis perdesini kaldıran oydu..."

 Ahmet Karcılılar - Yağmur Hüznü
Yağmur Hüznü - Ahmet Karcılılar Yıllar sonra, işlediği seri cinayetlerin sonuncusunda ele geçirilen bir katil, bir ruh hastası; hastasıyla konuşarak cinayetlerin nedenine inmeye çalışan bir psikiyatr; katilin geçmişindeki kadınlar; bastırılmış cinselliklerin yaşandığı, cinlerin, hacı-hocaların egemen olduğu bir kasaba ve salgın bir hastalık gibi hastadan doktora geçen gizli bir güç; ruhlarına yerleştiği kişilerin kriz geçirmelerine neden olan, anılar ve sözlerle bulaşan, doktoru, içinde yer alacağı bir kitap yazmaya zorlayarak okura da bulaşmaya çalışan, zekâsı ve bilinci olan bir varlık, korkunç bir illet. Bütün bu olguları, bir ilk romandan beklenmeyecek ustalıkta işleyen Ahmet Karcılılar'ın olağanüstü bir dil ve çarpıcı bir kurguyla sunduğu Yağmur Hüznü, kendisinden çokça söz ettirecek bir roman
 
Fürüzan Haraç - FürüzanHaraç’ı neredeyse kırk yıl önce okuyanlar bugün yeniden okumayı denerlerse, yepyeni bir öyküyle karşılaştıklarını, şimdi okudukları öykünün ilk okudukları zamanki olmadığını görebilirler. Yalınlığın ürettiği yetkinliktir o. Haraç gibi nitelikli edebiyat yapıtları zaman içinde değişirken artık yıllar önceki kitap olarak okunamaz.1970'lerin başındaki “Füruzan olayı” Haraç’ta ulaşılması kolay olmayan bir doruk noktasına karşılık geliyordu. Haraç’ın taşıdığı anlamlar bugün daha da zenginleşmiştir.“Füruzan hikâyeye saygınlık kazandırmıştır. Ece Ayhan"  

Yaşar Kemal kükük resimKuşlar da Gitti - Yaşar Kemal
Yaşar Kemal Kendini Anatıyor - Alain Bosquet    "Bir, benim kitaplarımı okuyan katil olmasın, savaş düşmanı olsun. İki, insanın insanı sömürmesine karşı çıksın. Kimse kimseyi aşağılayamasın. Kimse kimseyi asimile edemesin. İnsanları asimile etmeye can atan devletlere, hükümetlere olanak verilmesin. Benim kitaplarımı okuyanlar bilsinler ki, bir kültürü yok edenlerin kendi kültürleri, insanlıkları ellerinden uçmuş gitmiştir. Benim kitaplarımı okuyanlar yoksullarla birlik olsunlar, yoksulluk bütün insanlığın utancıdır. Benim kitaplarımı okuyanlar cümle kötülüklerden arınsınlar.” Yaşar Kemal


Halide Edip AdıvarHandan - Halide Edip Adıvar Türk edebiyatının ilk kadın yazarlarından biri olan Halide Edip Adıvar, "Handan" romanında, bir yandan 20. yüzyıl başlarında Osmanlı aydınlarının savrulmuşluğunu anlatırken, diğer yandan özenle yetiştirilmiş olan Handan açısından zamanının kadın-erkek lişkilerini irdeler.  Halide Edip bir kadın yazar olmasına rağmen, Handan'ın yirmialtı yaşına sığdırdığı üç tutkulu aşkı, toplum yargılarına paralel olarak eril bir bakış açısıyla ele alır.

Carlos Maria DominguezKâğıt Ev - Carlos Maria Dominguez - Kitaplar hakkında Borgesvâri bir uzun öykü olan Arjantinli yazar Carlos Maria Dominguez'in "Kâğıt Ev" adlı eseri kitapların insanı nasıl esir alabileceğini esprili bir şekilde anlatıyor. "Kütüphanemde yer kalmadı," diye yakınan kitapseverden, hangi kitap ile hangi müziğin dinlenmesi gerektiğinden, kütüphanede hangi yazarların yanyana konması yerleştirilmesine kadar pek çok hoş ayrıntıyı okura aktarıyor. Böylece ölen arkadaşına gelen bir kitabın izini sürmek üzere yollara düşen anlatıcı bir polisye tadında olayı çözerken kitapseverleri de mercek altına alıyor.

Stefan Zweig

Satranç - Stefan Zweig  Savaş karşıtı olan Stefan Zweig eserlerinde, nasyonal sosyalizmin acımasız, kaba kuvvetine karşı sözün gücü ile mücadele etmiştir. Zweig son eseri olan "Satranç" ta nazizmin uyguladığı psikolojik baskı ve terör ile insanî değerlerin sıfırlandığı bir dünyada çıkış yolu bulamayan bireyin yitişini anlatır.  Zweig dünyanın değişik ülkelerinde oradan oraya savrulurken kültürel hayatının, en önemli mutluluk ve özgürlük kaynağı olduğunu, ama artık hem dilini, hem de ruhsal vatanı olan Avrupa'yı kaybettiğini söyleyerek eşi ile birlikte hayatına  son verir.

 

Valid HTML 4.01 Transitional

Valid CSS!