Anasayfaya
Eleştiri sayfasına



19.12.2013
 


Dipnot Kitap Kulubu

İzmir Amerikan Koleji Yetişenleri olarak 1998 yılından bu yana toplanan iki kitap kulübümüz var.  Adını efsanevî müdürümüz Mrs. Blake'ten alan lokalimiz Blake House her Çarşamba dönüşümlü olarak bir kitap kulübüne ev  sahipliği eder. Yukarıdaki resim birlikte toplandığımız bir yıl sonu yemeğinde çekildi.


 

Dipnot Kitap Kulübü

"Ne Cesaret!"
Aliye Moral

Diyeceksiniz ki Dipnot Kitap Kulübü hakkında yazı yazmak ha? Ne cesaret! Evet, böyle bir işe kalkışmak hakikaten büyük bir cesaret ister... Bu kadar “Prof” 'ların içinde sen gel de duygulanıp bir kaç kelime etmeye çalış! Olacak iş değil!

Bu arkadaşların işi gücü kitap okumak, felsefe yapmak.. Pardon, şimdi bir de psikoloji eklendi son zamanlarda. Dipnot eskiden bir başkanlık sistemi ile idare edilirlerdi. Yakın bir geçmişte bir "devrim" geçirdiler, yönetim “demokratik” bir şekil aldı. Üç ayda bir “habire” başkan değiştiriyorlar.

Ama, itiraf edeyim ki, iletişimleri bir harika. Hürriyet gazetesi yazarlarından Mehmet Ali Yılmaz bile yazdığı bir yazıda bu kulübü referans olarak verdi. Gurur duymadım desem yalan olur, Toplantılarında ben de oluyorum ne de olsa Dipnot’un.

On iki yıl başkanlık yapan Eren büyük bir hazinedir. Bilgi, müzik her şey var bu arkadaşta. Bir tek, elindeki "Melankoli" filmini neredeyse bir ay oluyor kulüp üyelerine "Sinema Günleri" dedikleri öğleden sonrasında izletemediği için biraz üzgün.. Erenciğim, "Bir Yıl" değil inan "Bir Gün" olacak bu seyir.

Bahar içindeki başkanlık arzusunu en sonunda bu yaz tatmin edebilmiştir. Hoş benim gördüğüm kadar üç ay boyunca ancak bir tek kitabın okunmasına başkanlık etmiştir ama söylentilere göre onun bunun zamanından çalarak bir iki kitap daha başkanlığına geçirmiştir. Yıllarca içinde saklı kalan otorite arzusunu "zaptiye nazırlığı" na soyunmakla geçirir toplantılarda. Biz de onu hoş tutarız, ne de olsa arkadaşımız.

Rakella prof'larımızdan biridir. Gün aşırı kitap yazar, yazamazsa döner bize yazar. Yanındaki arkadaşın yanlışlıkla alıp boynuna taktığı, “kaybettiğini” sandığı gözlüğünü bizim gibi sırtı, beli ağrıyanlara arattırmıştır ya hadi neyse…

Sabırsızlıkla beklediğim Çarşamba günleri Ceyda'nın güler yüzü ve de elindeki taptaze çiçekleri ile başlar. Çiçekleri odamı renklendirir, Ceyda'da topluluğu. Hele o matematik dehası ile "orta para" , "yemek!" ve "bahşiş” paralarının toplanması ve hesabı, onu başkanlık devresinde bayağı zorlayacaktır.

Masa etrafında yer bulmak her yeni gelenle daha zorlaşır. Yavaş yavaş etraf kalabalıklaşır. gürültü, şamata sessiz sedasız duran odaları kaplamağa başlar. Buna da en çok sevinen ben olurum. Evim kadar sevdiğim Mezunlar lokalimiz Blake House'ta, sevdiğim arkadaşlar, sevdiğim bir nedenle buradadırlar. Neyse, duygusal olmaya başladım, esas meseleden uzaklaşıyorum.

Ayşen ve Eren çoğu zaman yürüyerek geldiklerinden "en sportmen" sayılabilirler. Fakat son zamanlarda her ikisi de kapıdan "ahlar" ve "ohlar" la girmektedirler. Şule elinde muhakkak bir tomar afişle gelmiştir, bu katıldığı bir fotoğraf ya da bir resim sergisi içindir, gün boyunca boş bulduğu zamanlarda anonslarını yineler.

 Yücel Abla yüzündeki o sakin Mona Lisa gülümsemesi ile sessizce hepimizi ikaz eder. Bu karmaşa son bulduğunda, biz kitaba dönüp Yücel Abla konuşmağa başladığında hepimiz sus pus olur, ağzının içine düşercesine dinleriz  Diğer kitap kulübümüz olan Blake House Kitap Kulübünün transfer listesindeki isimlerin başında gelmektedir, Yücel Abla.

Listemdeki ikinci isim ise Semiramis'tir.  Onunla Murtaza ve Zübük'ün gülmecenin çok ötesinde eserler olduğunu, "gösterenin" aslında neyi gösterdiğini, neden "Metinden başka bir şey" olmadığını, Lacan'la nasıl boşluğa düşüldüğünü hep öğrendik. 

Bir diğer isim de Silvia'dır. Hoş, Allah vergisi bir ansiklopedik beyne sahiptir. Bazı arkadaşların hiç sesi çıkmaz gibi gözükür, Ayşen mesela. Birisinin arkasına gizlenir, fakat en umulmadık zamanda bir cümle eder kitap hakkında ki, "ben buradayım" der. İkinci cümlesi için biraz daha beklemeniz lazımdır.

Son transferlerden Çiğdem.! Çiğdemin okunulan her kitaptan iki tane alması lazım. Biri okuması için diğeri ise editörlüğünü yapmak için. Şöyle bir fırsat buldu mu söze kitabın ithaf sayfasından başlayarak 300 sayfalık bir kitabın 298 sayfasını sayfalarını kıvırıp işaretlediği yerlerden bir bir geçerek hepimizin kafasına işler konuyu.

Çiğdemin aksine Hülya'ya bir kitap yeter fakat Hülya'da da durum başkadır. Hülya'da o kitabın yandaşları vardır, kitaplar topluluğu, notlar, dergiler bile Hülya'nın açıklamaları ile sen yazarın ne demek istediğini çözmüş. Deniz ile başka boyutlara geçmiş,mistik perdeleri aralamış, Yunan adalarına gitmiş bile olursunuz ...

Kitap tartışmaları çoğu zaman "İhtiyarlar Heyeti" Eren-Bahar-Rakella. ve "Yüce Divan" Yücel, Silvia, Hülya ile başlıyor. Şule, Ceyda, Ayşen, Aytaç, Çiğdem, Deniz güya "Çaylaklar", bir fırsatını bulmaya görsünler topu bir kapıveriyorlar ortalık karışıyor. Ama topluluğa yeni katılan Benal o dingin sesi ve sonsuz bilgeliği ile hemen durumun psikolojik tanısını yapıp, topluluğu sakinleştiriyor ve herkes konunun nereden gelip nereye vardığını çıkarmağa çalışıyor.

Bir de bunlara hastalık ve daha başka sebeplerle katılamayan Semra, Kerimarı Yücel Elal ve Aydan gibi arkadaşları ekleyecek olursanız konu tartışmaları kim bilir daha ne yönlere çekilecek, daha nasıl yorumlanacaktır,

Kitap okumaya çok küçük yaşlarda başladım. Babamdan geçmiştir bu kitap sevgisi. Bizi akşam yemeğinden sonra oturma odasında toplar, Nazım Hikmet'in şiirlerinden Peyami Safa'nın "Mezarından Kalkan Şehit"ine kadar götürürdü. Bu sevgi 1998 yılında kurulan kitap kulübü ile bir aşka dönüştü. Kitaplar okuduk, baktık İngiltere'deyiz bir baktık ki Hindistan'a gitmişiz. Kaç kez "flash-back"ler yaptık, kaç kez "bilinç altı" ile meşgul olduk. Kâh Afrika'ya gittik, kâh Anna Karenina'nın aşkına ve sonuna üzüldük, fakat hemen Ahmet Hamdi Tanpınar ile "Huzur" bulduk.

Bazen bir elli sayfa idi okuduğumuz bazen bu 1000 sayfayı buldu. Sızlandık, güldük, sayfa atladık, kitap böldük, bizden "iyilerini" dinledik. Evet, birbirinden güzel kitapların, birbirinden değerli yazarların yanı sıra en büyük kazancım kitap kulübü dolayısıyla tanıdığım arkadaşlar oldu. Her Çarşamba günü onları görmek, okunulan kitapları tartışmak, fikirleri paylaşmak veya başka fikirlerde olmak, benim için büyük bir şans.

İyi ki varsınız, iyi ki sizleri tanıdım; arkadaşlar ve kitaplar.


Aliye Moral

Sevgili Okur,

İzin verirseniz size “okur” diye sesleneyim. Bu sayfaya girdiğinize göre daha önce beni okumuşsunuzdur.  Be nde böyle olunca, “eh, artık benimde bir okur kitlem var” diye düşündüm. Hele bir de yazmaya devam etmem istenince ben de yazayım dedim.

Hoş yazmam isteniyor istenmesine de yazmamdan dolayı ortak bir korku var gurupta. Birçok arkadaşta “kuşkulu” “acabalı” bakışlar yakaladım. Sanki ben onların hareketlerini gözetliyor ve bir sonraki yazımda kullanmak üzere notlar alıyorumuşum gibi. İnanın hepsi boş, hepsi rivayet. Toplantı sırasında kitaplarımın arkalarına düşürdüğüm notlar tamamen “akademik”, hiçbir şekilde gözlem veya özel notlar değil.

Bu yıl yine hızlı,  ve dolu dolu bir yıl oldu. Kitaplar okundu, yazıldı, Çeşme’ye, uzaklara, yakınlara gidilip gelindi. Ve en önemlisi başkanlar geldi, başkanlar gitti. Hiçbir toplulukta başkanlık seçimleri böyle kanuna uygun ama kanunsuz, kurallara tabi ama kuralsız olamaz. Tamam her üç ayda bir başkan seçimi var ama Çiğdem’in başına gelene bir bakın. Haziran başında Çiğdem başkandı, yaz bitti Eylül geldi Çiğdem hala daha başkan. Hangi kriterlere göre seçim oluyor bilinmez ama bu 3 aylar hiç bizim bildiğimiz üç aylara benzemiyor.

Yazın sonunda Çeşme’de olan başka bir olay’da Gizli Genel Başkan, Müzmin Başkan’a musallat olan karafatmalarmış! Hatta bu konu üzerinde piyesler yazılmış! Ama bana sorarsanız, bu sevgili Eren’in kalın görünce bölüp parçalara ayırdığı kitapların O’ndan aldığı bir intikam. Genel Başkan’ın yokluğunda O’nu aratmayan sevgili Alt Başkan’a da sonsuz teşekkürler.

Eylül sonlarında Blake House, Dipnot Kitap kulübüne kapılarını “Selam dostlar, ne güzel sağ salim sizlere kavuştum” diyerek açıyordu ki……motosiklet tamiri ile işe başlandı. Kitap anlıyanlar ve anlamayanlar olarak gurubu ikiye ayırdı. Bir süre sonra anlıyanlar anlamadıklarını, anlamayanlarda anladıklarını fark ettiler. Ettiler ama iş işten çoktan geçmişti. Kitap bizi transa geçirmiş, zihinsel ve fiziksel herşeyden “nitelikli” olarak arındırmışdı. Zen Motosiklet ve Bakım Sanatı bize motosiklet sevgisi aşıladı mı bilemiyeceğim ama Ceyda gibi bazı arkadaşlar hala motosiklet ve Mu Kavramı ile gidip geliyorlar.

Dipnot’u Blake House kitap kulübünden ayıran özelliklerinden en önemlisi bu gurubun “obez” kitaplara olan düşkünlüğü imiş. En az 600 sayfalık kitap okumazsak kendimizi eksik göreceğimizi düşünerek, her nasılsa yılda bir kez önümüzde bir tuğla görmeğe alışır olmuşuz. Broch’un Vergilius’un Ölümü de bu besili kitaplardan biri. Ahmet Cemal bir 40 yılını harcamış bu kitabı çevirirken. Düşünün kaç yaz kaç kış gelmiş geçmiş! Çocuklar büyümüş, torun sahipleri olunmuş. Ahmet Cemal’in önsözde belirttiği gibi “başladığında yayınevi yokmuş” bitirdiğinde ise “artık sarhoşmuş”! Duygu ve Şule ikilisine çok teşekkürler. Bu başyapıtı ele aldınız, bizi aydınlatan misafir konuşmacımızı, Martina’yı bize kazandırdınız ve çok güzel bir başkanlık yaptınız.

Blake House’un 2. Kattaki o büyük odaya gidememeleri eski Zabıta Amiri yeni Alt Başkanımız Baharın ayağının kırılması imiş. Cafe’de kalabalık artıkça daha samimi hava esmeğe başlamış! Fakat gelin görün ki görüş ayrılıklarıda bu arada kendini göstermiş. Borges’ciler ve Normal’cilar! Borges hayatımızın bir parçası olduğunda, yazarın bütün kitaplarını okumuş, Borges’i diriltip yeni bir kitap yazdırmaya başlatacağımızın farkına varmışız.

Çiçeklerinin mi yoksa kendisinin mi daha çiçek olduğunu bilemediğim Ceyda, başkanlığını “matematiksel edebiyat” türünde yapmış. İnce bir titiz çalışma, edebi yorumların yanı sıra para hesabı ve para toplamaları devam edince böyle bir edebiyat türünü ortaya çıkarmış. Fakat bu kaotik ortam Mehmet Faraç tarafından kolayca çözümlenmiş zira arkadaşların çoğu “içlerinin acıdığı” “felç olduklarını” belirtip , kitapları okuyamadıklarını söylemişler .

Benal’in rejime başladığı güne rastlayan başkanlığı bizde hem rejimi hem de başkanlığı konusunda bir “acaba” yaratmıştır. Rejim getirdiği “badem ezmeleri” ile sarsılmış olsa da Attila İlhan’ın “Gazi Paşa”sı ile başkanlığının dört dörtlük olduğunu göstermiştir. Eski Türkçe ile yazılmış belgelerin bilmece-bulmaca yoluyla çözümlenmesi gurupta nostaljik bir hava yaratmış.

Unuttuğum kitaplar ve arkadaşlar olabilir. Zira 2 kitap kulübü arasında bazen kitapları bile karıştırıyorum. İsimleri unutmuş olabilirim. Ama; Rakella’nın güzel ve yerinde yorumları, Silvia’nın sonsuz bilgi dağarcığı, Yücel Abla’nın o dingin sesi ile konunun bir küçük detayından girip bize bir dünya sunmasını, Bergün’ün biyoloji ile hiç alakası olmayan “Müzik”in anlatısı ile bizi bir yerlerden alıp bir yerlere götürmesi ve her zaman bizimle olmasalar da anlatımları ile edebiyatı bize daha çok sevdiren Semiramis ve Hülya’nın, burada olduklarını biliyorum.

Ninem der ki bu kitap kulübü zamanında daha kalabalıkmış. Hoş kadro yine aynı ama bazı arkadaşlarımız; Keriman, Semra, Yücel, Aydan, Ayşen, Deniz ve Funda, ailevi, sağlık ve iş nedenleri ile gelemedikleri için buradan onlara kucak dolusu sevgilerimizi yolluyor ve aramıza yeni katılan arkadaşımız Övül’e hoş geldin diyorum.

Kitapların bu kocaman dünyasında, bu güzel insanlarla onbeş günde bir gezinip duruyoruz. Kitapları bitirelim derken evde işlerimizi, sevdiklerimizi unutabiliyoruz! Düşünün, Eren gibi titiz ve sorumluluk sahibi bir arkadaş, 50 sayfalık “Bir Yıl”ı okurken çorba makinasında çorbayı yakmıştır. İhmal ettiğimiz herkesden özür dileriz. Ama bu öyle bir sevda ki vazgeçilecek gibi değil. Biz kitapları özlüyoruz, arkadaşlığı özlüyoruz, o büyülü Çarşamba’lara koşarak geliyoruz. Ve ben sizleri kapıda karşılarken “Ne güzel, bugün günlerden Çarşamba “diyorum.

 
 

 

Bir Kitap Kulübünden Öte...

Evet, on beş günde bir toplanan bu grup bir kitap kulübünden ötedir. Arkadaşlıktır, kardeşliktir. Üzüntü ve sevinçleri paylaşmaktır. Beraber duyulan bir öfkedir, bazen de ortak bir hüzne bürünür. Toplantı biter fakat gelişin tersine gitmek pek o kadar kolay olmaz, Herkes biraz daha kalmak ister. Gidenler gitmek zorunda kaldıkları için ayrılırlar. Ayrılırken bile akılları gelecek on beş günkü Çarşamba’dadır.



Blake House Kitap Kulübü

BİR KİTAP KULÜBÜ ANATOMİSİ

Aliye Moral


"Bir on beş gün sonraki “Çarşamba" bizim Blake House kitap kulübümüzdür. Saat l030'da başlar. Bu resmi başlama saatidir, aman lütfen sizi aldatmasın. Ben Aliye, “tabii ki öncü olmalıyım” diyerek ve de eğer ki Blake House'ta toplanıyorsak, gelen ilk kişi olurum. Ellerim kollarım dolu ama çoğunlukla en önemli bir kağıdı veya dokümanı evde unutmuşumdur! Masaya yayılmağa başlarım; kitaplar, yardımcı kitaplar, gazete küpürleri, cep takvimim ve en önemlisi okuma gözlüğüm…

Nefes almama daha vakit kalmadan Hayat kapıda belirir. Yüzünde ışıklı bir gülümseme ve sıcacık bir "günaydın" ile girer odaya. Bağlan da Karşıyaka’dakilerle dalga geçercesine o gün ilk gelenlerdendir. Hoş bu durum Karşıyaka'ya taşındığından beri bir değişiklik göstermiştir ya, o başka... Daha yakından gelenlerin bundan ders aldığını düşünürseniz, size yanıldığınızı hemen söyleyebilirim. Saat l030'u geçmesine rağmen saydıklarım hariç gurubun çoğunluğu daha ufukta gözükmemiştir. Ama bekleyelim lütfen; biraz sonra birer birer herkes içeri girecektir. Jülide ile Mezide'yi muhakkak Gülgün takip eder. Her giren heyecanla sanki birbirlerini uzun zamandan beri görmemiş gibidirler…

-Merhaba! Kitaplar geldi mi?

-Merhaba! Nasılsınız.

-Personel çayı var mı? Ben de alabilir miyim?

-Otobüsü ucu ucuna yakaladım.

Mezide veya Jülide ikilisinden biri çoğunlukla geçen hafta olmadıklarından arkadaşlarını çok özlemişlerdir. Soluğunu yakalayan Gülgün “Vallahi arkadaşlar son 20 sayfayı otobüste bitirdim". Ayşen o sırada yerine oturmağa çalışmaktadır, yükü ağır buna karşılık yer ise dardır. "Aliye, neden yukarıda oturmuyoruz?" Yavaşça süzülüp hacmine göre yer bulmakta zorluk çekmeyen Aydan'dır bu. Sonra birden sağanak halinde Serra, Nur Dede, Nur Belevi, Dilek ve Çimen topluluğa katılırlar. Ve hemen Çimen-Hayat koalisyonu başlar. Bunun daha kötüsü, sonra oluşacak Hayat-Çimen-Nur Belevi üçgenidir.

Konuşma, gülme, derken kapıda kızıl saçları bize gelecek dakikaların bir uyarısı olan Şeyda belirir. Kitaplar gelmiştir, zira "matbaa" odur! Herkeste bir sevinç görmeğe gitsin. Şeyda yerine geçer, kara kaplı defter açılır, ve borçlar alacaklar havada uçmaya başlar! Kadro sanki tamamlanmış gibidir ki Sermin bir acele gelir, nefes nefesedir, "Üçüncü kızımı yolcu ettim, hemen çıktım ama geç kaldım, özür dilerim arkadaşlar."

Şeyda kitap dağıtım işine yoğunlaşmıştır, Gülgün'ün tiyatro biletleri, konser, opera programları, Avon paketleri, Aydan ve Ayşen'in sessiz sohbetleri bize maç öncesi ısınma turlarını anımsatır. Kitap muhakkak tartışılacaktır, hiç şüpheniz olmasın! Ama işlerin bitirilmesi, satışların sonuçlanması, özel sohbetlerin kesilmesi Aliye'nin uzun ve yorucu çalışmaları sonucunda düzen en nihayet sağlanmış gibi gözükür!. Fakat durun, kitap paralarının toplanması, "orta para"sı, para üstü, para altı, para bozdurmaları vardır daha sırada!

- Aliye'cim günaydın! Valiahî apar topar Ankara'ya gittim, çocuklarının ihtiyacı armış, bundan önce ne yaptınız?

-Hayır, o fondöten sana uygun değil, açık kalır, öbürünü dene
.
-Kitabı bitiremedim ama çocuklar valiahi sizin için geldim!

-Servet, biraz daha süt lütfen, ben kahvemi sadece sütle içebiliyorum biliyorsun...

-Lütfen şu kitap tarihlerini belirleyelim. 5 Mayıs…

-Biz bunu öbür kitap kulübünde okuduk, çok etkileyici, tavsiye ederim.

-Ruj bir harika, sana da çok güzel gitti, hemen al!

-Çocuklar işiniz bittiyse kitaba geri dönelim…

-Bağdat'ın Sirenleri...

-Çocuklar susalım, tek tek konuşalım .

-Bunu mu? Nakış kursunda yaptım, gözlerim bitti ama…

-Çocuklar unutmayın Turandot Adnan Saygun, LV. Murat Elhamra'da
.
-Çocuklar çikolatalar Serra'dan, Amerika dönüşü, ama lütfen sadece iki tane, sonra kafayı buluyorsunuz.

-Bağdat'ın Sirenleri ..

-28 Liraya geldi 3 kitap .

-Avon'un katalogu kimde?

-3 Mayıs Kuzey'e Göç, 11 Mayıs Solo, sonra okuyacağımız kitapları gelecek hafta seçelim ..

-Tebrik ederim, kızın nişanlanmış.,

-Sorma, bir nişan yaşadık ki

-Dilek konuşma yok!

-Aman Aliye Abla, sen de hep beni görüyorsun.

-Annemin kadını yine gitti!

-Aman benim kızımınkinin biri sabah gidiyor, akşam yenisi geliyor ..

-Hayat, Nur'la arana birisini koymam lazım!

-Çocuklar dinleyin Feyrouz söylüyor, Youtube'dan girdim.

-Çocuklar kitaptaki Süleyman'ın bu bölümü beni çok sarstı, gerisini okuyamadım… Sonra kim bu kitapları seçiyor Allah aşkına, içim acıdı. Yemin ediyorum size öyle bir kanlı cinayet kitabı okutacağım ki...

-Servet, yemekte ne vereceksin? Keşke tabldotta güzel bir şeyler olsa ..
-Önümüzdeki hafta ben yokum, Cengiz'le İstanbul'a gidiyoruz..
.
-Aliye, hani bizi Eskişehir'e götürecektin?

-Kitaba dönelim lütfen. Bağdat'ın Sirenleri...
 
-Yok yanılıyorsun, Kuran-ı Kerim'de bu yoktur, uydurma bunlar inanmayın…

-Kızım ikinci ödülünü almaya gitti (Ayşen de yavaş, yavaş Bağdat'ın Sirenleri’nden ümidini kesmeye başlamıştır sanki.)

-Çocuklar tek tek konuşalım, çok güzel şeyler söyleniyor kaçırmayalım!

Kitaba sıra geldi mi diye soruyorsunuz. Tabii eninde sonunda gelecektir, biz niye buradayız ki! Sözümü bitirmeden size şunu hatırlatmak isterim… Sadece bir kitap değildir burada tartışılan. Biz bu Çarşamba sabahları dünü, bugünü ve geleceği didikleriz, hesap sorarız. Bir bakarsınız, Kürk Mantolu Madonna'yla Sabahattin Ali oluruz, bir bakarsınız Umberto Eco’nun Kraliçe Fiona’sı olarak ortaya çıkarız. Kimi zaman Afrika'da, kimi zaman Hindistan'da, bazen İskandinav ülkelerinden birinde kendimizi buluruz. "Hakkâri'de Bir Mevsim" geçirirken, "MolI Flanders'la l8.yüzyıla gideriz. Leyla Erbil ile Türkçenin doruğuna çıkar, tercümelerin bazılarını kimi zaman beğenmeyiz. Kitap karakterleri kanlı canlıdır, aramızdadırlar. Olaylar sanki bizleri "paralel dünyalara” götürmüştür.

Evet, on beş günde bir toplanan bu grup bir kitap kulübünden ötedir. Arkadaşlıktır, kardeşliktir. Üzüntü ve sevinçleri paylaşmaktır. Beraber duyulan bir öfkedir, bazen de ortak bir hüzne bürünür. Toplantı biter fakat gelişin tersine gitmek pek o kadar kolay olmaz, Herkes biraz daha kalmak ister. Gidenler gitmek zorunda kaldıkları için ayrılırlar. Ayrılırken bile akılları gelecek on beş günkü Çarşamba’dadır.

 

 
 
 
   
 

Valid HTML 4.01 Transitional