Demokrasi



Demokrasi

Bahar Vardarlı

 

 

 

Anasayfaya
Eleştiri sayfasına


Demokrasinin toplumumuzda kurallarına göre yürümediği, toplumca buna hazır olmadığımız bir gerçek.
Sorun Türk toplumunda demokrasiyi nasıl gerçekleştireceğimiz köklü bir anlayış haline getireceğimizde.


                       Magna Cartadan bu yana 700 yıllık insan hakları birikimi olan bir İngiltere'nin, 1789 Devriminden bu yana eşitlik ve demokrasiyi yaşayan bir Fransa'nın yanında tabii ki bizim demokrasimiz emekleme devresindedir.Yetmiş milyonluk bir nüfusun, gelir dağılımında ve eğitimde eşitsizliğin,  çoğunluğu yoksul , okur yazar denince sadece ilkokula gitmiş,  vatandaşlık bilincinden yoksun insanımızın olduğu bu toplumda demokrasiyi uygulamak gerçekten zordur.

             Diğer yandan da çağdaşlaşma yolunda hızlı adımlarla arayı kapatmamız gereklidir. AB' ne giriş için birçok anlaşmaya imza koymuşuz, gereklerini yerine getirmek için telaş içindeyiz. Yaptıklarımızın, AB'ne verdiğimiz tavizlerin, hesabını bile bilmeden her dayatılana boyun eğmekteyiz.

            Demokrasi

            Yunan'cadaki "Demos" (halk) ve "Kratos" (iktidar) kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmistir. Halkın iktidarı anlamını taşımaktadır. Demokrasi, halkın kendi kendini yönetmesi, ya da halk egemenliğine dayalı yönetim şekli olarak tanımlanmaktadır.

            Temsil, çoğunluğun yönetimi, partiler arası karşıtlık ve yarışma, alternatif hükümet şansı, kontrol, azınlık haklarına saygı gibi temel kavram ve düşüncelerle belirlenen politik sistem.

            Bizde uygulanan temsili demokrasi ise yurttaşların siyasal karar alma hakkını kişisel olarak değil de, seçtikleri,yurttaşlara karşı sorumlu olan temsilciler  aracılığıyla kullandıkları yönetim tarzı.

                        Eski Yunan'dan günümüze kadar gelmiş olan bu siyasal yönetim şekli sadece bir siyasal yönetim şekli değil, bir yaşam tarzı, bir düşünce biçimi ve bir ahlak olmalıdır...

             Ideolojik bir bilinç olarak demokrasi, günümüzde bütün toplumlara egemen olmuş durumdadır. Siyasal talep olarak herkes demokrasiyi istemektedir. Neredeyse demokrasiye inanmamak bir "ayıp"  hatta bir "suç" olarak değerlendirilmektedir.

            Ayni şekilde, demokratik olduğunu iddia etmeyen yönetim de yok gibidir. Gerek devletler, gerek yerel yönetimler ve gerekse de siyasal partiler sendikalar dernekler gibi kitle kuruluşları sana yönetimde sesinin olması hakkını veren mutlak birşeyler bulunduğu, ya da kendisi için neyin iyi olduğunu en iyi insanın kendisi bilse de, bir seçimde çoğunluğun, seçilecek en bilgece politikayı tespit edebileceği düşüncesidir.

            Demokrasi "Hukuk devleti "ile vatandaşlarına bir "hukuk güvenliği" sağlamıştır. Hukuk güvenliğinin sağlanabilmesi için ilk önce, temel hak ve özgürlüklerin Anayasal ve yasal bir güvenceye kavuşturulmuş olması gerekir. Bunun yanında yasaları çıkaran yasama organının da hukuksal kurallarla tahdit edilebilmesi ve denetlenebilmesi gerekir. Bunun amacı, yasama organının bu güçlü yetkisini keyfi bir şekilde kullanmasına engel olabilmektir. Bunu sağlayabilmek için de yasaların Anayasaya uygunluğu ilkesinin var olması ve bu uygunluğun bir yüksek mahkeme tarafından (Türkiye'de Anayasa Mahkemesi bu işlevi yerine getirir.) denetlenmesi gerekir. Ayrıca yasaların genel olması da bir diğer önemli koşuldur. Yasalar herkesi bağlayıcı olmalı, herkes için geçerli olmalı, hiç kimse yasalar önünde imtiyazlı olmamalıdır. Kısaca ifade etmek istersek "kanun önünde eşitlik prensibi" geçerli olmalıdır.

 

            Aslında en kısa tanımıyla demokrasi kendi kendini yönetebilmektir.

              Türk Toplumu kendi kendini yönetebilmiş midir? Hayır.

            Her açmaza düştüğümüzde aramızdan ikinci bir Atatürk'ün çıkması beklenir. Ya da bizi yönetecek bir "Baba" (Onun için Demirel yedi kez gelip gitmiştir) Bu beklentimizle demokrasiyi sindiremediğimizi, kulluktan çıkıp bilinçli vatandaşlığı halen kabullenemediğimizi ortaya koymaktayız. Her seçimde, parti programını okumadan, seçeceğimiz kişileri tanımadan, çeşitli vaatlere kanıp, maddi beklentilerimizin karşılanacağını sanarak bilinçsizce bir partiyi seçiyor, yönetimi ellerine veriyoruz. Seçtiğimiz siyasiler iktidar olduktan kısa bir süre sonra onlardan nasıl kurtulacağız diye kara kara düşünmeye başlıyoruz.Bizde genel irade böyle yaratıyor iktidarlarını.

            Millet soyut bir kavram olup, toplum iradesinin oluşturduğu bir toplumdur.

            Rousseau, toplum iradesinden bahsederken, "Genel İradeyi ele alıyor ve  iyi, güzel, doğru olan budur diye tanımlıyor.

AMA insanlar bir araya gelip oylama yapıp, iyi güzel, doğruya aykırı bir karar verirlerse, bu genel irade değildir," diyor.

 Mahmut Esat Bozkurt ," Hiçbir halkın geriye gitme hakkı yoktur, esir olma hakkı yoktur," der..

             Çağdaş hukuk düzenine, insan haklarına, sosyal yapılanmaya, ekonomik potansiyele, eğitim düzeyine ulaşmadan demokrasinin yerleşmesi zordur

            Biz toplum olarak gerçekten demokrasiyi, onun getirdiği özgürlükleri istiyor muyuz, hak ediyor muyuz?

Altı yüzyıl padişahlık rejiminde yaşamış, hiç özgürlük mücadelesi vermiş miyiz? Hayır.

            Cumhuriyet tarihimize baktığımızda; Atatürk ve Cumhuriyet Devri tek patili rejimden çok partili demokrasiye bir geçiş devri, bir aydınlanma dönemi olarak nitelendirilebilir. Atatürk'ün yapmak istediği, insan zihninin sınırsız özgürlüğünü sağlama çalışmasıydı.

            Acaba Atatürk'ün; aydınlanma çağının felsefesini özümsemiş, aydın kişilikli, akıllı bir lider olarak, müdahalesi olmasaydı, seçimler sonucunda halk hilafeti, saltanatı, şeriatı kaldırabilir miydi?

             "Demokrasinin hangi koşullarda varolabileceği bellidir.  Yoksulluktan kurtulmuş olma, sanayilesme, kentleşme, eğitim düzeyi, çoğulcu toplum, uluslaşma, kitle iletişim araçlarının gelişmiş olması... Ahmet Taner Kışlalı :           Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir.

"  Atatürk  demokrasi sistemini yerleştirmek için yokluklar içinde neler yaptı?  Önce Anadolu insanını "kul"luktan "yurttaş"lığa yükseltecek adımları attı.  Laiklik... Eğitim devrimi... Köy Enstitüleri... Dünya klasiklerinin Türkçe'ye çevrilip yayımlanmasi... 404 halkevi, 4 bin kadar halkodası...  Ve kendi eliyle kaleme aldığı "Vatandaşa Medeni Bilgiler" kitabı... Yani daha ortaçağ

           

 

29.3.2004


       karanlığında yaşayan demokrasinin adını bile duymamış bir halka, demokrasiyi ve özgürlükleri öğretmek, benimsetmek için yazılmış bir kitap...      

     Ya demokrasinin kurumları için yaptıkları;  Samsun'a adımını attığı andan öldüğü ana kadar, her seyi "halkı temsil eden" bir Meclisle yürüttü. Çok partili döneme geçilmesi için çaba gösterdi. Başarısızlığa uğrayınca; partisi içinde her türlü görüşün filizlenmesine izin verdi.  Mecliste bağımsız bir grup oluşması ve muhalefet işlevini yerine getirmesi için bazen en yakin çalışma arkadaslarına karşın direndi...

             Ve bir de "sivil toplum" için yaptıkları var.  Hem de "hiçbir şeyin devlet denetimi dışında kalmadığı" faşizmin ve Nazizmin yükseldiği bir dünyada... Henüz ortaçağ karanlığını yasayan bir Anadolu'da...  Daha ticari ortaklıkları düzenleyen yeterli "mevzuat" bile yoktu. Ama önce Anadolu Ajansı'nı, arkasından da bugünün TRT'sinin anası olan kurumu, birer "anonim ortaklık" olarak kurdurdu.  Kültür devriminin en önemli ayakları olan Türk Dil ve Tarih kurumlarını birer dernek olarak kurdurdu.  Dünyanın en gelişmiş sivil toplumlari olan Iskandinav ülkelerinin en belirgin sivil toplum örgütlerini, "kooperatif"leri Türkiye'ye getirdi. Üye oldu, öncülüğünü yaptı.              

            Atatürk'ün ölümü ve çok partili hayata geçişle birlikte Türkiye'yi yönetenler gün geçtikçe ülkeyi , ekonomisi ilkel, eğitimi geri, üniversitesi baskı altında, hukuku işlemez, insan hakları salt kağıt üzerinde tanınan duruma getirdiler.

Unutmamamız gereken ilke savaşım vermeden elde edilen hakların, gerçekten hak olamayacağı, vatandaşın ısrarla hakkına sahip çıkmadığıdır.           

            Halka demokrasi altın tabakta sunuldu.

.Sina Akşin şöyle diyor;

            "Atatürk devrimlerinin gerçekleşmesi için Türkler Avrupa'lılar kadar okumuş,eğitimli ve kültürlü olmalı,

            Avrupalılar kadar zenginleşmiş, varlıklı ve sanayileşmiş olmalıdır."  Ne yazık ki devrimlerin üzerinden bu kadar zaman geçmesine rağmen devrimlerin bazıları hala tam anlamıyla gerçekleşememiş; bunu gün geçtikçe daha açık görüyoruz.    . 

            Demokrasi, sanıldığı gibi, her derde deva olan ve sorunlarımızı çözen bir sistem değil, sorunların tartışılmasına ve çözümüne yardımcı olan bir yöntemdir

            Milli çıkarlar, vatanın bölünmez bütünlüğü, demokratik, laik cumhuriyet! Bu ilkeler çok sık tekrarlanan, askeri ve siyasi kesim tarafından öne sürülüp devleti koruma güdüsüyle kullanılan klişelerdir. Halka karşı devletin korunması, halka rağmen bir devlet kavramı...Bu kavramlar demokraside kesintilere sebep olmuştur. Anayasada belirtildiği gibi egemenlik kayıtsız şartsız milletin olamadığı dönemlerdir bunlar.

            Türk aydını da demokrasiye müdahale etmekle, kendini hep toplumu dönüştürücü ona şekil veren ve yön verici konumda görmekle eleştiriliyor.

            "Türkiye Avrupa ile Asya'yı birleştiren bir köprüdür " cümlesi beynimize kazınmış bir klişedir.Türkiye  birbirinden farklı ekonomik ve sosyal yaşam şekillerini içinde barındırır. Batı ve Güneybatı ve Marmara bölgemiz ne ölçüde ekonomik, sosyal, kültürel alanda ileri gitmişse Doğu da o ölçüde geri kalmıştır.

            Doğuda insanımız,uzun süredir terör ortamında, kan, namus, kaçakçılık, haydutluk düzeninde yaşamıştır. Doğulu insanımız sorunlarını hep silahla çözmek zorunda kalmıştır.Elindeki tek üretim aracı  toprağı olduğu için, bir karış toprak uğuruna kardeşini öldürmüştür.Ağalık düzeni Doğu'nun insanlarının bireyselleşmesine izin vermediği için, eğitimle dünyaya bağlanamamış,ekonomik girişim gücüne hiçbir zaman sahip olamamış, kendini esir alan ağalık düzeninden kurtaramamıştır.Baskı rejiminden yılgın olduğu için de her türlü otoriteye başkaldırır olmuştur. Devlete başkaldırısı da buradan kaynaklanır. Başkaldırdıkça devlet tarafından uygulanan baskı daha fazla şiddet getirmiştir.

            Türkiye'nin içinde geniş bir mozaik barındırdığı bir gerçek. Laz, Çerkez, Ermeni, Kürt,Rum ve diğerleri..., Batıda gerçek demokrasinin oluşumu tüm kültür kümelerinin temsil edilmesi sorununun çözüm arayışı ile başladı.

            Demokrasi kendi kendini yönetebilen halklar sayesinde var olmuştur. Bir arada yaşayamayan, yaşamak arzusu duymayan halklar bir türlü uzlaşamıyor, barışçı olamıyor.Bir arada yaşamak iradesini körleten de tarafların birbirlerini siyasal eşitleri olarak görmemeleri.Zaten bu yüzden birbirlerini egemenlikleri altına almaya kalkıyorlar.

            Batıda demokrasinin doğuşu uyuşmayan kümelerin birbirlerinden ayrılmasıyla olurken, doğuda birbirleriyle uyuşamayan gurupların zorla bir arada tutulması yüzünden demokrasi zorlanmakta veya kesintilere uğramaktadır.

                        .SONUÇ        

            Özgürlük ve eşitlik ilkelerini temel edinmiş bir demokrasinin vazgeçilmez bir devlet rejimi olduğu bir gerçek. Demokrasinin, çok sesli, içinde farklı kültürleri barındıran, eleştiriye açık, sivil toplum kuruluşlarının katılımlarının olduğu, katılımcı bir şekle dönüştüğü  günümüzde biz toplum olarak çok  gerilerdeyiz.

            Nedenlerine gelince: Ekonomik eşitliğin sağlanamadığı, gün günden eşitsizliğin arttığı bir topluma sahibiz. Karnı aç, işsiz,geleceği hakkında hiçbir umudu olmayan insan için demokratik hakları ve özgürlükleri bir anlam ifade etmiyor.

            Eğitim sistemimiz yetersiz ve yanlış yönlendiriliyor. Ezberci, aktif eğitimden uzak bir sistem uygulanıyor.

Kendine güvenen, bilgili, aklını kullanan bir nesil yetişmiyor.Üniversite mezunu olan gençlerimiz bile bilgi yönünden zayıf, yetersiz, kararsız ve yılgın.

            Yapılan anketlerde belirtildiğine göre halkımız siyasilere inanmıyor, siyasal partilere güvenmiyor.

            Devlet halk için hala ulaşılmaz, başedilmez, korkulacak bir güç.Halk, devletin kendisi için var olduğunu kavramıyor.Devlet uygulamaları hala halkı zorluyor, korkutuyor. "Devletle başa çıkılmaz" zihniyetiyle hakkını aramıyor.

            İktidarlarımız halkın sevgi ve dayanışma birlikteliğini oluşturmak yerine, ayrımcılık ile toplumsal çatışmaya doğru itiliyor toplum.Taraflar oluşturulmaya, "öteki" kavramları yaratılmaya çalışılmakta.

            Bugünkü siyasal duruma bakınca sanki tek partili bir dönemde yaşamaktayız. Tek partili bir demokrasinin olmayacağını hepimiz bilmekteyiz.

            Demokrasinin temellerinden biri olan muhalefet partilerinin güçlü olması en acil gereksinimlerimizden biridir. İktidarın karşısında onu eleştirecek  güç olmadığı müddetçe iktidar istediği doğrultuda gider. Bugün hiç bir muhalefet yok. Hele sol  partiler siyaset arenasından yok olmuş gibiler.