Emre Kongar

Tarihimizle Yüzleşmek

Emre Kongar


 

 


Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

20.9.2006


 

Emre Kongar, Tarihle Yüzleşmek kitabıyla, tarih konusunda 'doğru' olarak bildiğimiz birçok ezberi bozacak gibi. Kongar, Yeni kitabında Türklerin nasıl Müslüman olduğunu, Osmanlının neden yıkıldığını, Vahdettin'in hain olup olmadığını, Atatürk'ün niçin yalnız bir lider olduğunu; Menderes'in ne kadar demokrat olduğunu ya da 28 Şubat gibi tartışılan konularıı resmi tarihin dışında sakin bir üslupla anlatıyor.
 


 

http://www.kongar.org/CVtrk.php

Emre Kongar'ın Kısa Yaşam Öyküsü

Reşit Emre KONGAR, 13 Ekim 1941'de İstanbul'da doğdu. Babası, Şişli Terakki ve Pertevniyal Liseleri felsefe öğretmenlerinden İhsan KONGAR, annesi ise yine Şişli Terakki Lisesinde bir süre felsefe öğretmenliği yapan, Zapyon Kız Lisesi felsefe öğretmeni Mesude KONGAR'dır.

İlk, orta ve lise eğitimini Şişli Terakki Lisesinde gören Emre KONGAR, 1958-1959 öğretim yılında fen şubesinden pekiyi derece ile mezun oldu.

1963 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü bitirdi. 1964 yılında Birleşmiş Milletler bursu ile Sosyal Bilimler eğitimi için Birleşik Amerika'ya gitti.

1966 yılında Michigan Üniversitesi, Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'ndan master ünvanı ile mezun oldu. Aynı yıl Türkiye'ye döndü. Hacettepe Üniversitesi'ne öğretim görevlisi olarak girdi. Bu görevi sırasında 2 yıl süre ile Nüfus Etüdleri Enstitüsü'nde de uzmanlık yaptı.

1968 yılında üniversite bünyesinde Sosyal Çalışma Yüksek Okulu'nu kurdu ve buraya müdür olarak atandı.

1969 yılında sosyal bilimler alanında "İzmir'de Kentsel Aile" adlı tezi ile doktor oldu.

1972-1974 yılları arasında askerlik görevini yaptı. 1974 yılında Hacettepe Üniversitesi Ekonomi Bölümü'ne öğretim görevlisi olarak geri döndü.

1976 yılında "Toplumsal Değişme Kuramları" konusundaki tezi ile üniversite doçenti oldu. Aynı yıl Sosyal Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bölümü'ne eylemli doçent olarak atandı ve Bölüm Başkanlığı'na seçildi. 1978 yılında Bölüm Başkanlığı'ndan ayrıldı.

1976-1979 yılları arasında, Hacettepe Üniversitesi adına Turizm ve Tanıtma Bakanlığı Turizm Planlaması Genel Müdürlüğü'nde danışmanlık görevi yaptı.

İkinci, Üçüncü ve Dördüncü Beş Yıllık Planların hazırlanmasında çeşitli ihtisas komisyonlarında çalıştı.

1978-1979 yıllarında Kültür Bakanlığında Kültür Yüksek Kurulu üyesi olarak hizmet etti. Aynı yıl Gençlik ve Spor Bakanlığında "Toplumsal Kalkınmada Gençlik" projesini hazırladı ve uygulamada yardımcı oldu. Bu yıllarda Milli Eğitim Bakanı'na da özel danışmanlık yaptı.

1978-1981 yılları arasında Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'nde tiyatro kürsüsünde "Sanat Sosyolojisi" dersleri verdi.

1981 yılı Temmuz ayında "Atatürk ve Devrim Kuramları" adlı takdim tezi ile Hacettepe Üniversitesi Senatosunca Profesörlüğe yükseltildi. 1983 yılına kadar Sosyal Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bölümü ile Ekonomi Bölümü'nde öğretim üyeliğini sürdürdü.

Birleşik Amerika'da yayımlanan American Journal of Political and Military Sociology adlı dergi ile yine aynı ülkede yayımlanan International Journal of Sociology of Family adlı dergilerin yazı kurullarında görev yaptı.

15 Şubat 1983 tarihinde askeri rejimin üniversite konusundaki uygulamalarını protesto etmek için, üniversiteden istifa etti.

1 Mayıs 1983-31 Temmuz 1987 tarihleri arasında Hürriyet Gazetesi'nde danışmanlık yaptı.

28 Eylül 1987 tarihinde KAMAR, Kamuoyu Araştırma Anonim Şirketi'ni kurdu. 1987 seçimlerini en az sapma ile önceden bilen araştırma dahil, seçim öncesi ölçümlerini ve kamuoyu araştırmalarını Hürriyet Gazetesi'nde yayımladı.

31 Aralık 1991 tarihinde KAMAR'dan ayrıldı.

15 Ocak 1992 - 15 Mart 1992 tarihleri arası TÜSES'in genel sekreterliği ile birlikte vakıf müdürlüğünü de yürüttü.

Nisan 1992'de Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı'na atandı.

Kasım 1995'de Müsteşarlık görevinden ayrıldı.

15 Ocak 1996'da Federal Almanya Devleti tarafından Üstün Hizmet Madalyası Büyük Liyakat Haçı ile, 1 Şubat 1996'da İtalya Devleti Commandatore Madalyası ile, 15 Şubat 1996'da da Polonya Devleti Commandor nişanı ile ödüllendirildi.

24 Nisan 1996 tarihinde Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'ne Profesör olarak geri döndü.

Şubat 1997'de Yıldız Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyeliğine atandı.

1997-2000 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde saat başı görevli hocalık yaptı.

Temmuz 2000'de devletten emekli oldu.

1 Eylül 2001 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi Yayın Kurulu Danışmanı oldu.

Halen Yıldız Teknik Üniversitesi'nde saat başı görevli ve Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde de fahri olarak hocalık yapmaktadır.

1975 yılından itibaren çeşitli işçi sendikalarında vermekte olduğu "demokrasi eğitimi"ni bugün de sürdürmektedir.

Türkiye'nin Toplumsal Yapısı adlı kitabı ile 1977 yılında Türk Dil Kurumu Bilim Ödülü'nü, Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği adlı kitabı ile 1979 yılında Sedat Simavi Vakfı Sosyal Bilim Ödülü'nü, 21. Yüzyılda Türkiye adlı kitabı ile 1998 Aydın Doğan Sosyal ve Beşeri Bilimler Ödülü'nü kazandı. 1998 yılında Nokta Dergisi tarafından Sosyal Bilimler alanında "Doruktakiler" ödülüne layık görüldü. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından verilen "Yılın İletişimcisi" ödülünü Sosyal Bilimler alanında kazandı. 2001 yılında Kızlarıma Mektuplar adlı kitabı ile Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nin "Zirvedekiler 2001 En Beğenilen Kitap" ödülünü aldı. Yıldız Teknik Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencileri tarafından Babam, Oğlum, Torunum adlı kitabıyla 2003 yılının en beğenilen yazarı ödüllerine layık görüldü.

Milliyet Gazetesi'nin Abdi İpekçi Barış ve dostluk Ödülü ve Haldun Taner Öykü ödülü jürilerinde görev yaptı. Halen Gazeteciler Cemiyeti'nin Sedat Simavi Sosyal Bilimler Ödülü jüri üyeliği sürmektedir.

Sosyal bilimler ve kültür alanında otuzdan fazla kitabı, bilimsel ve deneme türü yüzü aşkın makalesi vardır. Bilimsel çalışmalarının ve deneme kitaplarının yanında, 1990 yılının en çok satan kitapları arasına giren "Hocaefendi'nin Sandukası" adlı bir de roman yazmıştır. Müsteşarlık dönemi anılarını da "Ben Müsteşarken" adı ile kitaplaştırmıştır. "21.Yüzyılda Türkiye" adlı incelemesi ve "Kızlarıma Mektuplar" adlı eseri en çok satan kitaplar arasında yer almıştır.

Halen Cumhuriyet Gazetesi'nde "Aydınlanma" köşesinde siyaset, "Medya Notu" köşesinde kitle iletişim araçları konularında haftalık makaleler yazmaktadır. Evli ve üç çocukludur.

 

http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=5135

Tarihi yanlışlar tarihi

Tarihi yanlışlar tarihi
21/04/2006 (445 defa okundu)

Emre Kongar, Tarihle Yüzleşmek kitabıyla, tarih konusunda 'doğru' olarak bildiğimiz birçok ezberi bozacak gibi. Kongar, Yeni kitabında Türklerin nasıl Müslüman olduğunu, Osmanlının neden yıkıldığını, Vahdettin'in hain olup olmadığını, Atatürk'ün niçin yalnız bir lider olduğunu; Menderes'in ne kadar demokrat olduğunu ya da 28 Şubat gibi tartışılan konularıı resmi tarihin dışında sakin bir üslupla anlatıyor. Emre Kongar'ın Tarihle Yüzleşmek kitabından cımbızladıklarımız...
 

Talas Savaşı
Türklerin Müslümanlaşması VII. yüzyılda başlayıp X. yüzyıla kadar süren uzun bir süreci kapsar.
Bu süreç içinde, 751 yılındaki Talas Savaşı'nın gerçekten de özel bir yeri vardır. Yenilen Çinlilerin Batı'ya doğru ilerlemeleri durmuş, onun yerini Araplar ve Müslüman Türkler almıştır. Ne yazık ki, bu savaş da 'resmi tarih' tarafından saptırılarak aktarılan olaylardan biridir.
'Resmi tarih'e göre, Araplarla Çinliler arasındaki bu savaşta Türkler Arapların tarafını tutmuş ve böylece Araplar savaşı kazanmışlardır.
Oysa tarihsel gerçek farklıdır: Yukarıda da değindiğim gibi, Türkler her iki tarafın ordularındanda da vardır. Sonunda savaşı, tabii kendilerine destek veren Türklerin de yardımıyla Araplar kazanır ve aralarında Araplara karşı savaşan Türkler de bulunan Çinlilerin Batı'ya ilerlemeleri durdurulur. 'Resmi tarih' görüşü bu olaydan sonra Türklerle Arapların arasının düzeldiğini ve Türklerin gönüllü olarak Müslümanlığı kabul ettiğini iddia ederse de gerçek pek böyle değildir.
 

Soykırım iddiaları
İddialar, belgeler, kaynaklar, abartmalar, önyargılar ve benzerleri, gelip bir noktada düğümleniyor:
Osmanlılar Ermenilere soykırım uyguladı mı?
Daha doğrusu, tarihte yaşandığını bildiğimiz bu trajedi, bir katliam mıydı, bir karşılıklı katliam yani mukatele miydi, yoksa bir soykırım mı?
Bu sorunun yanıtı, önce Yahudi soykırımı sırasında Almanya'daki siyasal-ideolojik yapıya bakılarak, daha sonra da bu yapı çerçevesinde Osmanlı'nın koşulları irdelenerek verilebilir.
(...)
Türkçülük ideolojisine destek verdikleri ileri sürülen İttihat ve Terakki Cemiyeti, 1908 İkinci Meşrutiyet darbesinden sonra, 'kurtarıcı ideoloji' olarak, uzun süre, milliyetçiliğin, yani Türkçülüğün tam tersi olan 'İttihadı Anasır' (Öğelerin-Unsurların Birliği) ideolojisine sarılmıştır; çünkü amaç, imparatorluğun bütünlüğünü Hıristiyan öğeleriyle birlikte korumaktır.
Nitekim İkinci Meşrutiyet'ten sonra oluşturulan Meclis'te çok sayıda Hıristiyan mebusa, bu amacı gerçekleştirmek için yer verilmiştir.
Ziya Gökalp'ın öncülük yaptığı 'Türkçülük' veya 'Türk milliyetçiliği' akımı henüz filizlenmektedir ve anılardan öğrendiğimize göre, başta Talat Paşa olmak kaydıyla, İttihatçılar, Ziya Gökalp'ı biraz müsamaha, biraz da ilgisizlikle dinlemektedirler.

Gökalp'ın, ilk eserlerini 1910'lu yıllarda yayımladığı düşünülürse, o zamanki iletişim olanaklarıyla bu fikirlerin bırakın toplumu, yönetici kadro tarafından bile birkaç yıl içinde benimsenmesi ve bir 'ırkçılık bilincinin' gelişmesi olanaklı değildir, zaten de böyle bir şey olmamıştır.
O kadar olmamıştır ki, 'Türk milliyetçiliği' ancak Cumhuriyet'in ilanından sonra (Cumhuriyet Halk Partisi'nin 6 oku çerçevesinde) gündeme gelmiştir.
Birinci Dünya Savaşı sırasında devleti yöneten İttihatçıların 'tutarlı ve bilinçli bir ırkçı ya da milliyetçi Türkçülük ideolojileri' yoktu ki, bu ideolojiye dayalı olarak 'Ermeni ırkını yok etme' çabasında bulunsunlar.
Olaylar, Osmanlı'dan ayrılarak bağımsız bir devlet kurmak isteyen Ermenilere, Birinci Dünya Savaşı çerçevesinde Rusların (ve öteki Batılı devletlerin) verdiği fiili destek sonunda ortaya çıkan bir 'savaş trajedisidir'.
 

Küreselleşme dönemi ve 28 Şubat
12 Eylül'ün devamı olan Özal'ın bu tahripkâr politikalarının skandallar, iflaslar ve hapislerle son bulması; sadece iç dinamik öğelerinin patlamaya yol açan yozlaşması sonunda ortaya çıkmamıştı.
Dünya değişmiş, Sovyetler çökmüş, Soğuk Savaş bitmiş, anti-komünizmin bütün bu yozlaşma ve yolsuzlukları koruyucu bir şemsiye olarak kullanılmasının olanağı kalmamıştı. İşte 28 Şubat 1997 tarihindeki Milli Güvenlik Kurulu kararları bu ortamda alındı:

Sovyetler 1991'de fiilen ve siyasal olarak dağılmış, komünizm çökmüş, Soğuk Savaş bitmiş, fakat Türkiye, sanki bunlar hiç olmamış gibi anti-komünist yapılanmasını dinci ve milliyetçi bir çizgide sürdürmeye devam etmişti.

Oysa artık 'Birinci derecedeki milli tehlike' komünizm değildi.
Üstelik bu değişmenin üzerinden tam altı yıl geçmiş, ama Türkiye, bu muazzam değişmeye karşı gözleri, kulakları, beyni ve yüreği kapalı kalmıştı.
Milli Güvenlik Kurulu'nun asker üyeleri, ortadan kalkan 'milli tehlike' komünizmin yerine, yeni bir çözümlemeyle, ülkeyi komünizmle savaş adı altında ele geçiren irticayı öne çıkardılar. Bu andan itibaren 12 Eylül'den beri orduya büyük destek veren ve YÖK başta olmak üzere 12 Eylülcülerin ve Özal'ın bütün yaptıklarını alkışlayan asğcı ve dinci siyaset, bu kez tam bir tavır değişikliğiyle askerleri karşısına aldı, 28 Şubat'ı reddetti.
Oysa ülke, 'komünizmle ve PKK ile savaş' adı altında eğitimini dinci öğelere, güvenliğini ise aşırı milliyetçi öğelere teslim etmişti ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yaptığı sadece, komünizm çökünce çırılçıplak ortaya çıkan bu tabloyu saptamaktı.

12 Eylül'de büyük bir darbe yemiş olan sol ve liberal aydınların bir bölümü de hem Sovyetler Birliği'nin çökmüş olmasının getirdiği düş kırıklığı ile hem 12 Eylül'ün yarattığı Atatürk karşıtı duygularla, hem de 12 Eylül dönemindeki baskılara karşı ses çıkaramamış olmanın ezikliği içinde asker düşmanlığında, sağcı ve dinci siyasetle ittifaka girdiler.

Oysa tam 28 Şubat 1997'den önce, Susurluk olayı patlak vermiş, ülkenin sadece irticanın değil, yine Özal'ın yüzünden güçlenen PKK terörüne karşı yürütülen mücadelede yasadışı milliyetçi uygulamaların da pençesine düştüğü ortaya çıkmıştı.

Susurluk'ta ortaya dökülen kirli çamaşırların açıklanması için 'Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık' adı altında tüm ülkede yaygınlaşan uygulama, bir süre sonra o dönem iktidarda bulunan Erbakan-Çiller koalisyonunun laikliği tehlikeye düşüren uygulamalarının protestosu haline dönüşmüştü.
Her gece saat dokuzda bütün ülkede ışıklar yakılıp söndürülüyor, insanlar ellerindeki tencere ve tavalara çatal kaşık vurarak çıkardıkları gürültü eşliğinde 'Türkiye laiktir laik kalacak' diye slogan atıyorlardı.
Yani 28 Şubat'ın büyük bir toplumsal tabanı oluşmuştu.

 

  • TARİHİMİZLE YÜZLEŞMEK
    Emre Kongar, Remzi Kitabevi, 2006, 246 sayfa, 10 YTL.
  •