Marcel Proust, (1871-1922)
Fransız yazar.10 Temmuz 1871'de Auteuil'de doğdu.1890'da Hukuk
Fakültesi'ne ve Siyasal Bilgiler Okulu'na kaydoldu. 1895'te felsefe
lisansı diploması aldı.1908'de Kayıp Zamanın İzinde isimli eserini yazmaya
başladı.Bu eserin bazı ciltleriyle ödüller kazandıktan sonra, Ekim 1922'de
geçirdiği bronşit krizinin ardından zatürree oldu ve 18 Kasım 1922'de
hayata veda etti.
- Du côté de chez Swann (Swann'ların Tarafı),
1913
- À l'ombre des jeunes filles en fleur (Çiçek Açmış Genç
Kızların Gölgesinde),
1918
- Le côté de Guermantes (Guermantes Tarafı),
1920
- Sodome et Gomorrhe (Sodom ve Gomorra),
1922
- La prisonnière (Mahpus),
1923
- Albertine disparue (Albertine Kayıp),
1925
- Le temps retrouvé (Yakalanan Zaman),
1927
- Pastiches et mélanges,
1919
- Contre Sainte-Beuve,
1954
- Jean Santeuil (yarım kalmış),
1954
Kayıp Zamanın İzinde,
Türkçede 7
cilt olarak
Yapı Kredi Yayınları
tarafından
Roza Hakmen
çevirisiyle
1999
yılında yayınlandı. Contre Sainte-Beuve, [ Sainte-Beuve'e
Karşı ][ DOĞUBATI Yayınları ] tarafından [ Roza Hakmen ]
çevirisiyle [ 2006 ] yılında yayınlandı.
Aramızdaki Sainte-Beuve’ler !
M. İLHAN ATILGAN
Anıtsal ‘Kayıp Zamanın İzinde’nin yazarı Marcel Proust’un, gündelik
yaşamından, sanata bakışından, eleştiri yönteminden kesitler taşıyan
“Sainte-Beuve’e Karşı” adlı kitabı Türkçede ilk kez yayımlandı.
Roza Hakmen’in kusursuz çevirisiyle (’kusursuz’ sıfatı gelişigüzel
kullanılmış bir niteleme değil, Hakmen’in çevirisi gerçekten Proust’un
titizliğine yakışacak kertede güzel ve yanlışsız) yayımlanan kitap,
Proust’un o tanıdık, üslupçu anlatımının bütün cazibesini taşıyor. Kitabın
kabaca iki bölüme ayrıldığı söylenebilir: Yazıların bir kısmında romancı,
Sainte-Beuve üzerinden edebiyatın sorunlarını tartışıyor. Öteki kısma dahil
edilebilecek yazılarda ise Proust, romanlarında olduğu gibi yine mucizevi
geçmiş zamanın anlatıcısı konumuna geliyor ve çocukluğun uykularını,
günbatımlarını, balkonlara düşen güneş ışığını, belleğin işleyişini ve kayıp
zamandan geriye kalan ne varsa, bütününü tasvir ediyor. Flaubert’in
deyişiyle, neredeyse gerçeği yalnızca hayalin tasviri için kullanıyor
Proust.
Kitaptaki kimi metinler, ‘okurun niyeti’ne göre elbette, Proust’un kendi
poetikası olarak da okunabilir. O, geçmiş ve akıl arasındaki keskin
çizgilerle belirlenemeyen ilişkiyi irdelerken, iyi edebiyat okuru, burada
konuşan özne ile Kayıp Zamanın İzinde anlatıcısının aynı kişi olduklarına
varır. Proust, özellikle “Uykular”, “Odalar”, “Günler” başlıklarını taşıyan
kitabın ilk yazılarında birkaç saniyelik hatırlayışların ışığında geçmişe
yolculuk yaparken, satır aralarında kayıp zaman poetikasını ve sanatçının en
büyük sermayesinin bellek olduğunu ortaya koyuyor. Bütün bunları Proust’un
yapıtını meşrulaştırma çabası olarak görmek düpedüz yanılmak olur; ama bu
yazıların, onun asıl yapıtını okurken yol gösterici olabileceğini de hatırda
tutmak gerekir. “Sanatın tek konusuna, aklı bir kenara bırakarak
ulaşabileceğimi her geçen gün daha iyi anlıyorum.” diyordu Proust. Sanatın
tek konusu, işte geçmiş, kaybolan zaman, elden kayıp gitmemesi gereken
zaman, bellek, zamana direnemeyiş, fânilik ve bütün bunların çağrışımıyla:
ölüm!
Günümüzün Sainte-Beuve’leri…
Büyüleyici belleğinin ve baş döndürücü hassasiyetinin şekillendirdiği
bu katıksız edebiyat lezzeti veren yazıların ardından Proust, hiç tanık
olmadığımız ölçüde sert, ironik, eleştirel bir üslupla çıkıyor karşımıza.
19. yüzyıl Fransız edebiyatının saygın, yazıları okurlar ve yazarlar için
sağlam birer referans sayılan eleştirmeni Sainte-Beuve’ün eleştiri yöntemini
ve bazı saptamalarını ele alıyor. Çağının en büyüğü sayılan bir yazar
üzerinden genel geçer yanlışlara itiraz eden Proust, bu kez hayal gücünün
renkli ve zengin oyunlarıyla değil, keskin zekasının acımasız yargılarıyla
öne çıkıyor. Sainte-Beuve’ün yazılarını odağa alarak, Baudelaire, Balzac,
Flaubert, Nerval gibi Fransız edebiyatının asları üzerine yazdıklarında,
Proust’un çağdaşlarını nasıl alımladığını da okumak mümkün oluyor.
Özellikle, Proust’un yazı boyunca Nerval’e “Gérard” diye hitap edişinin büyü
kattığı “Gérard de Nerval” başlıklı yazı mutlaka okunmalı. Proust, bu
eleştiri yazılarında bile dehasını bir kenara bırakmıyor; hatırlayıp bize de
hatırlatıyor.
Alain de Botton, “Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir” adlı unutulmaz
kitabında, Proust’tan öğrenilebilecek şeylerin listesini veriyordu.
“Sainte-Beuve’e Karşı” kitabıyla birlikte, Türk okuru Proust’tan yeni bir
şey öğrenmiş oldu: Günümüzün Sainte-Beuve’lerini ciddiye almamak! Kimdir
Sainte-Beuve? Yaşamını yeteneksiz yazarları överek geçirmiş, bir dönem şiir
de yazmış, roman yazmaya heveslenmiş, çağdaşı olan hiçbir büyük yazarın
dehâsını fark edememiş bir gazete yazarı. Günümüz edebiyat çevrelerine ve
dergilere bir bakın; aramızdaki Sainte-Beuve’lerin sayısı az mı?
http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=6589
Gündelik
yaşamdan parçalar
SAINTE-BEUVE'E KARŞI
Marcel Proust, çeviren: Roza Hakmen, Doğu Batı Yayınları, 2006, 227
sayfa
Marcel Proust, Sainte Beuve'e Karşı adlı kitabında değişik dönemlerde
kaleme aldığı, zaman, rüya, uyku, eşyaya dair dü şünceleri ile GÈrard de
Nerval, Baudelaire ve Balzac'a ilişkin kimi gözlemlerini aktarır.
Gündelik yaşamından parçalar sunar. Bir denemesinde Le Figaro'da
yayımlanan yazısını küçük Marcel'in dilinden anlatır. Başka bir yerde
Sodom ve Gomorra etrafında 'Lanetli Soy'un bir okumasını yapar. Kitapta
romanlarında genişçe yer verdiği soylu Guermantes ailesi kısa
tasvirlerle yeniden karşımıza çıkıyor. Dikkat çekici öğelerin başında
Proust'un Sainte-Beuve'e yönelttiği eleştiriler geliyor. Proust, açıktan
açığa Sainte-Beuve'e karşıdır ve öfkesini gizlemez.
Tanınmış bir eleştirmen olarak Sainte-Beuve, 19. yüzyılın Fransız
edebiyat salonlarında 'babacan' tavrıyla boy gösterir. Yanındakilere
kendine özgü bir sevecenlikle yaklaşır. Flaubert iyi biri, Baudelaire
tatlıve üzgün bir çocuk, Stendhal güvenilir bir insandır. Sempatik tavı
rlarının kendine bir üstünlük kazandı rdığını dü şünür. Yapay ve
müstehzi bir sevgiyi üslup edinir. Salon ortamları nda herkese hitap
eder gibi konu ştuğ undan olsa gerek, yazılarındaki tespitleri de her
türlü yoruma açı ktır. Bu yüzden cümlelerinde özde şlik kurabileceğ iniz
bir bağ bulamazsı nız. Bir 'keşif' yoktur söylediklerinde, sadece içinde
yer aldığı atmosferi daha diri tutacak te şvik dolu sözler vardır.
Sainte-Beuve gibi eleştirmenler nedense daima ya şı yormuş izlenimi
uyandırırlar. Her yüzyılda edebî topluluklar kendi çevrelerinin
Sainte-Beuve'lerini yaratmışlardır. Bu tür eleştirmenlere sırtınızı
çevirmeniz, cephe almanız mümkün değildir. Sadece Proust'un yaptığı gibi
onlara uzaktan "ihtiyar ahmak" diyebilirsiniz. Aslında, edebiyat
çevrelerinin doğal döngüsü açısından onların varlıkları bir bakıma
zorunludur. Güçlü uzlaşma yetenekleri sayesinde en uçtaki insanları
biraraya getirirler ve yerleşik düzenin devamını sağlarlar.
Proust, söylem ve içerik düzeyinde oklarını Sainte-Beuve'e yöneltirken
her şeyde olduğu gibi yazıda da doğal olanı arıyor, saf izlenimlerin
peşinde koşuyordu. O, izlenimleri, akıldan bağımsız olarak düşünüyordu.
"Akla verdiğim önem her geçen gün azalıyor" diyen bir sanatçı zor olanı
seçmiştir. Geriye aklın ötesinde üretmeniz gereken çözümler kalmıştır.
Bu da her an dikkatli, her an duyarlı olmayı gerektirecek kadar sonsuz
derecede tüketici bir uğraştır.
Taşkın Takış
SAINTE
- BEUVE'E KARŞI
http://www.dogubati.com/publish/book17.html
Mucizevi geçmiş zamanın, edebî ziyafetlerin ve kibar âlemlerin en parlak
anlatıcısı olan Marcel Proust, edebiyat çevrelerinde mest edici bir
zirve noktası sayılır. Yazı ve dile ait akla hayale sığmayan bütün
oyunlar, sonu gelmeyen tasvirler, baş döndürücü hassasiyetler ve keskin
zekâlar, Proust’un üslubunda toplanmıştır. Proust, uzun ve zor
cümleleriyle zamanın ve eşyanın büyüleyici ilişkisini kelimelere
aksettirirken, her halükârda duyular dünyasında adeta Platonik
güzellikle kabaran bir heykeltıraş olduğunu anımsatıyor.
Proust, Sainte- Beuve’e Karşı’da gündelik yaşamından kesitler sunmanın
ötesinde, bir insanın çevresiyle kurabileceği olağanüstü ilişkiyi de
gözler önüne seriyor. Proust, Sainte-Beuve etrafında Balzac, Baudelaire,
Gérard de Nerval okumaları yapıyor. Bu kitaptaki denemeler aynı zamanda
onun sanata ve romana bakışını yansıtan önemli taslaklardır.
Kayıp
Zamanın İzinde’yi Proust’a yaraşacak bir mükemmeliyet algısı içerisinde
Türkçe’ye kazandıran Roza Hakmen, çevirinin sanatlar içerisinde nasıl
bir sanata dönüşebileceğini de gösteriyor.
|
|
|
PROUST
ve BELLEK
Nevcihan Oktar
Bellek geçmişi canlandırmaya
yarayan bir araçtır.Proust’a göre yalnız geçmiş insanın elindedir.Bu
yaklaşım ilkesiyle, örneğin, çay bardağına daldırdığı kurabiyenin
damağında bıraktığı tat aracılığıyla tüm evrene egemen olmayı başarır.
Yetişkinlik döneminde bir kurabiyeyi çaya batırır ve ağzındaki tat çok
iyi bildiği ama ne olduğunu hemen tanımlatamadığı bir tattır. Bunun ne
olabileceği araştırması için başvuracağı tek kaynak da Belleğidir.Küçük
bir çabadan sonra bulduğu, çocukluğunda teyzesinin yedirdiği
kurabiyelerin damağındaki tadıdır. Bu buluşla, çocukluğundan bu yana
geçen yaşamını görebilmek çok kolaylaşır..Zaman zaman hepimiz aynı
duyguyu yaşamıyor muyuz? ufaçık bir anı bizi seneler öncesine götürmüyor
mu?
Proust, mutluluğu edebiyat
aracılığıyla yakalamıştır. Edebiyat bir madlen çıkolatasi tadındadır
adeta. İnsanın duygusal dalgalanmalarını irdeleyen ve bunları usta bir
anlatımla aktaran Proust 19.yy romanına yeni bir boyut kazandırmıştır.
Onun uzun tümcelerindeki mantıksal yapının kolayca kavranamamasının
nedeni ele aldığı konulardır. Ruhsal yaşam derinliklerine inince çok
karmaşıktır ve insan zekası bu dünyaya dolambaçlı ve karanlık yollardan
geçerek girebilir. Duygusal yaşamın kendine özgü yasaları vardır ve bu
yasalar zekanınkilerden çok farklıdır.O zor olanı seçmiştir. Ona göre
Bilinç karanlık bilinçaltının aydınlatılabimiş küçük bir noktasıdır.
Sainte-Beuve’e Karşı - Marcel Proust
Yücel Nural
Sainte-Beuve on dokuzuncu yüz yılda Fransız
edebiyatına damgasını vurmuş en önemli edebiyat eleştirmenidir.Bu
yüzyılda ,Tarih bilimi gibi eleştiri de giderek daha aydınlanmacı olmaya
ve bir bilim kisvesine bürünmeye başlar.Bu evrim, deney ve bilimsel metota
dayanan bir felsefeden, positivizmden doğmuştur.
Sainte-Beuve 1804 yılında doğmuş 1818 de tıp
eğitimi almaya başlaması ile giderek dini inançlarını
kaybetmeye başlamıştır. Bir süre gazetecilik te yaptıktan sonra
edebiyata yönelmiştir.Eleştiri alanında geliştirdiği metotla
Sainte-Beuve, çağının pozitif felsefesini eserlerine yansıtmış ve” Eğer
eser saf geometri değilse yazarı eserinden ayrı tutmak olanaksızdır.Bir
yazarın “Din hakkında ne düşündüğü, kadınlara nasıl davrandığı,parayla
ilişkisinin ne olduğu, zengin mi, fakir mi olduğu, günlük yaşamını nasıl
sürdürdüğü” bilinmezse eserini irdelemek,(eğer o eser edebi ise)
olanaksızdır”,der.
Bu ünlü eleştirmen Rönesans’tan 19.yy’ın
ikinci yarısına kadar Fransız düşününü etkilemiş ünlü aydınların yaşamını
ve karakterini belgelemiştir.;
Sainte- Beuve’e Karşı adlı eserinde Proust,
bir yazarın eserinin kendi yaşamının yansıması olduğu tezini savunan bu
‘ünlü eleştiri metodunu’ reddeder.Gerçekten de ,yaratıcı
duyarlılığın zenginliği ve karmaşıklığı bir yazarın biyografisinin etkisi
ile değerlendirilemez .Proust, ‘ Bir kitap, bizim toplum içinde ortaya
koyduğumuz alışkanlıklarımızın, kötü (ve iyi) huylarımızın dışında ‘
başka bir Ben’in ürünüdür’. Bu açıdan bakıldığında,Proust’un ilginç
yanı da, özellikle gençlik yıllarındaki uçarı ve rahat yaşamına karşın
gerçekten acılı ve fırtınalı geçen yaşamından çok eserlerinin bize telkin
ettikleridir.Ama züppelik gibi küçük kusurlar, acılı fırtınalar,
sırlar, yazarda aşkınlaşarak, tükenmez bir deneyimler ve çözümlemeler
alanı oluşturmuştur.
1892 yılında, yazar henüz yirmi bir yaşında
iken bir yazısında yazdığı gibi ‘Sanat köklerini toplum yaşamının o denli
derinliklerine uzatır ki, çok genel bir duygusal gerçekliğin giydirildiği
herhangi bir kurguda bir çağın veya bir sınıfın gelenekleri töreleri
,zevkleri büyük bir yer kaplar.’Usta Avundurucu Sanat’ için “onun
yalanları yegane gerçeklerdir,ve gerçek bir aşkla onu birazcık
bile seversek, etrafımızda olup biten ve bize zorla boyun eğdiren o
şeylerin varlığının etkisi yavaş yavaş azalır, bizi mutlu yada mutsuz
yapan güçleri bizden uzaklaşır,onları ruhumuzda büyüterek,acıyı güzelliğe
dönüştürürüz.” Der.
Proust’a göre sanatçı,”Hakikatin, ama
bilgelerin ve metafizikçilerin Hakikatinin arayıcısıdır.Kendi eserleri
için “bir bina,bir inşaat” terimini kullanır.Ama bu ideolojik bir bina
değil,bir,”peintüre des erreus” ,”yanlışların resmidir.” Bilinç
dışı hafızanın en karanlık derinliklerinde insan ruhunu irdeler.Bu felsefi
bir düşüncenin ürünüdür ve ZAMAN bu binanın ana harcıdır.
Fakat,”Yitik Zamanın İzinde” aşırı yüklü ve
meş’um bir kitap olarak algılanmış ve fazla rağbet görmemiştir.Eserin ana
teması, dağılmaya ve zaman kaybına yol açan nedenleri araştırmak...Zamanı
boşa harcamayı bırakmanın ve yaşamdan keyif almaya başlamanın yollarını
göstermeye çalışan ,evrensel yararlılığı olan bir öykü.(Alain Button)Ama
Proust için öyküden çok o öykünün nasıl anlatıldığı ve neden anlatıldığı
önemlidir.Nitekim Proust’ta üslup bir teknik sorunu değil, bir vizyon
sorunudur.Dil yazarın kendi yarattığı dil olmalı,basmakalıp ucuz
felsefi jargonlar içermemelidir.Teoriler içeren bir eser, üzerine
ücreti iliştirilmiş bir eşya gibidir.(Vincent Descombes,Proust,Philosophie
du Roman,)
Bu ilk eserinde “kendisi için bile henüz çok
yeni ve belirsiz olan YEKPARE ZAMAN kavramının,”travmatik zamansallık”
olarak tanımlanabilecek bir anlayışın,edebiyat kuramındaki ilk zorlu
ifadesini yaratmıştır.(Alain de Button).
Bergson felsefesinden etkilenen
Proust,”Yekpare ,geniş bir anın parçalanmaz akışında “ yüzmekte olduğuna
inanmak isteyen bir yazardır.Bu akışın içinde istenç dışı bellekle
istençli bellek arasındaki fark egemendir.Başına buyruk bir
sihirbazdır istenç dışı bellek, çağrılara cevap vermez.Mucizesini
gerçekleştireceği tarih ve yeri kendi seçer.Bir bisküvinin çaya
batırılmasıyla ilgili ünlü epizot ,irade dışı belleğe onun eylemlerinin
destanına adanmış bir anıttır.Proust’un bütün çocukluk dünyası bir çay
fincanının içinden çıkar gelir.
Zaman denen “canavar ya da ilah”tan kaçan
zihin”in,Yaşamın içine batmışken beliren bu rastlantısal ve firari
kurtuluşu, ancak irade dışı bellek, alışkanlığın bir anlık ihmaliyle
uyarıldığında gerçekleşebilir”.Proust, Samuel Beckett)
Bazen de bazı acıları kabul etmeye direnen
istenç dışı bellek zamanı tersine çevirir ,”geride bırakılmış olanın hala
ilerde olduğu sanrısıyla sarsılır.”
Gerçeklerin takvimi ile duyguların takvimi
koşut gelişmemektedir.Ve biz dünden ötürü sadece yorgun değil
başkayızdır.Dünün felaketinden önceki halimizden farklıyızdır.Geçmiş,
üstesinden gelinemeyecek, sindirilemeyecek bir katılık olarak belirir ve
bizi yapısal bir geç kalmışlık konumunda bırakır”(S.Beckett)
Proust’un kronolojisini izlemek son derece
zordur.Olaylar ıspazmozlu bir ritmle birbirini izler.
Birinci cilt bir yanlış anlaşılmaya yol
açmıştır.Proust’un yaşanmış günleri geri almak,yeniden bulmak istediği
sanılmıştır.Oysa Proust’un amacı filozoflar ve mistiklerin amacı olan
“Hakikat”ın arayışıdır.(Collection Critique).Bu söylemde Hakikat
majiskülle yazılıdır.Bu tarihçilerin ve ansiklopedistlerin olgusal
gerçeği değildir.Bilgelerin ve metafizikçilerin Gerçeğidir.Bu durum eserin
speculatif-nazari bir okunuşunu gerektirir.Bir hipoteze göre romancının
düşüncesi ile teorisyenin –kuramcının düşüncesini ayırmak gerekmektedir.
Kuramcı Proust çağının felsefi tezlerini
edebiyatta savunduğu dogma (eser yazarının yaşamı ve kişiliği ile
açıklanamaz) emrinde seferber etmiştir.Modern felsefenin en çapraşık
söylemlerini, apaçık gerçekler gibi ,sükunetle yakalamıştır: içsellik
miti,solipsizm eğilimi, yazara özel dil,öznellik,iletişimin hemen
hemen imkansızlığı,Sanatın estetik teorisi v.s...,Sanatçı sözel tanıtmayla
iletişimi mümkün olmayanı iletebilme zorundadır.
Sanatçı,gizemli bir tanrının hizmetkarı
olarak insanlara tanrıdan esinler ve hatta günahlardan kurtuluş sunar.
Kaynakça:
1.XIX.é Siecle,Collection Litteraire,Lagarde
&Michard.Bordas
2.XXe Siecle ,Collection Litteraire,
Lagarde & Michard,Bordas
3.Proust ,Philosophie du Roman, Collection
“Critique”,Les Editions de Minuit.
4.Proust,Samuel Beckett, Metis Eleştiri
5.Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir,
Alain de Botton
|
|