Virginia Woolf Kendine Ait Bir Oda
Virginia Woolf



Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

10.08.2016


  Editörün Notu:   "Bütün bu yüzyıllar boyunca kadınlar, erkeği olduğundan iki kat büyük gösteren bir ayna görevi gördüler, büyülü bir aynaydı bu ve müthiş bir yansıtma gücü vardı. Böyle bir güç olmasaydı dünya hâlâ bataklık ve balta girmemiş ormanlardan ibaret olurdu. Savaşlarda zafer kazanıldığı duyulmazdı... Çar ve Kayzer ne taç giyerler, ne de tahttan inerlerdi. Uygar toplumlarda hangi işe yararlarsa yarasınlar, bütün şiddet ya da kahramanlık eylemlerinde aynalar gereklidir. İşte bu yüzden Napoléon da Mussolini de kadınların erkeklerden aşağı olduğunda bu kadar ısrarcıdırlar, eğer onlar aşağıda olmasalardı kendileri büyüyemezlerdi."

1928 yılında Virginia Woolf Cambridge'deki iki kız üniversitesine "Kadın ve Yazın" üzerinde konuşma yapmak üzere davet edilir. Yaptığı "Kendine Ait Bir Oda" adlı konuşması kadın edebiyat tarihinin en önemli feminist çalışması haline gelir. Woolf "eğer bir kadın edebiyatla uğraşacaksa, bir miktar paraya sahip olmalıdır. der. Parası olan kadın sâlim kafa ile çalışabileceği "Kendine ait bir Oda" ya da sahip olacaktır. Virginia Woolf'un "odası" aslında yanlızca bir oda değil, aynı zamanda tarih içinde kendine özgü bir alanı olmayan kadınla, el üstünde tutulan erkek arasındaki eşitsizliğinin bir sembolüdür. "Oda", hem mahremiyet, hem kişisel ve parasal özgürlük alanı olarak görülmelidir.
 

  Kendine ait bir Oda - Virginia Woolf
http://www.dr.com.tr/

"Bütün bu yüzyıllar boyunca kadınlar, erkeği olduğundan iki kat büyük gösteren bir ayna görevi gördüler, büyülü bir aynaydı bu ve müthiş bir yansıtma gücü vardı. Böyle bir güç olmasaydı dünya hâlâ bataklık ve balta girmemiş ormanlardan ibaret olurdu. Savaşlarda zafer kazanıldığı duyulmazdı... Çar ve Kayzer ne taç giyerler, ne de tahttan inerlerdi. Uygar toplumlarda hangi işe yararlarsa yarasınlar, bütün şiddet ya da kahramanlık eylemlerinde aynalar gereklidir. İşte bu yüzden Napoléon da Mussolini de kadınların erkeklerden aşağı olduğunda bu kadar ısrarcıdırlar, eğer onlar aşağıda olmasalardı kendileri büyüyemezlerdi."

Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf'un 1928 yılında kapılarını kadınlara yeni yeni açmakta olan Cambridge Üniversitesi'ndeki kız öğrencilere hitaben yaptığı bir konuşması üzerine şekillenmiştir. İngiltere'de kadınların seçme ve seçilme hakkını elde etmelerinden bir yıl sonra yayımlanan kitap o tarihten günümüze feminizm tartışmalarının locus classicus'u olageldi. Jane Austen ve Charlotte Brontë'den, kadınların niçin bir Savaş ve Barış yazamadıklarına; Shakespeare'in hayali kız kardeşinden bugün de tartışılmaya devam eden kadının yoksulluğu ve namusu başlıklarına, hatta yaratıcılığın doğasına kadar uzanan geniş bir yelpazede kalemini özgürce oynatan Woolf, kadınlara edebiyat alanında bir çıkış yolu gösteriyor.

"Bir kadın eğer kurmaca yazacaksa, parası ve kendine ait bir odası olmalıdır," diyen Virginia Woolf'un sesi, aradan geçen sekseni aşkın yıla rağmen gücünü ve etkinliğini koruyor.

Virginia Woolf – Kendine Ait Bir Oda

28 Mart 2016
Evrim Dilara Onat

http://www.neokuyorum.org

‘’Bütün bu yüzyıllar boyunca kadınlar, erkeği olduğundan iki kat büyük gösteren bir ayna görevi gördüler, büyülü bir aynaydı bu ve müthiş bir yansıtma gücü vardı. Böyle bir güç olmasaydı dünya hâlâ bataklık ve balta girmemiş ormanlardan ibaret olurdu. Savaşlarda zafer kazanıldığı duyulmazdı… Çar ve Kayzer ne taç giyerler, ne de tahttan inerlerdi. Uygar toplumlarda hangi işe yararlarsa yarasınlar, bütün şiddet ya da kahramanlık eylemlerinde aynalar gereklidir. İşte bu yüzden Napoléon da Mussolini de kadınların erkeklerden aşağı olduğunda bu kadar ısrarcıdırlar, eğer onlar aşağıda olmasalardı kendileri büyüyemezlerdi.’’

Kendine Ait Bir Oda, geçmişten günümüze feminizm tartışmalarının kaynağı olmuştur. Eser, Virginia Woolf’un Cambridge Üniversitesi’ndeki kız öğrencilere hitaben yaptığı konuşma üzerine şekillenmiştir. Kadın ve kurmaca arasındaki ilişkiyi çözümlemeye, kadının edebiyattaki yerini sorgulamaya ve tespit etmeye çalışan Woolf; Jane Austen’den Shakespeare’a kadar dünyada sesini duyurmuş isimlerle muhatap ettirir bizi. 123 sayfalık kısa bir roman olmasına rağmen, yoğun kurgusuyla içine çeker ve her 10 sayfada bir altını çizdirtecek fikirler sunar zihinlerimize. İngiltere’de döneminin ve geçmiş tarihteki kadınların haklarını, kadının toplumdaki yerini sorgulayan ve kadınların edebiyatta daha özgür olabilmeleri için 500 bin pound ve kendine ait bir odası olmasını savunan Woolf, aynı şekilde hemcins eleştirisini de yapar:

‘’Eğer Mrs. Seton ve annesi ve onun da annesi para yapma sanatını öğrenmiş olsalardı, babaları ve onlardan önce gelen büyükbabaları gibi paralarını kendi cinslerine uygun öğretim üyelikleri, okutmanlıklar, ödüller ve burslar tesis edilmesi için bırakmış olsalardı, biz burada tek başımıza keklik eti ve bir şişe şarapla gayet ölçülü bir yemek yiyebilirdik; bize cömertçe bahşedilmiş mesleklerden birinin koruması altında olacağımıza güvenerek, zevkle geçireceğimiz onurlu bir hayatı dört gözle bekleyebilirdik. Araştırmalar yapabilir, yazı yazabilirdik; dünyanın kutsal mekânlarında gezinebilirdik; Partenon’un basamaklarında düşüncelere dalarak oturabilir ya da sabah onda bir büroya gider, eve rahatça saat dört buçukta dönüp birkaç şiir yazabilirdik.’’

Fakat erkek egemen toplum, baskılar ve gelenekler buna izin vermez. Kadının edebiyatta ‘’kadın’’ gibi, özgürce varolabilmesi için kadının, baskılardan sıyrılması ve kendine ait bir odası olması gerektiğini savunur. Kadın meselesinde kalmaz, yer yer dönemin toplumsal önyargı ve sistemsel eleştirisini de yapar. Kadınların ne olduğunu, nerede olduğunu, neler yaptığını, nasıl yaşadığını cümleleriyle düşünen yazarımız, birkaç düşünürün fikirlerini ele alarak kendi izah etmek istediği fikre dayanak yapar:

‘’ … asıl talihsizlik akıllı erkeklerin kadınlar hakkında asla aynı şeyleri düşünmemeleri. Pope şöyle demiş:Çoğu kadın kişiliksizdir.

La Bruyère de:"Les femmes sont extrêmes; elles sont meilleures ou pires que les hommes ( Kadınlar uçlardadır, erkeklerden daha iyi ya da daha kötüdürler.)

Birbirleriyle çağdaş olan iki keskin gözlemcinin tamı tamına zıt fikirleri. Eğitim alacak yetenekte mi kadınlar, değiller mi? Napoléon yetenekleri olmadığını düşünüyordu. Dr. Johnson ise tam tersini. Ruhları var mı, yoksa yok mu? Bazı vahşiler, olmadığını söylüyorlar. Bazıları da tam tersine, kadınların yarı-kutsal olduklarını söyleyip bu nedenle onlara tapıyorlar. Hikmet sahibi bazı kişiler kadınların beyinlerinin sığ olduğunu söylüyorlar; kimileriyse bilinçlerinin daha derin olduğunu. Goethe kadınları el üstünde tutardı; Mussolini ise nefret ederdi. Nereye baksanız erkeklerin kadınlar hakkında düşündüğünü görürsünüz, ve hepsi de farklı düşünürler.’’

Eseri okurken en çok karşılaşacağınız isimler ise Jane Austen, Emily Bronte ve Shakespeare. Austen ve Bronte’dan bahsetmesinin sebebi, dönemin baskılarına rağmen edebi alanda başarılı eserler vermiş olması. Shakespeare ise kurmacaları ve bu kurmacalardaki kadın karakterleri ile Woolf’un diline düşer. Bazen ‘’Kadınlar, neden bir Shakespeare olamadı?’’ diye alttan alttan mesaj verir ve yine birkaç sayfa sonra cevabını kendisi verir. İlginç olarak, eserde Shakespeare’ın bir kız kardeşi olduğunu varsayar ve onun öldüğünü, bir durağın altında gömülü olduğunu söyler ve bu varsaydığı şey aslında gerçektir. Ben, eseri okurken Woolf sayesinde öğrendim ve çok şaşırdım. Esrarengiz bir şekilde Shakespeare’ın bundan hiç bahsetmemesi de bir diğer şaşırma sebebim.

Değinmeden edemeyeceğim, Kırmızı Kedi Yayınevi’nden okuduğum kitabın tasarımı –yukarıda bizzat çektim- çok hoşuma gitti. Sıcak turuncu, tam da bu esere yakışacak bir renkti!

Kendine Ait Bir Oda’da, Virginia Woolf kadınlara edebiyat alanında ışık tutar, çıkış yolu gösterir. Kadının doğasını ve bu doğayı bozan faktörleri cesurca kaleme alan Woolf’u saygıyla anıyor ve okurken tüylerimin ürperdiği paragrafı sizlere sunmaktan onur duyuyorum..

‘’Hayatı nasıl ele alacağız hakkında sizi daha başka nasıl yüreklendirebilirim? Genç hanımlar, diyebilirim, ve dikkat edin kapanış konuşması başlıyor, benim nazarımda sizler utanç verecek derecede cahilsiniz. Önemli sayılacak hiçbir keşifte bulunmadınız. Hiçbir imparatorluğu sarsmadınız, ya da bir ordunun başında savaşa gitmediniz. Shakespeare’in oyunlarını siz yazmadınız, bir barbar kavimi asla uygarlıkla tanıştırmadınız. Mazeretiniz ne? Dünyadaki, hepsi de alışverişle, işletmelerle ve sevişmekle meşgul olan siyah, beyaz ve esmer tenli insanlar kaynayan sokakları ve meydanları ve ormanları işaret ederek başka işimiz vardı diyebilirsiniz, içiniz rahat olarak. (…) Biz, istatiklere göre şu anda yaşayan bir milyar altı yüz yirmi üç milyon insanı doğurduk, besledik, yıkadık ve eğittik, belki altı-yedi yaşına kadar, ve bu da, bir kısmının yardımla olduğunu göz ardı etmeyelim, epeyce zaman alır.

Sözlerinizde gerçeklik payı var- inkâr etmeyeceğim. Ama aynı zamanda 1866 yılından beri İngiltere’de kadınlar için iki yüksek okul bulunduğunu size hatırlatabilir miyim; 1880 yılından sonra evli bir kadının yasa gereği kendine ait bir mülke sahip olma hakkını kazandığını; 1919 yılında –ki aradan tam dokuz yıl geçmiştir- seçme hakkını kazandığını? Şunu da hatırlatabilir miyim ki, neredeyse on yıldır pek çok meslek sizlere kapılarını açmıştır. Bu geniş ayrıcalıkları ve onlardan ne kadar zamandır yararlanıldığını düşünürseniz, ve şu anda iki bin kadar kadının şu ya da bu şekilde yılda beş yüz puond’dan daha fazla kazandığını unutmazsanız, o zaman fırsat, eğitim, teşvik, boş zaman ve para yokluğunun artık geçerli olmadığı konusunda bana hak verirsiniz.’’

Kaynak: Woolf, Virginia. Kendine Ait Bir Oda. çev: İlknur Özdemir. İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınevi, Mart, 2016


 

“Kendine Ait Bir Oda” ama nasıl? | Şule Tüzül

hhttp://www.edebiyathaber.net/

http://www.edebiyathaber.net/

İlk yayımı 1929 yılında yapılan Kendine Ait Bir Oda için güncelliğini yitirmeyen bir feminist manifesto diyebiliriz. Yayımından bir süre önce Virginia Woolf, kapılarını kadınlara yeni açmaya başlayan Cambridge Üniversitesi’nde kız öğrencilere hitaben “kadınlar ve kurmaca” konusunda bir konferans verir. Kitap bu konferansta yazarın yaptığı konuşma ile şekillenmiş. Kitapta genel olarak, 20. yüzyılın en önemli modernist romancılarından kabul edilen Virginia Woolf’un kadın yazar olarak hem kendi deneyimlerini hem de dünya edebiyat tarihinde kadın yazarların var olma mücadelesi anlatılıyor.

Kendine Ait bir Oda’nın üzerine kurulduğu zemini görmek için Virginia Woolf’un hayatına kısaca bir bakmak yerinde olacaktır. Asıl adı Adeline Virginia Stephen olan Virginia Woolf, Victoria Devri’nin tanınmış yazarlarından babası Leslie Stephen’dan etkilenmiş olsa gerek, erken yaşlarda yazar olmaya karar veriyor. Ancak, kendi dönemindeki pek çok kız çocuğunun kaderini paylaşan Woolf, okula gönderilmez ve evde özel öğretmenlerden ders alır. Kitabında bu durumu, kadınların 1900’lü yıllara kadar neden edebiyat tarihinde bir yer edinemediğinin en önemli nedenlerinden biri olarak gösteren Woolf, edebiyat konusundaki gelişimini babasının kütüphanesinde gerçekleştirir. Kısa hikayeleri ilk defa 1895 yılında bir gazetede yayımlanır. 1912 yılında Leonard Woolf ile evlenmesi ve eşinin kendisi için bir basımevi kurması ile, Woolf yazı ve kitaplarının basımı konusunda sıkıntısı yaşamaz. Diğer yandan, erkek egemen dünya ile bu dünyanın kendisine yönelik tepki ve eleştirilerine karşı mücadelesi hiç bitmeyecektir. Kitabının ana mesajı da bu noktaya odaklanır zaten; yazmak için, kadınların kendilerine ait bir odaları ve ekonomik özgürlüklerinin olması gerektiği, erkekler ne derlerse desinler içlerinden geldiği gibi yazmaları, bunun mücadelesini vermeleri, bu mücadelenin kendilerinden sonra gelecek kadın yazarlara da bir yol açacağı gibi temel meseleler üzerinde durur.

“Kadınlar erkekler gibi yazıp, erkekler gibi yaşar ya da erkeklere benzerlerse, çok yazık olur, çünkü dünyanın büyüklüğü ve çeşitliliği göz önüne alındığında, iki cins bile yetersiz kalırken, yalnızca bir tanesiyle nasıl idare ederiz? Eğitim, benzerlikler yerine ayrılıkları ortaya çıkarıp güçlendirmemeli midir?”

Virginia-Woolf-007Woolf, konuşmasının genelinde İngiltere’nin önemli erkek yazar, şair ve eleştirmenlerini kadınlara karşı tavırları nedeni ile eleştirir. 1500’lü yıllarda elbette bir Shakespeare çıkabileceğini, ama Shakespeare’in bir kız kardeşi olsa ve aynı yeteneğe sahip olsa idi asla Shakespeare gibi adını tarihe yazdıramayacağı, çünkü kadınlara reva görülen yaşama koşullarının buna izin vermeyeceği, en başta eğitim almak ve bir erkekten izin almadan özgürce yaşamak gibi olanaklara sahip olamadıkları üzerinde durur. Dolayısıyla 1900’lere gelene kadar kadınların imzasını taşıyan kitapları kütüphanelerde görmek mümkün olmayacaktır. 1900’lere gelindiğinde kadınlar da erkekler kadar edebiyat dünyasında boy göstermeye başlıyor, ancak yine erkek egemen bir düzenin gölgesi altında.

Napoleon kadınların eğitim alacak yetenekleri olmadığını düşünüyormuş. Mussolini kadınlardan nefret edermiş. 18. yüzyılın büyük şairlerinden kabul edilen Alexander Pope, “Çoğu kadın kişiliksizdir.” demiş. Yine kitapta ismi geçen şair Nick Greene, sahnedeki bir kadının, aklına dans eden bir köpeği getirdiğini söylemiş. Virginia Woolf, Kendine Ait Bir Oda’da yer verdiği, başta Nick Greene olmak üzere, kadınlara karşı bu olumsuz tavırlarda olan İngiliz edebiyatçılarına Orlando isimli romanında da kötü karakterler olarak yer vererek bir parça öcünü almış sanırım.

Bu büyük adamların büyük sözlerini okurken, Woolf bugün Türkiye’de yaşasa ne yapardı, bizim büyük büyük adamlarımızın kadınlara dair verdikleri demeçlere ne tepki verirdi, diye düşündüm. Kendine Ait Bir Oda’nın ne kadar güncel ve ne kadar evrensel, dolayısıyla ne kadar büyük bir eser olduğu Virginia Woolf’un, o dönemde tüm bunlara verdiği şu kısacık yanıtta bile kendini gösteriyor;

“Bütün bu yüzyıllar boyunca kadınlar, erkeği olduğundan iki kat büyük gösteren bir ayna görevi gördüler…. İşte bu yüzden Napoleon da, Mussolini de kadınların erkeklerden aşağı olduğunda bu kadar ısrarcıdırlar, eğer onlar aşağıda olmasalardı kendileri büyüyemezlerdi. Bu da çoğunlukla kadınların erkeklere gerekli olduğunu kısmen de olsa açıklamaya yarıyor. Ayrıca erkeklerin, kadının eleştirisi karşısında ne kadar tedirgin olduklarını, aynı eleştiriyi yapan bir erkeğin verebileceğinden daha fazla acı vermeden, erkeği daha çok öfkelendirmeden kadının, bu kitap kötü, şu resim zayıf filan demesinin nasıl olanaksız olduğunu da açıklamaya yarıyor. Çünkü eğer kadın gerçeği söylemeye başlarsa aynadaki görüntü büzülür; erkek hayata uyum sağlayamaz olur.”

Yıl 2015. Napoleon ve Mussolini isimlerini çıkarın, bugün bunların yerine koyabileceğimiz birçok isim bulabilmemiz ne kadar şaşırtıcı ve üzücü değil mi?

Woolf kitabın başka bir bölümünde, romancının cinsiyetinin romanı nasıl etkilediği, bir yazarın omurgası saydığı tutarlılığını nasıl etkilediğini sorgular. Woolf burada, Jane Austine’e gelene kadar romanlarda geçen kadın karakterlerin sadece karşı cins ile ilişkileri bağlamında bir romanda yer bulduğuna dikkat çeker. Proust gibi çok değer verdiği büyük yazarların bile kadınlar hakkında ya da kadın yazarların erkekler hakkında ne kadar kısıtlı bilgi ile hareket ettikleri üzerinde durur ve şöyle der;

“Örneğin erkeklerin edebiyatta asla erkeklerin arkadaşları, asker, düşünür, hayalperest olarak değil de sadece kadınların sevgilileri olarak temsil edildiğini varsayın; Shakespeare’in oyunlarında ne kadar az yer verilebilirdi onlara; edebiyat nasıl da çekerdi bunun acısını!”

Kendine Ait Bir Oda, yazıldığı günden beri kadınları herkes için eşit ve adil bir dünya kurma mücadelesine çağıran bir başyapıt olarak güncelliğini koruyor. Woolf’un istediği gibi, dünün kadınları bugünün kadınlarına birçok kapı açtılar. Ancak, bugün kendine ait odaları olan kadınlar çoğalmış olsa da, elbette yeterli değil. Bizim de yarının kadınlarına karşı sorumluluğumuz var. Çünkü biz istesek de istemesek de hala ayna olarak kullanılıyoruz. Sormamız gereken yeni sorular var; nasıl bir odamız var ve nasıl bir aynayız?..

Şule Tüzül – edebiyathaber.net (5 Kasım 2015)

-http://www.edebiyathaber.net/

  Kendine ait bir oda
Virginia Woolf – Kendine Ait Bir Oda
28 Mart 2016
Evrim Dilara Onat

http://www.neokuyorum.org ‘

’Bütün bu yüzyıllar boyunca kadınlar, erkeği olduğundan iki kat büyük gösteren bir ayna görevi gördüler, büyülü bir aynaydı bu ve müthiş bir yansıtma gücü vardı. Böyle bir güç olmasaydı dünya hâlâ bataklık ve balta girmemiş ormanlardan ibaret olurdu. Savaşlarda zafer kazanıldığı duyulmazdı… Çar ve Kayzer ne taç giyerler, ne de tahttan inerlerdi. Uygar toplumlarda hangi işe yararlarsa yarasınlar, bütün şiddet ya da kahramanlık eylemlerinde aynalar gereklidir. İşte bu yüzden Napoléon da Mussolini de kadınların erkeklerden aşağı olduğunda bu kadar ısrarcıdırlar, eğer onlar aşağıda olmasalardı kendileri büyüyemezlerdi.’’

Kendine Ait Bir Oda, geçmişten günümüze feminizm tartışmalarının kaynağı olmuştur. Eser, Virginia Woolf’un Cambridge Üniversitesi’ndeki kız öğrencilere hitaben yaptığı konuşma üzerine şekillenmiştir. Kadın ve kurmaca arasındaki ilişkiyi çözümlemeye, kadının edebiyattaki yerini sorgulamaya ve tespit etmeye çalışan Woolf; Jane Austen’den Shakespeare’a kadar dünyada sesini duyurmuş isimlerle muhatap ettirir bizi. 123 sayfalık kısa bir roman olmasına rağmen, yoğun kurgusuyla içine çeker ve her 10 sayfada bir altını çizdirtecek fikirler sunar zihinlerimize. İngiltere’de döneminin ve geçmiş tarihteki kadınların haklarını, kadının toplumdaki yerini sorgulayan ve kadınların edebiyatta daha özgür olabilmeleri için 500 bin pound ve kendine ait bir odası olmasını savunan Woolf, aynı şekilde hemcins eleştirisini de yapar:

‘’Eğer Mrs. Seton ve annesi ve onun da annesi para yapma sanatını öğrenmiş olsalardı, babaları ve onlardan önce gelen büyükbabaları gibi paralarını kendi cinslerine uygun öğretim üyelikleri, okutmanlıklar, ödüller ve burslar tesis edilmesi için bırakmış olsalardı, biz burada tek başımıza keklik eti ve bir şişe şarapla gayet ölçülü bir yemek yiyebilirdik; bize cömertçe bahşedilmiş mesleklerden birinin koruması altında olacağımıza güvenerek, zevkle geçireceğimiz onurlu bir hayatı dört gözle bekleyebilirdik. Araştırmalar yapabilir, yazı yazabilirdik; dünyanın kutsal mekânlarında gezinebilirdik; Partenon’un basamaklarında düşüncelere dalarak oturabilir ya da sabah onda bir büroya gider, eve rahatça saat dört buçukta dönüp birkaç şiir yazabilirdik.’’

Fakat erkek egemen toplum, baskılar ve gelenekler buna izin vermez. Kadının edebiyatta ‘’kadın’’ gibi, özgürce varolabilmesi için kadının, baskılardan sıyrılması ve kendine ait bir odası olması gerektiğini savunur. Kadın meselesinde kalmaz, yer yer dönemin toplumsal önyargı ve sistemsel eleştirisini de yapar. Kadınların ne olduğunu, nerede olduğunu, neler yaptığını, nasıl yaşadığını cümleleriyle düşünen yazarımız, birkaç düşünürün fikirlerini ele alarak kendi izah etmek istediği fikre dayanak yapar:

‘’ … asıl talihsizlik akıllı erkeklerin kadınlar hakkında asla aynı şeyleri düşünmemeleri. Pope şöyle demiş:Çoğu kadın kişiliksizdir.

La Bruyère de:"Les femmes sont extrêmes; elles sont meilleures ou pires que les hommes ( Kadınlar uçlardadır, erkeklerden daha iyi ya da daha kötüdürler.)

Birbirleriyle çağdaş olan iki keskin gözlemcinin tamı tamına zıt fikirleri. Eğitim alacak yetenekte mi kadınlar, değiller mi? Napoléon yetenekleri olmadığını düşünüyordu. Dr. Johnson ise tam tersini. Ruhları var mı, yoksa yok mu? Bazı vahşiler, olmadığını söylüyorlar. Bazıları da tam tersine, kadınların yarı-kutsal olduklarını söyleyip bu nedenle onlara tapıyorlar. Hikmet sahibi bazı kişiler kadınların beyinlerinin sığ olduğunu söylüyorlar; kimileriyse bilinçlerinin daha derin olduğunu. Goethe kadınları el üstünde tutardı; Mussolini ise nefret ederdi. Nereye baksanız erkeklerin kadınlar hakkında düşündüğünü görürsünüz, ve hepsi de farklı düşünürler.’’

Eseri okurken en çok karşılaşacağınız isimler ise Jane Austen, Emily Bronte ve Shakespeare. Austen ve Bronte’dan bahsetmesinin sebebi, dönemin baskılarına rağmen edebi alanda başarılı eserler vermiş olması. Shakespeare ise kurmacaları ve bu kurmacalardaki kadın karakterleri ile Woolf’un diline düşer. Bazen ‘’Kadınlar, neden bir Shakespeare olamadı?’’ diye alttan alttan mesaj verir ve yine birkaç sayfa sonra cevabını kendisi verir. İlginç olarak, eserde Shakespeare’ın bir kız kardeşi olduğunu varsayar ve onun öldüğünü, bir durağın altında gömülü olduğunu söyler ve bu varsaydığı şey aslında gerçektir. Ben, eseri okurken Woolf sayesinde öğrendim ve çok şaşırdım. Esrarengiz bir şekilde Shakespeare’ın bundan hiç bahsetmemesi de bir diğer şaşırma sebebim.

Değinmeden edemeyeceğim, Kırmızı Kedi Yayınevi’nden okuduğum kitabın tasarımı –yukarıda bizzat çektim- çok hoşuma gitti. Sıcak turuncu, tam da bu esere yakışacak bir renkti!

Kendine Ait Bir Oda’da, Virginia Woolf kadınlara edebiyat alanında ışık tutar, çıkış yolu gösterir. Kadının doğasını ve bu doğayı bozan faktörleri cesurca kaleme alan Woolf’u saygıyla anıyor ve okurken tüylerimin ürperdiği paragrafı sizlere sunmaktan onur duyuyorum..

‘’Hayatı nasıl ele alacağız hakkında sizi daha başka nasıl yüreklendirebilirim? Genç hanımlar, diyebilirim, ve dikkat edin kapanış konuşması başlıyor, benim nazarımda sizler utanç verecek derecede cahilsiniz. Önemli sayılacak hiçbir keşifte bulunmadınız. Hiçbir imparatorluğu sarsmadınız, ya da bir ordunun başında savaşa gitmediniz. Shakespeare’in oyunlarını siz yazmadınız, bir barbar kavimi asla uygarlıkla tanıştırmadınız. Mazeretiniz ne? Dünyadaki, hepsi de alışverişle, işletmelerle ve sevişmekle meşgul olan siyah, beyaz ve esmer tenli insanlar kaynayan sokakları ve meydanları ve ormanları işaret ederek başka işimiz vardı diyebilirsiniz, içiniz rahat olarak. (…) Biz, istatiklere göre şu anda yaşayan bir milyar altı yüz yirmi üç milyon insanı doğurduk, besledik, yıkadık ve eğittik, belki altı-yedi yaşına kadar, ve bu da, bir kısmının yardımla olduğunu göz ardı etmeyelim, epeyce zaman alır.

Sözlerinizde gerçeklik payı var- inkâr etmeyeceğim. Ama aynı zamanda 1866 yılından beri İngiltere’de kadınlar için iki yüksek okul bulunduğunu size hatırlatabilir miyim; 1880 yılından sonra evli bir kadının yasa gereği kendine ait bir mülke sahip olma hakkını kazandığını; 1919 yılında –ki aradan tam dokuz yıl geçmiştir- seçme hakkını kazandığını? Şunu da hatırlatabilir miyim ki, neredeyse on yıldır pek çok meslek sizlere kapılarını açmıştır. Bu geniş ayrıcalıkları ve onlardan ne kadar zamandır yararlanıldığını düşünürseniz, ve şu anda iki bin kadar kadının şu ya da bu şekilde yılda beş yüz puond’dan daha fazla kazandığını unutmazsanız, o zaman fırsat, eğitim, teşvik, boş zaman ve para yokluğunun artık geçerli olmadığı konusunda bana hak verirsiniz.’’

Kaynak: Woolf, Virginia. Kendine Ait Bir Oda. çev: İlknur Özdemir. İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınevi, Mart, 2016

 Kendine Ait Bir Oda'dan Erkek Egemen Dünyaya Meydan Okuyan Virginia Woolf'tan 12 Alıntı 7 Mart 2015,
https://onedio.com

Arslan Ural Karabağlı

Virginia Woolf feminist literatürde önemli yeri olan ve bugün feminist çalışma yapanların düşünsel kaynak olarak eserlerinden faydalandığı önde gelen yazarlardan bir tanesidir. Feminizmle ilgili görüşlerini öğrenmek için genellikle Virginia Woolf’un 'Kendine Ait Bir Oda’sına bakılır. Burada akıcı bir dille, iyi yazar olabilmeleri için kadınların kendilerine ait bir odalarının olmaları gerektiğini savunur ve kadın özgürlüğü için en temel çözüm noktasının ekonomik özgürlükten geçtiğini vurgular. Virginia Woolf'un 'Kendine Ait Bir Oda' adlı romanından alıntılarla derlediğimiz galerimizin, henüz bu olağanüstü yazarla tanışmamış olanlar için bir bahane yaratmasını umuyoruz.

Erkeklerin kadınlara bıkıp usanmadan tekrarladıkları ‘ezeli’ ve de ‘ezici’ bir soru vardır: "Bizler kadar düşünme yeteneğiniz olduğunu ileri sürüyorsunuz. Madem öyle, neden Shakespeare gibi bir deha çıkaramadınız?"

İşte Virginia Woolf bu ‘yakıcı’ soruya, tarihsel ilişkilerin kökenine inip kütüphane raflarında şöyle bir gezindikten ve de kısa bir kadın edebiyatı tarihçesi çıkardıktan sonra esaslı bir yanıt getiriyor. Ve şöyle sesleniyor kadınlara: "Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!

İngiliz edebiyatının en büyük yazarlarından Virginia Woolf bundan 75 yıl önce bugün yaşama veda etti, kendisini saygı ile anıyoruz...

Kaynak: http://www.kafkaokur.com/2013/04/kendine...

1. Erkekler egemen kültürün, kadına bakış açısını şöyle özetler:

"Bütün bu yüzyıllar boyunca kadınlar, erkeği olduğundan iki kat büyük gösteren bir ayna görevi gördüler. Uygar toplumlarda hangi işe yararlarsa yarasınlar, bütün şiddet ya da kahramanlık eylemlerinde aynalar gereklidir. İşte bu yüzden Napoleon da Mussolini de kadınların erkeklerden aşağı olduğunda bu kadar ısrarcıdırlar, eğer onlar aşağıda olmasalardı kendileri büyüyemezlerdi. Bu da çoğunlukla kadınların erkeklere gerekli olduğunu kısmen de olsa açıklamaya yarıyor."

2. Aynayı parçalamanın yolu, kadının kendini ifade etmeye başlamasıdır.

"Kadınlar gerçeği söylemeye başlarsa erkeğin aynadaki görüntüsü küçülmeye başlar; yaşam karşısındaki uyumsuzluğu yok olur. Aynadaki görüntü son derece önemlidir, çünkü canlılığı pekiştirir. Bunu elinden aldığımızda erkek, kokaini elinden alınan bir uyuşturucu bağımlısı gibi ölüp gidebilir."

3. Kadınların edebiyat dünyasındaki yerini ise şu şekilde özetliyor:

"Hayal edildiğinde çok önemli, pratikte ise tamamen önemsiz."

4. Kadınlar Erkeklere Benzememeli!

Kadınlar Erkeklere Benzememeli!  "Kadınlar erkekler gibi yazıp erkeklere benzerlerse, çok yazık olur; çünkü dünyanın büyüklüğü ve çeşitliliği göz önüne alındığında, iki cins bile yetersiz kalırken, yalnızca bir tanesi ile nasıl idare ederiz? Eğitim, benzerlikler yerine farklılıkları ortaya çıkarıp güçlendirmemeli midir?"

5. İffete dair:  "İffet bazı toplumların bilinmeyen nedenlerle uydurduğu bir fetiş olsa bile bir kadının öyle olması istenirdi."

6. Kadının varlığına katlanamayan zihniyet; elbette onun yazmasına, okumasına, düşünmesine de karşıdır..

Yazmak, okumak, düşünmek, araştırmak
Güzelliğimizi gölgeler, zamanımızı tüketir
Olgunluğumuzun zaferlerini yarıda keser
Hizmet isteyen bir evin sıkıcı idaresidir
Kimilerince en büyük sanatımız ve yararımız.

7. Haklı davasından asla vazgeçmeyeceğini şu sözlerle belirtir:
"İsterseniz kitaplıklarınıza kilit vurun; ama zihnimin özgürlüğüne vurabileceğiniz ne bir kilit var ne de sürgü, ne de kapatabileceğiniz bir kapı."

8. Kadınların şiir dünyasında yazan değil de yazılan olmaktan öteye gidemeyişinin en önemli sebebi olarak "maddiyatı" gösteriyor Woolf.

"Entellektüel özgürlük maddi şeylere bağlıdır. Şiir de entellektüel özgürlüğe bağlıdır. Kadınlarsa hep yoksul olmuşlardır, sadece iki yüzyıldır değil, dünya kurulalı beri."

9. Woolf, mutlak tatmine ve mutluluğa ulaşmak için zihindeki iki cinsiyetin birleşmesi gerektiğini sorgular:

"Ancak böyle bir birleşme olursa zihin eksiksiz döllenmiş olur ve bütün yetilerini kullanır. Belki de katıksız erkek olan bir zihin yaratıcı olamaz, katıksız kadın olan bir zihin de, diye düşündüm."

10. Yazar, kadınların, erkeklere ne söylediklerinin değil; kendilerine ne söylediklerinin önemli olduğunu anlamalarını istiyor.

“Neden erkekler şarap, kadınlarsa su içiyordu? Neden cinsiyetlerden biri öylesine varlıklı, öbürü öylesine yoksuldu? Yoksulluğun kurmaca yazın üzerindeki etkisi neydi? Sanat yapıtlarının ortaya çıkmasında gerekli olan koşullar nelerdi"

11. Woolf, “Kadınlar ve Yoksulluk” konusunda erkeklere şu soruyu sorar:
www.inceeleyen.com

"Profesörler, okul müdürleri, sosyologlar, din adamları, romancılar, deneme yazarları, gazeteciler, kadın olmamanın dışında hiçbir nitelikleri olmayan erkekler, benim o bir tek sorumu -kadınlar neden yoksuldur?- elli soru haline gelene, bu elli soru da çılgınca ana akıntıya atılıp uzaklaşana dek kovaladılar?”

12. Woolf zorla evlendirilmeye karşı çıkınca evinde dövülen kadınların, edebiyat eserlerinde baş tacı edilmesi gerçeğine şu satırlarıyla isyan ediyor:

“ ...bunun sonucunda son derece garip ve karmaşık bir yaratık çıkıyor. Düşsel planda kadın son derece önemlidir; gerçek yaşamda ise tümüyle önemsiz. Şiiri bir baştan öbür başa kaplar; tarihte hiç görülmez. Kurmaca yazınında kralların ve fatihlerin yaşamlarına hükmeder; gerçek yaşamda ailesinin parmağına bir yüzük geçirdiği herhangi bir oğlanın kölesidir. Kurmaca yazında en esin dolu sözler, en derin düşünceler onun dudaklarından dökülür; günlük yaşamda hemen hemen hiç okuyup yazamaz ve kocasının malıdır"

Valid HTML 4.01 Transitional

Valid CSS!