Riane Eisler


Kadeh ve Kılıç

(The Chalice and The Blade) 
Riane Eisler.

 

Anasayfaya
Eleştiri sayfasına


 

Editörün Notu :
Yapılan arkeolojik kazılar, tarihin ilk  çağlarında kadının toplumdaki yerinin  “ana-tanrıça” konumunda olduğunu göstermektedir.  Erkeklerin hakimiyeti ele geçirmesi ile  kadının barışçı ve eşitlikçi dünyası,  şiddet yüklü, hiyerarşik, otoriter bir dünyaya dönüşmüştür.  19. yüzyılda başlayan feminist hareketle birlikte kadın-erkek eşitliğinin yeniden düzenlenmekte olduğunu savunan Eiser, her iki tarafın birbirleriyle empati kurması ile, insanlığın barış düşünün mümkün olabileceğini savunuyor.


 

KADEH VE KILIÇ

Silvia Franko
Dipnot Kitap Kulübü

Dünyadaki toplulukların kültür ve inanç farklılıklarına rağmen ortak olarak benimsedikleri ve hatta inandıkları erkekliğin güç simgesi kılıçtır.  Mantıksızlıklar içinde hapsedilmiş insan aklı bu güç simgesinin yarattığı kaostan bir an için kurtulabilse başka alternatiflerin olduğunu anlayacaktır.  Bu gücün yarattığı erkek hakimiyeti, insanlığın yarısını teşkil eden kadınları felce uğratmış hakiki erkekliğin şiddet ve tahakküm sayılması, kadınlığın yaratıcı şevkat ve yadımseverliği zafiyet olarak nitelendirmiştir.  Bize tarih diye öğretilen, Rambo gibi adamların şiddet ve ölüm saçtıkları, talan ettikleri yerlerin insanlarına tahakküm edip köle gibi kullandıkları bir tarihtir.  Cimbutas der ki( öldürücü gücü olan kılıç kuvvetine tapanlar, hayat verme yerine hayat alma gücü)tahakküm etme gücünü yerleştirir.  Eisler Toplumlardaki kaosus tarih öncesine dayandığını,teknolojinın insana huzur ve destek vermek için kullanılacağına,savaşı sembolize eden teknolojiye dönüşmesidir.   Peki, kadının tarihi bu kaosun neresinde?

Arkeolojik kazılar tarihin ilk zamanlarında kadınların hayatın merkezinde yaratıcı güç olarak bulunduğu ve bu zamanlarda refah ve mutluluğun yaygın olduğunu gösterir.  Birçok paleolitik mağaralardaki duvar resimlerinde merkezde kadın etrafında erkekler görülür.   Ölülerin etrafında dizilmiş kırmızı renge boyanmış salyangoz kabukları ,yeniden doğumu simgeleyen bir inanışın işareti olduğu düşünülür.  Resimlerde görülen çizgi ve çomaklar, silah yerine bitki ve ağaç dalları olarak yorumlansa bir soru işaretini cevaplamış oluruz.  Silah resimleri ancak geç paleolitik devirde görünür.  

Sibiryadan Batı Avrupaya kadar yapılan kazılarda m.  ö.  yirmibeş bin senelerine ait figürler bulundu.  Bunlar erkek arkeologlar tarafından Ana Tanrıça kültünde sefahat dolu ritüellerde kullanılan erotik heykelcikler olarak nitelendirildi.   Neolitik çağlara geçerken iki kazı yerini incelemekte fayda var.  

1- Çatal Höyük
2- Girit Adası

M.  Ö.  yedibinlere dayanan Çatal Höyük binlerce yıl süren Ana Tanrıça kültürü ışığında sakin bir büyüme ve gelişme yaşandığı bir yerleşim merkezi olduğu biliniyor.   Geç Neolitik çağa kadar erkek hakimiyetinin bulunmadığı bu toplumda devrinin teknolojisi olan mücevher, çanak çömlek,tekstil ve sepet imal edildiği, ahşap, kemik ve taş oymaları yapıldığı ve yaşamın temeli olan tarımda buğday arpa ve bezelye gibi tahıllar üretildiği, at hariç bütün ehli hayvanların beslendiği, ticaret ve iletişimin yüksek düzeyde tutulduğu arkeolojik bulgularla tesbit edilmiştir.   Bulunan heykeller tanrıçayı doğum yaparken, veya tabiatla özdeşleşmiş bir şekilde bir tarafında leopar bir tarafında boğa, bazen de hayvan başlı tanrıça olarak temsil ederler.  Neolitik devirde kadın ailenin başı tanrıça göklerin kıraliçesi oğlu da tanrısaldı.  Aile anerkidi.  İlahi anne sıra ile, kızı, oğlu ve eşi ile beraber temsil edilirdi.   Evlerin biribirine eşit boyutta olmaları,mezarların gayet sade olmaları, içinde süslü eşyaların bulunmaması insanlar arasında zengin fakir,güçlü güçsüz ayırımı olmadığına işaret eder.  Tek fark aile reisi olan annenin köşesi nin her zaman odanın doğusunda bulunması ve erkeğinkinden daha büyük olmasıydı.  

Arkeolojik bulgular yeniden doğuşta kadın hayat veren unsur olsa da erkeğin rolü inkar edilmeyip, aralarında ortaklık olduğunu gösterir.  Model tapınak ve evlerdeki kutsal köşelerde,bulunan resim ve oymalarda,kadın figürlerin Ana Tanrıçaya yapılacak törenleri hazırladıkları,mabedin altındaki çalışma odasında (workshop) çömlek yaptıkları görülür.   Sunağın yanında her zaman bir dokuma tezgahı bulunur.  Çatal höyükte kazılan 139odadan 40 tanesi Tanrıçaya adanmış olduğu düşünülür.  

Ana Tanrıça olgusu tarihçilerin yanlış yorumlarına yer vermiştir.  Eğer ataerkil erkek tahakkümü yoksa o zaman anaerkil kadın tahakkümü vardır neticesini çıkarmak istedilerse de kadın baskı ve tahakküm izleri bulamayınca,-o zaman idare ezelden beri erkeklerin elinde olmuştur- neticesine vardılar.  Kadını o kadar hor gördüler ki erkek kadın arasında ortaklık olasılığını düşünemediler.   Tarih öncesi kazıların yorumlanması kafalarda yerleşmiş ön yargılar yüzünden,çok defa yanlışlıklara sebep olmuştur.  Mesela Mısırda keşfedilen bazı mezarlar kral mezarları olarak tanımlandıktan sonra kraliçe mezarları olduğu meydana çıktı.  Yeni yeni bulgular Neolitik devirde kadın erkek eşitliğini ıspatladığı zaman da arkeologlar bulguları göz ardı edip bilmezlikten geldiller.  

GİRİT

19uncu asırda Giritteki Minos medeniyeti keşfedilince tarihçiler hayretler içinde kaldı.  Bu kadar yüksek bir medeniyetin varlığı nasıl olur da unutulmuş o zamana kadar keşfedilmemişti?Saraylar,adayı boydan boya kesen yollar,su kanalları,liman tesisleri,iyi organize edilmiş şehirler,planlı mezarlıklar…En şaşırtcı sı da (linear)çizgisel A.   ve B.  yazıtların bulunması Giriti tarih zamanına getirmesi idi.  

Girit medeniyeti M.  Ö.  6000 de başlar.  Anadoludan gelen göçmenlerin beraberlerinde getirdiği Ana Tanrıça kültürü ve tarım bilgilerini 4000 sene müddetle kesintisiz olarak geliştirdikleri, tekstil çanak, çömlek, metalürji ,mimari ve devamlı büyüyen deniz ticareti Girit medeniyetini eski çağların en mükemmel en yüksek mertebesine ulaştırdı.   Tabiat sevgisi, neşeli hayat, eşitlik,zerafet ve güzellik bütün san’at eserlerinde öne çıkar.  Hayat zevki ölüm korkusunu tamamile ortadan kaldırmıştır.  Hayranlık uyandıracak kadar güzel renkli duvar freskleri,şık kadın figürleri,altın minyatürler ve takılar,adanın sosyal hayatının ne kadar ileri olduğunun bir göstergesi.   Güç, zenginlik, zorbalık ve büyüklük sembolü olan süslü mezarlar ve saraylar yok.  Buna karşılık hayat standardı yüksek.   Halkın oturduğu evler bile zamanın konforuna sahip.  Ekonomi tarıma dayalı.  Sosyal düzen anaerkil olmasına rağmen burada da kadın erkek ortaklığı görüldüğü gibi,kadın tahakkümü de bulunmamaktadır.  Eisler farklılığın mecburi bir hükümranlık getirmediğine inanır.  

M.  Ö.  1500 yıllarında Yunanistan Hint-Avrupalıların(Kurganların) istilasına uğradı.  Son derece savaşçı, silah kullanmada usta olan Akalar,yerleşim merkezlerine akınlar düzenleyerek yağma ile geçinen göçebe kabilelerdi.  Zamanla güneye doğru ilerleyerek Girit adasını da ele geçirdiler.  Giritteki sosyal düzen değişmeye başladı. Yönetimin merkezleşmesine rağmen Akalar bir dereceye kadar Girit medeniyetine uyum sağladılar ve eski geleneklerin büyük bir kısmını devam ettirdiler.  Başka Ortadoğu ülkelerinin aksine Giritte geç zamanlara kadar zengin fakir zorba ve köle ayrılıkları görülmez.  Toplum sömürüsü,cinsiyet ayırımı olmaz.  Ticaretin getirdiği refahla sakin barışçıl ve neşeli bir hayat sürmeğe devam ederler.  Cinsel hayat serbest, kadın baskı altında değil.  Cinselliğe karşı sürdürülen hoşgörü (kadınların göğsü açık giysileri, erkeklerin cinsel taraflarını abartılı şekilde öne çıkarması) toplumda cinsel özgürlük, kadın erkek arasında güzel bir anlaşma yarattı.  Sarayların mimarisi megaloman güç sembolü değil.  Süslemeler renkli çiçek ve bitkiler,sarayın bir bölümü yiyecek deposu,saray hizmetçilerinin bile düzgün yaşam ortamları vardı.  Tabiat ibadeti herşeyin üstünde olduğu gibi,din ve eğlence beraber gider,ayinler müzik,şarkı ve dans eşliğinde olurdu.   Kadın erkek eşitliği boğa oyunları resimlerinde açıkça görülür.  

Giritte silah olmasına rağmen başka medeniyetlerin aksine silah idealleştirilmez.  San’atta savaşı öven kahramanları tanrılaştıran öğeler bulunmadığı gibi, savaş ve av sahneleri de yoktur.  Çok nadir görülen erkek figürleri (prens olarak tanımlanan genç erkek tasviri gibi) kelebekler ve çiçeklerle çevrilmitir.  İlk defa olarak arkeologlar Minos (Girit) medeniyetinin (feminin) kadınsı olduğunda hemfikir.  Klanların başındaki kadınların, Çatal Höyükteki gibi topraktan elde ettikleri ürünleri eşit şekilde dağıttıkları,insanların uyum içinde yaşadıkları, tabiatın yaratıcı gücünün sembolü kadının baskısız yaşadığı bu cennet birden felakete uğradı.  

M.  Ö.  1500yıllarında verimsiz ve çorak topraklarda hayvancılıkla geçinen bazı göçebe kavimler orta Avrupa ve Anadoluyu istila edip buralarda yerleşirler.  Arkeolojik bulgular bu sırada büyük stres yaşandığını ,yerleşim merkezlerinin yakıp yıkıldığını ortaya koymuştur.   Dolayısile medeniyet gerilemiş sanat bayağılaşmıştır.  Şimdiye kadar sanılanın aksine bakır-arsenik, bakır –kalay alaşımları M.  Ö3500 lerde bulunduğunda silah yapımında değil tarım aletleri ve takılarda kullanılmıştı.   M.  Ö.  2000lerde akınlarla beraber silah yapımında kullanılmaya başlandı.  Silah önem kazandıkça Ana Tanrıçanın yerini savaşçı erkek tanrılar almaya başladı.  Yaratıcı evrensel tanrıça artık erkek tanrının eşi ikincil vaziyettedir.  Tapınılan artık tabiat değil öldürücü silah ve kılıçtır.  Kurgan inancı gökgürültülü gökleri, ölüm saçan kahramanları yüceltir.   Sembolleri cenk baltası ve silah ağzıdır.  Abstre resimlerde çok defa tanrı sadece zırhı veya silahı ile temsil edilir.  Akınlardan sonra yerleşim merkezlerinde halkın çoğunluğunu kadın ve çocukların teşkil etmesi erkekleri öldürüp kadınların köle olarak kullanıldığını düşündürür.  

Şimdi eskiye tezatla mezarlar süslü ve şaşaalı.  Birçok mezarda erkek iskeletin yanında 2-3 kadın, ayak ucunda da çocuk iskeletleri bulunmakta.  Hayat ve tabiat aşkının yarattığı neş’enin yerini ölümden sonrası ne olacak düşüncesi alır.  Tepelerin üstünde surlarla çevrilmiş yerleşim merkezleri gelişir.  En kuvvetli, en hissiz, en gaddar ve merhametsiz erkek toplumun idaresini ele alır.  Kadınlar fizik olarak erkeklerden güçsüz oldukları için baskı altına girerler.  Bıçağın gücü hayatı destekleyen gücün yerini alır.  

Orta-Doğuda vaziyet bundan pek farklı değil.   Sümerde bulunan bazı tabletlerden ilk çağlarda yaratıcı ana göklerin ve toprakların anası,kadın ve erkek yaratıcısı Ana Tanrıça Nanaya tapıldığını öğreniyoruz.   Bazı mezarlarda birkaç iskelet bulunmasına rağmen yalnız kadın iskeletinin ismi yazılı olması toplumun anaerkil olduğuna işarettir.   Bazı tabletler yapılan reformlardan bahseder.  Halka yardımda bulunan bazı kurumlar (Amarga) Sümer lisanında hürriyet ve anneye dönüş manasınadır.  Lagash tanrıçası Nansheye(O ki yetimi bilir,dulu tanır,fakir halka ve zayıfa barınak arar)diye dua edilirdi.  Tanrıça Nanlilin halkına nasıl tarım öğrettiğini anlatır.  Hayatın temel ihtiyaçları olan tarım, tekstil, çanak çömlek, inşaat,ahşap ve metal teknolojileri,ayni zamanda ritüel dans, drama, kara ve deniz ticareti ve eğitim temelleri bu devirde atıldı.  Din metinlerinde medeniyetin kurucusu Tanrıça diye belirlenmiştir  TANRI DEĞİL.  Günlük hayatı kolaylaştıran ve güzelleştiren buluşlar savaş için icat edilmedikleri bir gerçektir.  

Çinde, Tao Ching(Yin)in kadın değerlerinin erkek hakimiyeti altına alınmadığı, annenin bilgeliğinin saygı gördüğü,ve her şeyin üstünde tutulduğu bir devri anlatır.  

Eski Avrupada Balkanlarda vaziyet aynidir.   Erken Neolitik çağda refah içinde tarıma dayalı sakin bir hayat sürerken 1imci Kurgan istilasından sonra burada da bir gerileme ve erkek tahakkümü başlar.   Giritin çöküşü hakikaten büyük bir trajedidir.  Girit, büyük bir afetten sonra (büyük olasılıkla zelzele ve ardından tsunami) toparlanmağa vakit bulamadan Akaların(Kurgan)ların istilasına uğradı.   Akalar Girit medeniyetine uyum sağlamakla beraber,kendi geleneklerini de kattılar, başka isimler altında Girit tanrılarına taptılar.  Bu medeniyetin tesiri altında Miken medeniyetini geliştirdiler.   Büyük yıkım 2inci akın Dorların istilası oldu.  Girit sarayında ortaya çıkan yanık,erimiş çanak çömlek parçaları barbarların nasıl dehşet saçtıklarının bir kanıtıdır.  Dorlar miken medeniyetini de yıktılar ve Yunanistanda Atinadan başka ayakta kalan şehir kalmadı.   Dorların istilası öyle vahim oldu ki Anadoluda Hitit İmparatorluğu bile çöktü.  

Bütün bu katliamlardan kaçan insanlar yerleşecek yer bulmak ümidile her tarafa saldırmaya başladılar.  Mısır duvar resimlerinde Ramsesin onları nasıl yok ettiğini, büyük bir kumandan olarak parlayan Asurlu Tıglat Pileserin kahramanlığını anlatan röliyeflerde binlerce insanın kasıklarından girip omuzlarından çıkan kazıklara nasıl geçirildiğini gösterir.  Kutsal kitapta Yehova İbranilere savaşta galibiyet sözü verir, ele geçirdikleri topraklarda her şeyi yakıp yıkmalarını, her canlıyı öldürmelerini emreder.  

İnsan evrimi şöyle anlatılır:  


Homo erektus avlanmak için ellerini kullanması icap ettiğinde ayağa kalktı ve elleri serbest kaldı.  Yeni bir teoriye göre icat edilen ilk alet hayvan öldürmek için değil çocuk ve yiyecek taşımak içindi.  İnsanlar ya bütün gün yiyecek peşinden koşacaklar,veya yiyecekleri toplayıp acıktığı zaman yiyecek ve yavrusuna yedirecek.  Primatlarda yapılan araştırmalarda alet kullanımının çok yaygın olduğu gözlemlenmiştir.  İlginç olan şu ki bu aletleri yalnızca dişiler kullanır.  Hayvanlar aleminde kuşlar ve sürüngelerden gayri yiyeceğini yavrusu ile paylaşan yalnızca annedir.  Düşünülür ki ilk alet yiyecekleri toplamaya yarayan sepet ve yiyecekleri yumuşatacak aletler ,yavrusunu taşımak ve ona yumuşatılmış yiyecek verebilmek için kadın tarafından icat edilmiştir.  Büyük bir olasılıkla tarım ve hayvanları ehlileştirme yöntemleri de kadın buluşlarıdır.  Çok tanrılı dinlerde tarımı elinde orakla her zaman bir tanrıça temsil eder.  

Avrupa ,Mısır, ve Orta-Doğuda hak, adalet, bilgelik ve zeka kadınlıkla bağlantılı idi.   Bugün bile Avrupa dillerinde bu mevhumlar dişil (artıcle) ile temsil edilirler.  Aşağı Mısır tanrıçası nın sembolü yılan vukuf sembolü olarak firavunların başlık larında bulunurdu.   Tanrıça Hathor Mısırda insanları hastalıklardan kurtaran tanrıça olarak bilinir.   Sembolü yılandı.  Daha sonra bu simge Aesculapıusa mal edildi.  Sümerde tanrıça Nidala göklerin katibi, tabletlerin mucidi, Hindistanda Saravasti alfabeyi icat eden tanrıça İrlandada Brigit lisanın yaratıcısı olarak bilinir.  Yazının Sümerden evvel icat edildiği, ve ilk yazının Sümerdeki gibi ticari değil,Ana Tanrıçaya bir methiye olduğu ortaya çıkmıştır.  

Bu bulgular eski ve yeni iki görüşü karşı karşıya getiriyor.  

1- İnsan ilişkileri erkek avcı kimliğinden kaynaklandığı
2- İnsan ilişkilerinin anne çocuk ilişkisinden kaynaklandığı.  

Bugün bu ilişkinin kadın ve erkek yeteneklerini berarece,ortaklaşa kullanarak geliştirdiğine inanılmaktadır.  

Ana Tanrıça kültünün ortadan kalkmasının meydana getirdiği sosyal değişimin bariz bir örneği Aeschylusun Orestea adındaki (triad) üçlü eseridir.  Eserin konusu şöyle:Birinci kitapta, Agamemnon Truva seferine hazırlanmaktadır.   Rüzgar olmadığı için gemileri hareket edemez.  Tanrılara kurban vermesi lazım.  Karısı Clitemnestraya kızı İphygenia’yı Achıleusla evlendirmek üzere göndermesini ister.  Kızını evlendireceğine,onu kurban eder ve Truvaya hareket eder.  Truva seferinden döndüğünde Clitemnestra sevgilisi ile anlaşarak kızının öcünü alır, Agamemnonu öldürür ve açıklar(Bunu yalnız öc almak için yapmadım.  Klanın kıraliçesi olarak sosyal vazifem akraba kanı akıttığı için Agamemnonu cezalandırmaktı).  İkinci kitapta Orestes babasının öcünü almak için annesi Clytemnestrayı öldürür.  3üncü kitapta Orestes yargılanır.  Akraba kanı akıtmıştır yasalara göre cezalandırılmalıdır.   12kişiden oluşan jüri karar veremeyince Apollo devreye girer,Athenayı savaş zırhlarını kuşanmış bir halde tanık olarak getirir.  Athena Zeusun kafasından doğmuştur,annesi yoktur.   Varılan sonuç Orestesin annesile akrabalığı bulunmadığı annenin sadece erkeğin tohumunu beslediği, dolayısile kan bağının bulumadığı.  Öyle ise Orestes suçsuzdur.  Ozamana kadar eski düzeni temsil eden Eumenidesler koro halinde(Yeni nesil tanrıları eski nesil tanrılarını yok ettiniz,elimizden aldınız biz geçmişin hafızasını pislik gibi yer altına sürdünüz )diye yakarırlar.  Bundan sonra da Atinadaki bir mağaraya kapatılırlar.  

Aeschyleus bu üçlüyü neden yazmak ihtiyacını hissetti?Anaerkil düzenini bozmak çocuğun anne sülalesinden olmadığını ancak baba ile akrabalık olduğu fikrini yaymak,savaşçı Tanrı hakimiyetini yerleştirmek için eski inanışları yıkmak , Ana Tanrıçayı yok etmek mecburiyeti vardı.  

Aeschyleus tan 100yıl evvel kaleme alınan Eski Ahit yaratılış mitolojisini iki ayrı şekilde anlatır.  

1-Adem ile Havva ilahi varlıklar olarak yaratılmış.  
2-Havva Ademe eş olarak kaburgasından yaratılmış.  Yani Havva Ademin vucudundan doğmuş.  

Ana Tanrıçanın sembolleri,bilgelik ve şifa yılan ve güç simgesi boğa çoğu heykellerde Tanrıça ile beraberdi.  M.  Ö.  beşbinlerde Habur nehrinin kıyısında yaşamış olan Halaflar büyük bir medeniyet kurmuşlar tekerleği icat atmişlerdi.  Kazılarda çıkan kadın heykelleri yılan ve çift başlı baltalarla beraber bulundu. 
Kutsal kitapta Havvaya yasak olan bilgi ağacının meyvesini yemeye ikna eden yılan, şeytanla birleştirildi,boğanın boynuzları şeytanın kafasına takıldı, ve kadın bilgi edindiği için dünyadaki bütün kötülüklerin anası oldu.  Kurgan akınlarından sonra yılan, ağzından ateşler püskürten ejderhalar,canavarlar halinde tasvir edildi.   Bunlar da tabiat üstü güçleri olan kahramanlar tarafından yok edilir ve kahraman ya bütün bir ülkeyi,çok kez de zavallı, güçsüz, munis fakat her zaman da çok güzel bir kızı kurtarır.   Bundan sonra mitolojide olsun,peri masallarında olsun kadınların acizliği vurgulanır, ancak erkek himayesinde yaşayabileceği anlatılır.  Ana Tanrıçayı aşağılamak da yöntemlerden biri oldu.  Mesela Orta-Doğuda, Enlil tecavüze uğrar.  Anadoluda tanrıçalar zırhlara bürünürler. 



 
 



İdarenin erkeklerin eline geçmesile yönetim kadınlara yasaklandı.  Kadın ve doğurduğu çocuklar erkeğin malı sayıldı.  Baba istediği takdirde oğlunu veya kızını satabilirdi.  Kadının bekareti ön plana çıktı çünkü bir bakire daha yüksek fiyata satılabilirdi.   Doğurmak günah sayıldı.  Doğumdan sonra kadın ritüel bir banyo yaptıktan sonra mabede bir kurban rahiplere de bir miktar para verip günahından affedilmiş,temizlenmiş sayılırdı.  

Kurgan toplumlarında Ana Tanrıça özlemi her zaman var oldu.  Hıristyanlığın yayılmasile Meryem Ana ile İsa portrelerinin revaç görmesi, Noel yortusunun Ana-Tanrıça festivali tarihinde yapılması (Güneşin yeniden doğuşu) buna misaldir.  Fakat Tanrının annesi sıfatını taşısa bile,Meryem her zaman ikincil bir mevkiye sahiptir.  Yaptığı tek şey İsayı doğurmaktır.   Onu dünyaya gönderen babasıdır Kutsal aile Anne ,Baba ve Oğuldan oluşacağına,Baba Oğul ve Kutsal Ruhtan oluşur.  Anne her şeye rağmen ölümcüldür.  .  

Miken medeniyetinin yeşermesi asırlar süren karanlık çağlardan sonra barbar Aka ve Dor kabilelerinin Minos medeniyetinin maddi ve manevi değerlerini sindirmeleri sonucunda başladı.  Bu yeniden doğuşun Anadoluda başlaması tesadüf değildir.  Neolitik çağın incilerinden Çatalhöyük ve Hacılardaki inançlar uzun zaman tesirini yitirmedi.  İlk defa Milette tabiat olaylarının kendi kanunları olduğunu, tanrının kaprisile idare edilmediğini anlamak, tanrının sorgulanmasına da yol açtı.  (bazı tarihçiler buna tanrıların ölümü olarak)nitelerler.   Doğum ve ölüm,mevsimler,değişen hava şartları incelemeye alındı.  Anadoluda Pers istilası Miletli filozofları Atinaya kaçmağa zorladı, Anadoluda atılan ilim ve felsefe tohumları Atinada yeşerdi.  

Atinada halkın seçtiği bir lider başa geçirilip demokrasiye adım atılmışsa da buna erkekler yalnız dahil edildi.   Kadınlar yine dışlandı.  Buna rağmen Diogenes,Platon vs.   gibi filozofların akademilerine kadınların da katıldıkları oldu,fakat unutulur ki Pythagoras, Socrates ve Platon gibi devrin devleri kadın öğretmenler tarafından yetiştirildi.  

Atinada Kadınlar eve kapatıldıysa da bazı haklara sahiptiler.  Özel ayinler(Demeter) ayinleri ve toplantılar gibi.  Hristiyan rahiplerinin yok ettiklerinden kurtulan kadın şair ve yazarların eserleri Yunanistanda bir kadın hareketi olduğunun ıspatıdır.  Atina-Isparta savaşı sırasında kadınların greve girdikleri anlatılır.  (Savaşı durdurmazsanız sizinle seks yapmayız) diye çıkışmaları alay konusu olmuştu.  Fakat her şeye rağmen Batıda kadın toplumdan ve sosyal hayattan tamamile koparılmadılar.  Orta-Doğudaki konumuna göre daha iyi bir pozisyona sahip oldular.   En azından örtünmeye mecbur bırakılmadılar.  

Hukuk güçlünün isteğine dayandı .  Genel felsefe şu idi.  Aristoya göre( güçsüz güçlünün buyruğu altında gereken ıstıraba tahammül etmeye mecburdur.  Kadın erkek tarafından idare edilmek üzere dünyaya gelmiştir.  Hak yalnız ayni güçte olanlar arasında aranmalı).  Daha sonraları dini hiyerarşi şöyle oluştu.  Herşeyin üstünde Tanrı ,ondan sonra erkek ,erkek kadın ve çocukların üstündedir ,kadının çocukları üstünde hiçbir hakkı yoktur.  

Tarihte kadının değerlerini geri getirme teşebbüsleri olmuştur.  Bunun en açık misali İsa peygamber.   Yaşadığı tartışma konusu olsa bile,ona atfedilen vaazlarda (Yahudi veya Yunanlı,köle veya hür,kadın veya erkek yoktur,Tanrının önünde hepimiz biriz) dediği,kadınsı meziyetleri,sevgi,bağışlama,yardımlaşma,hoş görme meziyetlerini ön plana çıkardığ ı bir gerçektir.  .  Kadınlara serbestçe katılıyor,erkek üstünlüğünü red ediyordu.  Sahibinden başka cinsel ilişkiye giren kadını günahkar sayan zihniyete rağmen fahişe olduğu söylenen, Mary Magdalenaya müşfik davranması hayret vericidir.  

Hıristiyanlığın ilk zamanlarında dini liderlerin kadın olduğunu biliyoruz.   Toplantılar kadınların evinde olurdu.  Mısırda, Hristiyanlığın temelini teşkil eden dört incilden (gospel) daha eski, çömlek içinde gömülü 52 İncil bulundu.  Bunlarda İsanın ölümünden sonra tarikatın başına Mary Magdalenanın geçtiği anlatılır.  Bu gibi yazılar kilise tarafından heretik sayılarak yakılmışlardı.   İskenderiyedeki kütüphane bu yüzden yakılmıştı.  M.  S.  200 yılına kadar kilise İsanın eşitlik , barış ve kardeşlik ilkelerini benimsemiş olan herkesi heretik ilan etmiş ve ortadan kaldırmıştı.   Eski düzen geri gelmiş, kadınlara yönetim hakkı yasaklanmış,erkek baskısı eskisinden daha zorba bir şekilde yerleşmişti.  

Hristiyanlık hem Yahudiler hem de Roma tarafından tehlikeli bulundu çünkü kadının haklarını müdafaa ederken erkeklerinkini azaltıyordu.  Romada yüksek aile kızları erkeklerle beraber ders görmeğe başlamıştı.  Hristiyan ayin ve toplantılarınna kadınlar da katılıyor ve söz sahibi oluyorlardı.  Kadınsı değerler o kadar tehlikeli göründü ki,Saint-Paul kadınların ayinlere katılmalarını ve ders vermelerini yasakladı.  2inci asırda İskenderiye kütüphanesinin yakılmasile kadın özgürlüğü yeniden ortadan kalkmış oldu.  Burada Thomasın İncilinden aktaralım.  (ve Simon dedi: Mary gitsin çünkü kadınlar yaşamaya layık değildir.  Ve İsa cevap verdi: Ben onu götürüp erkek yapacağım ki o da yaşayan bir ruh olsun,siz erkeklere benzesin.  Çünkü her kadın ki erkek olacak cennete gidebilecek.  )

Bizans imparatoru Constantin, hıristiyanlığı kabul ettikten sonra batan güneşte bir haç şekli görür.  Üstünde şunlar yazılı imiş.  (Bu işaretle galip geleceksin.  )Tarihin anlatmadığı Constantinin karısını canlı olarak haşladığı ve kendi oğlunu öldürttüğüdür.   Haçın daha sonra dünyaya yaptığı zulumler hepimizce malumdur,tefferruata girmenin burada yeri yok.  Şiddet ve zulum barış değerlerine yine üstün gelmiştir.  

Tarih boyunca ,barış zamanlarında kadınsı değerler biraz önem kazanmıştır.  Bunun bir misali ortaçağda Fransadaki Trubadur hareketi.  Bu gezgin ozanlar şarkılarında kadını yükseltir,ona karşı nazik ve centilmence davranışları över.  Bakire Meryem herşeyin üstünde sevilen koruyucu azize olarak ona ithafen kiliseler inşa edilir.   Buna karşı kilise hemen harekete geçer.  Kilisenin takdisi ile doktor ilan edilen erkeklere rakip çıkan binlerce kadın cadı ilan edilir ve diri diri yakılır.  Vatanını kurtaran Jeanne d’Arc gibi.   Kilisenin korkusu kadınsı değerlerin yerleşmesi, ve erkek hakimiyetinin azalması.  

Kadınsı değerlerle beraber kadının tarihteki rolü göz ardı edildi Tarih yalnız savaş ve kahramanlık tarihi oldu.  Ancak son zamanlarda yapılan araştırmalar ,kadın hatıra defterleri, unutulan hikayeler,bilerek verilen yanlış bilgileri gün ışığına çıkardıkça kadının tarihteki rolü belli olmağa başladı.  Charles Fournier’nin dediği gibi (kadının hür olduğu derecede toplum hürdür).  Maalesef kadınsı değerlerin yükseldiği dönemlerde erkeksi değerlerle çatıştığını ve kadın statüsünde ilerleme kaydettikten sonra gene bir düşüş yaşandığı ve erkeksi değerlerin yükseldiği bir hakikattır.  Bu hal kanlı bir devrin yaklaştığı habercisidir.  Kadınsı değerler (acıma,yardım iyilik) gibi hakiki bir erkeğe yakışmadığı düşünülür.   Burada Birinci Dünya Savaşı sırasında söylenen bazı sözleri aktaralım.  Theodore Roosevelt Amerika için (savaşa yakışmayan bir rahatlık barışçı bir kanser) İrlandada Patrick Pearse(Kan akıtmak temizleyici ve kutsallaştırıcı bir şeydir.  Bunu nihai dehşet olarak gören millet erkekliğini kaybetmiş demektir).  İtalyan Filippo Marinetti (Savaşı yüceltmek için buradayız.  Dünyada sıhhat veren tek şey Militarizm!Vatanperverlik!Anarşizmin yıkıcı kolu! Kadınları önemsememek).   Tarihin hiçbir döneminde kadın hareketleri 19asrın sonu ve 20yy başındaki kadar yığun olmamıştır.   Humanist akımlar, gelişen teknoloji,kitapların çoğalması,okuma yazma oranının yükselmesi,medianın halkın her kesimine ulaşması,yeni buluşlar,aklın galebe çalıp en nihayet dünyada barışçıl bir ortam,hukuk düzeni ve güzellik umudu doğurdu.  Maalesef bütün bu umutlar boşa gitti.  Teknoloji barış yerine hürriyet adına savaş için kullanıldı.  Erkek hakimiyetini ayakta tutmak uğruna Tanrı adına işkence,Hitler ve Stalin gibi diktatörler,ırkların ayırımı,Auschwitz gibi kamplarda toplu ölümler,insan yağından sabun,derisinden abajur yapmak gibi korkunç sapıklıklar atom bombası,kadına karşı şiddet olaylarının çoğalması,pornografi ve kadın ticareti,tecavüz olayları,ve en nihayet tabiatı kontrol etmek bahanesile koca ormanları mahvetmek ve tabiatı kirletmek 20asrın insanlığa hediyesi oldu.  

Ümit kayboldukça insanlar yeni ve eski değerlere başvurdular.  

1-Din uğruna sözde Tanrının buyruklarını yerine getirmek için baskılar ve cinayetler.
2-Uyuşturucular ve aşırı seks
3-Eski hayat şartlarını arama çabası

Aslında ümitsizliğe kapılmamak lazım.   19asırda başlayan aydınlanma hareketi daha tamamlanmadı.   Fransanın saray kadınlarının salonlarında başlayan aydınlanma hareketinin,teknoloji yardımı ile halka yayılması birçok dini dogmaların terkedilmesine yol açtı.   Bunlardan biri Evrenin Tanrı tarafından kontrol altında tutulan statik bir varlık olduğu inancı.  .  Evren statik değilse o zaman insaniyet de değişebilirdi.  Bu, statik hiyerarşinin Tanrının buyurduğu bir toplum düzeni olduğu önerisini sorguluyordu.  Bundan sonra eşitlik ve hiyerarşi kavramları sorgulanmaya başlandı.  

Rousseau insanların(tabii erkeklerin)hür ve eşit doğduklarını, zincirleri kırmak zamanı geldiğini yazar.  Bu fikir Amerikan ve Fransız ihtilallerine tesir etti.   Aynı asırda İngilterede Mary Wollstocraf bu hürriyetin kadınların da hakkı olduğunu savunur.  Daha sonra Auguste Comte, Stuart Mill ve Karl Marx insanların doğru ve eşit şartlarda mutlu bir uyum içinde yaşayacakları bir dünya fikrini yayarlar.   İnsanlık yalnız erkek cinsi olarak tanımlandığı için bu şartlar beyaz,hür ve varlıklı erkekler için düşünüldü.  Fakat Fransız ihtilali kırallık geleneğini kökten sarstı.  Batı dünyasının birçok yerinde Cumhuriyetler Monarşilerin yerini,laik okullar dini okullarının yerini aldı.  Aile içinde babanın mutlak hakimiyeti zayıflamağa başladı.  Son zamanlarda yeni yeni ideolojiler dünyaya hakim olmağa başladı.  Protestanlıkla ortaya çıkan kapitalizm, Marksizm ile gelişen komünizm ümit edilen mutluluğu getirmedi.  Kapitalızmin yarattığı depremler hepimizce malum.  İnsanın aç gözlülüğü,güç kazanma amacıle yapılan savaşlar,kazanım güdüsü ve şiddete dayanması temelde erkeksi değerler olarak devam etti.  Komünizm ve sosyalizm başta bir derece imkan eşitliği getirdise de Marksizmin (Netice aracı mazur gösterir)deyimi şiddet ve eşitsizliklere yol açtı.  Trotsky’nin deyimile( aile içinde ataerkil düzeni değişmediği için komünizm hareketi başarısızlığa uğramıştır).  19uncu asırda ortaya çıkan birçok ideolojiler problemlerin özünde erkek tahakkümünün olduğunun farkına varamadı.  Tek bir istisna ile.  Feminizm.  

19Nisan 1848de Margaret Tuller, Seneca Falls NewYork ta kadın haklarından bahsetti.  Fakat dünyayı ateşe verecek bir ideoloji daha gelişiyordu.  Nietzche gibi düşünürlerin üstün insan söylemlerinin yanlış yorumlanması neticesinde dünyada tek değerlerin savaş, kahramanlık,üstün insan, üstün ırk gibi sapık ideolojileri doğurdu.  Faşizm veNazizm gibi.  Bu idelojilerin getirdiği yıkımı hepimiz biliyoruz .   Teferruatına girmeye luzum yok.  

Amerika dahil dünyanın her tarafında erkek hükümranlığı sürüyor.  Ailede erkek hükümranlığı modeli, cinsiyet ayırımıdan,ayrı ırklara, ayrı dinlere,ayrı tarikatlara,ayrı sosyal sınıflara kadar uzanır ve rasyonel bir şekilde bu ayırımın doğru olduğunu anlatmakla sosyal ve ekonomik sömürü devam eder.  

Modern dünyada kadın-erkek ortaklığının önemini anlamış birçok kurumlar var.  Bunların faaliyetleri küçümsenecek gibi değil.   Fakat buna karşılık erkek hakimiyetini koruyan kurumlar da çok.  Dünyada en ileri toplum olarak görünen A.  B.  D.  de bile tutucu kesim kadının elinden doğurma hakkını almak için Allah ve Din adına cinayet işlemeyi bile göze alıyor.  Dünya nüfusunun giderek çoğalması, üretimin fazlalaşması,dünya imkanlarını azaltmak üzere.  Nüfusun mutlaka kontrol altına alınması gerekirken,erkeksi düşüncesine göre savaşlar, hastalık ve açlık zaten nüfusu dengeleyecek.  Zengin memleketler zenginleştikçe imkanlar damla damla fakir memleketlere akacak.  Kalpleri nasırlanmamış olanlar bile fakirliğin ve açlığın kadın problemi olduğunu anlamıyorlar.  Afrikadaki mülteci kamplarındaki çoğunluğun,Latin Amerikadaki ve hatta A.  B.  D.  deki en aciz ,en zavallı insanların kadınlar olduğunu unutuyorlar.  

Tarım ve başka krediler hep erkeklere veriliyor.  İstatistiklere göre erkeklerin ailelerine geçim imkanları sağlamadıkları bilinse bile.  Erkek eline geçen parayı ya içkiye verir, ya kumarda kaybeder veya yabancı bir kadına yedirir.  Kadın şikayet edince dövülür.  Yiyeceğin kıt olan yerlerde erkek karnını doyurduktan sonra sıra ancak kadına ve çocuklara gelir.  Afrika ülkelerinde hamile kadıların 0\60ı müzmin kansızlıktan muztarip.  Doğan çocuklar da anormal veya hastalıklı.  Bu vaziyeti değiştirecek bir yol haritası çizildiğinde, erkek hakimiyetini zedeler diye hayata geçirilmez.  

İnsanlar evrenin gizini açıklayacak hikaye ve sembollere ihtiyacı vardır.  Mantıklı bir sistem buna cevap veremeyince,bir liderin gösterdiği sembol etrafında toplanırlar.   İşler kötüye gidince halk kendine bir kurtarıcı seçer.  Bu lider zamanla totaliter bir rejimin diktatörü olur.  Hitler,Stalin,Mussolini gibi.  Başkanın dediklerinin dışına çıkan ağır şekide cezalandırılır.  Maalesef hakikat şudur ki zamanla bu liderler mitolojiye de geçerler simgeler, swastika olsun,orak çekiç veya başka bir simge olsun eski sembol olan haçın yerini alırl,toplantılar, nutuklar ve resmi geçitler dini ayinlerin yerini alır, eski düzen devam eder yalnız isim değiştirir.  

Bugün teknoloji daha etkin silah yapımında kullanılıyor.  Bu insanlığın sonunu getirebilir.  Kurtuluş, yerleşmiş değerleri değiştirecek şekilde örgütlenmeye bağlı.   Burada büyük bir problemle karşılaşıyoruz.   Freudun gözlemleri erkeklerin korku ve bunalım içinde olduklarıdır.  19. asırda başlayan feminist hareketler bir dereceye kadar muvaffak olmuş kadın statüsünün iyileşmesini temin etmiştir.  Aile reisinin karısını dövmesi kanunen yasaklanmış,kadınlara oy kullanma hakkı verilmiş,okul ve üniversitelerde kadınların eğitim görmesi kanunen kabul edilmiştir.  Florence Nightingale başta olmak üzere birçok kadın yardım kuruluşları faaliyete geçmiş, Amerikada kölelerin azat edilmelerinde kadınlar büyük rol oynamıştır.  Bütün bu gelişmeler erkek hakimiyetini azaltacağından kuşku duyan erkekler hakimiyetlerini korumak için, istikbal için ümit vadeden siyasetin yürürlüğe konmasını engelliyor.  Fakat her şeye rağmen kadınsı değerler yayıldıkça insanların birbirlerine bağlı , birbirlerine ihtiyacı oldukları bilinci yayılıyor.   Sosyologlar bu bağlantıya sevgi diyorlar.  Hoşgörü ve Tolerans terimlerinin yerine geçen yeni bir bilim dalı EMPATİ .  Empati, bu bağlantının imkanlarını araştırıyor.  İlk defa hem kadınlar hem erkekler savaşın hiçbir şeyi halledemiyeceğini anladılar.  Sekslerin savaşı diye nitelendirilen erkek hakimiyetinin yarattığı ötekini düşman görmek gibi alışkanlığı sorgulanıyor.  İnsan ilişkilerinde bu ikilik derin psikolojik çarpıklıklara yol açıyor.  Bozulan yakın bir ilişki kadın tarafından bir felaket,hayatın kayması gibi görülürken, erkekler yakın ilişkiyi bir tehlike,bir engel gibi görür ve ancak erkeklik gerekliliklerini yerine getirdikten sonra ilişki kurar.  Halbuki şahsi gelişme ancak yakın ilişki ile mümkün olabildiğini,kadın-erkek ortaklaşa bir hayatın varolabileceğini kabullenmek, büyük problemler çözebilir.  

Hakimiyet kurma zihniyetinin sun’i çekişme yarattığı da bir hakikattır.  Erkek-kkadın, farklı ırklar etnik gruplar,arasındaki problemler de gözden geçirilmeli.   Başkalarını kontrol altına alma güdüsü bir güç göstergesi değil, aksine korku ve paranoyadan kaynaklanan bir olgudur.  Şahsi ilerleme korkuyu azaltıp hakimiyet isteğini yok eder.  Gandhi,Martin Luther King ve 19uncu yy da haklarını kazanmak için kadınların verdiği mücadelede,açlık grevleri yapmışlar, tutuklanıp hapse atılmayı göze almışlar, acılar çekmişler, fakat hiçbir zaman şiddete başvurmamışlardır.  

Kıtalar arası ballistik bir tane misilin maliyeti 50milyon çocuğun beslenmesini,160.  000 okulun ,340.  000 sağlık ocağının açılmasını sağlar.  Erkeksi değerler ikili bir ekonomi yaratır.  Sömüren ve sömürülen.  Bu ekonomide kadınlar ya çok düşük ücretle veya ücretsiz çalıştırılarak sömürülüyor.  B.  M.  1985 te yayınladığı (Dünyadaki kadınların vaziyeti) raporuna göre,dünya nüfusunun yarısını teşkil eden kadınlar,saat hesabile dünyanın 2/3 işini yapar erkeklerin 1/10 ini kazanır ve yalnız 1/100 mülküne sahiptir.  Kadınlar mali yardımdan, modern eğitimden ve toprak bağışlarından yoksun bırakılmazsa, üçüncü dünyanın gelişmesi daha etkili olacaktır.  İnsanlık ıstırabı azalacak,kadınlar kuluçka makinesi veye üretim ve yük hayvanı olmaktan kurtulacak, bütün insanlık bundan faydalanacaktır.   Kadın erkek ilişkilerinde iyiye doğru değişiklikler yaşandıkça, ailede şiddet azaldıkça, ruh hastalıkları,vandalizm,cinayetler ve uluslar arası terorizmde de azalma görülecektir.  İnsalar arasında güven ortamı yaratılırken problemlerin çözümü için barışçıl çareler aranacaktır.  

Kadınsı değerler yayıldıkça eski insan yapımı teknolojiler, küçük san’atlar yaygınlaşacak , insanlara kendilerini ifade etmek imkanını verecektir.  İşçi sınıfı makineleşmekten kurtulacaktır.  Teknoloji insanın yararına işledikçe insana sevdikleri şeyleri yapma vaktini verecektir.  Yıkıcı teknolojiler tabii kaynakları tüketmeyeceği için,ekonomi başka yönlerde kullanılacak.   İnsanlar artık edinmek fikri sabit halinden kurtulmalı.   Satın alma,inşa etmek,toplamak, istif etmek ,daha çok para, daha çok mülk, daha güçlü olmak için daha zengin olmak, hayatın tatmin edici duygusal ilişkilerin yerini aldı.  Kadınsı değerler sosyal hayatta yerini bulursa,erkekler ekoloji ve sosyal hayat yamyamlığından kurtulacak.  Kadına karşı şiddet azalırken erkeğin erkeğe karşı yaptığı zulum da, artık kahramanlık olarak görülmeyecek, erkek erdemi,erkeklik vasfı sayılmayacak,kendine karşı savaşan insanlık dışı bir türün,barbar sapıklığı olarak görülecektir.  

 
 
>
Valid HTML 4.01 Transitional