Alain de Botton


Havaalanında Bir Hafta
Alain de Botton

 

Anasayfaya
Eleştiri sayfasına


 
Editörün Notu :
Bir "Heathrow Günlüğü" olarak da adlandırabileceğimiz bu kitapta, bir havaalanı, orada çalışanlar ve yolcular hakkında bir haftalık bir gözlem sürecinde insana dair her düşünce, davranış, duygu ve inanış ele alınmakta. Bir havaalanı öyküsü bekleyen okuyucu aslında insan gerçekleriyle yüz yüze gelmekte. Alain de Botton sadece havaalanını değil, bir kamera konmuşçasına objektif olarak havaalanındaki olayları ve insanları izliyor. Ama bir yazar olduğu için hemen ardından herkesin hikayesini kurgulamaya başlıyor. Bir bakış, bir davranış onun yazmaya başlaması için yeterli oluyor. Arkadan da felsefi yorumlarını yapıyor.

 

Havaalanı

HAVAALANINDA BİR HAFTA
Bahar Vardarlı

Bir Heathrow Günlüğü olarak da adlandırabileceğimiz bu kitapta, bir havaalanı, orada çalışanlar ve yolcular hakkında bir haftalık bir gözlem sürecinde insana dair her düşünce, davranış, duygu ve inanış ele alınmakta. Bir havaalanı öyküsü bekleyen okuyucu aslında insan gerçekleriyle yüz yüze gelmekte. Alain de Botton sadece havaalanını değil, bir kamera konmuşçasına objektif olarak havaalanındaki olayları ve insanları izliyor. Ama bir yazar olduğu için hemen ardından herkesin hikayesini kurgulamaya başlıyor. Bir bakış, bir davranış onun yazmaya başlaması için yeterli oluyor. Arkadan da felsefi yorumlarını yapıyor.

Yazar kendisi ile yapılan bir söyleşide;

“Havaalanları yaşam hakkında her şeyin apaçık sergilendiği bir alan” diyor. Globalleşme sonucu dünya küçülmüş ve havaalanları insan türlerinin bir karınca yuvasındaymışçasına kaynaştığı alanlara dönüşmüş. Dünyanın her yerinden, her ırktan insan bir yerlere gidip gelme telaşı içinde. Okuyucu da yazarla birlikte bir hafta boyunca havaalanında yaşıyor ve onun gözünden havaalanının mimarisinden başlayıp ayakkabı boyacısına kadar her detayı tanıma olanağını buluyor.

Bir havaalanı tutkunu olan yazarın anlattığı Heathrow, son zamanlarda sık kullanılan yoğun çelik ve cam konstrüksüyonlarıyla, havaalanlarındaki yolculara adeta başka bir dünyaya geçişin hissini veriyor olmalı. Boyutların büyüklüğü, yürüyen merdivenlerin bolluğu, uçuş kapılarının birbirinden uzaklığı insana alıştığı dünyasından koptuğunu, kaybolduğu hissettiriyor. Pistlerde görülen devasa Boeingler, Airbuslar birer teknoloji harikaları olduğundan; insanoğlu kendi yaratısı olan bu dev güçler karşısında hayrete düşüyor. Dış dünyanın düzensizliğinin karşısında havaalanlarında katı ve kurallı bir düzen var ve uçuşların başarılı olmaları için bu düzenin devamı gerekli. Örneğin, Havayollarının uçaklara son yolcu alma konusundaki kararlılıkları. Kapıların belirlenen saatten sonra açılmaması gibi...

Alain de Botton, “ Havaalanları uçların, zıtlıkların sergilendiği yerlerdir,” demekle; umutların, olumlu beklentilerin, değişimlerin hareket noktası olduğu gibi, ayni zamanda da hüzünlerin, hayal kırıklıklarının, acıların yeri olduğunu verdiği örneklerle kanıtlıyor.

Gene ayni röportajda, “Duyguların her türünün belirgin olarak görüldüğü yerlerdir,” tanımlaması alanlarda özellikle kapılar kapanıp da geç kalan yolcuların aşırı kızgınlık göstermeleri,bağırıp çağırmaları, ayrılık öncesi birbirleriyle yapışmışçasına sarılmaları, uzun süre boyunca çiftlerin etrafa aldırmadan öpüşmeleri veya ağlamaları hislerin ne kadar yoğun yaşandığı yerler olduğunun göstergeleridir.

Yazar havaalanı oteli Sofitel’i, oda sevisinin yiyeceklerini, oda sevisi görevlisini anlatırken bile okura bir edebi eser okumanın keyfini veriyor. 10 bin adet basılan ve havaalanındaki yolculara broşür yerine dağıtılan bu ufak kitap aslında bir havaalanı konusunda edebi değer olmuş. Yazarın da belittiği gibi belki edebiyatı bir broşür gibi hafife almak olarak yorumlansa da, Alain de Botton gibi bir yazarın bu konuda görevlendirilmesi çok yerinde bir seçim olmuş; bir deneme veya anı yazısı türüne dönüşen bir kitap çıkmış ortaya. Yazarın havaalanındaki tüm insanların davranışlarının ardındaki duygularını araştırması, felsefi yorumları ve de en önemlisi havaalanlarını, uçakları ve hatta pistleri bir canlı organizma gibi algılaması bu ufacık kitabı ilgiyle okunur kılmış.

Özet olarak, sadece Heathrow’a değil bütün havaalanlarına bakış açımızı değiştiren, havaalanlarının sadece telaş içinde oradan oraya koşuşarak, güvenlik kontrollarından sinir içinde transit geçilen yerler olmadığını; havaalanlarının çalışanlarıyla, yolcularıyla, içinde yaşanan olaylarıyla canlı birer organizma olduğu konusunda okuru bilinçlendiren ve uyaran bir kitap. Okur artık havaalanlarının da bir kalbi olduğunun ve oradaki yaşamı ıskalamamanın önemini kavrıyor. İnsan yaşamının tüm hallerinin apaçık sergilendiği bu alanlar; okurda insan yapısı, düşünce ve davranışları hakkında farkındalık yaratıyor.



Havaalanında Bir Hafta

Havaalanında Bir Hafta, bir tür izinli gözetleme kitabı; Alain de Botton, bizim adımıza (özellikle yolcular) çağdaş ve modern bir Şato’nun girilmeyen yerlerinde de gezinerek –örneğin terminalin kontrol odasındaki devasa dünya haritasında British Airways’in o an havada olan ve yüz bin civarında yolcu taşıyan yüz seksen uçağının gerçek zamanlı ve hareketli pozisyonunu izleyerek-, yolcu-teknoloji-yönetim-hizmet-ticari ilişkilerini; Yaklaşma, Gidiş, Gümrüksüz Saha, Geliş başlıkları altında hayatın yaşanan önemli bir dilimi olarak kültürleştiriyor.

Bu kitabı okuyanlar, bundan böyle bir havaalanına girdiklerinde neredeyse çağdaş bir mabette oldukları zehabına –ideolojik olarak- kapılabilirler bence. Yazar, Walter Benjamin’den de geçerek (gördüğünüz gibi De Botton, Walter Benjamin gibi bir safiyet abidesini kullanmaktan bile çekinmiyor) bu muazzam sistem/makineyi eleştirmiş de oluyor: “Edebiyat eleştirmeni Walter Benjamin mükemmel bir ifadeyle ‘Hiçbir kültürel belge yoktur ki aynı zamanda barbarlığın da belgesi olmasın,’ diye yazmıştı; ama bu duyarlılık artık pek önemsenmiyor gibi.” (Walter Benjamin’e düşünür demesini tercih ederdim tabii.)

Alain de Botton’un yirmi beş ülkede yayınlanmış kitaplarında, gündelik hayatta keşfedilmiş ve keşfedilmesi gereken değişik kavramları, felsefi popüler bir dil kurarak birbiriyle ilişkilendirmesi, okur için –tabir caizse- bir marka-konfeksiyon kolaylığı sağlıyor; bence yazarın piyasa sırrı da burada yatıyor. Bundan okunuyor, öyle kolayca beğeniliyor işte, hiç sorgulanmadan, görünenin arkasına geçmeden, gerçekliğine dokunmadan hem de.

İşte hepsi bu.
 



SERDAR TURGUT

Havaalanında kitap yazmak

Wallpaper dergisinin yaratıcısı ve Monocle dergisinin de yaratıcı ve yayın yönetmeni olan Tyler Brule, dergilerinde ve Financial Times gazetesindeki yazılarıyla (Fast Lane köşesi) ve de etrafına topladığı bazı yol arkadaşları ile (Bunların başta geleni Alain de Botton)

'Modern yaşamın anlamı nedir?' ve 'Bu hayatımızı daha güzel ve toplam yaşam kalitemizi nasıl yükseltecek biçimde yaşayabiliriz?'

sorularına aktif cevap arıyorlar. Bunu hayatın detaylarında kafa yorarak, her detayın teorisini yapıp onu daha estetik hale getirerek başarmaya çalışıyorlar. Böylece dergilerde daha güzel ve daha kaliteli bir yaşamı nasıl yaşarız sorusuna cevap arayan çok güzel yazılar çıkıyor daima.

Bu iki ismin çok fazla sayıda takipçisi olmuş durumda. Hatta Tyler Brule gibi yaşam kurma çalışmalarına ayrılmış www. beingtylerbrule.com adlı bir internet sitesi bile var. Çok kitabı çevrilmiş olduğu için ülkemizde Tyler Brule'den çok daha fazla tanınan Alain de Botton özellikle Monocle dergisinde işlenen (www.monocle.com) hayat felsefesinin detaylarını irdelemekte çok başarılı işlere imza atıyor.

Bu ikili açısından kaliteli seyahat etmek ve havaalanlarının kalitesini yükseltmek için fikir mücadelesi yapmak öncelikli önem taşıyor. Çünkü modern insanlar sürekli olarak seyahat etmek zorundalar ve kaliteli seyahat etmeyi öğrenmek ve kaliteli havayolu şirketini ve havalimanını seçmeyi bilmek insanın toplam yaşam kalitesini yükseltiyor. Hatta sık sık yaşam kalitesi indeksleri ve listeleri yayınlayan Tyler Brule bir ara yaşamın kalitesini ölçmek için yeni bir kriter de koymuştu: Yaşam kalitesinin havaalanı indeksi (YKHİ). Modern insan arabasıyla havaalanının kapısı önüne geldikten sonra ne kadar hızla uçuş kapısına ulaşabiliyorsa veya uçaktan indikten sonra ne kadar hızla bavulunu alıp çıkabiliyorsa, havalimanının mimarisi ne kadar güzelse, içeride alışveriş mekanları kaliteliyse o kadar daha fazla mutlu oluyor. İşte bu nedenden dolayı Monocle dergisinin yayınladığı 'En iyi yaşanabilir ülkeler listesinde' daima havalimanları iyi ve etkin olan (Zürih ve Tokyo gibi) şehirler baş sırada yer alıyor. Ve yine bu nedenle görünümü ve personelinin yetersizlikleriyle göze çarpan JFK Havaalanı nedeniyle New York bu şehir listesinde bulunmuyor.

Havaalanlarının kalitesine bu kadar fazla önem veren ve bu kaliteyi yükseltmek için daima öneriler oluşturan (Bu tür önerileri şehir plancılığı ve mimari açısından da sık sık yapıyorlar). Monocle ekolünün havaalanlarının işleyiş mekanizmalarını da merak edip araştırmaları bir anlamda kaçınılmazdı.

Alain de Botton Heathrow'da

Alain de Botton, son olarak bir proje yürürlüğe koydu ve şu aralar bilgisayarı ve not defteriyle Heathrow Havaalanı'nın beşinci terminaline yerleşmiş durumda. Havaalanının nasıl işlediğini ve yolcuların davranış biçimlerini gözlemleyerek bir kitap yazacak. Yerinde yazılacak kitap basıldığında havaalanında 10 bin adet bedava dağıtılacak. Terminal beşe yolu düşen herkesin çalışmakta olan yazarın yanına yaklaşıp konuşması da teşvik ediliyor. Alain de Botton'a göre havaalanları birtakım önemli global temaların bir araya geldiği doğal mekanlar. Bu global temalardan bazıları teknoloji, globalleşme, tüketici kültürü ve çevrecilik. Bunların gerçek hayata nasıl geçirildiğini havaalanlarında gözlemlemek mümkün. Botton çalışmasında bunu da yapacağını söylüyor. Daha önce 'Seyahat Sanatı' adlı kitap da yazmış olduğu için Botton bu işi en iyi becerecek yazar olmalı. Detayları gözlemlemek ve detayların felsefesini yapmakta ondan daha iyi olabilen başka yazar da henüz yok. Proust'a olan sevgisi de ('Proust yaşamınızı nasıl değiştirebilir' kitabı bizde de çok popüler oldu) Botton'un detaylara verdiği bu önemden kaynaklanıyor olabilir. Çünkü Proust da romanında yaşamın detaylarının kendisinde yarattığı etkileri uzun uzun anlatmaya özel önem verir.

Bilmem söylemeye gerek var mı ama ben Alain de Botton'un bu kitabını merak ve heyecanla bekliyorum.

 


İÇİMİZE BİR YOLCULUK

Şule Bölükoğlu 30.05.2010

"Havaalanında bir Hafta" yı okuduktan sonra üzerimde tortu olarak kalan duygu tam olarak bu işte - anı yaşamak.. Yaşam "anlardan" ibaret ama bizim gözümüz hep yarınlarda. Sürekli olarak ufukta yeni şeyler planlıyoruz. Botton' ın dediği gibi uzun uzun bir seyahat planı yapıyoruz sonra bir de bakıyoruz ki çabucak sona ermiş. Belki daha o yeri içimize bile tam sindirmeden, yeni bir yerin hayalini kurarak geri dönüyoruz seyahatten. Ya da kendimizi olduğumuz yerde bırakarak gitmediğimiz için o yeni yerde yine anı yaşamıyoruz. Ne yazık. Tabii bunun aksini başaranlar da muhakkak vardır.

Gerçek seyahat hikayeleri ile ilgili www.worldhum.com  sitesinde yer alan 06 Mayıs 2010 tarihli bir ropörtajda Alain de Botton’a havaalanlarının bize, bizimle ilgili ne söylediğini sormuşlar   Yazarın verdiği cevaplar oldukça çarpıcı :

“Havaalanları temel yalnızlık ve yabancılığımızı bize yansıtıyor. Evlerimizde ‘evde’ hissediyoruz ancak havaalanı bize avare, başıboş yaratıklar ve en iyi halde ise dünyada hacılar olduğumuzu gösteriyor. Bir yerde olma fikrine alışmak için bile gereken bir zaman var . Günümüzde insanlar varış noktalarına çok hızlı bir şekilde ulaşıyorlar. Halbuki Arapların dediği gibi ruh ancak bir devenin hızıyla varabilir. Seyahat acenteleri insanlara nereye gitmek istediklerini soruyor, bunun yerine yaşantımızda neyi değiştirmek istediğimizi sorsalar daha isabetli davranmış olurlar. Gerçekten seyahat etme isteği aslında X yere veya Y yere varmak değildir çoğu zaman. Gerçekte kendimizde yapmak istediğimiz bir değişim ile ilgilidir. İhtiyaç duyduğumuz seyahat aslında içimize bir yolculuktur", diyor Alain de Botton.

Erdal Atabek’ in Cumhuriyet Gazetesi ‘nde 11 Ocak 2010 tarihli “2000’ li yıllarda köşesi”, “Kaç Yaşındasınız?..” başlığını taşıyor. Çalışma masamın önünde panoya taktığım bu nefis yazısında farklı bir bakış açısıyla benzer şeyler söylüyor yazar. Yazıdan bir kaç cümle alıyorum:

“ Gerçekte kaç yaşındasınız? Nüfus kağıdınıza bakarsanız yanılırsınız, gerçekle ilgisi yoktur. Gerçek aklınızın yaşıdır. Gerçek, duygularınızın yaşıdır. Gerçek, yaşadıklarınızın yaşıdır. Gerçek, anladıklarınızın yaşıdır. Gerçek, yaptıklarınızın yaşıdır. Gerçek yaşınızı merak ediyor musunuz? Yaşadıklarınızdan ne anladığınızı sorun. Yaşamınızı sorgulayın. Sokrates’ ı yaşam rehberiniz yapın. Gerçek yaşınızı mı soruyorsunuz?Umutlarınıza bakın, kararlarınıza bakın, yaşama sevincinize bakın, neden yaşamak istediğinize bakın, iradenize bakın, dünyaya bakın, dünyanın geleceğine bakın, o geleceğe bugün ne katabileceğinize bakın. Gerçek yaşınızı göreceksiniz.”

Yaşam yolculuğunda fazla düşünmeden tükettiğimiz anların her birinin bizi nasıl eğittiğini, hangi yönümüzü beslediğini ve hangi açıdan bize derinlik kattığını daha çok fark etmeye çalışırsak, ışık hızındaki bu dünyada sanıyorum ruhlarımız ile kolkola ilerlemeyi başarıp, nüfus kağıdı yaşımızın aksine binlerce yıl yaşında olabileceğiz.

 

Havaalanında yaşamak

Kaya Genç 13.12.2009

Yazar Alain de Botton, bir hafta Londra Heathrow Havaalanı'nda yaşadı ve gündelik hayatı yazdı

HEATHROW'DA BİR HAFTA

Yazar, gazeteci ve düşünür Alain de Botton, geçtiğimiz yaz Londra'nın dünyaya açılan kapısı Heathrow Havaalanı'na gittiğinde, bir başka şehre seyahat etmeyi düşünmüyordu. Bir uçağa yetişmesi gerekmiyordu; check-in masasında sıraya girmekle uğraşmayacaktı, hatta yanında bir uçak bileti dahi yoktu. Dizüstü bilgisayarı ve ufak bavuluyla gelmişti Heathrow'a. Havaalanının kendisine ısmarladığı bir kitap yazacak, bir haftalığına havaalanında yaşayacaktı. Zürih doğumlu 39 yaşındaki yazarı daha önce kaleme aldığı ve Türkiye'de her biri çok tutulan Proust Hayatınızı Nasıl Değiştirebilir?, Mutluluğun Mimarisi ve Seyahat Sanatı gibi modern hayatı inceleyen kitaplarıyla tanıyoruz. Alain de Botton'un en önemli marifeti, çağdaş hayatın sıradan görünümünün altında, derin felsefelerin izlerini bulabilmesi. Havaalanında Bir Hafta kitabında, küreselleşmenin ve modernitenin somutlaştığı bir mekân olarak gördüğü Heathrow'da, de Botton'la birlikte, güvenlik görevlilerinin, check-in çalışanlarının, ayrılan, kavuşan, bekleyen yolcuların, uçaklarda yediğimiz yemeklerin hazırlandığı bölümlerin, bakım-onarım departmanının, lounge'ların ve yazarın da kaldığı özel Heathrow otelinin koridorlarının arasında geziyor ve onun yaptığı gözlemleri okuyoruz.

- Kopenhag'daki İklim Zirvesi'nde uçakların küresel ısınmaya olan etkisi eleştiriliyor, Havaalanında Bir Hafta'yı yazmadan önce etik bir çelişki yaşadınız mı?

- Kitabım uçak kullanımını savunmuyor, öncelikle bunu açıklığa kavuşturmayı isterim! Amacım havacılık endüstrisini savunmak da değildi. Uluslararası bir havaalanındaki hayatı, burada her gün olan bazı olayları incelemek istedim. Havaalanlarına bir uçağa yetişmek için gidiyoruz, doğru kapıyı bulmaya çalışırken çevremizde olup bitenleri görmüyoruz. Ancak ben havaalanlarına daha dikkatle bakmamız gerektiği görüşündeyim, buralar çağdaş dünyanın hayali merkezleri artık. Medyada soyut biçimlerde karşımıza çıkan, moderniteye ait pek çok şey, havaalanlarının mimarisinde somutlaşıyor. Küreselleşme, çevre felaketleri, aşırı tüketim, ailelerin yıkılışı, havaalanlarında karşımıza çıkan olgulardan sadece bazıları.

- Heathrow'a orada doğmuş kadar aşina gibisiniz.

- Kitabı yazarken amacım, Heathrow'u bir yabancının bakışıyla anlatmaktı. Bir havalanına sanki orayı daha önce hiç görmemişim gibi bakmayı istedim. Bazen bizi hayrete düşürmesi gereken şeyleri normal karşılar hale geliyoruz. Uçmak normal bir şeymiş gibi davranıyoruz mesela! Oysa düşününce, hiç değil. Ben de tıpkı bir uzaylı gibi, havaalanının koridorlarında gezmek, kontrol kulesinde dolaşmak istedim. Sanki buraları ilk defa görüyormuşum gibi davrandım.

BENİ SANSÜRLEMEDİLER - Havaalanlarında ne hissediyoruz, düşüncelerimiz nasıl değişiyor?

- Havaalanlarına geldiğimizde ölüm ihtimalimiz aklımıza daha yoğun biçimda geliyor, bilinçsizce veya yarı bilinçli bir halde, alışkanlıklarımızdan uzaklaşıyor, daha içten, samimi, meraklı ve aşka açık hale geliyoruz. Gündelik rutinlerimizin dışına çıkıyor, ölümlülüğümüzün farkına vararak sıradışı karşılaşmalara daha açık hale geliyoruz. Aşksız evliliklerini on yıllardır sürdüren çiftler, havaalanlarında aniden romantik laflar etmeye başlıyorlar mesela! Bitmenin eşiğine gelmiş bir ilişki yaşayan çift, uçaklarının düşeceği korkusuyla sorunlarını çözebiliyor.

- Kitabınız havaalanı yönetiminin 'sipariş üzerine' yazılmış. Acaba Rönesans dönemindeki gibi yine yazarlara patronluk eden 'hami'lerin sponsorluğunda çıkacak kitaplar çağı mı yaşanacak gelecekte?

- Kitabın başında Heathrow'un 'patronum' olduğunu söylerken şaka yapıyordum aslında. Geçmişte yazarların 'hamileri' vardı gerçekten, yazarların ne yazdıklarını kontrol ederlerdi. Benim durumum ise çok daha farklı. Heathrow yöneticileriyle yaptığım anlaşmaya göre, istediğimi yazabilecektim, herhangi bir sansür tehlikesi yoktu yani. Herkes de durumun bu olduğunu kabul etti. Heathrow yetkilileri metin yayımlanmadan önce bana ne yazmam gerektiğini söylemedi, yazdıklarıma da bakmadı. İstediğimi yapabilirdim çünkü havaalanına bir güzelleme yapmıyordum. Hissettiğim gibi, merakım beni nereye yöneltiyorsa onu yazdım.

- Bu kitabı yazmak yorucu muydu? Heathrow'da size özel yerleştirilen masanızda oturuyor muydunuz daha çok, yoksa hareket halinde miydiniz?

- İngiltere'deki pek çok kasabadan daha büyük bir alanı kaplayan Heathrow gibi devasa bir yer için, bir hafta çok kısa bir süre. Havaalanını gezip çalışanlarla, yolcularla konuştum; pilotlardan hava trafik kontrolörlerine, uçaklardaki yemekleri hazırlayanlara kadar bir sürü insanla tanıştım. Bu karmaşık mekânı temsil edebilecek bir hafta geçirmek, buranın portresini yazmaktı amacım. Yazarın görevi, modern hayatın karmaşıklığını anlatkak bence. İnsan hep bir mağaraya çekilmek, bir fildişi kulede yaşamak istiyor. Ancak modern dünyada daha çok zaman geçirdikçe büyüleyici bilgiler ediniyoruz ve mağaraya, fildişi kuleye çekilmediğimiz için mutlu oluyoruz.

Havaalanında akan yaşam

Türk okurunun yakından tanıdığı Alain de Botton`ın, Havaalanında Bir Hafta adlı kitabı dünyada yayımlandıktan kısa süre sonra Türkçede

İsviçreli yazar Alain de Botton, Türkiyeli okurlar tarafından yakından tanınıyor. Günlük yaşama dair farklı bakış açıları barındıran ve yaklaşık 25 dile çevrilen kitaplarında hem kendi düşüncelerine, hem de büyük sanatçı ve filozofların sözlerine yer veriyor.

Alain de Botton`un son kitabı Havaalanında Bir Hafta, geçtiğimiz günlerde Sel Yayıncılık tarafından yayımlandı. Bu kez, Londra`daki Heathrow Havaalanı`nda her gün yaşanan koşturmacanın, buluşmaların ve ayrılmaların izini süren yazarla, kitabı hakkında bir söyleşi yaptık.

Havaalanlarını sevdiğinizden birçok kez bahsettiniz, özellikle de Seyahat Sanatı / The Art of Travel romanınızda. Ve en sonunda da havaalanıyla ilgili bir kitap yazdınız. Sonuçtan memnun musunuz? Çünkü bu bir şirketin projesiydi ve merak ettiğim şey şu: Diğer kitaplarınızda olduğunuz gibi özgür müydünüz bunu kaleme alırken?


Kitabın şu anki konumundan gayet memnunum. Bu gerçekten ufak bir kitap oldu, uzun bir deneme yazısı gibi. Heathrow Havaalanı`nın yetkilileri, bana herhangi bir problem çıkarmadılar. Beni kitabımla baş başa bıraktılar. Bana karışmama konusunda oldukça hassastılar. Bunun bir pazarlama ürünü değil, sanat olduğunun farkındaydılar.

Heathrow Havaalanı`nda neler bulduğunuzdan biraz bahseder misiniz? Neler beklediğiniz gibiydi, neler umduğunuzun dışında kaldı?

Havaalanlarıyla ilgi en büyük problem şudur: Genelde bir uçağa yetişmek için son dakikada gideriz. Ve çıkış kapısını bulmak hayli zor olduğundan, etrafımıza bakmamayı tercih ederiz. Havaalanları kesinlikle ikinci bir bakışı hak ediyorlar. Onlar modern dünyanın temsili merkezleri. Burada küreselleşmeyi, ekolojik tahribi, aşırı tüketimi, ailelerin yıkılışını da bulabilirsiniz.

Neden otel ve havaalanı gibi yerleri seviyorsunuz? Bir sosyolog vardı, adını şu an hatırlayamadım, şöyle demişti: `Havaalanı, otel, kafe gibi yerler sizin eviniz değil, aynı zamanda kimsenin evi değil. İşte bu yüzden insanlar bu rahatlıktan keyif alıyorlar.` Siz de bu duyguyu yaşamaktan hoşlanıyor musunuz, `evinizden` uzak kalmaktan?


Havaalanları hep ölümü ensemizde hissetmemize sebep olmuştur. Ve bu bilinçsiz olma ya da yarı farkındalık durumu bizi çekingenlikten koparıp sevme potansiyelimizi arttırıyor. Günlük alışkanlıklarımızdan vazgeçip ölümü hatırlatarak, pek alışık olmadığımız şeylerle karşı karşıya bırakıyor. Yıllardır evliliklerini sevgiden yoksun bir biçimde yürütmeye çalışan çiftler, havaalanlarında hiç beklenmedik bir anda birbirlerine romantik sözler söylemeye başlıyor. Uçakların havada çarpışma ihtimali çökmüş ilişkiler için bile harikalar yaratabilir.


Disiplinlerarası bir yazı tarzınız var ve Türk okurları bu tarzınızı bu kitabınızda da görebiliyor. Bize biraz da okuduklarınızdan, dinlediklerinizden ve izlediklerinizden bahseder misiniz?
 

Farklı kültürel öğeleri birbiriyle karıştırmaktan çok büyük keyif alıyorum. Fotoğrafçılığa hayranım, özellikle Robert Frank`ın The Americans kitabı gibi fotoğraf çalışmalarını kapsayan kitaplara bayılırım. Metinle görseli harmanlayan sanatçı Sophie Calle`in eserlerini de çok severim. Ve bir de Roland Barthes`ın denemelerinin içeriğinden çok biçimlerine hayranlık duyarım. La Rochefoucauld ve Plato gibi klasik yazarları okumaktan da keyif alırım.

Heathrow`da günleriniz nasıl geçiyor? Bize bir gününüzü anlatabilir misiniz?


Heathrow gibi büyük bir yer için bir hafta o kadar kısa bir zaman ki. Havaalanının her yerini dolaştım, çalışanlarla ve yolcularla konuştum. Pilotlardan, havayolu trafiğini kontrol edenlere hatta yemekleri yapanlara kadar herkesle röportaj yaptım. Tek amacım bu karmaşık yerin bir haftalık portresini gözler önüne sermekti. Bir keresinde gecenin bir vakti bomboş piste gidip durmuştum, bu çok keyifliydi. Bir şeyler içimi ürpertirken bir yandan da kendimi oldukça güvende hissetmiştim. Bir de yemeklerin yapılışını izlemekten çok büyük keyif aldım, nedense bir yemeği yemektense yapılışını izlemeyi daha ilginç bulurum.

 
>

Valid HTML 4.01 Transitional

Valid CSS!