Denemeler
Michel Eyquem de Montaigne
 


Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

 

 

TOPLANTI TARİHİ  : 22.03.2006
İRDELENEN KİTAP:
  Denemeler Montaigne
GRUP DEĞERLENDİRMESİ : 5.0
 

  
 


Denemeler : "Aklın Kendisi ile Diyaloğu"
Eren Arcan

Eğer Montaigne’in denemelerinin ortak bir paydası varsa, kütüphanesinin duvarına yazılı olan Sextus Empiricus ‘a ait olan: “Her akılcı görüşe eşdeğer bir akılcı görüşle karşı çıkılabilir.” düsturudur. 

Dört evladını bebekken kaybeden ve amansız böbrek sacıları yüzünden 1571 yılında 38 yaşındayken  şatosunun duvarları arasına çekilen Montaigne yirmi yıl süresince, binden fazla sayfalık “Denemeler” adlı eserini kaleme almıştır.   “Denemeler” in yazılması XVI ıncı yüzyılın başlarında Lüter’in Papa’ya başkaldırışı ile başlayan ve Hristiyanlığın bölünmesi ile sonuçlanan isyan döneminin bunalımlı devrine rastlamaktadır.

Kendi deneyimlerini kaleme aldığı makalelerine “essay” “deneme” adını veren Montaigne;  bir eleştirmenin “Aklın kendi kendisi ile diyaloğu” olarak tanımladığı bu  türün, edebiyatta yerini almasını sağlayan yazardır.  “Essay”  girişim – teşebbüs – deneme anlamına gelmektedir.  Montaigne yazılarında kendini merkeze orturtmuş ve amacının” insanlık“ hakkında değil yalnızca kendi deneyimleri hakkında yazmak olduğunu anlatmıştır.  Bunu yaparken de büyük bir alçakgönüllülükle  kendi yetersizliğinden, yarın öbür gün düşüncelerinin değişebileceğinden, bize ders verme niyetinde olmadığından sözetmiştir.  Kendini tanımaktan yola çıktığını; dünyadaki en büyük şeyin nasıl kendin olabileceğini bilmek olduğunu söyler.

Kitabın girişinde “Kısacası, okuyucu, kitabımın özü “benim”: Boş vakitlerini bu sudan ve anlamsız konuya harcaman akıl karı olmaz.  Haydi uğurlar olsun.” der

Ama buna karşın denemelerinin çoğu kişisel olarak başlamakta ama daha sonra insanlığı işleyen temalara uzanmaktadır.  Aslında Montaigne yalnızca kendisi hakkında söz etmek istediğini söylerken bizleri daha genel anlamda. “insanı” anlamaya davet etmektedir. "Her insanda, insanlığın bütün halleri vardır."

Deneyimler :

Montaigne bizlere gündelik hayatımızı, deneyimlerimizden yararlararak; duygularımızı, yeteneklerimizi göz önünde bulundurarak; onur, şan, şöhret peşinde koşmadan; dogmaya saplanmadan; bize bahşedilen hayatı doğanın öngördüğü biçimde yaşamamızı önerir.  Bize hayatın tadını çıkararak yaşamamızı söyler.  Hayata mesafeli bakarak, seyirci olmayı.

Onun yaşadığı dönemdeki sosyal ve politik çalkantıları göz önünde bulundurursak onun bize, kendi kabuğumuza çekilip hayatın bir seyircisi olma davetini belki de yadırgamamız gerekiyor.  

Herşeyin durmadan değiştiği bir dünyada inaçlarımızın temelini kesinlik oluşturamıyacağına göre; deneyimlerimizin temelinde kuşkuculuğun yer alması gerektiğini, söylemektedir Montaigne.   İnanç sistemlerinin değişkenliğine işaret ederek insanın bu değişkenlik nedeniyle, zaten kaybedeceği bir oyun için özgürlüğünden vazgeçmemesini önerir.

Ancak bu yaklaşımlar yalnızca dış dünya için geçerli değil, durmadan değişen, belirsiz, kalıptan kalıba giren iç dünyamız için de geçerlidir.  Bu sürekli değişim yüzünden ruhumuzu daha iyi anlayabilme ya da geliştirebilme imkansız hale gelir.  Yapabileceğimiz tek şey o an neler hissettiğimizi anlamak, bunun da kısa zaman içinde değişeceğini göz önünde bulundurmaktır

Montaigne’in savına göre mümkün olduğunca özgür ve bağımsız; politik ve dini problemlerden uzak, insanın nasıl olduğu veya nasıl olması gerektiği gibi doktriner iddiaları gözardı ederek;  bize mutluluk veren cinsellik, yemek ve kitaplar gibi konulara öncelik vererek yaşamak  gerekiyor.

Montaigne bu tutumu ile bireysel alanı toplumsal alanın üzerinde tutar.  Bize sükun önerir.  Tutkulu bir biçimde şan, şeref peşinde koşmamayı.  Olaylara seyirci olmayı, evin duvarları arasında mutluluğu bulmayı.  Ancak geçim sıkıntısı olmayan bir aydın tipinin kendini halktan soyutlayıp evine kapanarak olaylara seyirci kalması, sonuçta, Fransa’da kanlı bir  ihtilale neden olmuştur.

Montaigne’in Tarih ile Bağı

Montaigne’i okumaya başladığımızda ilk farkına varacağınız özellik yazarın Yunan ve Roma çağı yazarları ile özel ilişkisidir.  Denemelerini klasik yazarlardan Latince alıntılarla bezemiştir.   Rönesans hümanizminin dayandığı yazarların en iyi örneklerinden biri olarak kabul edillen  Montaigne klasik yazarlardan elde ettiği bilgiyi büyük bir rahatlık içinde kullanmaktadır. 
 
Yol göstericilerinin putperestler olduğunu söyler.  Hiç bir zaman hristiyan söylemi içinde değildir.  Eski Yunan’a göre din, insanın ana kaygısı değildi.  Bu yüzden Yunan kültürüne odaklanmak Aydınlanmanın insan geçmişini dini değil, laik bir temele oturduğunu kabul etmek demekti.  iki yüzyıl sonra gerçekleşecek olan olan Aydınlanmanın temel taşlarından biri Montaigne olmuştur.  Hayatta olduğu sürece bu söylemleri onun başına dert açmamız ancak aradan bir yüzyıl geçtikten sonra kitabı yasaklanan kitaplar arasına girmiştir.

Bu klasik yazarların Montaigne’i büyüleyen yanı, onların şan şeref peşinde koşmadan, doğanın ve aklın tabiatına uygun yaşamayı ölçüt olarak alınmasını, savunmalarıdır.    Ancak Montaigne’in Sokrates’e övgüler düzmesi kendi öngördüğü hayata ”seyirci” olma olgusu ile ters düşmektedir.  Sokrates inançlarını sonuna kadar savunan bir kişi olarak tarihte yerini almıştır.  Montaigne Sokrates’ı klasisimin tahtına oturturken örtük olarak onu onaylamaktadır da.

Sonuç olarak

İnsan, kendisine mutluluk verecek ya da vermeyecek alanlarda gereksiz sınırlamalar koymamalıdır. Özel hayatı, kamusal alana tercih etmelidir.  Bizi önyargılardan uzak durmaya, kuşkuculuğa ve kültürel farklılıkların ayrımına varmaya; insan olarak hayatı zenginleştirme olanaklarına sahip olduğumuz halde bunları hırslı planlarla ya da gereksiz sınırlamalarla tehlikeye atmamaya davet etmektedir.  

Daha sonraki yıllarda Descartes  (15961650) Montaigne’in dağınık düşüncelerini ünlü "Cogito; ergo sum" “Düşünüyorum, öyleyse varım” sonucuna  bağlamıştır

21.03.2006

http://www.kirjasto.sci.fi/michelde.htm
http://books.guardian.co.uk/lrb/articles/0,,1082801,00.html
http://www.mala.bc.ca/~Johnstoi/introser/montaigne.htm
 

 

Aşağıda Montaigne'in ölümsüz eseri Denemeler'inden  alıntılar bulacaksınız.


“Bütün insanları hemşerim sayıyorum. Bir Polonyalıyı tıpkı bir Fransız gibi kucaklıyorum. Dünya ile akrabalığımı kendi milletimle akrabalığımdan üstün tutuyorum.”

 “Her insanda bütün insan halleri vardır.”

Plinius’un dediği gibi “Herkes kendisi için bir derstir; elverir ki insan kendini yakından görmesini bilsin. Benim yaptığım, bildiklerimi söylemek değil, kendimi öğrenmektir; başkasına değil kendime ders veriyorum.“

“Erdemli olmayı göze al; bu yola gir;
İyi yaşamayı sonraya bırakan; yolunda bir ırmağa
Rastlay
ıp da geçmesini bekleyen köylüye benzer;
Irmak hiç durmadan akıp gidecektir.”

“Benim mesleğim, sanatım yaşamaktır.”

“Kendini kuru sözle değil işle ve eserle anlat."

“Doğanın sonsuz gücü karşısında daha saygılı olmamız bilgisizliğimizi, yetersizliğimizi bilmemiz gerekir. “

“Öfke kendi kendinden hoşlanan, kendi kendini şişiren bir hırstır.”

“Dünyada insanlılığını bilmekten, insanca yaşamaktan daha güzel, daha doğru bir iş yoktur.”

“Kanunlardan daha çok, daha ağır, daha geniş haksızlıklara yol açan ne vardır?”

“Korunmak saldırana hem istek veriyor hem de hak kazandırıyor. Her korunma savaşçı bir kılığa girer ister istemez. “

“Karı koca arasındaki sevginin, arada bir ayrılmakla gevşeyeceğini sanırlar.”

“Yalnız yaşamanın bir tek amacı vardır sanıyorum; o da daha başıboş daha rahat yaşamak.”

“İnsan önce içindeki sıkıntıyı dağıtmazsa yer değiştirmek daha fazla bunaltır onu.”

“İçimizdeki kalabalık hallerimizden kurtulmamız, kendimizi kendimizden koparmamamız gerek.”


İçi arınmamışsa, neler bekler insan
Kendi kendisiyle ne sava
şlar eder boşuna,
Tutkular içinde ne kemirici kaygılar,
Ne korkular içinde kıvranır insan!
Ne çöküntüler yapar bizde gurur, şehvet
Öfke, gevşeklik ve tembellik !”


“Ben kendimi olduğum gibi gösteriyorum.”

“Gurur insanın düşüncesindedir, söze dökülen onun pek küçük bir parçasıdır. “

“Bilgeliğin en açık görüntüsü sürekli bir sevinçtir.”

“Gerçek erdem zengin, kudretli ve bilgili olmasını, mis kokulu yataklarda yatmasını bilir. “

“Eflatun der ki, çocuklara babalarının yeteneklerine göre değil, kendi yeteneklerine göre meslek bulmak gerekir. “

“Bize yaşamayı hayat geçtikten sonra öğretiyorlar.”

“Felsefenin insanlara, yaşamaya başlarken de, ölüme doğru giderken de söyleyecekleri vardır.”

“Kanunlar doğru oldukları için değil kanun oldukları için yürürlükte kalırlar.”

   

Nurhan Kürkan
Dipnot Kitap Kulübü Üyesi

Montaigne yalnız Denemeler’ini yazmak için yaşamış gibidir. Bundan başka kitabı olmadığı gibi hayatının da bu kitaptan başka serüveni yoktur. “Ben kitabımı yaptığım kadar da kitabım beni yaptı” der.

Babası kendisine Latinceyi ana dilinden önce öğrettiği için Montaigne eski Yunan ve Latin yazarlarını yakından tanımış ve eserinde bu yazarlara sık sık göndermeler yapmıştır. 

Hiçbir konuda Montaigne “Ben sizin yerinize düşündüm, düğümü çözdüm; siz artık düşünmeyin sadece benim dediğime uyun,” demez. Hep: “Bakın düşündükçe neler çıkıyor ortaya; siz de bir düşünün, çevrenize bakın, ipucu isterseniz işte benimki, işte Sokrates’inki, işte falan köylününki,” der gibidir. Ona göre herkes kendi kendini adam eder, etmelidir. Bu uğraşsa kendini bilmekle başlar.
 


Michel Eyquem de Montaigne (28 Şubat, 1533 – 13 Eylül, 1592) Fransız Rönesans yazarı.

28 Şubat 1533 tarihinde Périgord'da doğdu, 13 Eylül 1592 tarihinde aynı kentte öldü. Katolik inançlarına bağlı varlıklı ve soylu bir ailenin çocuğudur. Babasının etkisiyle çok küçük yaşta öğrenim görmeye başladı. 1546 yılında Collége de Guinne'yi bitirdi. Toulouse Üniversitesi'nde hukuk okudu. Bir süre Bordeaux parlamentosunda danışmanlık, sonra belediye başkanlığı, Etat Généraux'da milletvekilliği yaptı. Almanya ve İtalya'yı gezdi. Daha sonra şatosuna çekilerek kendini bütünüyle felsefe ve edebiyata verdi. Felsefede us ilkelerine dayalı kuşkucu bir yöntemi benimsedi. Montaigne başlıca yapıtı denemeler (Essais) için "ben kitabımı yaptığım kadar da kitabım beni yaptı" der

Deneme türünün yaratıcısı olarak kabul edilir. En önemli eseri Denemeler'de, insanı, özellikle de kendini büyük bir açıksözlülükle inceler. Bu denemelerin bir bölümü Sabahattin Eyüboğlu tarafından Türkçeye çevrilmiştir.

 

 

Montaigne  (15331592)
Yücel Nural

Rönesans düşünce tarzı ve tamamen yeni ve çağdaş  metotla yetiştirilen Montaigne  zengin  bir Bordo’lu ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.Babası soylu ,ve kentin belediye başkanı idi.  Seçkin bir eğitim alan Montaigne  özenle yetiştirildikten sonra  sarayda danışmanlık, parlamento azalığı, yargıçlık gibi yüksek mevkilerde görev  yaptı.  Bir ara politikaya girmek istese de hayal kırıklığına uğradı.  Erken ölümü ile  Montaign’e ölüm gerçeğini, arkadaş sevgisini ve Stoacılığı öğreten  sevgili dostu  Etien la Boétie’yi  1558’de  parlamento’da tanıdı ve yaşam boyu anısını sakladı.

1572’de Montaigne kendi adıyla anılan topraklarına ve şatosuna çekilerek  kendisini etüd ve düşünceye vererek DENEMELER’ini  yazmaya başladı. Eser  1580’ de ilk  kez yayınlandı. Yetkin bir diplomat olan  Montaigne  Avrupanın her tarafını dolaştı, derin gözlem yetisi ile incelemeler yaptı.1558’de, kentte veba salgını çıkınca ailesiyle birlikte topraklarını terk edip bölgeden kaçtı.  Bir süre sonra geri dönerek eserini yazmaya devam etti .Ölüm onu 1592 yılında  DENEMELER’ini yazarken buldu.

Yaşamının zenginliği ve çeşitliliği, tecrübelerinin derinliği ve genişliği, üstlendiği rollerin önemi , onun ruhsal gözlemlerine ve ahlaki fikirlerine özel bir değer katmaktadır.  Hep kendi tecrübelerini anlatsa da asıl sergilemek istediği insanların ortak yönleri ve “derin benlik”tir.Bunu yaparken kendi gözlemlerini büyük filozofların özdeyişleriyle de pekiştirmektedir.  Kendisini çok alıntı yapmakla eleştirenler olmuş,  Montaigne onlara:”Ben alıntılarımı saymam,ama tartarım” yanıtını vermiştir.

DENEMELER , bize bütün karmaşıklığı ve çelişkileri ile bir insanın portresini çizmektedir.  Gerçekten de Montaigne , fiziğinin ağırlığına karşın az rastlanan bir zeka inceliğine sahipti.  Bir köylü sağduyusu ile, aşırı cüretkar düşünceyi ve keskin bir  eleştiri bilincini harmanlayabilıyordu.  Kendisi büyük bir yüreklilikle acılara dayansa da işkenceye şiddetle karşı çıkardı.Montaigne’nin orijinalliği her insanda bulunan bu çelişkilerin bilincine varmış olmasıydı.  Zengin ve farklı olan kişiliğini sözcüklerle betimlemek zordur..  Tutkulu ve mistik yönlerı olmasa da Montaigne’in kişiliği bir bütünlük gösterir. Onun iki tutkusu vardı: gerçeklik ve özgürlük...Gerçeklik ve özgürlük insanlık onurunun idealiydi.

DENEMELER, onun doğal eğilimlerinin bir denemesidir:  ”Burada çiziktirdiğim  bütün bu yahniler benim yaşamımın deneyimlerinin, tecrübelerinin  bir kaydından başka bir şey değildir” , diyor yazar.

Montaigne bizlere dersler dayatmak değil , bizi kendisiyle beraber, girişimlerini , gözlemlerini ve düşüncelerini birlikte yaşamaya davet etmek istiyor. DENEMELER ,bilgelik araştırması yapan bir adamın günlüğüdür.

Montaigne tumturaklı sözlerden ve pırıltılı gösterişlerden uzak durur.Ona göre yazarın stili ,biçemi , bilgi ile kişiliğinin gelişmesiyle oluşur.Montaigne birçok açıdan klasik doktrinin sözcüsü gibidir: biçem düşünceye hizmet eder, onu yönetmez. Montaigne hiçbir sevecenlik göstermeden, zaman zaman , DENEMELER’inin biçemini aşırı bir sertlikle yargılar:”Ulaşılmak istenen hedef çok yüksektedir, o halde kendinden çok şey taleb etmek gerek”

Fakat yazıları kendi mizacına uygundur, doğallıktan ayrılmaz,bir anektod diğerini çağırır,ölçü düzen bilgiçlik taslamak yoktur. Bu gelgeç tavır, DENEMELER’e  yaşamın çekiciliğini ve şiirselliğini verir.

Montaigne purist (arılaştırıcı) değildir, hocası Sokrat gibi zanaatkar diliyle konuşmaktan çekinmez.Fransızcanın yetmediği yerde Gascon dilini yardıma çağırır.  Kesin ve çarpıcı betimlemelerle yazımına tat katar. Tanıdık karşılaştırmalar, şiirsel imgelemler , canlı metaforlarla; doğal yeti ile bilinçli sanatın ayırt edilemediği yazını okuyucuya renkler ve tatlar sunar.

Montaigne genç yaşta kaybettiği en değerli dostu Etienne la Boétie’den Stoa’cılığı öğrenmiştir:yaşamda ılımlı olmak, sadakat, hoşgörü,cesaret ve dayançlı olmak esastır.  Tevazu şarttır:”Dünyanın en yüksek tahtına da otursak, oturduğumuz yer sadece popomuzdur “,der.

1555 yıllarında Gutenberg ilk matbaayı kurdu. Ayni yıllarda ateşli silahlar yaygınlaştı.Rönesans hümanistleri  Grekçeyi keşfettiler.Platon sayesinde , dinden bağımsız, sadece insanlığa ait bir bilgelik olduğunu fark ettiler. O zamana kadar Avrupa felsefesine Aristocular hakimdi.St.Thomas,St.Augustine gibi hristiyan filosoflar:”Tanrıdan başka kimse yaratıcı olamaz!” diyorlardı.Rönesans, sanatçıya özgürce ve her istediğini yaratabilme hakkını tanıdı. Platoncular Aristoculara galip geldi.Platoncu olan Montaigne bu çağın optimizmini  ve hümanizmasını yazımında yansıtmaktadır.

1492’de Kristof Kolomb Amerikayı keşfemişti.  Thomas More, Leonardo da Vinci ,  Michel Ange, Albert Dürer,  Copernic,  Martin Luther, ve daha nice çağdaşları  Montaigne’in kültür dağarcığını zenginleştirdiler.”Kızıl Ağaçlar Ülkesi” romanından anımsayacağımız Villegagnon olayını Montaigne incelemiş ve “bon sauvage”:”iyi vahşi”nin savunuculığunu üstlenmiştir ki  bu düşünce sonradan 18.ci yy. filosofları tarafından da benimsenmiştir.(Rouseau ve Shakespeare)

Kanlı din savaşları,milyonlarca insanı yok eden salgın hastalıklar, Sevgili arkadaşı la Boétie’nin genç ölümü, Sokrat’ın içine sindiremediği yok edilişi,Montaigne’e ölümün  en kaçınılmaz gerçek olduğunu kanıtlamıştı.  Fakat o ahiret inancı beslemez,  genelde Epikürcüdür.  Dinin insanlara,yaşamı  aşağılama inancı aşıladığına inanır.Bütün yaşamı boyunca kilisenin yolsuzluklarını eleştirmiştir.

1676’da Roma Kilisesi DENEMELER’i mahkum eder.

Görünen o ki, Montaignin  16.yy’da yazdığı eser 21.yy’da güncelliğini koruduğu gibi gelecekte de insan tabiatını betimlemeyi sürdürecek.. 

Kaynaklar:
AUTOUR DE MONTAİGNE,Roger Stephane,Stock,1986
16éme SİECLE,Lagarde &Michard ,Bordas

21.03.2006