Montaigne
Denemeler

Michel Eyquem de Montaigne

 

Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

05.04.2006


  Editörün Notu :  Montaigne bizlere gündelik hayatımızı, deneyimlerimizden yararlararak; duygularımızı, yeteneklerimizi göz önünde bulundurarak; onur, şan, şöhret peşinde koşmadan; dogmaya saplanmadan; bize bahşedilen hayatı doğanın öngördüğü biçimde yaşamamızı önerir. Bize hayatın tadını çıkararak yaşamamızı söyler.
 

  Denemeler : "Aklın Kendisi ile Diyaloğu
Eren Arcan

Eğer Montaigne’in denemelerinin ortak bir paydası varsa, kütüphanesinin duvarına yazılı olan Sextus Empiricus ‘a ait olan: “Her akılcı görüşe eşdeğer bir akılcı görüşle karşı çıkılabilir.” düsturudur.

Eğer Montaigne’in denemelerinin ortak bir paydası varsa, kütüphanesinin duvarına yazılı olan Sextus Empiricus ‘a ait olan: “Her akılcı görüşe eşdeğer bir akılcı görüşle karşı çıkılabilir.” düsturudur.

Dört evladını bebekken kaybeden ve amansız böbrek sacıları yüzünden 1571 yılında 38 yaşındayken şatosunun duvarları arasına çekilen Montaigne yirmi yıl süresince, binden fazla sayfalık “Denemeler” adlı eserini kaleme almıştır. “Denemeler” in yazılması XVI ıncı yüzyılın başlarında Lüter’in Papa’ya başkaldırışı ile başlayan ve Hristiyanlığın bölünmesi ile sonuçlanan isyan döneminin bunalımlı devrine rastlamaktadır. .

Kendi deneyimlerini kaleme aldığı makalelerine “essay” “deneme” adını veren Montaigne; bir eleştirmenin “Aklın kendi kendisi ile diyaloğu” olarak tanımladığı bu türün, edebiyatta yerini almasını sağlayan yazardır. “Essay” girişim – teşebbüs – deneme anlamına gelmektedir. Montaigne yazılarında kendini merkeze orturtmuş ve amacının” insanlık“ hakkında değil yalnızca kendi deneyimleri hakkında yazmak olduğunu anlatmıştır. Bunu yaparken de büyük bir alçakgönüllülükle kendi yetersizliğinden, yarın öbür gün düşüncelerinin değişebileceğinden, bize ders verme niyetinde olmadığından sözetmiştir. Kendini tanımaktan yola çıktığını; dünyadaki en büyük şeyin nasıl kendin olabileceğini bilmek olduğunu söyler.

Kitabın girişinde “Kısacası, okuyucu, kitabımın özü “benim”: Boş vakitlerini bu sudan ve anlamsız konuya harcaman akıl karı olmaz. Haydi uğurlar olsun.” der .

Ama buna karşın denemelerinin çoğu kişisel olarak başlamakta ama daha sonra insanlığı işleyen temalara uzanmaktadır. Aslında Montaigne yalnızca kendisi hakkında söz etmek istediğini söylerken bizleri daha genel anlamda. “insanı” anlamaya davet etmektedir. "Her insanda, insanlığın bütün halleri vardır." .

Deneyimler
Montaigne bizlere gündelik hayatımızı, deneyimlerimizden yararlararak; duygularımızı, yeteneklerimizi göz önünde bulundurarak; onur, şan, şöhret peşinde koşmadan; dogmaya saplanmadan; bize bahşedilen hayatı doğanın öngördüğü biçimde yaşamamızı önerir. Bize hayatın tadını çıkararak yaşamamızı söyler.

Onun yaşadığı dönemdeki sosyal ve politik çalkantıları göz önünde bulundurursak onun bize, kendi kabuğumuza çekilip hayatın bir seyircisi olma davetini belki de yadırgamamız gerekiyor.

Herşeyin durmadan değiştiği bir dünyada inaçlarımızın temelini kesinlik oluşturamıyacağına göre; deneyimlerimizin temelinde kuşkuculuğun yer alması gerektiğini, söylemektedir Montaigne. İnanç sistemlerinin değişkenliğine işaret ederek insanın bu değişkenlik nedeniyle, zaten kaybedeceği bir oyun için özgürlüğünden vazgeçmemesini önerir.

Ancak bu yaklaşımlar yalnızca dış dünya için geçerli değil, durmadan değişen, belirsiz, kalıptan kalıba giren iç dünyamız için de geçerlidir. Bu sürekli değişim yüzünden ruhumuzu daha iyi anlayabilme ya da geliştirebilme imkansız hale gelir. Yapabileceğimiz tek şey o an neler hissettiğimizi anlamak, bunun da kısa zaman içinde değişeceğini göz önünde bulundurmaktır Montaigne’in savına göre mümkün olduğunca özgür ve bağımsız; politik ve dini problemlerden uzak, insanın nasıl olduğu veya nasıl olması gerektiği gibi doktriner iddiaları gözardı ederek; bize mutluluk veren cinsellik, yemek ve kitaplar gibi konulara öncelik vererek yaşamak gerekiyor.

Montaigne bu tutumu ile bireysel alanı toplumsal alanın üzerinde tutar. Bize sükun önerir. Tutkulu bir biçimde şan, şeref peşinde koşmamayı. Olaylara seyirci olmayı, evin duvarları arasında mutluluğu bulmayı. Ancak geçim sıkıntısı olmayan bir aydın tipinin kendini halktan soyutlayıp evine kapanarak olaylara seyirci kalması, sonuçta, Fransa’da kanlı bir ihtilale neden olmuştur.

Montaigne’in Tarih ile Bağı .
Montaigne’i okumaya başladığımızda ilk farkına varacağınız özellik yazarın Yunan ve Roma çağı yazarları ile özel ilişkisidir. Denemelerini klasik yazarlardan Latince alıntılarla bezemiştir. Rönesans hümanizminin dayandığı yazarların en iyi örneklerinden biri olarak kabul edillen Montaigne klasik yazarlardan elde ettiği bilgiyi büyük bir rahatlık içinde kullanmaktadır.  

Yol göstericilerinin putperestler olduğunu söyler. Hiç bir zaman hristiyan söylemi içinde değildir. Eski Yunan’a göre din, insanın ana kaygısı değildi. Bu yüzden Yunan kültürüne odaklanmak Aydınlanmanın insan geçmişini dini değil, laik bir temele oturduğunu kabul etmek demekti. iki yüzyıl sonra gerçekleşecek olan olan Aydınlanmanın temel taşlarından biri Montaigne olmuştur. Hayatta olduğu sürece bu söylemleri onun başına dert açmamız ancak aradan bir yüzyıl geçtikten sonra kitabı yasaklanan kitaplar arasına girmiştir.

Bu klasik yazarların Montaigne’i büyüleyen yanı, onların şan şeref peşinde koşmadan, doğanın ve aklın tabiatına uygun yaşamayı ölçüt olarak alınmasını, savunmalarıdır. Ancak Montaigne’in Sokrates’e övgüler düzmesi kendi öngördüğü hayata ”seyirci” olma olgusu ile ters düşmektedir. Sokrates inançlarını sonuna kadar savunan bir kişi olarak tarihte yerini almıştır. Montaigne Sokrates’ı klasisimin tahtına oturturken örtük olarak onu onaylamaktadır da.

Sonuç olarak
İnsan, kendisine mutluluk verecek ya da vermeyecek alanlarda gereksiz sınırlamalar koymamalıdır. Özel hayatı, kamusal alana tercih etmelidir. Bizi önyargılardan uzak durmaya, kuşkuculuğa ve kültürel farklılıkların ayrımına varmaya; insan olarak hayatı zenginleştirme olanaklarına sahip olduğumuz halde bunları hırslı planlarla ya da gereksiz sınırlamalarla tehlikeye atmamaya davet etmektedir.

Daha sonraki yıllarda Descartes (15961650) Montaigne’in dağınık düşüncelerini ünlü "Cogito; ergo sum" “Düşünüyorum, öyleyse varım” sonucuna  bağlamıştır

21.03.2006
http://www.kirjasto.sci.fi/
http://books.guardian.co.uk/
http://www.mala.bc.ca/

Aşağıda Montaigne'in ölümsüz eseri Denemeler'inden alıntılar bulacaksınız.
https://turandursunkutuphanesi.files.wordpress.com

"Bütün insanları hemşerim sayıyorum. Bir Polonyalıyı tıpkı bir Fransız gibi kucaklıyorum. Dünya ile akrabalığımı kendi milletimle akrabalığımdan üstün tutuyorum.”
“Her insanda bütün insan halleri vardır.”
Plinius’un dediği gibi “Herkes kendisi için bir derstir; elverir ki insan kendini yakından görmesini bilsin. Benim yaptığım, bildiklerimi söylemek değil, kendimi öğrenmektir; başkasına değil kendime ders veriyorum.“
“Erdemli olmayı göze al; bu yola gir;
İyi yaşamayı sonraya bırakan; yolunda bir ırmağa
Rastlayıp da geçmesini bekleyen köylüye benzer;
Irmak hiç durmadan akıp gidecektir.”
“Benim mesleğim, sanatım yaşamaktır.”
“Kendini kuru sözle değil işle ve eserle anlat."
“Doğanın sonsuz gücü karşısında daha saygılı olmamız bilgisizliğimizi, yetersizliğimizi bilmemiz gerekir. “
“Öfke kendi kendinden hoşlanan, kendi kendini şişiren bir hırstır.”
“Dünyada insanlılığını bilmekten, insanca yaşamaktan daha güzel, daha doğru bir iş yoktur.”
“Kanunlardan daha çok, daha ağır, daha geniş haksızlıklara yol açan ne vardır?”
“Korunmak saldırana hem istek veriyor hem de hak kazandırıyor. Her korunma savaşçı bir kılığa girer ister istemez. “
“Karı koca arasındaki sevginin, arada bir ayrılmakla gevşeyeceğini sanırlar.”
“Yalnız yaşamanın bir tek amacı vardır sanıyorum; o da daha başıboş daha rahat yaşamak.”
“İnsan önce içindeki sıkıntıyı dağıtmazsa yer değiştirmek daha fazla bunaltır onu.”
“İçimizdeki kalabalık hallerimizden kurtulmamız, kendimizi kendimizden koparmamamız gerek.”

İçi arınmamışsa, neler bekler insan
Kendi kendisiyle ne savaşlar eder boşuna,
Tutkular içinde ne kemirici kaygılar,
Ne korkular içinde kıvranır insan!
Ne çöküntüler yapar bizde gurur, şehvet
Öfke, gevşeklik ve tembellik !”

“Ben kendimi olduğum gibi gösteriyorum.”
“Gurur insanın düşüncesindedir, söze dökülen onun pek küçük bir parçasıdır.“
“Bilgeliğin en açık görüntüsü sürekli bir sevinçtir.”
“Gerçek erdem zengin, kudretli ve bilgili olmasını, mis kokulu yataklarda yatmasını bilir. “
“Eflatun der ki, çocuklara babalarının yeteneklerine göre değil, kendi yeteneklerine göre meslek bulmak gerekir. “
“Bize yaşamayı hayat geçtikten sonra öğretiyorlar.”
“Felsefenin insanlara, yaşamaya başlarken de, ölüme doğru giderken de söyleyecekleri vardır.”
“Kanunlar doğru oldukları için değil kanun oldukları için yürürlükte kalırlar.”



Montaigne (15331592)
Yücel Nural


Rönesans düşünce tarzı ve tamamen yeni ve çağdaş metotla yetiştirilen Montaigne zengin bir Bordo’lu ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.Babası soylu ,ve kentin belediye başkanı idi. Seçkin bir eğitim alan Montaigne özenle yetiştirildikten sonra sarayda danışmanlık, parlamento azalığı, yargıçlık gibi yüksek mevkilerde görev yaptı. Bir ara politikaya girmek istese de hayal kırıklığına uğradı. Erken ölümü ile Montaign’e ölüm gerçeğini, arkadaş sevgisini ve Stoacılığı öğreten sevgili dostu Etien la Boétie’yi 1558’de parlamento’da tanıdı ve yaşam boyu anısını sakladı..

1572’de Montaigne kendi adıyla anılan topraklarına ve şatosuna çekilerek kendisini etüd ve düşünceye vererek DENEMELER’ini yazmaya başladı. Eser 1580’ de ilk kez yayınlandı. Yetkin bir diplomat olan Montaigne Avrupanın her tarafını dolaştı, derin gözlem yetisi ile incelemeler yaptı.1558’de, kentte veba salgını çıkınca ailesiyle birlikte topraklarını terk edip bölgeden kaçtı. Bir süre sonra geri dönerek eserini yazmaya devam etti .Ölüm onu 1592 yılında DENEMELER’ini yazarken buldu.

Yaşamının zenginliği ve çeşitliliği, tecrübelerinin derinliği ve genişliği, üstlendiği rollerin önemi , onun ruhsal gözlemlerine ve ahlaki fikirlerine özel bir değer katmaktadır. Hep kendi tecrübelerini anlatsa da asıl sergilemek istediği insanların ortak yönleri ve “derin benlik”tir.Bunu yaparken kendi gözlemlerini büyük filozofların özdeyişleriyle de pekiştirmektedir. Kendisini çok alıntı yapmakla eleştirenler olmuş, Montaigne onlara:”Ben alıntılarımı saymam,ama tartarım” yanıtını vermiştir.

DENEMELER , bize bütün karmaşıklığı ve çelişkileri ile bir insanın portresini çizmektedir. Gerçekten de Montaigne , fiziğinin ağırlığına karşın az rastlanan bir zeka inceliğine sahipti. Bir köylü sağduyusu ile, aşırı cüretkar düşünceyi ve keskin bir eleştiri bilincini harmanlayabilıyordu. Kendisi büyük bir yüreklilikle acılara dayansa da işkenceye şiddetle karşı çıkardı.Montaigne’nin orijinalliği her insanda bulunan bu çelişkilerin bilincine varmış olmasıydı. Zengin ve farklı olan kişiliğini sözcüklerle betimlemek zordur.. Tutkulu ve mistik yönlerı olmasa da Montaigne’in kişiliği bir bütünlük gösterir. Onun iki tutkusu vardı: gerçeklik ve özgürlük...Gerçeklik ve özgürlük insanlık onurunun idealiydi.

DENEMELER, onun doğal eğilimlerinin bir denemesidir: ”Burada çiziktirdiğim bütün bu yahniler benim yaşamımın deneyimlerinin, tecrübelerinin bir kaydından başka bir şey değildir” , diyor yazar.

Montaigne bizlere dersler dayatmak değil , bizi kendisiyle beraber, girişimlerini , gözlemlerini ve düşüncelerini birlikte yaşamaya davet etmek istiyor. DENEMELER ,bilgelik araştırması yapan bir adamın günlüğüdür.

Montaigne tumturaklı sözlerden ve pırıltılı gösterişlerden uzak durur.Ona göre yazarın stili ,biçemi , bilgi ile kişiliğinin gelişmesiyle oluşur.Montaigne birçok açıdan klasik doktrinin sözcüsü gibidir: biçem düşünceye hizmet eder, onu yönetmez. Montaigne hiçbir sevecenlik göstermeden, zaman zaman , DENEMELER’inin biçemini aşırı bir sertlikle yargılar:”Ulaşılmak istenen hedef çok yüksektedir, o halde kendinden çok şey taleb etmek gerek”

Fakat yazıları kendi mizacına uygundur, doğallıktan ayrılmaz,bir anektod diğerini çağırır,ölçü düzen bilgiçlik taslamak yoktur. Bu gelgeç tavır, DENEMELER’e yaşamın çekiciliğini ve şiirselliğini verir.

Montaigne purist (arılaştırıcı) değildir, hocası Sokrat gibi zanaatkar diliyle konuşmaktan çekinmez.Fransızcanın yetmediği yerde Gascon dilini yardıma çağırır. Kesin ve çarpıcı betimlemelerle yazımına tat katar. Tanıdık karşılaştırmalar, şiirsel imgelemler , canlı metaforlarla; doğal yeti ile bilinçli sanatın ayırt edilemediği yazını okuyucuya renkler ve tatlar sunar.
Montaigne genç yaşta kaybettiği en değerli dostu Etienne la Boétie’den Stoa’cılığı öğrenmiştir:yaşamda ılımlı olmak, sadakat, hoşgörü,cesaret ve dayançlı olmak esastır. Tevazu şarttır:”Dünyanın en yüksek tahtına da otursak, oturduğumuz yer sadece popomuzdur “,der.

1555 yıllarında Gutenberg ilk matbaayı kurdu. Ayni yıllarda ateşli silahlar yaygınlaştı.Rönesans hümanistleri Grekçeyi keşfettiler.Platon sayesinde , dinden bağımsız, sadece insanlığa ait bir bilgelik olduğunu fark ettiler. O zamana kadar Avrupa felsefesine Aristocular hakimdi. St.Thomas,St.Augustine gibi hristiyan filosoflar:”Tanrıdan başka kimse yaratıcı olamaz!” diyorlardı.Rönesans, sanatçıya özgürce ve her istediğini yaratabilme hakkını tanıdı. Platoncular Aristoculara galip geldi.Platoncu olan Montaigne bu çağın optimizmini ve hümanizmasını yazımında yansıtmaktadır.

1492’de Kristof Kolomb Amerikayı keşfemişti. Thomas More, Leonardo da Vinci , Michel Ange, Albert Dürer, Copernic, Martin Luther, ve daha nice çağdaşları Montaigne’in kültür dağarcığını zenginleştirdiler.”Kızıl Ağaçlar Ülkesi” romanından anımsayacağımız Villegagnon olayını Montaigne incelemiş ve “bon sauvage”:”iyi vahşi”nin savunuculığunu üstlenmiştir ki bu düşünce sonradan 18.ci yy. filosofları tarafından da benimsenmiştir.(Rouseau ve Shakespeare)

Kanlı din savaşları,milyonlarca insanı yok eden salgın hastalıklar, Sevgili arkadaşı la Boétie’nin genç ölümü, Sokrat’ın içine sindiremediği yok edilişi,Montaigne’e ölümün en kaçınılmaz gerçek olduğunu kanıtlamıştı. Fakat o ahiret inancı beslemez, genelde Epikürcüdür. Dinin insanlara,yaşamı aşağılama inancı aşıladığına inanır.Bütün yaşamı boyunca kilisenin yolsuzluklarını eleştirmiştir.

1676’da Roma Kilisesi DENEMELER’i mahkum eder.
Görünen o ki, Montaignin 16.yy’da yazdığı eser 21.yy’da güncelliğini koruduğu gibi gelecekte de insan tabiatını betimlemeyi sürdürecek..
Kaynaklar:

AUTOUR DE MONTAİGNE,Roger Stephane,Stock,1986
16éme SİECLE,Lagarde &Michard ,Bordas
21.03.2006


 
  ÖNSÖZ 3

https://turandursunkutuphanesi.files

Montaigne Avrupa'ya serbest düşünmesini öğretmiş olan adamdır, demek fazla büyük söylemektir, ama böyle bir söz olsa olsa Montaigne için söylenebilir. On altıncı yüzyılda serbest düşünmek, babadan kalma, donmuş, su götürmez düşünce kalıplarını zorlamak, başka türlüsünü düşünmeyi kimsenin göze alamadığı inanışların doğruluğundan kuşku duymak hastalıklardan dinlere, adetlerden kanunlara kadar insan hayatının her yönü üzerinde kendi aklının ışığıyla yeni baştan düşünce yürütmekti. Buysa o zaman tek başına Amerika'yı keşfe gitmek gibi bir işti. Gerçi Rönesans Avrupası'nda bu iş artık olanaksızlıktan çıkmış, okur yazarlar bir yandan dünyanın, bir yandan da Yunan ve Latinlerin daha iyi tanınmasıyla insanoğlunun türlü türlü düşünmesi olanağı bulunduğunu öğrenmiş, yer yer, zaman zaman hocadan izinsiz düşünme denemelerine başlamışlardı. Fakat bütün hayatını bu denemelere hasreden, kendini serbest düşüncenin deney tahtası haline getiren ilk adam Montaigne oldu.

Gerçekten de Montaigne yalnız Denemeler'ini yazmak için yaşamış gibidir. Bundan başka kitabı olmadığı gibi hayatının da bu kitaptan başka serüveni yoktur. Ben kitabımı yaptığım kadar da kitabım beni yaptı der. Denemeler'in yazıldığı yirmi yıl içinde (1572'den 1591'e yani ölümüne kadar) Montaigne kendini kitabına, kitabını kendine göre ayarlamakla uğraşır. 1581-1585 yılları arasındaki Bordeaux kentinin Belediye Başkanlığı onu kütüphanesine ve Denemeler'ine daha fazla bağlamaktan, kendi kendini işleyen ve geliştiren düşüncesine yeni ip uçları getirmekten başka bir işe yaramamıştır..

Özellikle son yedi yıl içinde Montaigne Perigord'daki küçük şatosunun kulesine öyle kapanmıştır ki ülkesini kasıp kavuran en kanlı din kavgaları, evine kadar sokulan eli bıçaklı insanlar bile onu telaşa düşürmemiş, köşesinden ve kitabından ayırmamıştır. Daha önceki hayatı da çok sevdiği ve saydığı bir babanın akıllıca yönetimi altında Denemeler'in hamurunu yoğurmakla geçmiştir. Doğar doğmaz özellikle köylüler arasına gönderilen, gözlerini, Rönesans gibi Denemeler'in de anası olan doğanın şımartılmaz şefkati içinde açan Montaigne o zaman insan düşüncesini besleyen bilgileri en sağlam, en köklü bir şekilde veren düzenli, özenli bir öğretim gördü. Babası kendisine Latince'yi ana dilinden önce öğretecek kadar ileri gitmişti. Denemeler'de Montaigne'in Eskiler'le o kadar senli benli olması bu hazırlık sayesindedir. Montaigne'in gençliğinde öğrenme hazzının dışında bulduğu en büyük sevinç kaynağı Etienne de la Boetie ile olmuş. Kaldı ki düşüncesinin bereketini artıran bu dostluk da, La Boetie'nin genç yaşta ölümünden sonra Denemeler'in duygu ve düşünce kaynaklarından biri olmaya yaramıştır..

Montaigne bütün Fransızlar gibi yerine yurduna bağlı olmakla, dönüp dolaşıp doğduğu yere dönmekle ve orada ölmekle birlikte, peteğine çok uzaklardan, bütün dünyadan bal taşıyan bir düşünce arısıydı. Yeni keşfedilen Amerika'dan Türk padişahının sarayına kadar her yerde olup bitenlerin meraklısıydı. Önsözünde yalnız ailesi için yazdığını söylediği kitabında, karısından, doğup doğup ölen kızlarından hemen hiç sözetmeyen Montaigne, bu içine kapanmayı herkesten iyi bilen adam, hep dışarıyla, başkalarıyla uğraşır. Kendini dünyadan koparıp tek başına kalmayı bilen de o, Avrupa'da dünya vatandaşlığının ilk ve en açık sözcüsü de odur. Bakın ne diyor: «Bütün insanları hemşerim sayıyorum. Bir Polonyalı'yı tıpkı bir Fransız gibi kucaklıyorum. Dünya ile akrabalığımı kendi milletimle akrabalığımdan üstün tutuyorum. Doğduğum yerin pek o kadar heveslisi değilim. Kendi düşüncemle vardığım yeni bilgiler bana, sırf raslantılarla edindiğim hazır ve gelişigüzel bilgilerden daha değerli gelir. Kendi kazandığımız temiz dostluklar nerde, iklim ve kan dolayısıyla bağlı olduğumuz dostluklar nerde!.

Denemeler KENDİNİ TANI ilkesinin bütün bir ömre uygulanmasıdır. Bu bakımdan Montaigne, Sokrates'i Platon'dan çok daha iyi anlamış sayılabilir. Hiç kimse kendi kendini onun kadar sabırla, inatla, dikkatle gözetlememiş, en gizli, en ele avuca sığmaz hallerini yakalamakta onun kadar tetik davranmamıştır. Hayatın bütün hazları gibi uykusuna da pek düşkün olan bu adam, kendi kendini uyur ve rüya görür halde yakalayıvermek için uşaklarına gece onu birdenbire uyandırmalarını tembih edermiş. Bizim şeyh Galib'in: Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen sözünü mistik anlamından soyarsanız tam Montaigne'in kendi kendine söyleyeceği şey olur. Her insanda bütün insan halleri vardır, diyor kendisi de. Bununla birlikte aynı Montaigne kendi dışına çıkmak demek olan okumayı ve gezmeyi bir aşk haline getirmiş. Gezilerde en çok sevdiği şey, yabancı bir yerde uyandığı sabahlar, yepyeni şeyler göreceğini düşünüp sevindiği an olurmuş. Bildiği yerlere pencereden bakmak bile ona sıkıntı verirmiş. Kitaplarını da tıpkı gezer gibi okurmuş: Okumuş olmak için değil, yeni ufuklar, yeni lezzetler, yeni düşünceler bulmak için. Tekrar tekrar okuduğu kitaplarda, her kez yeni yeni bir şeyler bulması, onları dilediği zaman dilediği bir yerinden açıp okumasından ileri geliyor. Ondan çok kitap okuyan olmasın; buna karşın düşünürken duyarken kim onun kadar kitaplardan sıyrılmasını bilmiştir. Gerçi Denemeler adım başında başkalarından alınmış sözlerle doludur. Fakat bu sözlerin ne kadar benimsenmiş, ne kadar yaşanmış olduğunu göreceksiniz. Bilgiçlik taslayanlar bile başkalarından bu kadar bol alıntı yapmadıkları halde, Montaigne'in bilgiçlik tasladığı hiçbir okurun aklından geçmez. Bilgiçlerin ilk ve amansız düşmanı da o değil mi zaten? Montaigne'in Avrupalılara öğrettiği en önemli yollardan biri de kendi düşüncemizi başkalarının düşüncesiyle zenginleştirmesini bilme yoludur. İnsan Denemeler'i okurken derelerin ırmakta, çiçeklerin balda erimesine benzer bir düşünce kaynaşması, yoğrulması görür gibi olur..

Montaigne'in bir tek insanda bütün insanlığı dile getirmesi, kimseye benzemeden herkes olması, dünya ile bağdaşıp kendine özgü kalması kuşkusuz biraz da, hatta çokluk da, eşsiz, diri, kıvrak, tadına doyulmaz dili, düşüncesiyle, teklifsizce sarmaş dolaş olan söyleyişidir. Aslında Dante'nin İtalyanca'da, Cervantes'in İspanyolca'da, Shakespeare'in İngilizcede yaptığını Fransızca'da yapmış, halkın, sokağın diliyle her düşüncenin, ne kadar derin, ne kadar ince olursa olsun pekala söylenebileceğini kanıtlamıştır. «Ah, keşke Paris'in sebze pazarında kullanılan sözcüklerle konuşabilsem der Montaigne ve Platon'un düşüncesini anlatırken o sözcükleri kullanmaktan çekinmez. Bütün yaşanmış, gerçek düşünceler gibi Montaigne'in düşüncesi de çokluğun kullandığı dile başvurmuş, herkesin konuşmasına uymakla kendi rengini yitirmemiş, tersine daha fazla bulmuştur. Denemeler'in her satırında Montaigne babacan bir eda ile hep SERBEST DÜŞÜN, RAHAT SÖYLE der gibidir..

Avrupa'da çokları Montaigne'i bir filozof saymaz, onu daha çok edebiyata malederler. Filozofu bir düşünce sistemi kuran diye alırsak Montaigne gerçekten Descartes, Hegel, Kant, Comte gibi filozofların yanına girmez, kendi de zaten bu birlikteliğe razı olmaz. Montaigne'in sistemi olsa olsa hiçbir sisteme girmeden düşünme yoludur. Ona göre insan düşüncesi sistemleri kırarak gelişir, çünkü hiçbir sistem hayatı ve insanı bütün zenginliğiyle kucaklayamaz. Montaigne'in istediği her gün, her şeyi yeni baştan düşünebilmektir. Fakat Montaigne'in her şeyin doğruluğundan her zaman kuşku duyması kendi bulduğu gerçek karşısında bile dudak büküp QCIE SAIS JE (Ne bileyim?) demesi önceden verilmiş bir karara, bir sistemli davranışa benzemiyor. Böyle bir davranıştan ancak babasının hatırı için yazdığı Raimond Sebond'a Övgüsü (Kitap 2., bölüm 12) dolayısıyla söz edilebilir. Ama orada da Montaigne insan aklından kuşku duyarken aynı akla yeni ipuçları vermekte, dokunulmadık yeni gerçekler ortaya koymaktadır. Denemeler'de hiçbir kuşkunun, kararsızlığın izini taşımayan, her biri bir sistemin temeli olacak kadar sağlam, kendinden emin hükümler çoktur. Ruhla bedenin ayrılmazlığı, hayatın sürekli bir değişme olduğu, doğanın aşılmakla değil ona uyulmakla yenilebileceği gibi. Filozofu yalnızca sistem kural değil bize düşünmesini öğreten adam olarak görenler içinse asıl filozof Montaigne, diğerleri, sistemciler, daha çok bilim adamlarıdır. Gerçekten de Denemeler'in asıl gördüğü iş, bize bir tek insanı (ki Montaigne'in asıl istediği güya buydu), bir düşünüşü, bir bilgi yolunu tanıtmaktan çok, hepimizin günlük hayatına kadar inerek, bizi yaşarken düşünmeye, düşünürken yaşamaya, kendi kendimizin düşüncesini aşmaya sürmesidir. Hiçbir sorunda Montaigne: Ben sizin yerinize düşündüm, düğümü çözdüm; siz artık düşünmeyin, yalnızca benim dediğime uyun, demez. Hep: Bakın düşündükçe neler çıkıyor ortaya; siz de bir düşünün, kendi içinize ve çevrenize bakın, ipucu isterseniz işte benimki, işte Sokrates'inki, işte falan köylününki, der gibidir. Bir adım, bir adım daha derken kendimizi Montaigne'le birlikte hayata, insan düşüncesinin çıkabildiği tepelerin birinden bakar buluruz.

Montaigne bir ahlakçı olarak da sistemli değil, hele doğmatik hiç değildir. (1952)

Montaigne
Nurhan Kürkan

Montaigne yalnız Denemeler’ini yazmak için yaşamış gibidir. Bundan başka kitabı olmadığı gibi hayatının da bu kitaptan başka serüveni yoktur. “Ben kitabımı yaptığım kadar da kitabım beni yaptı” der.
Babası kendisine Latinceyi ana dilinden önce öğrettiği için Montaigne eski Yunan ve Latin yazarlarını yakından tanımış ve eserinde bu yazarlara sık sık göndermeler yapmıştır. Hiçbir konuda Montaigne “Ben sizin yerinize düşündüm, düğümü çözdüm; siz artık düşünmeyin sadece benim dediğime uyun,” demez. Hep: “Bakın düşündükçe neler çıkıyor ortaya; siz de bir düşünün, çevrenize bakın, ipucu isterseniz işte benimki, işte Sokrates’inki, işte falan köylününki,” der gibidir. Ona göre herkes kendi kendini adam eder, etmelidir. Bu uğraşsa kendini bilmekle başlar.

Michel Eyquem de Montaigne (28 Şubat, 1533 – 13 Eylül, 1592) Fransız Rönesans yazarı. 28 Şubat 1533 tarihinde Périgord'da doğdu, 13 Eylül 1592 tarihinde aynı kentte öldü. Katolik inançlarına bağlı varlıklı ve soylu bir ailenin çocuğudur. Babasının etkisiyle çok küçük yaşta öğrenim görmeye başladı. 1546 yılında Collége de Guinne'yi bitirdi. Toulouse Üniversitesi'nde hukuk okudu. Bir süre Bordeaux parlamentosunda danışmanlık, sonra belediye başkanlığı, Etat Généraux'da milletvekilliği yaptı. Almanya ve İtalya'yı gezdi. Daha sonra şatosuna çekilerek kendini bütünüyle felsefe ve edebiyata verdi. Felsefede us ilkelerine dayalı kuşkucu bir yöntemi benimsedi. Montaigne başlıca yapıtı denemeler (Essais) için "ben kitabımı yaptığım kadar da kitabım beni yaptı" der
Deneme türünün yaratıcısı olarak kabul edilir. En önemli eseri Denemeler'de, insanı, özellikle de kendini büyük bir açıksözlülükle inceler. Bu denemelerin bir bölümü Sabahattin Eyüboğlu tarafından Türkçeye çevrilmiştir.

Valid HTML 4.01 Transitional

Valid CSS!