Alev Alatlı

Aydınlanma Değil, Merhamet

Alev Alatlı

Sayfa 2'ye

Anasayfaya
Eleştiri sayfasına


 

Editörün Notu :
Bireyin özerkliği, eşitlik, evrensellik, hoşgörü, laisizm, özgürlük, bilimsel düşünce gibi kavramlara dayanan aydınlanma felsefesi, “insan olma” serüveninin temel taşlarından biridir.  İnsanları birbirine  eşit kılar, kendi kaderini kendi eline verir, sorumluluklarını kendi sırtına yükler,  İnsanı kendi kendine emanet eder.  Sayın Alatlı’nın vahşi kapitalizm, arsız tüketicilik, bir toplumun bir diğerine ekonomik yönden hükmetmesi, doğal kaynakların hızla tüketilmesi konusundaki eleştirileri ile hemfikir olmamak mümkün değil. 

 

 


Aydınlanma Felsefesi Üzerine Düşünceler

Yücel Nural

Okuduğumuz eserlerde sık sık Aydınlanma felsefesine göndermelere rastlıyoruz.Hatta Batı Aydınlanmasını sertçe sorgulayan eserler okuduk.(Aydınlanma Değil Merhamet, Melekler Zamanı,Klingsorun İzinde gibi).Bu nedenle Aydınlanmanın çağımıza kadar nasıl ulaştığını tekrar bir gözden geçirmenin faydalı olacağını düşündüm.Bu tabii çok geniş kapsamlı bir konu,ve beni aşar,ama kuş bakışı bir tekrarla,tazelediğimiz bilgiler ışığında, okuduğumuz eserleri irdelersek daha iyi değerlendirebiliriz kanısındayım.

Hepimizin bildiği gibi 16. yy’da Avrupa’da Alpler ötesi savaşlar,dünyanın yeni bölgelerinin keşfi,ve matbaanın icadı ile iletişim artmış , eski ve yeni eserlerin çok sayıda basılabilmesiyle felsefi ve bilimsel alanda büyük bir canlanma başlamıştı.Buna yeniden doğuş anlamında ‘Renaiscence’ diyoruz.Orta Çağ insanına felsefe ve bilim alanında hiçbir düşünce özgürlüğü tanımayan skolasik kilisenin dogmalarına Calvin ve Luther isyan ederek Reform hareketlerini başlattılar.her ne kadar Aydınlanma yüzyılı 18. yy ise de ,bu değişimler Aydınlanmanın ilk adımları oldu.Şiddetli ve kanlı çatışmalar arasında yeni düşüncelerle de kaynamaya başlayan Avrupa ,Antik düşünürleri ve humanizmayı keşfetti.Montaigne gibi düşünürler İnsanı ve erdemi konu eden eserler verdiler.

17.yy.da sanat ve felsefede olduğu kadar bilim ve teknik alanında da izler bırakmış Descartes,Pascal,Galilee,Newton, Kepler,Leibniz gibi akıllı ve faal düşünürler yetişti. Matematikte, geometride,yeni buluşlar fizik biliminin uygulama alanını genişletti.Deneysel araştırmayı mantıkla zenginleştirerek değişmez prensipler ortaya attılar ve yavaş yavaş pozitif ilimlerin temellerini attılar.Optik alanında buluşlar ,kimya analizleri, fizik deneyleri, mikroorganizma araştırmaları,tıpta eczacılıkta astronomide büyük ilerlemeler getirdi.

Descartes’’Felsefenin Prensipleri’’nde ( 1644 ) bilimin değişik dallarının aralarındaki ilişkinin ve onların gerçeğinin akıl ya da metafizik yoluyla bulunacağını savunuyordu. Pascal olağanüstü bir bilgin,matematikçi ve fizikçi ,insan ruhunun derinliklerini dikkatle analiz eden insani değerleri yücelten bir yazar,ve büyük bir mistikti.

18.yy. Aydınlanma asrı (Le Siécle des Lumiéres) ayni zamanda korku ve dehşet yüzyılı olmuştur. 15. Louis’nin iyileşmesi için büyük bir tutkuyla kiliselerde Tanrı’ya yakaran Fransız halkı ,elli yıl sonra, 16.Louis’nin kafasını kent meydanında kopartmış,kanlı ayaklanmalar ve gereksiz kıyım ve yıkıma girişmiştir. Fransız ihtilalini hazırlayan fikir kaynaşmaları arasında Diderot ve d’Allambert Ansiklopediyi yaratmış,Voltaire, Rousseau, Helvetius, d’Holbach gibi büyük düşünürler yetişmiştir.Ansiklopedi’nin amacı ,

1. Bilgiyi olabildiğince kapsamlı hale getirmek,
2. Bu bilgiyi alfabetik sırayla gösterilecek veri maddelerinin bir toplamı olarak sunmaktı.

 Filozoflara göre özerk ve eleştirel bilgiyi teknolojık olarak doğaya, ahlaki ve siyasi eylem olarak topluma uygulamak gerekti.İnsan bilgiyi hiçbir otoritenin ve önyargının etkisinde olmadan elde etmeliydi,ve sadece kendi eleştirel aklını kullanmalıydı. Aydınlanmanın radikal düşünürleri insan zihninin tüm gerekli sorunların yanıtlarını elde edebilecek yeterlilikte olduğuna inanıyorlardı.Böylece vahiyle kazanılan tüm bilgiler gereksiz, aldatıcı ve insan erginliği için zararlıydı. Kant, insan düşüncesinin bağımsızlığının yetmediğini Aydınlanma insanının düşüncelerini özgürce söylemesi ve yazması gerektiğini savunuyordu.Kant,yurttaşın ifade özgürlüğüne sadece yurttaşlık görevi ve kamu yararı alanlarında bazı ‘pratik sınırlamalar’ getiriyordu.Bu noktada Kant Fransız aydınlanmacılarından ayrılır. Yine de Aydınlanma felsefesi dünyayı bireyci açıdan gören bir düşünce biçimidir, dünyanın eleştirel kavranışı ve insanın dünyayla ilişkisini rasyonel bilgi aracılığıyla görme biçimidir.Aydınlanma doğanın sistematik yorumu ve bu yorumun teknik alanda uygulanmasıdır.

Ama Aydınlanmanın gerçek tarihsel etkinliği dine karşı savaşmak olmuştur.Ansiklopedik bilgiyi eksiksizce bir araya toplayıp bunları herkesin kullanımına sunmaktır.Spinoza tüm bireyci filozofların yabancı kaldığı Bütüne ve Bütünselliğe ulaşmak için aklı kullanan ilk düşünürdü. Bu rasyonalizmin en yüksek biçimi olarak görülür. ‘Aydınlanmanın saf bilgini kendi dünya görüşünü aşamadıkça,mantık ve aklın ötesine geçip yaşamın özüne, ve tarihsel eyleme ulaşmak için yetersiz kalır’. Bilginin en yetkin biçimi bile insana yaşamın gerçek anlamını kavramak için hiçbir şey vermez.Goethe’nin Faust’u bilgin olduğu halde bilge olamadığının gerçeğini kavramış insanın açmazını betimler.

Aydınlanmanın tüm düşünürleri gibi o da dünyaya hakim olup yönetmek istemektedir.Ama bir süre sonra arı bilginin sınırlılıklarını fark eder:”Ne muhteşem bir görüntü!Ah!İşte bu hepsi

       "Ey,sınırsız Doğa , nasıl elde edebilirim seni?” 
Faust bu aşamada kafada ve yürekte yanlış bir şeylerin varolduğu hissine kapılır.
       “Kaynaklara ulaşmamıza yardım eden
      Yolları bulmak çok zor,Ah!  NEDEN?           

 Tam intiharın eşiğindeyken Paskalya çanlarının mesajı onu vaz geçirir.

        “Ey,siz gökyüzünün  yumuşak ve kudretli sesleri,  
        Niçin bu tozlu yerde büyülü sözleriniz ayartıyor beni? 
         Duyarlı evrenlerin var olduğu yerlerde çınla.  
         Sözlerini duyuyorum,ancak inancım eksik hala;  
         İnancın en sevgili çocuğudur Mucize. 
         Yine de o yerlere yönelmeyi alamam göze. 
 Sonunda Faust özü eylem olan dünya tinine varır.Bunda (Makrokozmos) Evren etkisi güçlüdür:
          Nasıl da her şey tözünü  Bütün’e katıyor      
           Her biri diğerinde devinip diğerinde yaşıyor !
           Gökyüzünün güçleri gibi bir alçalıp bir aşıyor, 
           Her biri diğerine altın semaverler taşıyor      
           Ve kanatlarıyla gökten yere mutluluk saçıyor      

HER BİRİ DURMAK BİLMEZ BİR UYUMLA
BÜTÜN’e KATILIYOR!

Kaynaklar:  
Les Grandes Etapes de la Civilisatıon Française , Bordas  
18’eme Siécle, Collection  Littéraire   
Lagarde & Micharde, Bordas
Aydınlanma Felsefesi, Lucien Goldman, Doruk.


 

 


Aydınlanma mı, Merhamet mi ?

Alev Alatlı "Aydınlanma Değil, Merhamet" adlı kitabında şöyle diyor:

“Aydınlanmanın kibri” dediğim olguyu tek bir kelimeyle ifade etmek durumunda kalsam, seçeceğim sözcük hükümsüzleştirmek olurdu.  İnsanları, yaşananları, ülküleri, bilgi birikimini, inançları hükümsüzleştirmek; hiç olmamışlar gibi yapmak; teknolojik üstünlüğün revaç verdiği çokbilmişlik, kabalık, yüzeysellik, hafifmeşreplik."

Bireyin özerkliği, eşitlik, evrensellik, hoşgörü, laisizm, özgürlük, bilimsel düşünce gibi kavramlara dayanan aydınlanma felsefesi, “insan olma” serüveninin temel taşlarındandır.  İnsanları birbirine  eşit kılar, kendi kaderini kendi eline verir, sorumluluklarını kendi sırtına yükler,  İnsanı kendi kendine emanet eder. 

Sayın Alatlı’nın vahşi kapitalizm, arsız tüketicilik, bir toplumun bir diğerine ekonomik yönden hükmetmesi, doğal kaynakların hızla tüketilmesi konusundaki eleştirileri ile hemfikir olmamak mümkün değil.  Ancak ben, zaman içinde ortaya çıkan bu sapmaların, düzeltme hareketleriyle iyiye doğru evrileceğine inanıyorum.  Aksaklıklara çözümler bulunacak ve uygarlık bir spiral gibi, ara sıra geri kaymalar olsa da,  hep ileriye ve iyiye doğru gidecektir.   İnsanoğlunun zaman içinde ortak bir etik şemsiyesi altında sorunlarına çare bulacağına  inanıyorum.   Son zamanlarda bu vaadlere inanmak zor olsa da...

Sayın Alatlı ile  “Merhamet” sözcüğünün kullanımında hemfikir değilim.  Bence “Merhamet” te kibir vardır.  Merhamet tarafların  eşit bulunduğu bir olgu değildir.  Bir acıma duygusudur.  Yukarıdan aşağıya bir akıştır.  Ben yazarın “Merhamet”  sözcüğünü değil  taraflar arasında eşitliğin bulunduğu “sevgi” sözcüğünü kullanmasını dilerdim.  “Aydınlanma Değil, Sevgi” belki de...

İnsanoğlu yüzyıllar boyunca merhametli olduklarını iddia ederek iyilik yapmaya sıvananlardan çok çekti .  “Merhamet” adına ne zulümler yapıldı.  “Merhamet” gücü elde etmenin kaynağı olarak kullanıldı.   Din adamları her türlü eğriliği  “merhamet” adına yapmıyorlar mı ?   

Ayrıca Alatlı, Marx’ı ve diğer komünist liderleri  Mason ve Sabetayist ilan ederken acaba komplo teorilerine mi itibar ediyor diye düşünmekten de kendimi alamadım.  Sanırım bundan sonraki üç kitabında bu savını açıklamak imkanını bulacaktır.  

Bir de Alatlı Türkiye’yi Rusya’ya koşutlayacağına keşke Türkiye’yi anlatan bir çalışma yapsaydı; bu bilgi birikimi ve bu romancı yeteneğiyle Türkiyeyi temel alan bir nehir roman yazsaydı ne güzel olurdu diye düşünüyorum.  Şolohov’un Durgun Akardı Don ile Rusya,  Fuentes’in Laura Diaz’lı Yıllar ile Meksika, Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık ile Colombia için kaleme aldığı bu büyük yapıtların Türkiye için  bir örneğine sahip olabilseydik keşke.



MASONLUK ve GERÇEK
 

Bahar Vardarlı

Halk arasında Masonluk hakkında bir çok görüş vardır, çoğu da olumsuzdur. Masonluğu karalamanın en kolay yolu da tüm Masonları dinsizlikle suçlamaktır. ( Suçlama kelimesini kullanırken epey şüphe ettim. Günümüzde ateist olmak bir suç değildir. Özgür insanın özgür seçimidir. Aslında topluma ve diğerlerine zarar vermedikçe birlikte yaşadığımız insanların seçimlerine de  sadece saygı duyulur. Laik bir devletin din hakkında temel görüşü de böyle olmalıdır.) Sanıldığı gibi Masonlar inançsız olmayıp, dünyayı yaratan bir gücün varlığına inanırlar, onu da “Evren’in Ulu Mimarı” adıyla simgesel olarak adlandırırlar. Masonlar deist bir felsefe güderler demek daha doğru olacaktır. Onlar Tanrının varlığını reddetmezler, inanç sahibidirler ama herşeyin Tanrı buyruğu olduğu ve bunu değiştirme gücü olmadığı düşüncesine karşıdırlar. Masonlar insan aklına ve bilime saygı gösterirler. Her olayı akıl, bilgi, bilimsellik ve bilgelikle çözerler. 

Kitapta da Alev Alatlı’nın belirttiği gibi mabedlerin inşaatlarını yapan “Duvarcı Ustaları” Masonlar Loncalar kurmuşlar ve bu inşaat sırlarını dışarıya vermemişler. Dışa kapalı kalmışlar ve mesleklerinde uzmanlaşmışlardır. Ekonomik krizler sonucu kiliselerin zayıflaması ile mabedlerin yapım işleri azalınca Mason Loncaları, Mason Localarına dönüşmüş, aralarına istekli yabancıları da almaya başlayıp, mesleki çalışmadan fikri çalşmaya başlamışlardır.Eski  geleneği devam ettiren kapalı toplantılarını  sürdürmüşlerdir. Masonların törenlerinin halka açık olmaması; üzerlerine şüphelerin çekilmesine sebep olmuştur. İnsanoğlu her zaman bilinmezden korkmuş ve onu kötü olarak yorumlamıştır.

Fikir derneği haline gelmiş olan Masonların neden hala kapalı toplantılar yaptığı sorusuna verilebilecek yanıt da Masonluğun aşırı simgesel bir yapısı; Masonlukta herşeyin sembol olduğu, bunların da dışarıdakiler tarafından anlaşılmayacağı veya yanlış yorumlanacağıdır. Masonlukta sembollerin varlığının sebebi kişinin özgür düşüncesi ile yorumların değişebileceği, Masonlar için hiçbirşeyin duragan olmayaşıdır.

Masonlukta mutlak doğru yoktur. Diyalektik dünya görüşüne göre gerçek sürekli olarak değişir; başka gerçeklerle ilişkili ve bağıntılıdır. İzafi bir nitelik taşır. Masonlukta gerçeklerin araştırılması kavramına sık sık değinilir. Bu hem bir Masonun görevi, hem de Masonluğun amaçlarından biridir. Gerçeklerin araştırılmasına,”Kendini Tanımak” ile başlar bir Mason. Kendi kişiliğindeki pürüzleri giderebilmek için erdemler ile donanmaya çalışır. Mason derneğine üye olmak kişinin mason olduğunu göstermez. Mason ancak masonik ilkeleri günlük yaşantısına uyguladığı sürece mason olur.  Masonlukta nihai amaç insanlar arasında fark gözetmeden kardeşçe, eşit ve özgür ilişkiler kurmak ve insanlığın iyiliği için çalışmaktır.Bu çalışmalar nesilden nesile aktarılır.

Gerçek nedir sorusuna gelince;gerçek ve doğru kavramı sık sık birbirine karıştırılır. Gerçek somut ve nesnel bir şekilde var olandır. İnsanın bilinç ve düşüncesinden bağımsızdır.

Doğru ise , gerçeğin insan düşüncesine yansımasıdır. Bu yansıma, gerçek ile tam bir uyum içinde olmayabilir. Gerçek ile Doğru arasındaki ayırım, ancak filozofik düzeyde yapılabilmektedir.

Gerçek anlayışlara, uydurmacalara,yakıştırmalara, yanılsamalara karşıt bir olguyu dile getirir.

Metafizik Dünya Görüşüne göre gerçek yetkin, bütünsel ve değişmezdir, mutlaktır, tektir.

Diyalektik dünya görüşünün bilimsel benimseyişi uyarınca; gerçek sürekli olarak değişir; başka gerçeklerle ilintili ve bağlantılıdır. Bir tek değil birçok gerçek vardır. Bu çoğulluk , herbir gerçeğin göreli oluşundan kaynaklanır. Bu yüzden her bireyin kendi gerçeğinden söz edebilme olanağı vardır.

İnsanın, boş inançlardan,dogmalardan,ve varsayımlardan sıyrılmasını, evrimsel doğrultuda olgunlaşarak ilerlemesini sağlayan öğelerin bileşimi “Gerçek Işığı” olarak nitelenir. Bu karanlıktan aydınlığa geçişi simgeler. Bu terimdeki “Gerçek” sözcüğünün kapsamında, somut bir şekilde var olan, bu varlığın insan düşüncesindeki yansıması olan “Doğrular” ile özdeşleştirilmektedir.Gerçeğin verdiği ışık, kötülüklerden iyiliklere dönüşümü sağlayan bilinç ve buyrultu, yanlışlıklardan doğrulara yönelmeyi sağlayan bilgi, çirkinliklerden güzelliklere geçmeyi sağlayan erdemleri temsil eder. Böylece doğanın tüm olayları ve olguları bilimsel ve akılsal yöntemle incelenip bilgelikle değerlendirilir.     

 

 
 

Valid HTML 4.01 Transitional