- Anadolu Motifleri - Neşe Erbek



 

 Çatalhöyük'ten Bugüne Anadolu Motifleri
Mine Erbek
Dösim Yayınları


Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

 


TOPLANTI TARİHLERİ  : 22.02. ve 08.03.2006 tarihli toplantımızda Motiflerimizi bir bilgisayar sunumu ile inceledik.
GRUP DEĞERLENDİRMESİ : 5, 0


    ANADOLU MOTİFLERİ BİZİM PİCASSO’LAR

       Yaşadıklarına tanık olan insanımız müthiş bir yaratıcılıkla halıda, kilimde, nakışta, çizgide dile getirmiştir yaşamı, doğumu, ölümsüzlüğü, soyunu, bereketi, bolluğu... Çatalhöyük’ten günümüze kadar gelen bu Anadolu motiflerini bizim Picasso’larımız olarak değerlendirmek mümkündür.   Sayın Mine Erbek'in Kültür Bakanlığı yayınları arasında çıkan bu kitabı ile,  kültür mirasımızın ana kaynaklarından olan bezeme motiflerimizi anlamları ile tanımak, bu mirasımızın gelecek kuşaklara aktarılmasında yardımcı olacaktır.  Mutlaka okuyun.
 

ELİBELİNDE MOTİFİ :

Dişiliğin simgesidir. Sadece analık ve doğurganlığı değil, ayni zamanda uğur, bereket, kısmet, mutluluk ve neşeyi de sembolize eder.    

İlk insanlar ana tanrıçalara tapıyorlardı. Erkeğin üremedeki biyolojik rolü anlaşılmadığı için, sadece dişilerin insan yavruladığını görüyorlardı. Hepsi bereket ve çoğalma sembolü olarak gördüğü anatanrıçayı, Afrodit, Hera, Kibele, Atena, Leto, İştar, Artemis, Hepa(Havva), İsis gibi çeşitli adlarla kendi dillerinde isimlendirmiştir

Bilimsel saptamalar, doğuran güçlü kadına tapınmanın ilk kez  İ.Ö. 70008000 yıllarında. Mezopotamya’da başladığına işaret etmektedir.

Batı Anadolu’da  Beycesultan, Çatalhöyük, Hacılar gibi yerleşimlerde Anadolu tarihinin Mezopotamya ile çağdaş olduğu, yapılan kazılarla ortaya çıkmıştır. Anadolu topraklarında, tarım kültürünü bilen ve yerleşik nitelikte uygar şehirlerin ortaya çıkış  tarihi olarak İ.Ö. 5500 yılları belirlenmiştir. Bugünkü dokumalarda kullanılan, anatanrıça kültünün devamı niteliğindeki elibelinde motifi, anatanrıça ile ilgili inancın kültürel miras olarak günümüze geldiği gerçeğinin kanıtıdır.


    
KOÇBOYNUZU :
Bereket, kahramanlık,güç, erkeklik sembolü olan koç boynuzu motifi, Anadolu kültüründe anatanrıça’dan sonra,  ya da onunla birlikte kullanılan bir motiftir.  Boynuz sembolü insanlık tarihinde her zaman güç kuvvet timsali olan erkekle özdeşleştirilmiştir.

Boynuz formunun yer aldığı motiflere, dokumacı kadınlar tarafından, boynuzlu yanış,koçlu yanış, gözlü koç, koç başı gibi isimler verilmiştir. Koçboynuzu motifi koçun önden, yandan ve tepeden görünüşü spiral, hilal gibi şekillerle stilize edilerek dokumalara aktarılmıştır.

Güç ve kuvvet, erkeklik simgesi olan koçboynuzu motifi, erkek tanrı simgesi olarak, Sümer’de anatanrıça İnanna’nın eşi Dumuzi, Akad’da İştar’ın eşi Tammuz, Mısır’da İsis’in eşi Osiris, Hitit’te Hapt’in eşi Telepinu, Frig’de Kibele’nin eşi Attis, Helen’de Afrodit’in eşi Adonis olarak karşımıza çıkar.

        Türk süsleme sanatındaki hayvan stilizelerinin en güzel örnekleri, koç, koyun veya dağ keçisi heykellerinden oluşan mezar taşlarında görülmektedir. Anadolu da koçboynuzu motifli halı ve kilimler günümüzde de yaygındır. Bu motif, dokumaların genellikle göbek ve bordür kısımlarında kullanılır.
 



BEREKET : 1.Grup: Dut, karpuz, kavun, nar,incir,üzüm,bitki ve  yılan,ejder,koç, boğa, geyik, kelebek, balık gibi, hayvanlardan oluşan formda bereket motifleri sonsuz mutluluğu ifade eder.

       2.Grup: Ağaç, çiçek, yaprak motiflerinden oluşur.       LOTUS     Tanrıçalara uğur ve bereket sağlayan çiçek. Hayat ağacı    Bereket ve bolluk simgesi.  Nar  Bereket sembolü.

        Persophene’nin insanların iyiliği için çaldığı Enthoman ateşinin kıvılcımlarını sembolize etmektedir. Ateşin yeryüzüne dönüşü doğuda, bereket demektir.

        3.Grup: Cansız kayalar, sular, dağlar ve bazı doğa varlıklarından oluşur.

        Dokumalar; evrenin yapısını ve hareketini simgeler. Ege Dionisos törenleri bunu sembolize eder. Dionisos: doğar, ölür ve yeniden doğar. Ölümdirim döngülü bereket sembolüdür.

        Kurban Bayramlarındaki kurban da bu törenlerin devamıdır.


    

  İNSAN        Anadolu’da ölümdoğum döngülü törenlerin ruhun beden değiştirmesi gibi inançların Şaman kültürünün bir devamı olduğu bilinmektedir.  Anadolu motiflerinde sık sık rastlanan insan figürü daha çok erkek ve kız çocuğu olarak betimlenmiştir. 

Bu figürler dokuyan kişinin erkek çocuk beklentisini veya gurbetteki sevgiliyi anlatır.  Bu motifler çalışmanın ve yaratıcı aklın sembolüdür. Objeleri bir süs gibi görebilen göçebelerin stilize etmeleridir. Doğal yetenekleri olan bu kişiler, duru kafa ve ruh yapıları ile yalın yaşamlardaki arınmışlıktan kaynaklanan bir yaratıcılığa sahiptirler.

          

 


SAÇBAĞI        Evlilik isteği göstergesidir. Doğum ve çoğalmayı sembolize eder.  Evlenmek isteyen genç kızlar zülüf keserler, tek örgü yaparlar.         Yeni evli genç kadınlar saçlarını çift örerler. Uçlarına renkli ipliklerle süslerler.


KÜPE :          Cinselliği sembolize eder. Çatalhöyük’te bulunan örneklerde genç kızın evlilik isteğini belirtmek maksadıyla takıldığı tespit edilmiştir. Erkekler de küpe takmışlar. Ahiler (tüccarlar) sağ kulağa mesleklerinin zirvesinde olduklarını sembolize eden küpe takmışlar. Padişah ve Dervişler ve de Zenneler küpe takmışlar.


BUKAĞI : Atların ön iki ayağına takılan otlaktan uzaklaşmalarını engelleyen   zincirin adı. Ailenin devamını simgeler. Aşk ve birleşimi sembolize eder. Nişan yüzüklerinin kırmızı kurdelayla bağlanması da bu sembollerden biridir.


SUYOLU :  Su, yeniden doğuşun, bedensel ve ruhsal yenilenmenin, yaşamın sürekliliğinin, bereket, soyluluk, bilgelik, saflık ve erdemin sembolüdür. En etkin arinma semboludur. O hem yasamin hem de ölümün kaynağıdır. Anadolu'da su yasamin kendisidir. Anadolu kadinin butun gün iç içe yasadigi su dokumalara motif olmustur.  Su yasami simgeler. Pismis topraktan yapılmış çanak çömleklerde zigzag veya meander diye adlandırılan su yolu motifleri uygulanmiştır.

        Meander motifi ejder ile simgesel bir anlam bütünlüğü içindedir. Ismini Ege denizine dökülen Menderes (Meandrosmenader) Nehir'inden almistir.
 
    

 PITRAK  :  Pıtrak tarlalarda bulunan, dikenleriyle insanlara ve hayvanlara yapışan bir bitkidir. Pıtrağın üzerindeki dikenlerin kötü gözü uzaklaştırdığına inanan Anadolu  insanı onu nazarlık motifi olarak kullanmıştır. "Pıtrak gibi" deyimi ağaçlardaki meyve bolluğunu ifade etmektedir, bu yüzden de un çuvallarında, tandır örtülerinde pişmiş toprak kapların üzerinde kullanılmıştır.


 EL, PARMAK, TARAK :  Yaratıcı gücün  sembolü olan "El" insanı hayvandan ayıran en onemli organdır.  Neolitik ve Paleotik dönem mağara resimlerinde el ve parmak figurleri resmedilmistir.El şekillerinin, mağara duvarlarında dinsel bir yaklaşımla tekrarlandığı  tespit edilmistir.  Tunç devrinde büyük el ve ayak izleri resmedilmistir. Eller kuvvet, kudred ve hükmetme gücünü simgeler.  Anadolu'da "el motifi"  dokumalarda hem gerçekçi, bir üslupla hem de stilize edilerek beş çubuk ve beş nokta şeklinde yorumlanmıştır.  Parmak ve ona benzeyen tarak motifleri, geometrik olarak üçlü, beşli, yedili sayılar kullanılarak dokunur. Bir govdeye bağlanan çeşitli çubuk formlarından olusur ve duruma göre el, parmak, veya tarak isimlerini alir.


MUSKA VE NAZARLIK : Nazar, belli özeliklere sahip kimselerde bulunduğuna inanılan;  özellikle savunmasız  gözalıcı insanlara, evcil hayvanlara, eve, malamülke hatta cansız nesnelere zarar veren, bakışlardan fırlayan çarpıcı ve öldürücü bir kuvvet tanımlanabilir. Kıskançlık ve haset gibi psikolojik duyguların yarattığı vurucu kuvvetin, ruhun dışa açılan iki noktasından, yani gözlerden fışkırarak kurbanına isabet  ettiği inancı vardır.  Göze  gözle karşı koymak, gözden çıkış yolu bulan bu vurucu kuvvetin  zararından korunmanın tek çaresi olarak düşünülmüştür. Bu nedenle rengi ve biçimi gözü andıran her nesne, ya olduğu gibi ya da bazı ek öğelerle birlikte nazarı uzaklaştırıcı muska olarak  kullanılmıştır.

Geometrik üçgen motifi, en basite   indirgenmiş stilize edilmiş göz biçimidir.  Anadolu dokumalarında göz motifleri  üçgenin yanında kare, eşkenar dörtgen,  dikdörtgen, haç, yıldız şekillerinin  geometrik uygulamalarıdır.


 

 

 



GÖZ
Fizyolojik işlevi görsel algı organı olmak olan göz, aynı zamanda entelektüel algının sembolü olarak da anılmaktadır. İnsan gözü iyi niyetli bakışlar taşıyabileceği gibi, zaman zaman kötü niyetlerin aktarıldığı bir araç olarak da kullanılabilmektedir. Kötü niyetli nazarlar taşıyan gözün kendisi olduğu kabul edilmektedir. Çünkü, bedenin dışa açılan bir organı olan gözün, ışığı alma yetisi nedeniyle derin bir anlamı ve etki gücü vardır Budizm’in ünlü şeklerinden Shiva’nın alnındaki “üçüncü göz”, ruhsal aydınlığın alıcısıdır. Halk arasında, gözün simgesel anlamlarını vurgulayan işitme gözü, gönül gözü gibi deyimler çok yaygındır. Nazar önlemlerinden birisi olan göz motifi, dokumalarda özelikle koçboynuzu, eli belinde ve bereket motiferinin etrafında ya da içinde görülmektedir

YILAN : Yılan en eski tanrılardandır.  Hayatın güçlerinin efendisidir.  Hayatı yaratmış ve devam ettirmiştir.  İnsanın ruhunu temsil eder.  Deri değiştirmesinden dolayı “ölmezlik”1 fikrini sembolleyen yılan birçok efsanenin ve büyünün temel ögesi olmuştur.  Yılan toprak altında, mağaralarda yaşadığından ve ölenlerin ruhlarının da buralarda yaşadığı kabul edildiğinden dolayı yılanın atalarla sıkı bir ilişkisi olduğu söylenir.  

Yılan çeşitli sanat eserlerinde kuvveti. ölümsüzlüğü ve dünyanın yaradılışını sembolize eden önemli bir motif olarak görülür.  Anadolu dokumalarında yılan motifi zigzag (meander), bulut ve ejder şeklinde yorumlanmıştır.

Yılan ilk çağlardan beri Anadolu’da kutsal bir varlık sayılır; ona karşı korku ile karışık bir saygı beslenir.    Hekimliğin sembolü olan çift başlı yılan zehir/panzehir birliğini tanımlar.  Alevi toplumlarda kutsal sayılan sopa, yılanla özdeştir. 

EJDER :   Genelde aslan penceli, kuyruğu yılanı anımsatan kanatlı bir hayvan olarak olarak stilize edilen ve büyük bir yılan olarak kabul edilen ejder, hazinelerin ve gizli şeylerin bekçisidir.  Ejder hava ve suların hakimidir.  Ejder ile Zümrütü Anka’nın kavgası bereketli yağmurlar getirir. 

        Ejder Anadolu uygarlıklarında bulut olarak resmedilir.  Selçuklu kervansarayları ve çeşmelerinde ejder ebedi hayat, sonsuzluk ve mutluluk sembolü olmuştur.  


AKREP : Akrep motifi korunma amaçlı motiflerden biridir.  Bu motif şeytanın ruhunu temsil eder.  Efsaneye göre akrep şöyle der :  Ben ne doğal bir ruhum ne de şeytan.  Bana dokunan herkese ölüm getiririm.  İki boynuzum bir kuyruğum var.  Boynuzlarımın adı acımasızlık ve nefret; kuyruğum ise hançerdir.  Ben sadece bir kez doğururum.  Diğer yaratıklarda bereket işareti olan doğum benim için bir ölüm işaretidir.”

Her an pusuda öldürmek üzere bekleyen akrep, körü niyetin ve nedensiz kavganın bir simgesidir. 

Anadolu insanı evlerinde akrebin yürümesinin zor olduğu dokuma kilimler kullanır.  Nasıl kendisini nazardan korumak için göz işaretli nazarlıklar kullanıyorsa, zararlı mahlukata karşı da kilimlerinde, dokumalarında akrep motifini kullanmaktadır.  Akrep motifi  zeminde ve dış bordür sislemelerinde kullanılmaktadır. 

 


KURT AĞZI, KURT İZİ,
CANAVAR AYAĞI :

Bu motif stilize edilmiş kurt ayağı ve kurt ağzı şeklindedir.İyimserliğin ve korunmanın simgesi olan kurt karanlıkta görebilme yeteneğine sahip olduğu için ışığı ve güneşi sembolize etmektedir. 
Hititlere göre kurt tanrıların yoldaşı ayakdaşıdır.  Anadolu’ya yerleşen halklar koyun ve keçi sürülerine saldıran kurda karşı  bir köpek türünün kurtla birleştirerek kangal türünü elde etmişlerdir.  Göçebeler douda “canavar” adını verdikleri kangallarını yanlarından ayırmazlar.  Kangal kurdu boğazlayabilen tek hayvandır. 

Anadolu dokumalarında kurt izi, kurt ağzı, canavar ayağı koruma amaçlı motiflerdir.  Nasıl modern psikolojide birşeyden kaçmak değil de üzerine gitmek esassa ilkel insan da bu yöntemi kullanarak kurt, akrep yılan gibi hayvanlardan birer parça üzerinde taşıma yolunu seçmiştir.  Kurt dişi, akrep kuyruğu, yılan derisi gibi parçaları üzerinde taşıdığında kendisini koruyacağını düşünmüştür. 

Kilim seccadelerde tarak,  parmak, canavar ayağı motifleri mihrap kısmını çevreleyen bordürlerde görülür.  Bordürle zemin arasına yerleştirilen bu motifler, zeminler arası renk farklılıklarında dekoratif ve estetik bir nitelik kazandırır.



 

HAYAT AĞACI    :     Hayat Ağacı sürekli gelişen, cennete yükselen hayatın dikey sembolizmini oluşturur.  Geniş anlamda sürekli gelişim ve değişim içinde yaşayan evreni sembolize eder. Evrenin üç elementini :  toprağın derinliğine inen kökleriyle yeraltını, alt dalları ve gövdesiyle gökyüzünü, ışığa yükselen üst dallarıyle cenneti birleştirir.  Yeryüzü ve cennet arasındaki iletişimi sağlar. 

        Servi, sedir, incir zeytin, asma, hurma, palmiye, kayın, nar, meşe,vb ağaçları toplumlarda hayat ağacının sembolüdür.  Hayat ağacının üzerindeki kuşlar, zamanı gelince uçacak olan can kuşlarıdır. 

Hayat ağacı motiflerinde en çok kullanılan servi devamlı yeşil renk, uzun ömürlülük, dayanıklılık, güzel şekil ve boyluluk gibi nitelikler serviyi iyilik ve güzellik sembolü haline getirmiştir.

Ağaçlar, belirli bir bölgede köklenip yerleşmeleri ve göçememelerinden dolayı yerleşikliği ve kök salmayı sembolize ederler. Hayat, güzellik, ebedilik  ile evrenin ölümsüzlüğünü ve yerkürenin eksenini simgelerler.

Hayat Ağacı formu, çeşitli stilize motiflerle  taş, tahta, çömlek, çini işleme, dokuma, cam, tezhip, minyatür, edebiyat ve müzikte yer almıştır.  

 


 

DAMGA İM        Türkler tarih boyunca aile, oba, oymak, boy, devlet gibi kavramları ifade etmek için belirli figürleri, damga=im kullanmışlardır.  İm/damgalar o kişinin, o toplunun varoluşunun simgesidir.  Bu uygulama, hem soy ve aile adının sürdürülmesini, hem de aileye ait değerli eşyaların yitirilmemesini sağlamaktadır.  Hatta üretilen her dokumanın, her araç gerecin hangi toplumun kültürü olduğunun gelecek nesiller tarafından bilinmesini sağlamıştır. 

Bugün kullanılan piktogramlar, şirket logoları. hatta rumuzlar bu geleneğin bir uzantısıdır.  İm motifi de hayat ağacı motifi gibi ölümsüzlük ve neslin sürdürülmesi ile ilgili motifler arasında yerini almaktadır.

İz bırakma tutkusunun ulusal bir yanı yoktur.  Toplumların varlıklarını devam ettirme güdüsü evrenseldir.  Binlerce yıl altıyüzden fazla uygarlığa beşik olan Anadolu, çeşitli kültürlerin akışını sağlayan bir köprü görevi yapmıştır.  Denilebilir ki Anadolu bu medeniyetin kalıntılarının muhteşem bir terasıdır. 


KUŞ :        Anadolu insanı kuş ile hasbıhalini, bazen ejderle kavgasını halıya koyarak, bazen çift kafalı kuş yapıp tapınağın girişine yerleştirerek, bazen kafasına tüy takarak her vesile ile sergilemiştir.  Kartal kemiğinden müzik aleti, serçe gözünden nazarlık yapmış, Hezarfen örneğindeki gibi kuş kanadı takıp Galata Kulesinden kendini aşağı salmış; kuşun gagası, kanadı, pençesi ayrı ayrı stilize edilerek Anadolu insanının günlük yaşamının bir parçası olmuştur.  Anadolu sembolizminde kuş pek çok anlama gelmektedir.          Kuş bazen sevgi, sevgili bazen ölen kişinin ruhudur.  Kuş kadın ile özdeşleşmiştir.  Kutsaldır.  Özlemdir.  Haber beklentisidir.  Kuvvet ve kudreti temsil eder.

        Örneğin kartal Anadolu’da kurulmuş medeniyetlerin pek çoğunun sembolü olmuştur.  Gökyüzünü temsil eden, gelecekten haber veren, ruhları öbür dünyaya götüren kutsal bir hayvan olarak kabul edilir. 

        Kuş tarihler boyunca olağanüstü bir yaratık olarak algılanmış ve adeta tanrılaştırılmıştır.  Orhun kitabelerinde, Orta Asya Yakut Türklerinin, her insanın kuş şeklinde bir ruhu olduğuna, ölen kişinin ruhunun göğe yükselip kuş gibi uçtuğuna inandıklarından söz edilir.  Kartal ve aslan motifleri 13. yüzyılda Selçuklu Devleti tarafından arma olarak kullanılmıştır.  Selçuklu kartalı daha sonra 1435’de İmparator Sigismund tarafından Alman Bayrağına arma olarak alınmıştır. 

Osmanlı kadifelerinde, kumaşlarında, çinilerinde, mezar taşlarında stilize edilmiş tavuş kuşu, hayat ağacı etrafında çift kuş, horoz, bülbül, kaz gibi hayvanların işlendiği görülmektedir.  Mendil, uçkur, peşkir, yatak örtüsü, minder örtüsü, namaz örtüsü olarak kullanılan çeyizlik örnekler günümüze kadar gelen eşsiz örneklerdir. 

        Elazığ yöresi iğne oyalarında kuş motifi vardır.  Ege halk oyunlarından zeybek’te baş efe kollarını havaya kaldırıp ellerini pençe gibi yapar ve pelerinini kanat gibi yanlarına açarak dans eder.  Doğu Anadolu’da “Kartalı yakalama” oyunu vardır.  Bunlar Orta Asya Şaman kültürünün devamı niteliğindedir.