ELİBELİNDE MOTİFİ :
Dişiliğin simgesidir. Sadece analık ve doğurganlığı değil, ayni zamanda
uğur, bereket, kısmet, mutluluk ve neşeyi de sembolize eder.
İlk insanlar ana tanrıçalara tapıyorlardı. Erkeğin üremedeki
biyolojik rolü anlaşılmadığı için, sadece dişilerin insan yavruladığını
görüyorlardı. Hepsi bereket ve çoğalma sembolü olarak gördüğü
anatanrıçayı, Afrodit, Hera, Kibele, Atena, Leto, İştar, Artemis,
Hepa(Havva), İsis gibi çeşitli adlarla kendi dillerinde isimlendirmiştir
Bilimsel saptamalar, doğuran güçlü kadına tapınmanın ilk kez
İ.Ö. 70008000 yıllarında. Mezopotamya’da başladığına işaret etmektedir.
Batı Anadolu’da Beycesultan, Çatalhöyük, Hacılar gibi
yerleşimlerde Anadolu tarihinin Mezopotamya ile çağdaş olduğu, yapılan
kazılarla ortaya çıkmıştır. Anadolu topraklarında, tarım kültürünü bilen
ve yerleşik nitelikte uygar şehirlerin ortaya çıkış tarihi olarak İ.Ö.
5500 yılları belirlenmiştir. Bugünkü dokumalarda kullanılan, anatanrıça
kültünün devamı niteliğindeki elibelinde motifi, anatanrıça ile ilgili
inancın kültürel miras olarak günümüze geldiği gerçeğinin kanıtıdır.

KOÇBOYNUZU
: Bereket, kahramanlık,güç, erkeklik sembolü olan
koç boynuzu motifi, Anadolu kültüründe anatanrıça’dan sonra, ya da
onunla birlikte kullanılan bir motiftir. Boynuz sembolü insanlık
tarihinde her zaman güç kuvvet timsali olan erkekle özdeşleştirilmiştir.
Boynuz formunun yer aldığı motiflere, dokumacı kadınlar
tarafından, boynuzlu yanış,koçlu yanış, gözlü koç, koç başı gibi isimler
verilmiştir. Koçboynuzu motifi koçun önden, yandan ve tepeden görünüşü
spiral, hilal gibi şekillerle stilize edilerek dokumalara aktarılmıştır.
Güç ve kuvvet, erkeklik simgesi olan koçboynuzu motifi, erkek
tanrı simgesi olarak, Sümer’de anatanrıça İnanna’nın eşi Dumuzi, Akad’da
İştar’ın eşi Tammuz, Mısır’da İsis’in eşi Osiris, Hitit’te Hapt’in eşi
Telepinu, Frig’de Kibele’nin eşi Attis, Helen’de Afrodit’in eşi Adonis
olarak karşımıza çıkar.
Türk süsleme sanatındaki hayvan stilizelerinin en güzel
örnekleri, koç, koyun veya dağ keçisi heykellerinden oluşan mezar
taşlarında görülmektedir. Anadolu da koçboynuzu motifli halı ve kilimler
günümüzde de yaygındır. Bu motif, dokumaların genellikle göbek ve bordür
kısımlarında kullanılır.
BEREKET
: 1.Grup:
Dut, karpuz, kavun, nar,incir,üzüm,bitki ve yılan,ejder,koç, boğa,
geyik, kelebek, balık gibi, hayvanlardan oluşan formda bereket motifleri
sonsuz mutluluğu ifade eder.
2.Grup: Ağaç, çiçek, yaprak motiflerinden oluşur.
LOTUS Tanrıçalara uğur ve bereket sağlayan çiçek. Hayat ağacı Bereket ve bolluk simgesi.
Nar Bereket sembolü.
Persophene’nin insanların iyiliği için çaldığı Enthoman ateşinin
kıvılcımlarını sembolize etmektedir. Ateşin yeryüzüne dönüşü doğuda,
bereket demektir.
3.Grup: Cansız kayalar, sular, dağlar ve bazı doğa varlıklarından
oluşur.
Dokumalar; evrenin yapısını ve hareketini simgeler. Ege Dionisos
törenleri bunu sembolize eder. Dionisos: doğar, ölür ve yeniden doğar.
Ölümdirim döngülü bereket sembolüdür.
Kurban Bayramlarındaki kurban da bu törenlerin devamıdır.
İNSAN
Anadolu’da ölümdoğum döngülü törenlerin ruhun beden değiştirmesi
gibi inançların Şaman kültürünün bir devamı olduğu bilinmektedir.
Anadolu motiflerinde sık sık rastlanan insan figürü daha çok erkek ve
kız çocuğu olarak betimlenmiştir.
Bu figürler dokuyan kişinin erkek çocuk beklentisini veya gurbetteki
sevgiliyi anlatır. Bu motifler çalışmanın ve yaratıcı aklın sembolüdür.
Objeleri bir süs gibi görebilen göçebelerin stilize etmeleridir. Doğal
yetenekleri olan bu kişiler, duru kafa ve ruh yapıları ile yalın
yaşamlardaki arınmışlıktan kaynaklanan bir yaratıcılığa sahiptirler.
SAÇBAĞI
Evlilik isteği göstergesidir. Doğum ve çoğalmayı sembolize eder.
Evlenmek isteyen genç kızlar zülüf keserler, tek örgü
yaparlar.
Yeni evli genç kadınlar saçlarını çift örerler. Uçlarına
renkli ipliklerle süslerler.
KÜPE
:
Cinselliği sembolize eder. Çatalhöyük’te bulunan örneklerde genç
kızın evlilik isteğini belirtmek maksadıyla takıldığı tespit edilmiştir.
Erkekler de küpe takmışlar. Ahiler (tüccarlar) sağ kulağa mesleklerinin
zirvesinde olduklarını sembolize eden küpe takmışlar. Padişah ve
Dervişler ve de Zenneler küpe takmışlar.
BUKAĞI : Atların ön iki ayağına
takılan otlaktan uzaklaşmalarını engelleyen zincirin adı. Ailenin
devamını simgeler. Aşk ve birleşimi sembolize eder. Nişan yüzüklerinin
kırmızı kurdelayla bağlanması da bu sembollerden biridir.
SUYOLU : Su, yeniden doğuşun, bedensel ve ruhsal yenilenmenin, yaşamın
sürekliliğinin, bereket, soyluluk, bilgelik, saflık ve erdemin
sembolüdür. En etkin arinma semboludur. O hem yasamin hem de ölümün
kaynağıdır. Anadolu'da su yasamin kendisidir. Anadolu kadinin butun gün iç
içe yasadigi su dokumalara motif olmustur. Su yasami simgeler. Pismis topraktan yapılmış
çanak
çömleklerde zigzag veya meander diye adlandırılan su yolu motifleri
uygulanmiştır.
Meander motifi ejder ile simgesel bir anlam bütünlüğü
içindedir. Ismini Ege denizine dökülen Menderes (Meandrosmenader)
Nehir'inden almistir.
PITRAK
:
Pıtrak tarlalarda
bulunan, dikenleriyle insanlara ve hayvanlara yapışan bir bitkidir.
Pıtrağın üzerindeki dikenlerin kötü gözü uzaklaştırdığına inanan
Anadolu insanı onu nazarlık motifi olarak kullanmıştır. "Pıtrak
gibi" deyimi ağaçlardaki meyve bolluğunu ifade etmektedir, bu yüzden
de un çuvallarında, tandır örtülerinde pişmiş toprak kapların
üzerinde kullanılmıştır.
EL,
PARMAK, TARAK :
Yaratıcı gücün
sembolü olan "El" insanı hayvandan ayıran en onemli organdır. Neolitik
ve Paleotik dönem mağara resimlerinde el ve parmak
figurleri resmedilmistir.El şekillerinin,
mağara duvarlarında dinsel bir yaklaşımla tekrarlandığı tespit
edilmistir. Tunç devrinde büyük el ve ayak izleri resmedilmistir.
Eller kuvvet, kudred ve hükmetme gücünü simgeler. Anadolu'da "el motifi" dokumalarda hem gerçekçi, bir üslupla
hem de stilize edilerek beş çubuk ve beş nokta şeklinde yorumlanmıştır. Parmak ve ona benzeyen tarak motifleri, geometrik olarak üçlü,
beşli, yedili sayılar kullanılarak dokunur. Bir govdeye bağlanan çeşitli
çubuk formlarından olusur ve duruma göre el, parmak, veya tarak
isimlerini alir.
 |
MUSKA VE NAZARLIK : Nazar,
belli özeliklere sahip kimselerde bulunduğuna inanılan; özellikle
savunmasız gözalıcı insanlara, evcil hayvanlara, eve, malamülke
hatta cansız nesnelere zarar veren, bakışlardan fırlayan çarpıcı ve
öldürücü bir kuvvet tanımlanabilir. Kıskançlık ve haset gibi psikolojik
duyguların yarattığı vurucu kuvvetin, ruhun dışa açılan iki noktasından,
yani gözlerden fışkırarak kurbanına isabet ettiği inancı vardır.
Göze gözle karşı koymak, gözden çıkış yolu bulan bu vurucu
kuvvetin zararından korunmanın tek çaresi olarak düşünülmüştür. Bu
nedenle rengi ve biçimi gözü andıran her nesne, ya olduğu gibi ya da
bazı ek öğelerle birlikte nazarı uzaklaştırıcı muska olarak
kullanılmıştır.
Geometrik üçgen motifi,
en basite indirgenmiş stilize edilmiş göz biçimidir.
Anadolu dokumalarında göz motifleri üçgenin yanında kare, eşkenar
dörtgen, dikdörtgen, haç, yıldız şekillerinin geometrik
uygulamalarıdır.
|
|

GÖZ Fizyolojik işlevi görsel algı organı olmak olan göz, aynı zamanda entelektüel algının sembolü olarak da anılmaktadır. İnsan gözü iyi niyetli bakışlar taşıyabileceği gibi, zaman zaman kötü niyetlerin aktarıldığı bir araç olarak da kullanılabilmektedir. Kötü niyetli nazarlar taşıyan gözün kendisi olduğu kabul edilmektedir. Çünkü, bedenin dışa açılan bir organı olan gözün, ışığı alma yetisi nedeniyle derin bir anlamı ve etki gücü vardır
Budizm’in ünlü şeklerinden Shiva’nın alnındaki “üçüncü göz”, ruhsal aydınlığın alıcısıdır. Halk arasında, gözün simgesel anlamlarını vurgulayan işitme gözü, gönül gözü gibi deyimler çok yaygındır.
Nazar önlemlerinden birisi olan göz motifi, dokumalarda özelikle koçboynuzu, eli belinde ve bereket motiferinin etrafında ya da içinde görülmektedir
YILAN
: Yılan en eski tanrılardandır. Hayatın güçlerinin
efendisidir. Hayatı yaratmış ve devam ettirmiştir. İnsanın
ruhunu temsil eder. Deri değiştirmesinden
dolayı “ölmezlik”1 fikrini sembolleyen yılan birçok efsanenin ve büyünün
temel ögesi olmuştur. Yılan toprak altında,
mağaralarda yaşadığından ve ölenlerin ruhlarının da buralarda yaşadığı
kabul edildiğinden dolayı yılanın atalarla sıkı bir ilişkisi olduğu
söylenir.
Yılan çeşitli sanat
eserlerinde kuvveti. ölümsüzlüğü ve dünyanın yaradılışını sembolize eden
önemli bir motif olarak görülür. Anadolu dokumalarında yılan
motifi zigzag (meander), bulut ve ejder şeklinde yorumlanmıştır.
Yılan ilk çağlardan beri
Anadolu’da kutsal bir varlık sayılır; ona karşı korku ile karışık bir
saygı beslenir.
Hekimliğin sembolü olan çift başlı yılan zehir/panzehir birliğini
tanımlar. Alevi toplumlarda kutsal sayılan sopa, yılanla özdeştir.
EJDER :
Genelde aslan penceli, kuyruğu yılanı anımsatan kanatlı bir
hayvan olarak olarak stilize edilen ve
büyük bir yılan olarak kabul edilen ejder, hazinelerin ve gizli
şeylerin bekçisidir. Ejder hava ve suların hakimidir. Ejder
ile Zümrütü Anka’nın kavgası bereketli yağmurlar getirir.
Ejder Anadolu uygarlıklarında bulut olarak resmedilir.
Selçuklu kervansarayları ve çeşmelerinde ejder ebedi hayat, sonsuzluk ve
mutluluk sembolü olmuştur.
 |
AKREP
: Akrep motifi korunma
amaçlı motiflerden biridir. Bu motif şeytanın ruhunu temsil eder.
Efsaneye göre akrep şöyle der : Ben ne doğal bir ruhum ne de
şeytan. Bana dokunan herkese ölüm getiririm. İki boynuzum
bir kuyruğum var. Boynuzlarımın adı acımasızlık ve nefret;
kuyruğum ise hançerdir. Ben sadece bir kez doğururum. Diğer
yaratıklarda bereket işareti olan doğum benim için bir ölüm işaretidir.”
Her an pusuda öldürmek
üzere bekleyen akrep, körü niyetin ve nedensiz kavganın bir simgesidir.
Anadolu insanı evlerinde
akrebin yürümesinin zor olduğu dokuma kilimler kullanır. Nasıl
kendisini nazardan korumak için göz işaretli nazarlıklar kullanıyorsa,
zararlı mahlukata karşı da kilimlerinde, dokumalarında akrep motifini
kullanmaktadır. Akrep motifi zeminde ve dış bordür
sislemelerinde kullanılmaktadır.
|
 |
KURT AĞZI, KURT İZİ,
CANAVAR AYAĞI :
Bu motif stilize edilmiş
kurt ayağı ve kurt ağzı şeklindedir.İyimserliğin ve korunmanın
simgesi olan kurt karanlıkta görebilme yeteneğine sahip olduğu
için ışığı ve güneşi sembolize etmektedir.
Hititlere göre kurt
tanrıların yoldaşı ayakdaşıdır.
Anadolu’ya yerleşen halklar koyun ve keçi sürülerine
saldıran kurda karşı bir
köpek türünün kurtla birleştirerek kangal türünü elde etmişlerdir.
Göçebeler douda “canavar” adını verdikleri kangallarını
yanlarından ayırmazlar.
Kangal kurdu boğazlayabilen tek hayvandır.
Anadolu dokumalarında
kurt izi, kurt ağzı, canavar ayağı koruma amaçlı motiflerdir.
Nasıl modern psikolojide birşeyden kaçmak değil de üzerine gitmek
esassa ilkel insan da bu yöntemi kullanarak kurt, akrep yılan gibi
hayvanlardan birer parça üzerinde taşıma yolunu seçmiştir. Kurt
dişi, akrep kuyruğu, yılan derisi gibi parçaları üzerinde taşıdığında
kendisini koruyacağını düşünmüştür.
Kilim seccadelerde tarak,
parmak, canavar ayağı motifleri mihrap kısmını çevreleyen bordürlerde
görülür. Bordürle zemin arasına yerleştirilen bu motifler,
zeminler arası renk farklılıklarında dekoratif ve estetik bir nitelik
kazandırır. |

|
HAYAT AĞACI :
Hayat Ağacı sürekli gelişen, cennete yükselen hayatın dikey
sembolizmini oluşturur. Geniş anlamda sürekli gelişim ve değişim
içinde yaşayan evreni sembolize eder. Evrenin üç elementini :
toprağın derinliğine inen kökleriyle yeraltını, alt dalları ve
gövdesiyle gökyüzünü, ışığa yükselen üst dallarıyle cenneti birleştirir.
Yeryüzü ve cennet arasındaki iletişimi sağlar.
Servi, sedir, incir zeytin, asma, hurma, palmiye, kayın, nar,
meşe,vb ağaçları toplumlarda hayat ağacının sembolüdür. Hayat
ağacının üzerindeki kuşlar, zamanı gelince uçacak olan can kuşlarıdır.
Hayat ağacı motiflerinde en çok kullanılan servi devamlı yeşil renk,
uzun ömürlülük, dayanıklılık, güzel şekil ve boyluluk gibi nitelikler
serviyi iyilik ve güzellik sembolü haline getirmiştir.
Ağaçlar, belirli bir bölgede köklenip yerleşmeleri ve göçememelerinden
dolayı yerleşikliği ve kök salmayı sembolize ederler. Hayat, güzellik, ebedilik
ile evrenin
ölümsüzlüğünü ve yerkürenin eksenini simgelerler.
Hayat Ağacı formu, çeşitli stilize motiflerle taş, tahta, çömlek,
çini işleme, dokuma, cam, tezhip, minyatür, edebiyat ve müzikte yer
almıştır.
|
 |
DAMGA İM
Türkler tarih boyunca aile, oba, oymak, boy, devlet gibi
kavramları ifade etmek için belirli figürleri, damga=im kullanmışlardır.
İm/damgalar o kişinin, o toplunun varoluşunun simgesidir. Bu
uygulama, hem soy ve aile adının sürdürülmesini, hem de aileye ait
değerli eşyaların yitirilmemesini sağlamaktadır. Hatta üretilen
her dokumanın, her araç gerecin hangi toplumun kültürü olduğunun gelecek
nesiller tarafından bilinmesini sağlamıştır.
Bugün kullanılan
piktogramlar, şirket logoları. hatta rumuzlar bu geleneğin bir
uzantısıdır. İm motifi de hayat ağacı motifi gibi ölümsüzlük ve
neslin sürdürülmesi ile ilgili motifler arasında yerini almaktadır.
İz bırakma tutkusunun
ulusal bir yanı yoktur. Toplumların varlıklarını devam ettirme
güdüsü evrenseldir. Binlerce yıl altıyüzden fazla uygarlığa beşik
olan Anadolu, çeşitli kültürlerin akışını sağlayan bir köprü görevi
yapmıştır. Denilebilir ki Anadolu bu medeniyetin kalıntılarının
muhteşem bir terasıdır. |
 |
KUŞ :
Anadolu insanı kuş ile hasbıhalini, bazen ejderle kavgasını
halıya koyarak, bazen çift kafalı kuş yapıp tapınağın girişine
yerleştirerek, bazen kafasına tüy takarak her vesile ile sergilemiştir.
Kartal kemiğinden müzik aleti, serçe gözünden nazarlık yapmış, Hezarfen
örneğindeki gibi kuş kanadı takıp Galata Kulesinden kendini aşağı
salmış; kuşun gagası, kanadı, pençesi ayrı ayrı stilize edilerek Anadolu
insanının günlük yaşamının bir parçası olmuştur. Anadolu sembolizminde kuş pek çok anlama gelmektedir.
Kuş bazen sevgi, sevgili bazen ölen kişinin ruhudur. Kuş
kadın ile özdeşleşmiştir. Kutsaldır. Özlemdir. Haber
beklentisidir. Kuvvet ve kudreti temsil eder.
Örneğin kartal Anadolu’da kurulmuş medeniyetlerin pek çoğunun
sembolü olmuştur. Gökyüzünü temsil eden, gelecekten haber veren,
ruhları öbür dünyaya götüren kutsal bir hayvan olarak kabul edilir.
Kuş tarihler boyunca olağanüstü bir yaratık olarak algılanmış ve
adeta tanrılaştırılmıştır. Orhun kitabelerinde, Orta Asya Yakut Türklerinin, her insanın
kuş şeklinde bir ruhu olduğuna, ölen kişinin ruhunun göğe yükselip kuş
gibi uçtuğuna inandıklarından söz edilir. Kartal ve aslan motifleri 13. yüzyılda Selçuklu Devleti
tarafından arma olarak kullanılmıştır. Selçuklu kartalı daha sonra 1435’de İmparator Sigismund
tarafından Alman Bayrağına arma olarak alınmıştır.
Osmanlı kadifelerinde, kumaşlarında, çinilerinde, mezar
taşlarında stilize edilmiş tavuş kuşu, hayat ağacı etrafında çift kuş,
horoz, bülbül, kaz gibi hayvanların işlendiği görülmektedir.
Mendil, uçkur, peşkir, yatak örtüsü, minder örtüsü, namaz örtüsü olarak
kullanılan çeyizlik örnekler günümüze kadar gelen eşsiz örneklerdir.
Elazığ yöresi iğne oyalarında kuş motifi vardır. Ege halk
oyunlarından zeybek’te baş efe kollarını havaya kaldırıp ellerini pençe
gibi yapar ve pelerinini kanat gibi yanlarına açarak dans eder.
Doğu Anadolu’da “Kartalı yakalama” oyunu vardır. Bunlar Orta Asya
Şaman kültürünün devamı niteliğindedir.
|
|