Nazım Hikmet


Romantik Komünist

Edward Timms, Saime Göksu

Anasayfaya
Eleştiri sayfasına


  Editörün Notu:
"Şiirlerim, okurlarımın tüm sorunlarına yanıt versin istiyorum. Bir delikanlı bir kızı sevdiğinde, şiirlerimi okusun. Yaşlı bir adamı ölümün kederi kapladığında, şiirlerimi okusun. (...) Bürokratın biri size kötü bir oyun oynadığında, şiirlerimi okuyun. Komünist yazar, tüm insan duygularını yanıtlamak zorundadır." diyordu Nazım Hikmet.Romantik Komünist'in yazarları Edward Timms ve Saime Göksu, "Nazım'ın yaşamı 20. Yüzyıl siyasetinin aynasıdır... Nazım'ın şiirleri, oyunları, mektupları ve otobiyografik eserleri, insan ruhunun baskı altındaki dayanma gücünün çarpıcı birer kanıtıdır" diyorlar. Nazım'ın dediği gibi, "mesele esir düşmekte değil, / teslim olmamakta bütün mesele!"
 

 

Romantik Komünist

http://www.radikal.com.tr/

Nâzım Hikmet'i gerçekten okumak ve anlamak, onun evrensel boyutlarını kavramak istiyorsanız, şiirini hayatından, komünistliğinden ayıklamaya kalkışmamalısınız. Nâzım'ı bütünlüğü içinde okur ve severseniz korkmayın, komünist olmazsınız

MURAT ÇELİKKAN
(Arşivi)

Çağdaşımız

Şair, kasaplık mal olmadığı için etini kemiğinden ayıramazsınız. Kasaba tarif ettiğiniz gibi 'Döş tarafından olsun, kemiksiz' diyemezsiniz. Şair, hayatıyla ve şiiriyle bir bütündür, eti kemikten ayırır gibi hayatını yapıtından ayıramazsınız.

Nâzım Hikmet'i gerçekten okumak ve anlamak, onun evrensel boyutlarını kavramak istiyorsanız, onun şiirini hayatından, özel hayatından, komünistliğinden, sürgünlüğünden ayıklamaya kalkışmamalısınız. Özellikle de 'şiiri bir yana, komünistliği bir yana' dememelisiniz. Nâzım Hikmet'i bütünlüğü içinde okur ve severseniz, korkmayın, komünist olmazsınız. Birileri de 'Komünizmle Mücadele Dernekleri' kurmaya kalkışmazlar. Eski cumhurbaşkanlarından Süleyman Demirel bu dernekleri pek severdi.

Gerçi komünizm iktidardan uzaklaştı, iflas etti, siyasal ufku kapandı, Doğu'daki demir perdesi tıpkı Berlin'deki ünlü duvarı gibi yıkıldı. Ama Nâzım Hikmet'in komünistliği adının önünde ve arkasında duruyor."

Çağdaşımız, çağının çağdaşı Nâzım Hikmet'i sevecekseniz, dikenine (dikense) katlanacaksınız. Çünkü Nâzım Hikmet komünist olmasaydı, yazdığı şiirlerin hiçbirini yazamaz, atlayıştan vazgeçen bir yüksek
atlayıcı atlet gibi ulaştığı şiirsel düzeyin ancak altından geçebilirdi."

Bütünsel bir insan bireyi

Enver Ercan 1986 yılının aralık ayında, Aziz Çalışlar, Onat Kutlar ve beni bir araya getirip bir toplu söyleşi düzenlemiş ve söyleşinin tutanaklarını Nâzım Hikmet 85 Yaşında başlığı altında Yeni Düşün dergisinin Ocak 1987 sayısında yayımlamıştı.

O metinden bir alıntı yapacağım:
"Nâzım'ın kişiliğine baktığımız zaman şöyle bir birlik görüyoruz: Bütünsel bir insan bireyi. Ki insan bireyi dediğimiz şey tarihsel, toplumsal, ekonomik, psikolojik bir varlıktır, yani bütünsel bir varlıktır. Bu bütünsellik içinde, Nâzım'ın varlığında büyük bir tutarlılık görüyoruz. Zaten Nâzım bunun bilincinde olan bir şair ve insandı. Şiirine izleksel, temasal açıdan baktığımız zaman, gene yapısal ve dilsel açıdan baktığımız zaman, bugün de bir bütün olarak devam ettiğini görüyoruz. Bir fire söz konusu değil, zamanaşımı da kesinlikle söz konusu değil. Elli yıl önce olduğu gibi bugün de yeni ve öncü bir şair, hem izleksel hem de biçimsel açıdan."

* * *
Yazıma üç yıldız koyup günlük gazetelerimi okurken, 28 Aralık tarihli Hürriyet gazetesinden, 36 yıl önce TBMM'de kavga eden Şadi Pehlivanlıoğlu ile Çetin Altan'ın barışmış olduklarını öğrendim. Aslında, kavgadan çok Çetin Altan, Pehlivanoğlu'nun saldırısına uğramıştı. Pehlivanoğlu olayı şöyle anlatıyor:

"Dönemin İçişleri Bakanı olan Faruk Sükan, Meclis Genel Kurulu'nda bakanlığının bütçesi üzerinde konuşma yapıyordu. Sükan konuşurken, Altan kendisine laf atmaya başladı. Sükan da ona dönerek, 'Sen Nâzım Hikmet için büyük şair demiştin. Hep böyle şeyler yaparsın' dedi. Çetin Altan bunun üzerine, 'Şimdi de söylerim. Nâzım Hikmet büyük vatan şairidir' diye karşılık verdi. Bu lafları duyunca benim tepem attı. Adalet Partisi sıralarından kalkarak salonun diğer ucundaki İşçi Partisi sıralarına koştum ve Altan'a yumruğu yapıştırdım. Ben yumruğu atınca yere düştü. Diğer arkadaşlar da arkamdan gelip üzerine çullandılar. Bunun üzerine Çetin Altan korkuya kapıldı ve 'Çocuklarım var, öldürmeyin beni' dedi. Biz de zaten yatışmıştık. Onu bırakıp yerimize döndük."

"Pehlivanlıoğlu, bu olay için pişman olup olmadığı sorusuna karşılık, 'Tabii o yıllarda ben çok genç ve heyecanlı bir kişiliğe sahiptim. Tahammülsüzlük vardı' dedi. Pehlivanlıoğlu, Altan'ın da o yıllarda
İşçi Partisi'nin en başarılı üyesi olduğunu söyledi. Bu kavgaya neden olan 'Nâzım
Hikmet büyük vatan şairidir' sözleri için şimdi ne düşündüğü sorulması üzerine de Pehlivanlıoğlu, 'Şimdi Nâzım Hikmet'e övgü yapmak serbest. Her tarafta övgü düzülüyor. Artık komünistlik de kalmadı. Çetin Altan da benim gibi ortacı oldu. Onunla benim aramda fark kalmadı,' dedi."1965 yılında Pehlivanoğlu büyük bir olasılıkla Komünizmle Mücadele Derneği üyesiydi, Çetin Altan ise marksist İşçi Partisi'nin milletvekiliydi. Şimdi Orta'da birleşmişler. Oysa 'komünist' Nâzım Hikmet olduğu yerde duruyor. Bu sıfattan kimse arındıramaz onu!

Siyasal mihenk taşı
Ben şanslı adamım, önem verdiğim bir yazıyı yazarken böyle beklenmedik yardımcılar çıkar. 35 - 40 yıl önce Nâzım Hikmet yüzünden adam döven kafa, şairin nefret odağı olan ideolojisi bugün bozguna uğradı diye o şairi sevemez, böyle bir şeye hakkı yoktur. Yani Şadi Pehlivanlıoğlu 37 yıl önce Nâzım Hikmet yüzünden dövdüğü Çetin Altan'la barıştığı için 'şair'i sevme hakkına sahip olamaz. Aslında Şadi Pehlivanlıoğlu herhangi bir politik evrim geçirmediği gibi hoşgörü erdemine de ulaşamamış. Nâzım Hikmet'i, kendisi beğeni değişikliğine uğradığı için değil, ideolojik evrim geçirdiği için de değil, Nâzım Hikmet gerçeği de facto'laştığı için metazori kabul ediyor. Bu da bir aşama.

Nâzım Hikmet sadece yazınsal olarak değil, siyasal olarak da Türkiye'de bir mihenk taşı olmuştur!

* * *
Bazıları Nâzım Hikmet ile Yahya Kemal'i karşılaştırmaya pek meraklıdırlar. İkisi de Doğu - Batı sentezi yapmışlar(mış). Nâzım Hikmet'in herhangi bir sentez yapmadığı bir yana, ister 'sentez', ister 'analiz' ortamında olsun bu iki şairi mukayese etmek son derece yanlıştır. Nâzım Hikmet biçim ve içerik açısından tam anlamıyla yenilikçi ve devrimci bir şair, Yahya Kemal ise aynı bağlamda, iyi bir 'tutucu' örneği. Yahya Kemal, Divan'ın dışına çıkınca tam anlamıyla bir acemi şair. Yahya Kemal geçmişin çağdaşı,

Nâzım Hikmet ise çağının ve geleceğin çağdaşı. İki şair ancak böyle mukayese edilebilir. Neymiş, iki şair de Doğu - Batı sentezi yapmışlar, Nâzım Hikmet'in şiir sesinde Divan şiirinin geleneksel sesi varmış. Belki vardır. Ama nerede ve ne için olduğunu yanıtlamadan bu noktada da mukayese yapılamaz.

Geçmişe bugünden bakıyor
Nâzım Hikmet 'Yeni' bir şairdir, çünkü Cumhuriyet gibi tam anlamıyla bir kopuşmayı temsil etmektedir. 'Cumhuriyet'in şairidir, onun ürünüdür. Nâzım Hikmet, şiirinin kimyasını divan ve halk şiirlerinin kimyasından ayırmış ve çağdaş evrensel şiire açılmıştır. Bu açılma Tanzimat şairlerinin biçimsel ve anakronik açılımına benzemez. Nâzım, evrensel şiire açılırken, dönemin öncü şairlerinden hiza ve istikamete bakmıştır. Oysa yaşça kendisinden daha genç olan, A. H. Tanpınar, A. M. Dranas, C. S. Tarancı, Z. O. Saba gibi şairler 1940'lı yıllarda Baudelaire'den ve hece vezninden öteye geçememişlerdir. Dolayısıyla, Nâzım Hikmet, hem kendisinden yaşlı şairlerden hem de daha gençlerden çok daha çağdaştır. Nâzım Hikmet'e bir 'ikili' mukayese uygulayalım. Şunu görürüz: Tema bağlamında, alabildiğine geniş insansal ve toplumsal sorunları kapsamaya ve içermeye çalışan bir zenginlik ki, bu tema, bu temalar içinde, geçmişe bugünün içinden bakan, gelecek karşısında da çok sağlam temellere dayalı ve düşünsel açılımlar yapabilen bir şair. Aynı zamanda bir şiir düşünürünün de varlığını görürüz. Her temayı en iyi şekilde açıklayacak, bu temayı en iyi estetik yapıya kavuşturacak bir yöntem getirdiğini ve önerdiğini görürüz.

Çünkü perspektifi, yöntemi, yöntembilimi çok yeni, çok genç... Nâzım Hikmet, Rimbaud ile Lautreamont'un şiirsel dolaşıma getirdiği düzyazı şiiri kullanış tarzıyla da yenilikçi ve örnek bir şair. Örneğin, Benerci Kendini Niçin Öldürdü?, Taranta Babu'ya Mektuplar, Şeyh Bedreddin, Kuvayi Milliye Destanı, Memleketimden İnsan Manzaraları ve Jokond ile Siya U genelde birbirine çok yakın akrabalıklar, akrabalık bağları taşıyan temalara sahip oldukları halde şiirsel ve dilsel yapılarının farklı olduklarını görürüz. Yani Nâzım Hikmet söylem bağlamında tek boyutlu ve tekrarcı değildir, geleneği hedeflemez, onu kendine katar. Ki bu, Yahya Kemal'in karşıtı bir tavırdır.

Evrensel şiirin yörüngesinde
Yahya Kemal ufak - tefek rötuşlarla geçmişin, Divan şiirinin estetiğini ve zihniyet dünyasını yeniden üretiyor, 'yeni' yeni konusunda son derece beceriksiz ve yeteneksiz; Nâzım Hikmet ise onun yeniden ürettiği şeyi reddetmiş ve yeni bir estetiğin ve zihniyet dünyasının peşine düşmüş... Ama yeni yapıyı bina ederken, gerektiğinde, eski yıkılmış yapının taşlarını kullanmayı da ihmal etmiyor.

* * *

Nâzım Hikmet'in şiirde bir Doğu - Batı sentezi yapmayı amaçladığını sanmıyorum. Biçim ve yapı açısından Doğu ve Batı şiirlerinin sentezini mi yapmıştır? Yoksa bu sentez tematik ve içeriksel midir? Hayır, ikisi değil. Nâzım, 1920'lerde köktenci bir devinim ve atılımla yatak değiştirmiş ve o yıllarda yazılan evrensel şiirin yörünge ve yoluna girmiştir. Ama başkalarının ne yazdığına bakıp onları izlememiş, kendisi neyi yazmak gereksinimi duyuyorsa onu yazmıştır. Daha başlangıçta bile, özgün ve yenidir, çağının çağdaşıdır. Bu özelliğiyle Nâzım Hikmet'i en önemli öteki çağdaşlarının yanına koyabilirsiniz. Örneğin 20 yıl sonra yazacağı Memleketimden İnsan Manzaraları onun Kantolar'ıdır. Ezra Pound'un Kantolar'ı da bir tür onun kendi İnsan Manzaraları'dır. Ama (her nasılsa) Doğu ile Batı'nın sentezini yaptığı ileri sürülen Yahya Kemal'i herhangi bir 20. yüzyıl şairinin yanına koyamazsınız. Çünkü çağının ve geleceğinin çağdaşı değildir. Onu ancak bir 18. ya da 19. yüzyıl şairinin yanına koyabilirsiniz.

Yenilikçi şair bilinci
Nâzım, Rubailer'inde ne sufidir ne de mevlevimeşreptir. Rubai biçiminin dize yapısını ve zaman zaman da uyaklar kullanmıştır. Bunun sonucu olarak, kuşkusuz, rubaimsi bir tını çıkar. O kadar. Temalar ve içerikler Rubai dünyasına ait değildir. Nâzım Hikmet, Rubai tarzının biçim ve biçeminden yararlanmamış, ona benzeyen bir yapı içinde, ağzında gezdirdiği yeni şiiri söylemiştir. Öyle ki sırtı Rubai dünyasına dönüktür.

Nâzım'ın Şeyh Bedreddin Destanı'nda Divan şiirinden yararlandığı söylenir. Geleneksel şiirimizin 'geleneksel sesi'ni yeniden ürettiği için başarılı sayılır. Ve bu uzun şiirin ulaştığı başarı, şairinin Divan şiirini unutmamasına bağlanır. Nâzım, bu şiirde herhangi bir Aruz kalıbı kullanmış mıdır? Biraz çaba gösterirseniz, bir Aruz kalıbına (tesadüfen) uyan birkaç dize bulabilirsiniz. Aynı çabayla, benim şiirlerimde bile Aruz kalıbı bulmak mümkündür.

Doğrudur, Destan'ın özellikle giriş bölümündeDivan'sı bir hava ve ses yakalanabilir. Nâzım, dünü ve bugünü aynı düzlem ve anda, eşzamanlı algılamak ve algılatmak istediği için bu yönteme başvurmuş olabilir. Tarihsel tipikliği yansıtmak için bir olanağı özel efekt olarak kullanmaktadır. Bu tutumu, geçmişe kement atma özlemiyle karıştırmamak gerekir. Nâzım Hikmet'in yenilikçi şair ve şiir bilinci Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin temasını onu yeniden üretmek için ele almamıştır. Tam tersine çağdaş bir olguyu

dile getirmek için yapmıştır bunu. Tıpkı Yannis Ritsos'un Grek mitolojisinin kişiliklerinden hareketle dramatik şiirler yazması gibi. Aynı yöntemi Pablo Neruda Cantos General'de kullanmıştır. Dikkat ederseniz kullanılan bir biçim olanağı değil yöntemdir, yöntem birliğidir. Vecihi Timuroğlu'nun tanımıyla (Adam Sanat, sayı 191, Aralık 2001) "yenilik bilincinin, yenilik coşkusunun ve yeniciyi kucaklayan tarihsel bilinç"in birliğidir."

* * *

Nâzım Hikmet'in çağının ve geleceğin çağdaşı, evrenseli yeni, yenisi evrensel, büyük şiiri önümüzde duruyor, ama bizler henüz Nâzım'ın 'N'si çevresinde dolaşıp duruyoruz.


Büyük dünyanın büyük şairi


İsteseniz bile Nâzım Hikmet'in şiirini yaşamından ayıramazsınız. O, bir yandan Tevrat'a ve Kuran'a bir yandan Marx ve Engels'e göndermeler yapan bir şairdir.

DÜNYA ŞAİRİ NÂZIM HİKMET


(Nedim Gürsel, Can Yayınları, 2001, 379 sayfa)

'Benim kuvvetim: bu büyük dünyada yalnız olmamaklığımdır.'

Nâzım Hikmet'in doğumunun yüzüncü yıldönümünü kutlamaya hazırlandığımız günlerde yayımlanan 'Dünya Şairi Nâzım Hikmet', şairin haklılığını kanıtlayan bu dizelerle başlıyor.

Nedim Gürsel, Nâzım Hikmet'in şiirini siyasal yaşamı ve edebiyat kuramları ışığında

incelediği kitabını, 1979 yılında Sorbonne Üniversitesi'nde savunduğu 'Çağdaş Türk ve Fransız Şiirinde Yenilik / Gelenek Sorunu' başlıklı karşılaştırmalı yazın doktora tezinden yola çıkarak kaleme almış. Temel olarak Nâzım Hikmet'in Türk şiir geleneğindeki ve şairin şiirlerinin kendi içindeki gelenek ve yenilik sorunsalını ele alan 'Dünya Şairi Nâzım Hikmet' birbirinden bağımsız olarak da okunabilecek yedi ayrı bölümden oluşuyor. Gürsel, şairin farklı dönemlerde yazdığı şiirlerden yola çıkarak, Nâzım Hikmet şiirinin toplumsal ve yazınsal yapısını ve şiirini besleyen unsurları inceliyor. Gürsel, Nâzım Hikmet'i siyasi kimliğinin ötesinde, bir sanatçı ve bir şair olarak

ele almak istemiş. Fakat Nâzım Hikmet söz konusu olduğunda, siyasal ayrıntılara değinmenin kaçınılmaz olduğunu belirterek, şairin yaşamından ve şiirinden ayrı tutulamayacak kimi toplumsal ve ideolojik ayrıntılara da büyük yer ayırmış.

İlk iki bölümde Nâzım Hikmet'in aşık geleneğiyle ve halk hikayeleriyle kurduğu ilişkiden yola çıkan Gürsel, bu ilişkiyi şairin fütürist dönemiyle karşılaştırarak açıklıyor. 'Türk Köylüsü', 'Memleketimden İnsan Manzaraları'nda Köylü Tipleri' ve 'Masalların Masalı' başlıklı bölümler ise, şairin yenilikçi sorunsaldan uzaklaşarak yeniden halk yazınına dönüşünü konu alıyor.
Kitapta büyük yer tutan 'Şeyh Bedreddin Destanı' bölümü, Gürsel'in 1976 - 77 yılında yayımlanan 'Şeyh Bedreddin Destanı Üzerine' adlı inceleme kitabından oluşuyor. Bu destan aracılığıyla Nâzım Hikmet'in Türk şiirindeki -hatta tarihindeki önemine dikkat çekiyor Gürsel; 'Bedreddin Destanı'nın ikinci önemli özelliğiyse bu konuda yazılmış ilk sanat yapıtı oluşudur. Tarihimizi sınıfsal açıdan değerlendirme gereğini duyan ilk şairimizdir Nâzım. Egemen ideolojinin kendi sınıf çıkarları doğrultusunda yorumladığı ya da unutturmaya çalıştığı halk ayaklanmalarını yeniden ele almıştır...' Destanı incelerken karşılaştırmalı yöntem, Marksçı yöntem ve dilbilim verileri gibi alanlardan faydalanan Gürsel, tarihsel metinlerde kullanılan dilin, Nâzım Hikmet tarafından destanda nasıl devrimci ve yenilikçi bir söyleme dönüştürüldüğünü de ortaya koyuyor.

Geleneksel ve devrimci

'Kıyamet Sureleri' ve 'Rubailer' başlıklı bölümlerde ise, geleneksel ve devrimci söylemin Nâzım Hikmet şiirindeki bir aradalığına ve bunun kültürel işlevlerine değiniliyor. Gürsel, 'Kıyamet Sureleri'nde bir yandan Kuran ve Tevrat'a, diğer yandan Marx ve Engels'e yapılan göndermelere, 'Rubailer'de ise, Yeni Platoncu düşünce ve diyalektik maddecilik arasındaki karşıtlığa dikkat çekiyor. Gürsel'e göre, farklı düşünce sistemlerini aynı metinde eriterek belli başlı sorunsalları tartışabilmek Nâzım Hikmet'in edebiyat alanında ve fikirsel alandaki başarısının da kanıtı.

'Dünya şairi'nin yaşamını, dönemin önemli toplumsal ve yazınsal olaylarıyla birlikte ele almak isteyen Gürsel, kitabın sonuna bir de Nâzım Hikmet kronolojisi eklemiş.
 

Nazım Hikmet, Türkiye'nin ve Türkçenin bu en yüce şairi, sonsuz bir derya...

Zeynep Oral
http://www.zeyneporal.com

Eserleri ülkemde yıllar boyu yasaklanmış olsa da , onu önce kendi eserlerden tanıdık.

Nazım Hikmet, aynı zamanda üzerine en çok yazılmış insanlarımızdan biri. Yazar, şair, ressam dostları, anılarını, mektuplaşmalarını önümüze serdiler. Bir çok edebiyat insanı , eleştirmen, araştırmacı, eserleri ve yaşamı üzerine sayısız kitap sundu. Bu yolda Memet Fuat'ın katkılarını anmamak mümkün değil. Yabancı yazarların çalışmalarının da bir bölümü dilimize çevrilip, bizleri zenginleştirdi. Hepsine müteşekkirim.

Ama bu kez çok farklı bir biyografi var karşımızda : Doğan Kitap'tan çıkan "Romantik Komünist"... Farklılığı bütünsellikte. Farklılığı bilimsellikte.

Nazım Hikmet'in tüm eserlerini ve bugüne dek Nazım üzerine yazılmış her kitabı okumaya çalışan ( okuduğunu sanan) biri olarak, "Romantik Komünist " beni çok etkiledi. Sarsıldım. Hala da etkisindeyim... Oysa kitabı okumadan önce, bir süre de uzak durmaya çalışmıştım. Çünkü, günlük popüler bir gazetede öyle bir tanıtımı yapılmıştı ki, sanki bir aşk resmi geçidi ... Baştan aşağı yanlış bir tanıtım. Bu kitap dört dörtlük, çok geniş kapsa mlı bir araştırma.

Bütünsellik

Son zamanlarda Türkiye'de Nazım Hikmet'in şiirlerini, dileyen , dilediği gibi kullanır oldu. Hani neredeyse komünistliği, siyasal inançları, ideolojisi, yok sayılır oldu. .. Oysa bu kitapta ulusal kimliğine tutkun, yurtsever şairle, yaşamını enternasyonalizme adamış, politik ideallerinden inançlarından ödün vermeyen , dönemin tarihsel determinizmine meydan okuyan, ideal bir gelecek inancına bağlılık duyan şair bir bütün.

"Romantik Komünist Nazım Hikmet'in Yaşamı ve Eseri" iki yazar tarafından İngilizce yazılmış, 1999'da İngiltere 'de yayınlanmış ve Türkçeye, Barış Gümüşbaş tarafından çevrilmiş.

İki yazar, Saime Göksu ve Edward Timms, iki bilim insanı. Saime Göksu, terapist , Edward Timms, tarihçi, Sussex Üniversitesi'nde profesör, edebiyat ve siyaset üzerine yayınlanmış eserleri var. Evliler. Önsözden, Saime Göksu'nun, babası İbrahim Göksu'nun 1940'larda Malatya'da sağlık memuru olduğunu ve cezaevindeki sağlık koşullarını denetlemekle görevli olduğunu öğreniyorum. İbrahim Bey , Kemal Tahir'i Malatya Cezaevinde tanımıştır ve Nazım Hikmet'in o tarihlerde elden ele dolaşan şiirlerini eve taşımıştır. Saime Göksu o şiirlerle büyümüştür.

Göksu ve Timms on yıl çalışmışlar bu eser üzerine. Yalnız çeşitli ülkelerde yayınlanan sayısız yazılı kaynağa , kitap ve dergilere, gazetelere değil , Moskova, Budapeşte, Amsterdam gibi kentlerde radyo, tiyatro , edebiyat arşivlerine girmişler, kimi belgelere ilk kez ulaşmışlar, İngiltere Türkiye arasında gidip gelerek onlarca kişiyle konuşmuşlar. Kılı kırk yaran bir araştırma yapmışlar. Anlatılan her olaya kaynak gösteriyorlar.

Siyasetin aynası

Baştan beri araştırmaları, sistemli çalışmayı, belge ve kaynaklara dayanmayı vurgulamam sizleri yanıltmasın, " Romantik Komünist" edebiyat tadı olan bir biyografi. Nazım Hikmet'in yaşamı ve yaratıcı gücü, eserleri, bir arada irdeleniyor bu kitapta.

"Nazım'ın yaşamı 20. Yüzyıl siyasetinin aynasıdır" diyor "Romantik Komünist"in yazarları.

Doğru. Kitapta Nazım Hikmet'in adımlarını izleyerek , özellikle 1920'lerden başlayarak yalnız Türkiye siyasetini değil, dünya siyasetini de izliyoruz. Birinci Dünya Savaşı sonrasında İstanbul'un işgali, antiemperyalist direniş, Ankara , Kurtuluş Savaşı, Sovyet Devrimi sonrasına Lenin'in politik misyonu, dünya sanatında yeni arayışlar, uluslararası ilişkiler, Harp Okulu ve Donanma davaları, 1938'de 28 yıl hapse mahkumiyet , İkinci Dünya Savaşı ... 1950'de ilan edilen af , Soğuk Savaş'ın antikomünist ortamında baskılar, yurtdışına kaçış...

1951'den, hayata gözlerini yumduğu 1963'e dek Barış Elçiliği, Avrupa ve Asya kentleri, Stalinizm, TKP ile ilişkiler ve çatışmalar, dünya aydınlarıyla ilişkiler, dünyada ve Türkiye'de yaşananlar, Hruşçev, Menderes, gericilere karşı tepkileri, radyo konuşmaları...

Evet doğru, Nazım'ın yaşamını izlerken, dünya ve Türkiye'nin politikasını izliyordum aynı zamanda.

İnönü'nün Sorumluluğu

Bu arada yazarlardan bir saptama : Nazim'ın davalarında bütün yanlışlar, saçmalıklar, adli hatalar ortaya çıktığı halde, 13 yılını içeride doldurduğu halde, sağlık durumu daha çoğunu kaldıracak durumda olmadığı halde af ya da adalet sağlanamaması konusunda şöyle diyorlar:

"Bu dava konusunda en büyük sorumluluğun kimde olduğu sorusuna , 'Nazım hapiste olduğu sürece görevde bulunan cumhurbaşkanında' yanıtı verilebilir. Bilindiği üzere, komünistlere karşı cadı avını başlatan Fevzi Çakmak olsa da , güç bakımından kıyaslandıklarında, İnönü , Çakmak'ı etkisiz kılabilecek durumdaydı.(...) Almanya'nın yenilgisiyle birlikte , İnönü'nün temkinli tarafsızlık politikası tamamiyle haklı çıkmıştı. İnönü 1945'ten sonra başlayan liberalleşme sürecine de sahip çıkarak, çok partili sisteme geçişte önayak olmuştu. Nazım'ın mahkumiyetinin sürmesinden de bütünüyle Cumhurbaşkanı İnönü sorumluydu. Nazım, ancak İnönü iktidarı yitirdikten sonra özgürlüğüne kavuşacaktı."

Tüm duygulara yanıt

"Romantik Komünist"in başında Yevgeni Yevtuşenko'nun (Rusya'da Nazım'a suikast planını da içeren ), ve Memet Fuat'n birer önsözünün yer aldığını belirtmeliyim.

2002, Nazım Hikmet'in yüzüncü yıldönümü.

"Romantik Komünist", Şairin yüzüncü yaşında, bizlere verilebilecek en güzel armağanlardan biri... Yazarlara teşekkürüm sonsuz.

"Şiirlerim, okurlarımın tüm sorunlarına yanıt versin istiyorum. Bir delikanlı bir kızı sevdiğinde, şiirlerimi okusun. Yaşlı bir adamı ölümün kederi kapladığında, şiirlerimi okusun. (...) Bürokratın biri size kötü bir oyun oynadığında, şiirlerimi okuyun. Komünist yazar, tüm insan duygularını yanıtlamak zorundadır." diyordu Nazım Hikmet.

"Romantik Komünist"in yazarları ise son söz olarak şunu diyorlar: "Nazım'ın şiirleri, oyunları, mektupları ve otobiyografik eserleri, insan ruhunun baskı altındaki dayanma gücünün çarpıcı birer kanıtıdır: 'mesele esir düşmekte değil, / teslim olmamakta bütün mesele!"

Nâzım'ı tanımak

http://www.radikal.com.tr/

Nâzım'ı en iyi tanımanın yolu elbette yapıtlarını okumak. Ama onun kişiliğini tanımak, yapıtlarının arka planını görmek isteyenler için yazılmış otuzun üzerinde kitap var. Yani hiç bir Türk yazara nasip olmayan, ama Nâzım Hikmet'e yakışan bir toplamla karşı karşıyayız. Bu kitaplar Nâzım'ın şiirini, diğer ürünlerini inceledikleri gibi özel yaşamına, sürgün yıllarına, siyasi kimliğine de odaklanıyorlar. Kimi inceleme, kimi anılar kimi de mektupları sunuyor okura. Kemal Sülker'in kapsamlı incelemesi, İbrahim Balaban'ın, Ekber Babayev'in anıları gibi önemli kitapların baskısı tükenmiş. Onları ancak sahaflardan bulabilirsiniz. Kitapçılarda sizi bekleyen kitapların en önemlilerini hatırlatmak istedik.

Biyografiler
Romantik Komünist - Nâzım Hikmet'in Yaşamı ve Eseri, Saime Göksu, Edward Timms, Doğan Kitap, 2001, 11 milyon 500 bin lira Nâzım Hikmet'in ailesinden, çocukluk yıllarından ölümüne kadarki yaşamını inceleyen kitap, şairin hakkında yazılmış en derli toplu ve en yeni incelemelerden biri.

Nâzım Hikmet - Yaşamı, Şairliği, Sanatı, Eserleri, Asım Bezirci, Evrensel Basım Yayın, 1996, 4 milyon 500 bin lira. Artık hayatta olmayan edebiyat araştırmacısı Asım Bezirci'nin imzasını taşıyan derli toplu bir inceleme.

Nâzım Hikmet, Yaşamı, Ruhsal Yapısı, Davaları, Tartışmaları, Dünya Görüşü, Şiirinin Gelişmeleri, Memet Fuat, Adam Yayınları, 2000, 14 milyon 500 bin liraMemet Fuat'ın Nâzım Hikmet üzerine kaleme aldığı bu en kapsamlı kitapta, şaire dair her şeyi bulabilirsiniz.
 Nâzım Hikmet, Dietrich Gronau, Altın Kitaplar, 1995, 4 milyon 300 bin lira Nâzım'a dışarıdan bakan bir araştırmacının kitabı.

Anılar
 Nâzım Hikmet'in Son Yılları, Zekeriya Sertel, Remzi Kitabevi, 2001, 6 milyon lira Özellikle sürgün yıllarındaki yakın dostu Zekeriya Sertel'in 'Nâzım Hikmet'in yaşamında gizli birşey kalmaması' için yazdığı bu kitap, birlikte geçirdikleri yılları, sürgündeki Nâzım'ı anlatıyor.

"Sana Tütün ve Tesbih Yolluyorum", Semiha Berksoy'un Anıları, Füsun Özbilgen, Broy Yayınları, 1997, 3 milyon 500 bin lira. 30'larda Beyoğlu'nda Gül Apartman'da sık sık biraya gelen üç arkadaşın Nâzım Hikmet, Semiha Berksoy ve Fikret Mualla'nın ortak hikayesi.

Nâzım Hikmet'le 3.5 Yıl, Orhan Kemal, Tekin Yayınevi, 2000, 3 milyon 100 bin liraTürk edebiyatının klasikleşmiş yazarı Nâzım'la birlikte geçirdiği hapishane günlerini anlatıyor.

Bu Dünyadan Nâzım Geçti, Vala Nurettin (Va - Nu), Milliyet Yayınları, 1999, Gençlik yıllarından itibaren yakın arkadaşı olan Vala Nurettin'den anılarla yüklü bir biyografi.

Sertellerin Anılarında Nâzım Hikmet ve Babıali, Zekeriya Sertel, Sabiha Sertel, Yıldız Sertel, Adam Yayınları, 1993, Yıldız Sertel kitabı 'hayatımızın büyük bölümünü birlikte geçirdiğimiz Nâzım'a dair orijinal bilgiler' sözleriyle tanıtıyor.

Sanatı üzerine

Nâzım Hikmet Üstüne Yazılar, Memet Fuat, Adam Yayınları, 2001, 7 milyon 400 bin lira. Memet Fuat'ın 1965'ten itibaren 33 yıl boyunca yazdığı tartışma, anı, değerlendirme türündeki yazılar.

Türk Edebiyatı'nda Nâzım Hikmet, Hikmet İlaydın, Akçağ Yayınları, 1997, 4 milyon 200 bin lira. İlk baskısı 1947'de yapılan kitap özellikle gençlere ve öğrencilere Nâzım'ın şiirini tanıtmaya yönelik.

 Mavi Gözlü Dev, Nâzım Hikmet ve Sanatı, Zekeriya Sertel, Belge Yayınları, 1996,

Zekeriya Sertel'den Nâzım'ın şiirlerini eksen alan bir biyografi. Sertel, şairi en iyi yapıtları yoluyla anlamanın mümkün olduğunu söylüyor.

 Nâzım Hikmet ve Geleneksel Türk Yazını, Nedim Gürsel, Adam Yayınları, 1992, 7 milyon lira. Nâzım Hikmet'in Türk edebiyatı içindeki yerini sorgulayan karşılaştırmalı bir inceleme.

Özel yaşamı

Nâzım Hikmet'in Aşkları - Sevdayım Tepeden Tırnağa, Emin Karaca, Gendaş Kültür, 1999, 5 milyon lira. Nâzım'ın en çok gizem barındıran yanlarından birini,aşklarını anlatan bir kitap. Tanıklıklar, belgeler taranarak oluşturulmuş romantik bir öykü.

Siyasi yaşamı

Nâzım Hikmet Şiiri'nde Gizli Tarih - Şiirler Eşliğinde Bir Siyasal Yakın Tarih Okuması, Emin Karaca, Gendaş Kültür, 1999, 5 milyon lira.

Nâzım'ın şiirlerinde sembolleşen dava arkadaşları, onu etkileyen siyasal olaylar. Emin Karaca, bu kitapta dizeler arasında gezinerek şairin siyasi yaşamını anlatıyor.

Şafakta Suydu Evler - Nâzım Hikmet Romanya'da, Erem Melike Roman, Broy Yayınları, 1987, 3 milyon lira. Sürgün yıllarına dair bir tanıklık kitabı daha. Yazar, şairin özellikle Romanya'da geçirdiği az bilinen günleri anlatıyor.


Partisine muhalif bir komünist

SEVDALINIZ KÖMÜNİSTTİR
Emin Karaca, Gendaş Kültür, 2001, 87 sayfa.

Evet bir Nâzım Hikmet patlaması yaşanıyor. Bunun olumsuz yönü, bir dönem muhalif olmuş bir düşünce ve kimliği belli kalıplar içinde içselleştirilmesi, giderek içeriğinden kopartılarak dönüştürülmesi ve popüler kültürün malzemesi haline getirilmesi. Bir başka yönü ise, Nâzım Hikmet üzerine bu güne kadar kısıtlı koşullar içinde yapılmış, dönemin kısaltmaları nedeniyle gündeme getirilememiş birçok konunun, giderek tartışmanın gündeme getirilmesi. Emin Karaca'nın yeni kitabı 'Sevdalınız Komünisttir', bu ikinci işleve hizmet ediyor. 'Eski Tüfeklerin Sonbaharı', '1925 Komünist Tutuklaması', 'Nâzım Hikmet Şiri'nde Gizli Tarih' ve 'Nâzım Hikmet'in Aşkları' adlı kitapların da yazarı olan Karaca, bu kitabında, hem bu konudaki uzmanlığından hem de TKP, dönem ve Nâzım üzerine çıkan diğer kitaplardan yararlanmış.

Nâzım ve TKP
Karaca, kitabında Nâzım Hikmet'in komünizmle ilk tanışmasından yani 1920 başlarından 'Sovyetler Elinde Mültecilerin TKP'sinde' geçirdiği yıllara 1960'lı yıllara kadar serüvenini ele alıyor. Bu serüvenin odağına da Nâzım'ın TKP ile ilişkisini oturtuyor. Nâzım'ın Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde eğitim gördüğü yıllardan ölümüne kadar, aslında parti ile ilişkisinin hep netameli olduğuna ve Nâzım'ın hep bir muhalif kimliğini koruduğuna, en azından parti yöneticileri tarafından hep öyle görüldüğüne ilişkin bir dizi belge sunuyor.

Kitapta, Nâzım Hikmet'in kişisel serüveni, mahkumiyetleri, çalışmaları kadar arka planda bir TKP tarihini de okumak mümkün. TKP içinde özellikle kuruluş ve bunu takip eden yıllarda iktidar kavgaları ve o dönemin örgütlenme koşulları nedeniyle herkesin birbirini suçladığı, ya da birbirine muhalif olduğu düşünülürse, sonuçlara titizlikle varma çabası anlaşılabilir. Belli iddialar bu konuda yapılmış yayınlar ve anlatımlar referans alınarak tartışılıyor, tartışmalı kısımları ortaya konuyor ve bazıları çürütülüyor. TKP'nin 10-13 Eylül 1920'de Bakü'de yaptığı 1. Kongresi'nde Genel Sekreterliğe seçilen Mustafa Suphi'nin 15 arkadaşıyla birlikte Türkiye'ye dönerken Trabzon açıklarında katledilişleri, Türkiye'de yapılacak II. Kongre için (1924) Nâzım'ın Mokova'dan dönüşü, onun komünistliğinin ve TKP'nin ilk yıllarına tekabül ediyor.

Nâzım'ın parti ile muhalif ilişkisi en baştan başlıyor: Türkiye'ye gidişi için "gidebilir, ama sıkı bir denetim altında tutulmalıdır orda" değerlendirmesi yapılıyor.

Gerekçe, "bireyci küçük burjuva davranışlara kapılmasından korkulması". 1929 İzmir Davası'nda polislikle suçlanıyor; aynı yılın yaz aylarında bir grup arkadaşıyla 'Muhalif Türkiye Komünist Partisi" örgütlenmesine gidiyor. Pendik açıklarındaki Pavli adasında yapılan bir toplantıyla 'Muhalif TKP'yi kuruyor. 1927 Komünist Tevkifatı'ndan sonra TKP muhalifi grup Nâzım hikmet'in etrafında toplanıyor. Grubun amacı, Şefik Hüsnü grubunu iktidardan düşürmek, III. Enternasyonal'in Türkiye Temsiliciliği'ni ele geçirmek; ödeneklere el koyarak bunları profesyonel devrimcilerin kullanımına sunmak. TKP'nin öteki yöneticilerinin tavrı ise 1930 tarihinde Nâzım Hikmet'i partiden ihraç etmek oluyor, onları Hafiyeler Fırkası olarak adlandırıyor. 1932 yılında yayımlanan 37 numaralı Kızıl İstanbul'un bir yorumunun başlığı şöyle: 'Nâzım Hikmet ve Hempasının Hakiki Çehreleri'. TKP'nin birçok yayını bu dönemde Nâzım'ın muhalefetine karşı bildirilerle dolu. Bu saldırılar 1937 yılına
kadar sürüyor. Nâzım Hikmet'in partisinden atılmasından duyduğu acı ise "Benerci kendini niçin Öldürdü?", destanında ifadesini buluyor. Nâzım hapiste geçirdiği yıllarda artık yönetimine Reşad Fuad'ın geldiği partiyle de barışma yolları arıyor.

1950 yılında hapisten çıkan Nâzım, 1951 yılında Refik Erduran'ın ayarladığı bir deniz motoruyla Boğaz'dan Rusya'ya kaçıyor. Ancak bu dönemde de karşılaştığı olaylara eleştirel yaklaşımları parti bürokrasisinin Nâzım Hikmet'e kuşkulu bakmasına yol açıyor. Ancak Nâzım'ın isyankar tabiatı ile birlikte komünizme ve parti disiplinine inancıyla el ele yürüyor, ömrü boyunca.

Karaca'nın kitabı, Nâzım'ın TKP ile ilişkilerini derli toplu ve detaylı olarak ele alan bir çalışma. Aynı zamanda içinde Şefik Hüsnü, Hikmet Kıvılcımlı, Serteller, Mustafa Börklüce, Abidin Dino, İsmail Bilen gibi alternatif tarihin efsane isimlerinin kol gezdiği bir kitap olarak da okunabilir.

Üstelik kitapta, Nâzım'ın bazı şiirlerini hangi dönem, hangi etkiler altında kalarak yazdığına da yer veriliyor. Tartışma çıkarma ihtimali var.

***
Nâzım Hikmet külliyatı

2002'ye kadar Nazım Hikmet'in tüm kitapları Adam Yayınları'ndaydı. Adam Yayınları, şairin 29 kitabını yayınladı. Memet Fuat tarafından hazırlanan bu edisyonlar en doğru Nazım Hikmet baskıları olarak kabul ediliyor. Şiirlerin yanı sıra Nazım Hikmet imzalı tüm oyunları, romanları, siyasi ve edebiyat yazıları da bu toplama dahil. Birinci hamur ve üçüncü hamur olarak ayrı ayrı basılan kitapları, pazarlama şirketlerinden topluca ve taksitle almak mümkün. İstanbul'da yaşayanlar Adam Kitabevi'nden dört taksitle, diğer kentlerdekiler, 0 212 293 41 05'ten bağlantıya geçerek üçüncü hamuru 193 milyon lira olan seti yayınevi indirimiyle edinebilir.

2002'den itibaren Yapı Kredi Yayınları, Nazım Hikmet'in yeni baskılarını yapıyor. Yine Memet Fuat'ın denetiminde hazırlanan bu kitapların ilk sekizi yayınlandı. Tabii öncelik şiirde. Dileyenler Nazım Hikmet'in tüm şiirlerini kapsayan Yapı Kredi edisyonlarını toplam 50 milyon liraya tüm kitapçılarda bulabilir.
 
 

Valid HTML 4.01 Transitional

Valid CSS!

29 Aralık 2001