Amos Oz

Aşk ve Karanlık
Amos Oz

 
Anasayfaya
Eleştiri sayfasına

15.10.2014

  Editörün Notu:  "İnsanların benim romanlarımı, öykülerimi okurken içlerinden 'İsrail iyi mi, kötü mü?' İsrail varolma hakkına sahip mi, yoksa yok olmalı mı? diye düşünmeden okuyabildikleri bir zamanın gelmesini isterdim.  Bana göre Siyonizm Rüyası İsrail'in, gazetelerin birinci sayfalarından, haber sayfalarından tamamen düştüğü, bunun yerine edebiyat eklerinde, müzik sayfalarında, bahçe eklerinde boy gösterdiği vakit gerçekleşecektir.  " Amos Oz

  “Aşk ve Karanlık” barışa ışık tutabilecek mi?

http://www.salom.com.tr/

Virna BANASTEY twitter.com/virnabanastey virna@salom.com.tr
Ünlü İsrailli yazar Amos Oz, birçok kitabında İsraillilerin ve İsrail’in öykülerini dünyaya anlatır. Ancak, topraklarını İsrail Devleti’ne kaybeden, babasını ve oğlunu Filistin terörüne kurban veren bir Filistinli Oz’un öykülerini anlamaya ve kendi toplumuna anlatmaya karar verdi
  26 Mayıs 2010

Filistinli Elias Khoury, altı yıl önce 20 yaşındaki oğlu George’u bir saldırıda kaybetti.  George, koşuya çıktığı sırada yanından arabayla geçen Filistinli teröristlerin, kendisine ateş açarak sırtından vurmasıyla hayatını kaybetti. Olayın ardından teröristler özür diledi; koşucuyu Yahudi sanmışlardı... Hayattaki en büyük acıyı yaşayan Khouryler ise oğullarının adını yaşatmak için çok farklı bir kitap projesine imza attılar; İsrail’in en bilinen yazarı Amos Oz’un otobiyografisini Arapçaya kazandırdılar. Baba Khoury’nin, hukuk öğrencisi ve müzisyen oğlunun anısına gerçekleştirdiği proje, kendi toplumunda büyük tepkiyle karşılandı. “Aşk ve Karanlık”ın Arapça çevirisi geçtiğimiz ay Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta raflardaki yerini aldığında ise gelen yorumlar çok olumlu oldu.

Arap dünyasının önde gelen gazetelerinden Al Hayat’ın Kültür Editörü Abda Wazen, Amos Oz’un kitabıyla ilgili çok olumlu bir eleştiri yayımlarken, kızgın görüşleri olanlar da ara ara seslerini duyurdular. Kitabın önümüzdeki aylarda, Ortadoğu’da daha geniş alanlara dağıtılması bekleniyor.

Kudüs’te saygıdeğer bir avukat olan Elias Khoury, şiddetin kendi toplumunu zehirleyen bir etken olduğunu savunurken böyle bir projeyi gerçekleştirmesini söyle açıklıyor; “Edebiyat insanlar arasındaki önemli bir köprüdür.” Özellikle Aşk ve Karanlık kitabını seçmesini ise çevirinin önsözünde şöyle açıklamış: “Bu kitap, Yahudi halkının yeniden doğuşunun tarihini anlatıyor. Yahudiler, Holokost trajedisinden çıkarak yeniden doğdular; kendilerini yeniden organize ettiler; ülkelerini kurdular ve bağımsız bir millet oldular. Biz de bundan ders alabilir, öğrenebiliriz.”

Khoury’nin bir Siyonist olmadığı aşikâr. Babası Nezaret yakınlarında sahip olduğu yaklaşık 750 hektar toprağı İsrail Devleti kurulunca ‘güvenlik nedeniyle’ kaybetmiş. Bu durum babasının iflas etmesine neden olmuş. Eğitimli biri olan babası, topraklarını kurtarmak için her şeyiyle mücadele etmiş ve İsrail’in iç güvenlik örgütü Şin Bet’in kara listesine girerek 20 yıl boyunca düzgün bir işte çalışamamış. En sonunda Kudüs’teki ünlü King David Oteli’nde muhasebeci olarak iş bulabilmiş. Bir süre sonra ise, 1975’te Kudüs’te şehir merkezinde, bir buzdolabında patlayan bomba ile, on iki kişiyle birlikte bir Filistin terör saldırısının kurbanı olmuş. Bomba patladığında Elias sadece birkaç metre uzaklıktaymış.

Topraklarını İsrail Devleti’ne kaybeden, babasını ve oğlunu Filistin terörüne kurban veren Elias Khoury, iki tarafı da anlamaya yakın; tarafların birbirlerinin durumlarını yeniden değerlendirmesi gerektiğini düşünüyor. İngilizce ve İbraniceyi akıcı bir şekilde konuşan, kendisini bir Filistin milliyetçisi olarak nitelendiren Khoury, 1930’lu ve 40’lı yıllarındaki Yahudi mültecilerin yaşadıklarını bilmenin Filistinlilerin ve diğer Arap topluluklarının Yahudilere farklı bir bakış açısıyla bakmalarına araç olabileceğini düşünüyor.

Amos Oz’un ‘Aşk ve Karanlık’ eseri yazarın başyapıtı ve modern İbrani edebiyatının en önemli eserlerinden biri olarak nitelendiriliyor. Bu kitabında Oz, diğer eserlerindeki gibi ‘birlikte ya da bir arada’ yaşama fazla yer vermese de Avrupa’dan Kutsal Topraklara doğru kendi yolunu bulmaya çalışan Yahudi ‘mültecilerin’ hikâyelerini duygusal bir şekilde yansıtıyor.

Lübnanlı eleştirmen Abda Wazen, Amos Oz’un yazı dilinin güzelliğinden ve hikâyenin eşsizliğinden bahsederken ‘düşmanın’ kesinlikle okunmaya değer olduğunu vurguluyor.

Filistinli bir filozof, Sari Nusseibeh, kaleme aldığı ve aynı dönemlerde Kudüs’te büyümenin nasıl bir şey olduğunu anlattığı otobiyografisi, ‘Bir Zamanlar Bir Ülke’ kitabının önsözünde Amos Oz’un eserini okuduğunu ve Yahudilerle Filistinlilerin özellikle o zamanlarda yaşadıklarının bu kadar benzerlik göstermesi karşısında şaşkınlık duyduğunu dile getiriyor.

“İki taraf da trajediden doğmadı mı? İki taraf da birbirlerinin hikâyelerine karşı unutkan olmadı mı? İsrail- Filistin mücadelesinin kalbindeki sorun ‘diğerinin’ hayatını hayal edememek, anlayamamak değil mi?”

Böyle düşünüyor Elias Khoury. “Eğer birbirimizi anlamazsak, aramızda her zaman şüphe ve doldurulamayacak boşluklar olacaktır.”

Projenin gerçeklemesi aşamasında Amos Oz, kitabının Arapçaya çevrilmesini finanse eden Elias, eşi Rima ve diğer iki çocuğunu ziyaret ederek kendileri ile tanışmış. Oz, ‘Aşk ve Karanlık’ın Arapçaya çevrilmesi açısından doğru bir seçim olduğunu konusunda kendileriyle hemfikir. “Bu kitap, kahramanlık öykülerine değil, sadece İsrail Devleti’nin bir mülteci kampından nasıl doğduğunu gösteriyor. Elias, toplumlarımız arasında duygusal bağlar ve köprüler kurmak istemiş. Bunu yapabilmek için de birbirimizin hikâyelerini, anlatılarını okumamız lazım. Başka bir toplumun edebiyatını okumak, onların evlerinin içine girebilmektir.”

Amos Oz, eserinde Avrupa’da genç bir Yahudi olan babasının anılarına da yer veriyor. Babasının o yıllarda Avrupa sokaklarında, “Yahudiler Filistin’e gidin!” mesajları içeren duvar yazılarına rastladığını, birkaç yıl sonra geldiği Filistin topraklarında ise “Yahudiler Filistin’den çıkın” sloganları ile karşılaştığını aktarıyor. Amos Oz

Asıl adı Amos Klausner olan Oz, uluslararası kamuoyunda adını duyuran İsrailli yazarların başında geliyor. 1939 yılında Kudüs’te doğan yazar, İbrani Üniversitesi’nde felsefe ve edebiyat eğitimi aldı. Aynı zamanda gazeteci de olan Oz, çoğu zaman barış yanlısı söylem ve hareketleriyle de dikkat çeker. İsrail’in önde gelen ve barışı destekleyen kuruluşlarından Şimdi Barış (Peace Now)’ın kurucularından olan Oz, İsrail- Filisin sorununda da iki devletli çözüm planını ilk savunanlardandır.

İlk kısa hikâyeleri 20 yaşındayken yayınlanan Oz, birçok eserinde İsrail’in tarihi olaylarına ve İsrail ile Filistinliler arasında diyalog mesajlarına yer verdi. 1997 Fransız Legion d’Honneur sahibi olan yazar, aynı zamanda sayısız uluslararası edebiyat ödülü de kazandı.

Aralık 2008’de, İsrail’in Gazze operasyonunun birkaç gün öncesinde, İsrail’in önde gelen gazetelerinden Yediot Aharonot’da yayımlanan ve Hamas’a karşı İsrail hükümetini askeri harekâta çağıran bir beyanı imzalayanlardan olmuşsa da iki hafta sonra yine aynı gazetede Hamas ile ateşkesi destekleyen bir yazı da kaleme aldı. Aşk ve Karanlık

Bu eser, Nisan 2006’da Doğan Kitap tarafından Türkçeye kazandırıldı. İşte, Türkçe çevirinin kapağında yer alan kitap tanıtımı:

“Çağdaş İsrail edebiyatının en önemli temsilcilerinden birinin hayat hikâyesidir anlatılan. Savaşın perişan ettiği bir kentte, Kudüs’te büyümüştür çocuk. Annesi intihar etmiştir. Babası bir akademisyendir. Toplumun ve ailesinin baskısından kaçar ve İsrail’deki bir kibutza katılır. Adını değiştirir, evlenir, çocuk sahibi olur ve sonunda hem bir yazar hem de İsrail politikasının aktif bir üyesi haline gelir. O yazar Amos Oz’dur. İsrail’in en çok okunan edebiyat eserlerinden biridir yarattığı da: “Aşk ve Karanlık”.

Amos Oz “Aşk ve Karanlık”ta bir aile destanı yazıyor. Bir milletin var olma mücadelesine ve çalkantılı günlerine tanıklık eden bir destan bu. Birbiriyle uyuşmayan kültürlerin, acının, azmin, sevginin ve karanlığın hikâyesi bu romanda anlatılan. Oz’un çizdiği Çehovvari karakterler ve anlattığı muhteşem hayatlarla uzun ama sürükleyici bir anılar dizisi çıkıyor ortaya. Bir çocuğun var olma mücadelesi, bir kitap kurdunun yaşamı, yazar olmaktan önce ‘kitap’ olmak isteyen ilginç bir kişiliğin serüveni…”

 An Almighty argument: Amos Oz may not care for God but he believes devoutly in debate, language - and jokes

http://www.independent.co.uk/
Oz is Israel's great teller of unsettling stories and uncomfortable truths. BOYD TONKIN Author Biography Saturday 10 November 2012

If Amos Oz had helped to steer the politics of Israel with the same insight, empathy and wisdom he has brought to his fiction over the past 45 years, then the Middle East might today be a zone of peace -and irony, and jokes. "I was approached a few times by people who wanted me to run for office," he says.

An understatement: Israel's former Labour leader Shimon Peres, now the nation's president, reportedly once spoke of Oz as a possible successor, though the author then moved left to the Meretz party. "But I think I would make a very poor politician. I'm incapable of pronouncing the words 'no comment'. Besides, no one would write my books for me."

Oz, a peerless imaginative chronicler of his country's inner and outer transformations ever since the young kibbutznik began writing fiction in the mid-1960s, has always twin-tracked shrewd and often brave public advocacy with the single-minded life of literature. The two lines run in parallel; they do not converge. "I try not to mix the two. When I tell a story, I never try to make a point. A story is an end in itself… At the same time, I have been politically engaged for all my adult life - and perhaps even shortly before."

The punditry - perhaps even, the prophecy - ranks as a necessary evil that history has decreed. Now 73, Oz sits in his London publisher's top-floor boardroom and speaks with exquisite, drily humorous precision about places, and ages, of blood and rage. He says: "I wish there will come a time when people read my works - my stories and my novels - without inserting… the question, 'Is Israel good or bad? Has Israel the right to exist or should it die?' I wish that such a time will come. In fact, for me, the fulfillment of the Zionist dream will occur when Israel is removed once and for all from the front pages and news pages and instead occupies the literary supplements, the musical supplements, the gardening supplements. That would be the day."

One fruit of his political engagement consisted of the essays about the route out of violence now re-published as How to Cure a Fanatic. Oz, one of the founders of the Peace Now movement, remains steadfast in his commitment to the "two-state solution" of equally independent, mutually respectful Israel and Palestine. These days, that proposition - his answer to the region's tragic collision of right against right - looks to many like damaged goods. Just consider the alternative, says Oz: "The 'one-state solution' is no option at all because it would be a lunatic idea to try and push into a honeymoon bed two deadly enemies who have been fighting each other for more than a hundred years." His own preferred slogan runs: "Make Peace, Not Love".

But how feasible is this disentanglement? I mention that, when I was in Jerusalem for the city's writers' festival in May, I went to Ramallah in the West Bank, to visit the Palestinian author Raja Shehadeh. He drove me around the hills to show how the tight-woven pattern of new Israeli settlements has stitched up the rolling landscapes of Judaea. But Oz's response reveals his radicalism: those Jewish settlers should become citizens of Palestine. "There will be always an Arab minority in the Israeli state. There can be a Jewish minority in the Palestinian state. It's not the end of the world, as long as two nations have equal rights of self-determination," and can "develop relations of decent neighbourliness."

Conflict-free proximity, rather than cosy familiarity: such a limited harmony often feels like a tough call for the divided and self-divided characters of Oz's fiction, let alone for the warring peoples who share the land. Ever since early works such as My Michael, and in landmark novels such as The Same Sea, the Jerusalem-born writer has exposed the endless obstacles and detours on a road-map to peace within a village, a marriage, a family - or a human mind. It's always, for his people, a heroic - an epic - task to set their own small houses in order. "I'm a provincial writer," he says. "I like writing about provincial places. Sometimes I even think that almost all great literature is provincial." He cites Chekhov, Faulkner and Garcia Marquez. All dig giant stories from miniature patches of soil. As does Oz.

He was born Amos Klausner in 1939 ("Oz" means "strength" in Hebrew), his Lithuanian and Polish parents tragically vulnerable to all the dreams and despairs of idealistic immigrants. After the tumultuous Jerusalem upbringing recounted in his great memoir A Tale of Love and Darkness, with his mother's sucide as its terrible finale, he moved as a teenager to the Hulda kibbutz to help construct the socialist, Zionist dream. "A kibbutz is a very small village… But it's a microcosm. I learned more about human nature in my 30 years on Kibbutz Hulda than I would have learned if I travelled ten times around the world… I came to know all the secrets, all the intimate gossip… For a writer, this is a goldmine."

He also possesses the treasure of his language: the modern Hebrew he has helped to mould. "Hebrew is my love, it's my musical instrument." With each other, his parents "spoke in Russian and Polish. They read German, French and English for culture. They dreamed their dreams in Yiddish. But to me, they only talked Hebrew. Not for chauvinism… but because in the 1940s they were afraid that if I knew even one European language, I might be seduced by the deadly charms of Europe - and go to Europe and catch my death!

Whatever their dark motives, he cherishes the old-young tongue. "A language that had been almost as dead as ancient Greek or Latin is revived - spoken in my childhood 60 years ago by less than half a million people; spoken today by more than 10 million. In this language of the Bible people fly jumbo jets, conduct open-heart surgery, launch satellites into orbit." Forget making the desert bloom; a Hebrew author can make the tongue flower. "Modern Hebrew has many things in common with Elizabethan English. The language is like melting lava, like an erupting volcano."

Since the mid-1980s, Oz has lived in the desert town of Arad: once again, a social microcosm. "The desert begins five minutes' walk from my home." Every day begins for him, at five, with a walk into it. Yet change also reaches far into this small world. Arad is now "heavily Russian", with 40-45 per cent of its people Jewish migrants from the ex-Soviet Union. These Russians "tend to be more hawkish, more right-wing and more untrusting. They don't trust anything that comes from the government - not even the weather forecasts!"

The interlinked stories of Oz's Scenes from Village Life portray the intersecting - but somehow isolated - citizens of the fictitious "pioneer village" of Tel Ilan. Its people remain both closely bound to one another and yet - as the title of one story has it - "Strangers". "Loneliness," even among family, lovers, neighbours, is its principal theme, Oz affirms. The deep rifts between Jewish Israelis - or even within torn individual minds - that he so often explores raise the question of where any core of solidarity might lie.

It's a theme that, with mischief, wit and (yes) sheer chutzpah, Oz and his historian daughter Fania Oz-Salzberger answer in a forthcoming book: Jews and Words. For father and child, the Jews - never a single ethnic group, not much of a political entity, not even a coherent religion in their view - share above all not a bloodline but a textline. Arguments and remonstrations about the meaning of books and stories unite and bind the community, generation upon generation. The family that kvetches together, stays together.

Shamelessly secular, the Ozes root their Judaism in words, ideas and - most crucially - "self-biting" interpretative debate. "We have no use for the synagogue," Oz says. "We believe that Judaism is a civilisation based mostly on language." For them, "Jews not only disagree with each other. They often disagree with God. The Jewish tradition, starting from Genesis, is full of... arguments with God." As for the disputatious rabbis of the Talmud, Oz cites his favourite tale of "reverent irreverence": the story of Akhnai's Oven. "Two saintly rabbis argue about interpreting the law in their capacity as judges. And they cannot reach a verdict. They will die arguing, but God has mercy on them. A voice is heard from above, saying 'Rabbi Eliezer is right. Rabbi Yehoshua is wrong. Go to sleep.' And then the loser, Rabbi Yehoshua, turns his eyes upward and says, 'Please keep out of it. You have given the Torah to human beings. Buzz off! Buzz off!'"

Ever since Abraham wrangled with God over the fate of Sodom like "a shrewd second-hand car dealer", Jewish dialectic has dared to scold the Almighty. As for the Ozes, "secular to the bone" but profoundly devoted to Jewish tradition, they have no hesitation in telling pious believers where to go. But can they pick and choose: the jokes, tales, heroes and heroines, with none of the theology? "People will hurl at us that Judaism is package deal: take it or leave it. It's not a package deal. It's a heritage. And a heritage is something you can play with. You can decide which part of the heritage you allocate to your living room, and which part goes to the attic or to the basement. This the legitimate right of every heir. And I regard myself as a legitimate heir of the Jewish civilisation. I can relegate some of the heritage to the attic."

In the book, this boisterous excitement over words and ideas generates a little paradise beyond politics. It opens up a garden of play and joy, of dispute without hate and passions without victims (except the meddlesome God of all the fundamentalists). "In Judaism," Oz insists, "nothing - nothing at all - is above debate and above joking. My grandmother used to say, when you have cried out all your tears… that's the time to start laughing."

  İsrail rüyası gerçekleşince tadı kaçtı

http://www.aksiyon.com.tr

İsrailli ünlü yazar Amos Oz annesinin intiharını yazmaya başlayınca hem ailesinin hem de ülkesinin kuruluş tarihini yazmış oldu.

'Aşk ve Karanlık", Amos Oz'un hem aile tarihinin hem de son romanının adı. Oz, 1977'den bu yana İsrail'in "Barış, Hemen Şimdi" hareketinin önderlerinden biri olarak çalışıyor. İsrail'in Filistin'e ait bazı topraklardan çıkması ve İsrailliler ile Filistinlilerin birlikte yaşamayı öğrenmeleri gerektiğini savunuyor. Amos Oz, İsrail'in ve İbranicenin en büyük yazarlarından olmakla birlikte İsrail'in politikalarını kıyasıya eleştiriyor, gerçekleşen İsrail rüyasının 'eski tadı' vermediğini söylüyor. Aşk ve Karanlık (Doğan Kitap) romanında Oz, Rusya'dan Filistin'e uzanan aile hikâyesiyle birlikte İsrail'in kuruluşunu da anlatıyor dolaylı yoldan. İsrail'in muhalif yazarıyla hem son romanını hem de 'siyaset'i konuştuk.

-Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la görüştünüz. Ziyaretiniz nedeniyle herhangi bir mesaj getirdiniz mi?

Benim herhangi bir resmî görevim yoktu. Başbakan tarafından davet edildim. Ortadoğu'nun problemleri ile ilgili görüş alışverişi gayesiyle çağrılmıştım. Tamamiyle özel görüşme olarak kaldı, hiçbir mesaj getirmedim. (Çeviri sırasında resmî kelimesini duyuyor. "Resmî kelimesini biz de kullanıyoruz, İsrail'deki Türk Osmanlı izlerine bir örnek olabilir bu.")

-İsrail ve Türk takımlarının maçları olduğunda İsrail'de büyük olay varmış gibi davranılıyor. 'Türkler geliyor' şeklinde manşetler atılıyor. Türklerle Yahudiler arasında tarihî bir husumet olmadığı halde bu nereden kaynaklanıyor olabilir?

Çok uzun olmayan bir zaman diliminde, 90 yıl öncesinde biz Türklerin egemenliği altında yaşıyorduk Dolayısıyla Türkleri basketbolda yenmek çok tatlı. Aynı zamanda İsrail oldukça küçük bir ülke. Türkiye ise büyük bir ülke. Bu da Türkiye'yi yenmenin zevkini daha da öteye götürüyor.

-İsrail edebiyatında Türklerin imajı nasıl?

Bu özellikle Osmanlı geçmişine bakan imaj meselesi olduğunda karışık, hem iyi hem kötü ama mevcut dönemle alakalı bakarsak Türkiye ile ilgili çok açık görüşlü bir imaj var. İnsanlar Türkiye'yi kültürler arası bir köprü oluşturabilecek potansiyelde görüyor. Aynı zamanda günlük dilimize girmiş kavramlar var. Türk filmi gibi. Bu muhtemelen Türklerin hissiyatları güçlü bir millet olduğu kanaatiyle alakalı. Ne zaman ağlatan bir film izlesek ona Türk filmi diyoruz. İsrail halkı da çok hissi bir halk. Bundan dolayı Türklerle kendilerini benzeştiriyor olabilirler.

-Sizin aile kütüğü temelde kuzeyden geliyor. Pek çok İsrailli kendisini Akdenizli hisseder. Siz kendinizi nereli hissediyorsunuz?

Ben kendimi tamamen Akdenizli biliyorum. Annem babam kuzeyliydi ama ben Akdeniz'de doğdum. Akdeniz iklimini soludum. Akdeniz tavırlarını edindim. Türkçe bilmiyorum ama İstanbul'da sokaklarda dolaşırken mesela Stokholm'da hissedeceğimden daha çok evimde hissediyorum kendimi. Türklerle İsrailliler arasında benzerlikler sadece folklor ve hisler seviyesinde tutulamaz. Bizi birbirimize bağlayan çok daha fazla gerçeklikler var. Örneğin bizim muhteşem bir geleneğimiz var. Ondan çok gurur duyarız. Ama bu gelenekle ne yapacağımızı bilmiyoruz. Sanıyorum bu Türkiye için de geçerli. Devletle dinin ilişkilerini şekillendirme anlamında bizim büyük bir problemimiz var, sizde de aynısı var. Biz kendi mirasımızla gurur duyarız ama bu miras hakkında pek çok tartışmalarımız var. Sanıyorum aynı şey Türkiye için de geçerli. Avrupa ile ilgili fikirlerimiz bile oldukça net olmakla birlikte problemli. Evet, Avrupa'ya meyilliyiz ama kendi kimliğimizi kaybetmekten de korkuyoruz. Avrupa'ya karşı bir sevgimiz var ama bir kızgınlığımız da var. Bütün bunlar Türklerle İsraillilerin ortak problemleri. Eğer bu problemlere çözüm bulursanız lütfen bizi arayın. Eğer biz çözüm bulursak sabahın 5'i dahi olsa sizi arayacağız! -Bu yeni fenomen artık; yazarlar özellikle de romancılar siyaset hakkında soru sorulan insanlara dönüştüler. Bizde de Orhan Pamuk nereye gitse hükümetin politikaları soruluyor. Size de politik sorular soruluyor romanınızdan ziyade. Neden?

En azından bizim çok eski bir geleneğimiz var, maneviyat adamları ile politikanın ilişkisi hususunda. Daha peygamberler döneminde başlayan bir ilişki bu. Peygamberler krallara neyi yapmaları gerektiğini söylerlerdi. Krallar da onları dinlemezlerdi. Modern İsrail geleneğine baktığımızda yazarların çoğunun politik olmasa bile sosyal olaylarla ilişkili olduklarını görüyoruz. Benim bu husustaki kişisel tarzım iki kimliğimi birbirinden ayırmak oldu. Ben aynı zamanda hikâye anlatan aynı zamanda politik yazılar yazan birisiyim. Benim ofisimde iki kalem vardır. Hâlâ bilgisayar kullanmıyorum. Kalemlerimden birisi siyah, birisi mavi. Bunlardan birisiyle hikâyelerimi yazıyorum, diğeriyle de hükümete cehennemin dibine kadar yolları olduğunu söylüyorum. Ama tıpkı peygamberlerimiz gibi benim de pek başarılı olduğum söylenemez.

-Kitabınızda kişisel tarihinizle İsrail'in kuruluş tarihini özdeşleştirmişsiniz. "Aşk ve Karanlık" otobiyografi olduğu kadar, bir tarih kitabı da. Belki de araştırmalar yapmak durumunda kaldınız. Kitap pek çok yerde bizi şaşırtan bilgilerle dolu. Sizin şaşırdığınız anlar oldu mu araştırırken.

İşin doğrusu ben çok fazla araştırma yapmak zorunda kalmadım. Çünkü kitabımda anlattığım hadiseler benim kişisel hafızamın parçalarıydı. Felaketler ve yıkılışlar döneminde tarih kişiselleşir. Bazan tarih sık sık kapını çalar, savaş olur, kuşatma olur, açlık olur, şiddet olur. Bunların hepsini yakından gördüm ben. Aşk ve Karanlık benim aile tarihimin hikâyesidir. Ama haklısınız, tarih doludur. Ama tarih benim ailemi işgal etmiştir. Biz kahvaltı yaparken tarih davetsiz bir misafir olarak katılırdı bize. Zaman olurdu ki soframızı alt üst ederdi. Demek istediğim şu ki benim kişisel tarihimle İsrail tarihi birbirinden ayrılamaz. İkisinin arasında bir çizgi yok.

-Holokost (Yahudi Soykırımı) sizin kişisel hatıranız olmuş, Rusya'daki soykırımlar da? İsrail'in kuruluşu da öyle. Buradan sağlıklı bir kişilik ortaya çıkabilir mi?

Haklısınız. Kaldırılamayacak ağır bir yük. Ama değiştiremeyeceğiniz bir gerçek. Kitabımda görmüşsünüzdür, annem kendini öldürdü. Kendisini öldürme sebeplerinden biri de holokosttu. Çünkü bütün arkadaşları holokostta ölmüştü. Ama bu benim. Bu hatıralar beni ben yapan şeylerdir. Eğer sağlıklı mı diye sorarsanız, hayır değil. Kimse için değil. Tarihi sokaklarda görmek sağlıklı değildir. Sağlıklı olan tarihi kitaplarda, okul sıralarında görmektir. Ama ne var ki bayan tarihle tanıştım, sağlığım için iyi bir şey değil, buna katılıyorum; ama kendi hikayemi anlatırken ne yaşadıysam onu anlatıyorum.

-Bunu kişisel olarak değil de İsrail toplumunun umumu için düşünürsek her İsrailli kendi başına İsrail olur. Her İsraillinin hatırası bütün bir İsrail tarihi olur. İnsanlar da ister istemez radikalleşir.

Evet, haklısınız ve bundan kurtulmanın tek yolu bunu konuşmaktır. Bundan dolayı edebiyatın tedavi edici bir rolü olduğuna inanıyorum. Evet ortada bir travma var ve bundan uyanmaya çalışan İsraillilerde tabii ki iyileşmenin sendromu da var. Ama şunu da söyleyebilirim bugün İsrail normalleşiyor. Artık basketten, futboldan konuşmayı holokosttan konuşmaya tercih edecek çok İsrailli bulabilirsiniz. Normalleşmenin bir yolu da tarihin bu dehşetli hadiseleri hakkında "humor" yapabilmektir. Ben bu kitabımda hatıralarımdaki acı olayları bir gülücükle birlikte verdim. Esprinin büyük bir tedavi gücü olduğuna inanıyorum. Hatta şunu da iddia edebilirim eğer bir dinim varsa humor dinindenim ben. Humor, her türlü fanatikliğin panzehiridir. Hayatımda espri kabiliyeti olan bir fanatikle hiç karşılaşmadım.

-Pekala İsrail edebiyatını humor açısından değerlendirirseniz İsrail nerede?

İsrail kültüründe kendine gülmek kendi kendisinin humorunu yapabilmek antik bir Yahudi geleneğidir. Yahudiler tarih boyunca kendilerine, problemlerine, problemlerini çözemeyişlerine hatta kendilerine nasıl güldüklerine dahi gülmüşlerdir. Gülmek varlığını devam ettirebilmenin bir yolu olmuş. Onun için humora zayıfların veya baskı altındakilerin silahı olarak bakabiliriz.

-Kitabınızda İbranicenin gelişim sürecinden de bahsediyorsunuz. Bazı kelimelerin karşılığını bulamadıkları için konuşan insanların duraksadıklarından söz ediyorsunuz. Bugün İbranicenin geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Siz kitabınızı yazarken duraksadığınız anlar oldu mu?

Modern İbranice göz alıcı bir müzik enstrümanına dönüştü. Bazı noktalarda hâlâ zayıf olduğu doğrudur. Mesela küfrederken hâlâ Arapça bazen de Yediş bazen de Ladino kelimeler kullanıyoruz. Ama bu tamamen sağlıklı bir şey. Yaşayan bir dil tabii ki başka dillerden kelimeler ödünç alacaktır. Sanıyorum Türkçe de bunu yapıyor. Ben bugün yazarken hiçbir zorluk hissetmiyorum. Asla ülkemin şovenisti değilim. Ama İbranicenin şovenisti olduğumu söyleyebilirim.

-Asırlar boyunca Yahudileri ayakta tutan hayal Filistin'e dönme hayaliydi. Artık bir devletleri var ve Filistin'deler. Bugün Filistin onlar için ne anlam ifade ediyor?

Tek kelimeyle cevap verebilirim: Ev. Tabii ki ev cennet değildir. Bir gül bahçesi değildir. Problemleri vardır, iç çatışmaları vardır, bazen sıvaları düşer, bazen yerlerdeki fayanslar patlar, bazen borular çalışmaz, bazen ailenin içinde kavgalar olur. Ama ev dediğin şey de budur zaten. İsrail'in bir rüyadan doğduğunu söylerken çok haklıydınız. Rüyalar çok güzeldir ama gerçekleştirilmeleri değil. Bir rüyayı tozpembe tutabilmenin yolu, asla onu gerçekleştirilmeye kalkışmamaktır. Evet, İsrail doğru çıkmış bir rüyadır, artık eski tadını vermiyor. Ama bu İsrail'le alakalı bir gözlem değil. Bu, bütün rüyaların doğasıyla ilgili bir gözlem.

-Kitabınızın son sayfalarında annenizin Tel Aviv sokaklarında dolaştığını, artık sokaklarda yakışıklı bir delikanlı bile kalmadığından, sokakların eskisi gibi çekici olmadığından yakındığını aktarıyorsunuz. Bu belki de sizin kişisel hissiyatınız. Bugünün Yahudi gençleri Tel Aviv'de aradıklarını bulabiliyorlar mı, yoksa Türk gençleri gibi başka yerlerde yaşama arzusu var mı?

Bu evrensel bir şey. İşin doğrusu bu, İsrail'in ne kadar normalleştiğini gösteriyor. Türk gençleri gibi Yahudi gençleri de Batı'ya bakıyorlar. İsrail'deyken ABD'de yaşamayı özlüyorlar. Amerika'ya gitselerdi İsrail'i özlerlerdi. Hayatlarımızın komedisi bu işte. Bu kitabı yazarken onu bir trajik komedi olarak kurguladım. Travmatik hadiseleri sıradan saçma hadiselerle, büyük tarihî olayları gündelik hayatın anlık vakalarıyla birlikte verdim. Bundan dolayı bugüne kadar 14 ülkenin insanına ilginç geldiği gibi Türk okuyucusuna da ilginç geleceğini düşünüyorum. Çünkü konusu baba, anne, çocuk, yalnızlık, emeller, aşk, ölüm ve rüyalardır.

-Filistin edebiyatını nasıl görüyorsunuz? Sizce bir gün Filistinliler de sözgelimi 'duvar'a gülebilecekler mi?

İşin doğrusu bazıları daha şimdiden gülebiliyor. Çok sağlıklı bir şey bu. Önemli olan duvara gülmek değil. Sadece duvara gülseler bu satirizm olurdu. Ama kendine gülebilmek işte bu humordur. Filistinliler bu anlamda sağlıklı bir edebiyat geliştiriyor.

-ABD'den iki akademisyen bir makale yazdı ve Amerika'yı Yahudilerin yönettiğini iddia etti. Nedendir bu, Yahudilerin komplolarla ve perde arkasından dünyayı yönetmekle özdeşleştirilmeleri? Oysa siz biraz önce, Türkiye ile İsrail'i kıyaslarken İsrail çok küçük, Türkiye büyük bir ülke dediniz?

Öncelikle şunu söyleyeyim. Bu iki profesör yanlışlar. ABD bugün Hıristiyan fundamentalistler tarafından kontrol ediliyor. İpler, Amerikan aşırı sağının elinde. Bundan mutlu muyum? Hayır. Yahudiler dünyanın hiçbir ülkesini kontrol etmiyor. Eğer kontrol etmiş olsaydık şimdi olduğu gibi zavallı durumda olmazdık. İşin doğrusu İsrail bugün kuşatma ve varlığı tehdit altında bir ülkedir. Bu anti-semitizm diyebileceğimiz antik mit, Yahudilerin bir evlerinin, ülkelerinin olmamasından kaynaklanıyordu. Bulundukları ülkelerde misafir durumundaydılar. Bu rahatsız edici bir durumdur. İnsanları hikâyeler uydurmaya iter. Çünkü normal değil. Bir halkın bir evinin olmayışı normal değil. Bugün ümit ediyorum İsrail'in var olması sayesinde yüzyıl içerisinde bu anti-semitizm miti ölecektir. Mitlerin ölmesi çok uzun zaman alır. Özellikle bunları hayatta tutabilmek için fanatikler var. Şunu da ekleyeyim. Ben bu iki profesörün anti-semitik olduğunu söylemiyorum. Fakat Yahudilerin dünyayı kontrol ettiği iddiasının yanlış olduğunu söylüyorum. Bunlar ırkçı görüşlerdir. İşin doğrusu yeni bir mit olan İslam'ın dünyayı işgal etmek veya Batı'yı yok etmek gibi bir komplonun arkasında olduğu iddiası da böyle bir ırkçılıktır. 2006-04-10

Muhabir: Kerim Balcı - Muhsin Öztürk
 


Prestijli edebiyat ödülü Franz Kafka Ödülü bu yıl İsrailli başarılı yazar Amos Oz'a layık görüldü

Çek Cumhuriyeti'nin prestijli edebiyat ödülü Franz Kafka Ödülü'ne bu yıl 1939 doğumlu İsrailli yazar Amos Oz layık görüldü.

http://www.milliyetsanat.com

10 bin dolarlık para ödülüyle birlikte verilen Franz Kafka ödülünü daha önce Philip Roth, Elfriede Jelinek ve Harold Pinter da kazanmıştı. Franz Kafka Derneği tarafından verilen ödül, "Köken, ülke ve kültürü gözetmeden bütün okurlara seslenen yazarlara" veriliyor.

İsrailli romancı, gazeteci, yazar ve barış yanlısı aktivist olan Oz'a ödülü Ekim ayında yapılacak törenle verilecek. Türkiye'de kitapları Doğan Kitap tarafından yayımlanan Oz’un Türkçe'ye çevrilmiş eserleri arasında, huzursuz bir şehrin kapılarını açan ve 1947 Kudüs'ünü anlatan "Pusudaki Panter", Kudüs'te yaşanan 6 haftalık masum bir aşkı anlatan "Bisikletim ve İlk Aşkım", aralarında dünyalar olan, batının ve doğunun sert çarpışmasını gözler önüne seren "Kara Kutu" ve savaş sonrası Kudüs'ünde büyümüş çocuğun hayatını anlatan "Aşk ve Karanlık" bulunuyor. Oz'un ismi son birkaç yıldır Nobel Edebiyat Ödülleri adayları arasında da geçiyor.

>

Valid HTML 4.01 Transitional

Valid CSS!