|
Son Sayfalarımız : | | |  | Boris Vian, bağımsız, özgür, aydın tavrı, "kendi olma" felsefesi ile, hiçbir ideolojiye, edebî akıma katılmamıştır. "Evet, hayır, belki" gibi üç seçenekli Aristo mantığının yeterli olmadığını düşünmüş; eserlerinde kişiye, duruma, koşullara özgü işleyen, mantık dışı, hatta mantık üstü dünyalar yaratmıştır. "Hayali çözümler bilimi" olarak adlandırılan "patafizik" kavramı ile Boris Vian, mizah ögesinden de yararlanarak, özgün eserler vermiştir. Yürek burkan, masum bir aşk öyküsü olan "Günlerin Köpüğü" adlı başyapıtı, aynı zamanda Vian'ın ana felsefesi olan insanın "kendini gerçekleştirme" temasını işlemektedir. | | |  | Firdevsi, Hafız, Sadi, Attar, Hayyam gibi ustalarının ülkesini Rıza Şah rejimi yüzünden terk etmek zorunda bırakılan 20. yüzyılın büyük İranlı edebiyatçılarından Sadık Hidayet, kalemiyle kendine özgü dünyalar yarattığı için "Doğunun Kafka'sı" olarak bilinir. Hidayet, göçmenliğin acılarını hep yüreğinde taşımıştır. Hüzünlü bir dille yazılan Kör Baykuş'ta korkular, özlemler, ümitler, ümitsizlikler anlatılırken olaylar zaman ve mekanın dışında kalır. Kişiler mitik bir şekilde birbirlerine evrilirler. Anı, rüya, hayal birbirine karışır. Güzelliği, safiyeti aramak uğruna kendini yiyip bitiren bir sanatçıdır Hidayet. | | |  | Asal'ın Volga nehri üzerinde Saint Petersburg'dan başlayıp Moskova'ya kadar uzanan gezisinin notlarını içeren Volga Hüznü yanlızca varılan noktaların panaromasını değil aynı zamanda Rus edebiyatının ustalarına selâm gönderen, Rus tarihinin sayfalarını aralayan şiirsel bir yapıt. Raşel Rakella Asal Dipnot Kitap Kulübü üyesidir. Asal kitabında Picasso’nun, ünlü ‘Guernica’ tablosundan yola çıkarak İspanya İç Savaşını anlatır. Kitabının özünü Asal şöyle anlatır: "Bu tablonun parçalanmışlığını kavramaya, ana izleklerini yakalamaya çalıştım. Bunu yaparken İspanyol halkının iç savaşta yaşadığı acıları, savaşın kendisini, savaşın yarattığı dehşeti, bir halkın direnişini anlamak ve anlatmak istedim." Raşel Sabanoğlu’nun I. ve II. Dünya Savaşı’nın bütün zorluklarını yaşamış bir insanın, İzmir’de bir Yoksullar Evi kurmak ve yaşatmak için harcadığı insanüstü çabayı yazar, kendi gözlemlerinden, şahitliklerden de yararlanarak öyküleme tekniğiyle bizlere aktarıyor. | | |  | Ondokuzuncu yüzyılın ilk yarısında talihsiz bir yaşam süren şair ve kısa öykü yazarı Edgar Allan Poe, Gotik edebiyatının ilk yazarlarındandır. Esrarengiz ortamlarda geçen, gerilim ve korku yüklü öykülerle dedektif hikayelerinin öncüsü olan Poe, Sir Arthur Conan Doyle, Hermann Melville, Jorje Luis Borges, gibi yazarları, eşsiz şiirleriyle de Baudelaire, Mallarme gibi şairleri etkilemiştir. Düşsel ortamları kusursuz bir bilimsel şekilde betimleyen Poe bilim-kurgu türünün de kurucusu olarak görülmektedir. | | |  | Körleşme, bilimin sığınağında, fildişi kulesinde yaşayabileceğini sanan aydını simgeleyen Çin Bilimleri uzmanı Profösör Kien’in öyküsüdür. Kien antik diller hakkında çok bilgili olmasına rağmen güncel dünyayı çözümlemekten acizdir. Canetti Körleşme’de, katı, yaşamın gerçeklerinden kopuk, dogmatik entelektüelliğin, kaos ve yıkımın üstesinden gelebileceğine inanmanın tehlikelerini müthiş bir ironi ile dile getirir. Kien’nin çabaları boşunadır. Ne yazık ki binlerce yıllık kültür birikimi, ne kendisini ne de meteforik olarak temsil ettiği çağını kurtarabilecektir. İkinci Dünya Savaşı ile birlikte herşey devasa bir yangın yerinde mahvolup gidecektir. | | |  | Max Frisch türkçeye "Çarpık Sevda" olarak çevrilen Homo Faber adlı eserinde, aydınlanmanın aklı ön plana çıkaran, teknolojiye ve bilimsel düşünceye inanan bir "aydın" karakterinin, yaptığı ruhsal yolculuk sonucunda hayata bakışının ve değerlerinin nasıl değişime uğradığını anlatır. Teknolojinin üstünlüğüne yürekten inanan Walter Faber hayatın beklenmedik dönemeçlerinde nasıl çaresiz kaldığını görür. Kuru bir mühendis mantığıyle sürdürdüğü yaşamının son evresinde mekanik bakıştan sıyrılarak yaşamı bütün zenginlikleriyle görerek varoluşuna şükran duyar. | | |  | 2009 yılında Nobel Edebiyat ödülünü kazanan Herta Muller, Alman asıllı bir Romen vatandaşı olarak diktatör Çavuşesko rejimi altında çekilen acıları kitaplarında şiirsel bir anlatımla dile getiriyor. Nobel komitesi tarafından "Şiirin yoğunluğu ve nesirin açıklığını kullanarak yoksulların dünyasını tasvir" eden bir yazar olarak ödüllendirilen Herta Müller "Tilki Daha O Zaman Avcıydı" adlı kitabında 1980'li yıllarda kanlı bir otoriter rejim altındaki Romanya kırsalında yaşayan insanların çektiği işkenceleri kaleme alır. Politikanın kişisel yaşama egemen olduğu bir dünyada yanlızlaştırılmış bireyin ıstırabı Muller'in kitaplarının ana konusudur. | | |  | Tanpınar ilk romanı olan Mahur Beste ile maddesiz, insansız, bilinçsiz, kozmik ve "yekpare" zaman anlayışını ortaya koymuştur. Bu "taksim görmeyen zaman" arayışı onun daha sonraki Huzur, Sahnenin Dışındakiler ve diğer eserlerinde de devam etmiştir. Mahur Beste, "yaşamın taksim gören" yani cismanileşen zaman olan yaşamın kendisinde Osmanlı'dan ilginç insan portreleri çizer. Kitabın sonunda Behçet Beyin hikayesi olarak başlayan eser, pek çok karakterin katılımı ile bir devrin hikâyesi olur. Yazar bütün bu kalabalığın sesini orkestrayacaktır. Ama zaman içinde. Bu nedenle Mahur Beste bazılarınca yarım kalmış bir eserdir. | | |  | Son dönem edebiyatçılar arasında dili müstesna bir şekilde kullanan İhsan Oktay Anar, Suskunlar'da gerilim, tarih, felsefe ve edebiyatı harmanlayarak son derece özgün bir eser yaratmıştır. Başlangıç noktasını müzikten alan Anar kitabında "Her musiki, sesin değil de, aslında sessizliğin bir taklidi, musiki sessizliğe ne kadar yakınsa,o kadar da mükemmel olur. Kulakları hassas olduğu halde hiçbir şey işitmeyen kişi, O’nu dinliyordur.Sessizlik de bir perdedir. Sessizliği işitebilirsin." der. Kitabını fantastik parçalarla kurgulayan Anar eserinde mutlak sessizliğe giden yolu anlatır. | | |  | Virginia Woolf'un "Dalgalar" adlı eseri, edebiyat tarihinde daha önce hiç denenmemiş bir formda hem şiir, hem roman, hem tiyatro oyunu, hem düzyazı yapısıyla gerçek bir başyapıttır. Bilinç akışı tekniği ile hayatı ve evrelerini anlattığı kitap dokuz bölümden oluşur. Her bölümün başında "düzyazı şiir" diyebileceğimiz bölümlerde güneşin konumu metaforu ile çocukluk, yeniyetmelik, olgunluk, yaşlılık gibi hayatın evreleri ele alınır. Kitabın anlatıcısı tek değil altı okul arkadaşıdır. Her birinin hayatın anlamını aradığı bu eserin örgüsü kahramanların "iç sesi" kendi kendine konuşmalarıyla verilir. | | |  | Yirminci yüzyıl Güney Amerika yazarları arasında gerçek bir dev olan Julio Cortazar, yazarlık yaşamının ilk yıllarında kaleme aldığı El Examen- Sınav adlı eserine paralel olarak yazdığı Andrés Fava'nın Güncesi adlı kitabında sanat, edebiyat, felsefe konularındaki düşüncelerini, yazın tekniklerini, otobiyografik göndermelerle okuyucuya sunuyor. Dünyanın en ileri gelen öykü yazarlarından olan Julio Cortazar'ın "Mırıldandığım Öyküler" adı altında toplanan gizemli, tutkulu, katman katman hikayeleri, yirminci yüzyıl sürrealist edebiyatının en seçkin örneklerindendir. | |
| | 03.02.2010 | Günlerin Köpüğü - Boris Vian Toplantı Alsancak'ta Şenocak Kitapevinde | | 17.02.2010 | Oidipus - Sofokles Konuşmacı Sayın Ümit Tarakçı | | 03.03.2010 | Aynalar - Eduardo Galeano |
Okuduğumuz Her Kitabın Bir Web Sayfası Var !Bu sayfalarımızda, eleşirilerimizi, çalışma sorularını, kitap, yazarı, dönemi, felsefesi, edebiyat akımları gibi bilgileri bulacaksınız. Lütfen TIKLAYINIZ Yıllara Göre Kitaplarımız Hakkında Kısa Bilgiler |
Son Yorumlarımız :Kulüp üyelerimizce yazılan ve okuduğumuz kitaplara ait yorumları, o kitaba ait web sayfamızda bulabilirsiniz. Yazdığımız son yorumları aşağıda görebilirsiniz. |
|
|